Sevdalı Bulut

İyi ki yüreği sevgiden, gelenekten, insanlıktan, aşktan, çocukluktan beslenen insanlar var. İyi ki umudu, adaleti ve merhameti yeryüzündeki bütün başarılardan daha yüce görenler var. Bu yüreği güzel insanlar sayesinde, onların çocuklara anlattığı masallar sayesinde bize dayatılan doğruları sorguluyor, reddediyor ve yerine “olması gerekeni” inşa ediyoruz.

Sevdalı Bulut masal kitabı tam da böyle, sadra şifa cinsinden bir kitap. Çocuk edebiyatının popülizme yenik düşmemek için direndiği şu günlerde kadim masallar ve o masallardan ilhamla yazılan masallar can kurtaran gibi koşuyor imdadımıza. Okudukça nefes aldığımızı hissediyor, yeniden umutlanmak için bir sebebe tutunuyoruz.

Kitaba adını veren masalda bir dervişin üflediği neyden doğuyor karakterler. Önce bir ülke doğuyor neyin deliklerinden sonra güzeller güzeli Ayşe Kız.

Ayşe Kız’ın gözü gibi baktığı bahçesine kötü kalpli, zalim Kara Seyfi musallat olur. Tüm masalların ortak özelliği olarak bir iyilik-kötülük temasına sahip bu masalda Kara Seyfi, kimsesiz ve genç Ayşe’yi bahçesini kendisine satmasını ister ama Ayşe Kız oralı değildir, satmak istemez bahçesini. Çünkü bilir ki her ne kadar kendisi dünyalar güzeli olsa da asıl güzellik bahçesinde rengarenk çiçekler, çeşit çeşit ağaçlar büyütecek; tavşanla ve güvercinle yoldaşlık edecek bir kalbe sahip olmaktır.

Ama bu güzel kalp, Kara Seyfi gibi bir kötüyle başa çıkamayacağından ney üfleyen derviş, neyinden bir bulut üfler göğe doğru. Ne ki bu bulut, Ayşe Kız’ı görür görmez sevdalanır. Tepesinden ayrılmaz Ayşe Kız’ın, gölge olur ona, yağmur olur gerektiğinde. Bir nefes soluk olur, can olur. Gece penceresinde ninniler söyleyen bir yâren olur. Kara Seyfi’ye aman vermez, Ayşe Kız’ı onun kötülüklerinden her daim korur.

Kara Seyfi kendi gibi bir kötüyü çabucak buluverir öte yandan. İsmi de görüntüsü gibi ürkütücü olan devedikeni köyün kötü adamı Kara Seyfi ile planlar yaparlar. Beraber çıktıkları uzun yolculuk sonrası “kuraklık ülkesine” varırlar. Bu ülkedeki kum ve rüzgarı, Ayşe Kız’ın güzelim bahçesini kurutmak için toplarlar. İlk zamanlar planları işe yarar, Ayşe Kız’ın bahçesi kurur, tüm bitkiler tek tek ölmeye başlar. Durumu fırsat bilen Kara Seyfi, harabeye dönmüş bahçesini satmasını isteyince bizim Ayşe Kız bahçesinden de sevdasından da davasından da dönmez, “çiçeklerimle beraber burada ölürüm daha iyi” der. Durumu gören sevdalı bulut hemen Ayşe Kız’ın imdadına koşar. Rüzgarla Bulut dövüşe başlar, büyük bir mücadelenin sonunda Bulut, rüzgarı yener; kötülükler sona erer. Kuruyan bahçe için yağmur olur akar Bulut, Ayşe Kız yeniden canlanan bahçesi için mutlu olur.

Bakıldığında klasik bir iyi-kötü masalı gibi dursa da defalarca okunmayı hak eden bir masal. Çünkü süper güçlerin, süper kahramanların, haz merkezli hayatların, narsist düşüncenin, güzelliğin cinselliğe indirgendiği çarpık anlayışın, bencilliğin, maddi ve ölçülebilir kazanımların hepsine bir reddiye var bu masalda ve bizim şimdi, burada, en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyi yapıyor.

Bir bulutun bir insana/ genç bir kıza sevdalanmasını okuduğumuz bu masalda sevdayı sevgi bağlamında anlamak gerekiyor. Sevgi dediğimizde de fedakarlık, onun nefsini kendi nefsine tercih etmek, cesaret ve sadakat gibi erdemler gerekiyor. Sevdalı Bulut dervişin neyinden üfleyip gökyüzünde sevdaya tutulunca bizim de içimize bir umut doğuyor bu yüzden. “Sevdim mi tam severim” cinsinden bir sevgi.

Kendini Ayşe Kız için feda eden Sevdalı Bulut’un durumuna tam üzüldük derken de yazar bizi umuda çağırıyor. Çünkü hemen oracıktaki gölde yeniden buharlar yükseliyor göğe, bulutun habercisi olarak.

Güzelliği kadar merhameti, ruhu ve naifliği kadar cesareti ve sadakatini de okuyoruz Ayşe Kız’ın. Çiçeklerini asla terk etmeyen, zalime eyvallahı olmayan bir kızcağızdır Ayşe, “güçlü”dür.

Kanıksadığımız gerçekleri sorgulatıyor masal bize. Buluta her zaman yön veren ve onu domine eden rüzgar, bu masalda mağlup taraf oluyor. Güçlünün değil hakkın ve doğrunun galebe çaldığı bir dünyayı anlatıyor çocuklarımıza.

Ney üfleyen derviş sembolü ile Mesnevi’deki ney metaforunu çağrıştıran, Ayşe Kız’ın başından ayrılmayan ona selamet veren bulut sembolünü Allah Rasulü’nün tepesindeki bulutu anımsatan, kadim gelenekten ve tasavvuftan beslendiği aşikar bu masal için Nazım Hikmet, şairliği kadar masal anlatıcılığını da ispatlamıştır. Hangi tarafça ne şekilde değerlendirilip hangi ideolojik sınıfa dahil edilirse edilsin masallarının hakkının verilmesi gerekiyor.

Sevdalı Bulut, Nazım Hikmet’in yazdığı tek masal değil elbette. Kitapta daha nice güzel masallar var. Masalların iyileştirici gücüne inanlar için keyifli okumalar dileriz. Sonrasında çimlere serilip gökyüzündeki bulutlardan kendi masallarımızı yazabiliriz. Ne de olsa bulutlar, biz onları nasıl görüyorsak öyledirler.

Kitap, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkıyor.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir