Kız Çocukları Da Yaramazdır

Çocuk edebiyatı eserlerinde çocukluğun seyrini de okumak mümkün oluyor. Yazıldığı dönemdeki çocukluk anlayışını yansıtan eserler tarihsel ve sosyo-politik tahliller de barındırıyor satır aralarında.

Bunlardan biri de çok bilinmeyen bir kitap olan “Sophie’nin Yaramazlıkları” dır. 19. yüzyıl Fransa’sında çocuklara nasıl yaklaşıldığı ve ne gibi bir çocukluk anlayışı olduğunu anlatan bu eser Rusya’dan Fransa’ya göç etmiş Comtesse de Segur’un kaleminden çıkmış. Yıllar sonra torunlarına anlattığı ve eğlenceli çocuk karakterlerinin yer aldığı öyküler, dönemin hâkim çocukluk anlayışına itiraz metinleri olarak da okunabilir.

Normalde bir yazar olmayan Segur’un kitapları edebi bir anlatıma sahip değil. Söz sanatlarının yer almadığı ve basit bir kurgusu olan kitaplar dönemin katı, cezalandırıcı çocuk eğitimine karşı çıktığı için önem taşıyor. Özellikle bir kız çocuğunun baş karakter olduğu kitaplar çocukların yaramazlık haklarını savunuyor. Hatta onların kendi gerçekliklerine uygun davranıp da sonuçlar “bizce” yanlış olduğu için yaptıkları şeyler yaramazlık oluyor, diyor.

Yaramazlık deyince de aklımıza hep erkek çocukları gelir. Hatta bir kült haline gelmeye aday Pıtırcık, Saftirik, Felaket Henry ve Sessiz Sakin karakterleri hep erkek çocuklarından oluşuyor. Oysa hanım hanımcık ve sakin olma beklentilerini karşılamayan kız çocukları da var. Onlardan biri de Sophie!

Sophie, 19. yy. Avrupa’sında büyümüş her soylu sınıfındaki çocuk gibi son derece korumacı bir yapıda büyüyor. Evde hizmetçilerin ve dadıların olduğu bu ev Sophie’nin hikayelerinin geçtiği tek mekan. Şayet annesini dinlemeyip kendi gerçekliğine uygun davranırsa yaramazlık yapmış oluyor. Anne söz dinlememek yani otoriteyi dinlememek. Kitapta baba karakteri yok denecek kadar az yer tutuyor. Bu da o dönemdeki Avrupa soylularının erkeklerinin sürekli çalışması veya iş gezilerinde olmasıyla açıklanabilir.

Sophie günümüz tabiriyle de gerçekten yaramaz bir kız çocuğu. Ama bizim yaramaz olarak nitelendirdiğimiz davranışlarının kendince bir açıklaması var. Örneğin annesinin her gün birer tane vermeyi kabul ettiği özel şekerlemelerden “yarın acaba hangisini yiyeceğim” diyerek gider ve şekerleme kutusunu açar. “Bana hangisini istediğimi sorduğunda tatlarını bilmem lazım ki cevap vereyim” diyerek başlar bütün şekerlerin tadına bakmaya ve sonunda neredeyse bütün kutuyu yer. Sophie için son derece masum ve “normal” bir durumdur bu. Ama her yaramazlığı bu kadar masum sonuçlanmıyor. Birtakım zararlara yol açıyor.

Cezalandırma sistemi ile terbiye o kadar kuvvetli bir anlayış ki bir çocuk yaptığı yaramazlık affedilse dahi kendisini affetmeyerek kendi kendine ceza veriyor. Sophie’nin okuldan arkadaşı Elisabeth, kolundaki yaranın sebebini şöyle açıklıyor: “Bana ütüyü vermediği için dadımın kolunu acıttım. Çok kanadı. Üzüldüğümü görünce dadım beni teselli etti. Ama ne olursa olsun ben de onun kadar acı duymalıydım. Kendimi cezalandırdım.” Ceza sisteminin çocuk dünyasında bu denli hasara yol açması oldukça ürkütücü duruyor.

Çocuklardan bir yetişkin gibi davranılmasının beklendiği 19. yy Avrupa’sında cinsiyet rolleri çok katı çizgilerle çizilmiştir. Bunun çok net görüldüğü Sophie karakterinde kız çocuğunun bütün gün evde vakit geçirmesi şimdiki kentli çocuğun durumundan da farklı değil. Çocuk şimdi de dört duvar arasında ve roller o kadar olmasa da hala keskin.

Kitapta Sophie’nin hayvanlarla geçen çok fazla hikayesi anlatılıyor ama hepsinin sonu hüsran. Sevdiği hayvanları eve getirip bakmak isteyen Sophie sonunda hepsine zarar veriyor. Bu anlamda kitap çok kötü bir pedagojik hataya düşüyor. Hayvanların doğal ortamlarında tutulması yerine bir mülk gibi alınıp eve getirilerek zarar verilmeleri birkaç kez tekrarlanan bir durum. Balık, sincap, kedi, kuş ve kaplumbağa Sophie’nin yaramazlıklarından nasibini alan birkaç hayvan. Onun hayvanlarla olan iletişimindeki zayıflık nedeniyle annesi başka bir hayvanı eve getirmeye artık izin vermiyor. Tam isabet!

Kitabın ilk öyküsü, Sophie’ye hediye gelen balmumu oyuncak bebeğin bozulmasının ardından annesinin onu tamir etmesi önemli bir konuya değiniyor. Günümüzde bozulan bir şeyin tamir edilerek kullanımının devam ettirilmesi artık pek karşılaşılan bir durum değil. Bunun eşyaya bakışımızda önemli farklılıklar doğurduğu bir kesin. Öte yandan bebeğine bir anne gibi bakması az önce değindiğimiz cinsiyet rollerinin tipik bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Epey zaman alsa da balmumu bebeğinin sonu oyuncak çöplüğü oluyor elbette.

Sophie’de olduğu gibi Segur’un diğer karakterleri birer masal kahramanları değil, gerçek çocuklardır. Tüm çocuklar gibi yaramazlık yapan, üstünü kirleten ve sınırları zorlayan bu gerçek karakterler soylu ve zengin bir ailede de olsalar kapalı bir kutuda, koruyucu anlayışla yetişiyor. Bugün özellikle çarpık kentleşmenin neticesinde evlere tıkılan ve sokağın tehlikelerine karşı “korunan” çocukların Sophie’den daha özgür ya da mutlu olduğunu iddia edebilir miyiz?

 

Sophie’nin Yaramazlıkları
Comtesse De Segur
Bordo-Siyah Yay. 2007

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir