Mutlak Güç, Mutlaka Çürütür

Faşizm, savaş, toplama kampları, duş odaları, cinayet, ayrımcılık, dayak, alkolizm, tecavüz girişimi, intihar… Yaşlı dünyamızda olup biten kötülükler ve insanın insana ettiği mezalim meselelerinde, çocuğunuzla ilişkiniz üç maymun mesafesindeyse John Boyne’un Zirvenin Dibindeki Çocuk adlı kitabını ondan uzak tutsanız iyi olur. Yok, eğer çocuklarınızı bir fanusa kapayarak büyütemeyeceğinizin farkında, “çocuk ve genç edebiyatı çocukça, zararsız konuları ele almalı” ekolünü geride bırakmış bir ebeveynseniz; sert ancak (çocuk ya da yetişkin) insan ruhuna ayna tutan, kafa yormaya, soru sormaya, insanın her türlü halini anlamaya çağıran bir hikâyeye başlamadan önce derin bir nefes almanızı öneririm.

Yıl 1936. İkinci Dünya Savaşı kapıda. Pierrot, Fransız annesiyle birlikte Paris’te yaşayan 7 yaşında bir çocuktur. Katıldığı İlk Büyük Savaş’ın yol açtığı travmayla baş edemeyen Alman babası, Pierrot 4 yaşındayken, evi terkettikten sonra kendini bir trenin altına atarak yaşamına son verir. Çok sevdiği köpeği Dartanyan ile en iyi arkadaşı Anshel’in sevgisi ve dostluğu, zor zamanlarında Pierrot’nun en büyük desteği olur. Duyma engelli olan Anshel’le işaret dili ve arkadaşının yazdığı hikâyeler aracılığıyla iletişim kuran Pierrot, kısa yaşamındaki ikinci darbeyi de annesini bir hastalık yüzünden aniden kaybettiğinde alır.
Pierrot’ya yetimhane yolları görünmüştür. Yetimhanede hayat çok kolay değildir, ancak orada uzun süre kalmaz. Adını duyduğu ama hiç tanışmadığı Avusturya’da yaşayan halası Beatrix, onu Bavyera Alplerindeki Berghof’a, baş kâhya olarak yaşadığı eve davet eder.

Tarihe meraklı olan okurlar, Berghof adını hatırlayabilir. Hani şu Nazi lideri Adolf Hitler’in Avusturya’nın dağlarındaki ünlü “babaevi”. Pierrot, eve adımını atar atmaz, halası, ona zarar gelir endişesi yüzünden, adının Almancası olan Pieter’i kullanmaya başlar. Fransız giysileri, Alman olanlarla değiştirilir ve bir Yahudi olan Paris’teki arkadaşı Anshel’in adını anması yasaklanır. Hep aynı cümleyle: “İstediğini düşün, ama yüksek sesle söyleme”

Çok geçmeden tanıştığı ev sahibinin gücü ve otoritesinden gözü kamaşan kahramanımızın kaderi, Führer’in onu bir Nazi olarak yetiştirmeye karar vermesiyle birlikte, biz okurların trajediyle biteceğini bildiğimiz, karanlık bir yola girecektir. Yaşından küçük gösteren yetim bir çocuk olarak, biraz da çaresizlikle maruz kaldığı zorbalığa boyun eğmektense bir zorba olmanın daha iyi olabileceğini düşünürken (ve söylerken) yakalarız onu sık sık. Çok özendiği üniformaya kavuşup, ordusu olmasa da askeri bir ünvana sahip olduğunda, yani bir tür “Nazi maskotu” haline geldiğindeyse kimsenin ona zarar veremeyeceği çizgiyi öyle hızlı geçer ki Hitler’in şoförü Ernst’in “Üniformalar hiçbir suçluluk hissetmeden içimizdeki kötülüğü dışa vurmamızı sağlar” diye uyaran sesi, kulaklarına bir türlü ulaşmaz/ulaşamaz.

Ustası, büyük bir hayranlıkla taklit ettiği Führer’inin yönlendirmesi ve isteği doğrultusunda, aralarında halası ve Ernst’in de olduğu “hainleri” rapor etmeyi ve “anavatan”ı ne pahasına olursa olsun savunmayı öğrenir (artık) Pieter. Hiç bir zaman doğrudan birini öldürmez ama ölümlere ve yıkımlara sebep olur, çok ağır suçlara ortaklık etmeyi sessizce kabullenir. Zaman zaman içinde beliren sorgulama isteğini yine kendi bastırır, yok eder.

Pişmanlıklar içinde hatalarını telafi etme yollarını arayan, “feda ettiği” adının peşine düşecek genç adama daha çok yıl, alınacak çok yol vardır. Ama “ne olduğunu bilmiyormuş gibi davranmaması gerektiğini, çünkü böyle bir yalana inanmanın işleyebileceği en büyük suç olduğunu” en derinlerinde de olsa hep bilecek, bundan kaçamayacaktır.

Zirvenin Dibindeki Çocuk, bir devam kitabı olmasa da İrlandalı yazar Boyne’un, her ikisi de yine Tudem Yayınlarından çıkan Çizgili Pijamalı Çocuk ve Olduğun Yerde Kal adlı kitaplarıyla aynı izleği takip ediyor: Savaş zamanında çocuk olmak… Boyne, ilk iki kitapta (Çizgili Pijamalı Çocuk filme de çekilmişti) göndermeler ve dolayımlarla ifade ettiği dönemin koyu karanlığını, bu eserde lafını hiç sakınmadan, apaçık ortaya koymayı seçiyor. Bunu da zor soruları çağırarak yapıyor. Kitabın anti-kahramanı Pierrot/Pieter, sadece bir çocuk olduğu için sebep olduğu bütün felaketler affedilebilir mi? Bir çocuk, kötülüğün gerçek anlamını bilebilir mi, ahlaki değerler onun için ne kadar geçerlidir? İnsanın kişiliği, karakteri ne zaman biçimlenir, nasıl? Ve elbette, evin aşçısı Emma’nın şaşkınlıkla sorduğu soru: “Buraya ilk geldiğinde ne kadar tatlı bir çocuktun. Masum insanların ahlaksızlaşması bu kadar kolay mı?

Kitapta Berghof’a konuk olmuş hemen herkes gerçek. Başta Adolf Hitler olmak üzere, sevgilisi Eva Braun, Hermann Göring, Heinrich Himmler, Joseph Goebbels, Leni Riefenstahl, Winsdor Dükü ve Düşesi, hatta Hitler’in köpeği Blondi vd… Hepsi de kişisel özelliklerinden fiziksel görünümlerine kadar aslına uygun resmedilmiş. Bu bakımdan, gerçekle kurgunun harmanlanmasından oluşan bir tür melez eserden bahsediyoruz.
İyiliğin ve kötülüğün doğası, insanın bir yerlere ait olma arayışı, iktidar ve gücün moral etkisi, ahlak ve hayattaki seçimler üzerine güçlü bir eser Zirvenin Dibindeki Çocuk. Yaşamlarının henüz başındaki gençler (ve belki yetişkinler) için de soluk soluğa okunacak heyecanlı bir hikâye olmasının yanı sıra, insanlık üzerine bir sorgulama metni, bir ibret vesikası. Dramatik ve vurucu kapağı, özenli baskısı da cabası. Her kütüphaneye lazım, vesselam…

KAYNAK: iyikitap, Alev Karakartal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir