Limon Kütüphanesi

Doğukan İşler, Genç Timaş’tan çıkan “Limon Kütüphanesi” kitabını edebiyathaber’e değerlendirdi.

***

Romanların, öykülerin, şiirlerin, kısacası edebiyatın ne işe yaradığını düşünüp duruyoruz hâlâ. Elbette bu sorunun çok çeşitli yanıtlarını da verebiliyoruz, çoğu zaman kendimizce. “Kitap, en iyi arkadaştır.” diyoruz mesela, artık çok klişeleşmiş bir yanıt da olsa. İnsansız, sadece kitaplardan oluşan bir arkadaş evreninde yaşanabilir mi acaba? Bunu da düşündüğümüz olmuştur büyük ihtimalle. Kitapların, dizelerin, cümlelerin, kelimelerin arasında nefes alıp vermek sadece… Kulağa hoş gelmiyor değil.

Peki, sonsuza dek yaşayabilir mi bir insan sadece kitaplarla? Bir kitabı sevmekle mi, bir insanı sevmekle mi, yoksa kitap seven bir insanı sevmekle mi başlar her şey?

Gençlik edebiyatında göz dolduran eserler yayımlamayı hızla sürdüren Genç Timaş’ın yeni kitabı “Limon Kütüphanesi” kitaplar-insanlar ekseninde dönüp dolaşan, oldukça ilgi çekici bir roman olarak karşımızda duruyor.

Calypso, henüz çok küçük yaşlarda annesini kaybetmiş, on yaşında bir kız çocuğudur.  Annesinden kendisine miras kalan tablolar ve daha da önemlisi kitaplarla çevrili bir evde yaşamaktadır; düzeltisini yaptığı kitapların arasında saatler geçirip kendisini odasına hapseden babasıyla birlikte elbette… Calypso, annesinin yokluğunda çok derin sıkıntılar ve farkına bir türlü varamadığı bir bunalım içinde olan babasına bakar. Yemek yemeyi bile unutan, kafasını çalışma odasındaki kâğıtlardan kaldırmayan, Calypso’ya sürekli olarak içindeki “manevi güç”ü keşfetmesini söyleyen babasının bu hali, olayları bambaşka boyutlara taşıyacaktır.

Fakat Calypso’nun asıl hikâyesi, yeni okul arkadaşı Mae ile başlar. Hani şu yerden topladığı dallar ile okulun bahçesine koskoca bir CALYPSO yazan ilginç kız!

Mae kelime düşkünü, kitap oburu bir kızdır. Okuduğu kitaplarla güler, okuduğu kitaplarla ağlar. Tıpkı Calypso gibi bir sevda besler kitaplara, okumaya, hatta yazmaya. İşte bu ortak sevgileri, görünmez bir bağın örülmesine sebep olur Mae ile Calypso arasında. Calypso, kitapları ve biraz da olsa babasıyla paylaştığı yalnızlık evinin kapısını Mae için aralar. Tıpkı kendisi gibi kitapların dünyasına inanan, kelimelerin evreninde dolaşan, kitaplardaki karakterlerle yaşayan bu yeni ve hatta “ilk” arkadaş ile her şey eskisinden kat be kat güzeldi artık.

Sadece Mae değil, Mae’in ailesi de Calypso için hiç alışık olmadığı bir hayatın kapısının aralanmasını sağlar. “Aile” denilen şeyin ne olduğunu, anne sıcaklığını, çocuk olabilmenin o uçsuz bucaksız özgür alanını keşfetmeye başlar yavaş yavaş. Öyle güzel ve sıcak bir deneyimdir ki bu, Mae’in evinde zaman geçirmek, hatta onlarla birlikte yaşamak ister Calypso.

Tam böyle güzel giderken her şey, insanlar-kitaplar eksinini yerle bir edecek o şeyler çıkar ortaya: Limonlar.

Kitaplar-insanlar ve limonlar.

“Kitaplar size kaybettiğiniz insanları geri verir.” der Calypso romanın bir yerinde. Peki, limonlar ne yapar, ne yapabilir insana? Limonların sizi sevdiğiniz kitaplardan uzaklaştırmaya gücü yeter mi mesela? Ya da sevdiğiniz insanlardan?

Kitaplar, insanlar ve limonların garip ve hüzünlü çatışmasını öğrenmek, kitapların ve limonların bir çocuğun dünyasında nelere karşılık gelebileceğini anlamak, insana dokunan her şeyin ve insanın aslen kendisinin “manevi güç” olabileceğinin keşfetmek için “Limon Kütüphanesi” mutlaka okunması gereken bir roman.

İnsanları, kitapları ve elbette limonları da sevene tüm okurlar için…

Bu güneşli, yeşil dünyada kalabildiğim kadar kalıyorum. Annem de orada, buna eminim, hemen arkamda bir yerlerde. Eğer arkamı dönersem kaybolacak, ama o an biliyorum ki orada. Fotoğraflarından değil de kendi hatıralarımdan yüzünü de neredeyse hatırlıyorum. Sanırım gülüyor.

Duyguları bir şişeye doldurup saklayabilmek isterdim, böylece ihtiyacınız olduğu başka bir anda onları yeniden hissedebilirdiniz.
Her rafta, üst üste limonlar. Bazıları parlak, taze, belli ki yeni toplanmış; bazıları pörsümüş görünüyor, bazıları taş gibi sert. Bir gölgeliği daha açtım, sonra bir tane daha ve bir tane daha, ta ki tüm gölgelikler açılana kadar.
Hiç birinde kitap yoktu, sadece limonlar.
Bir limon kütüphanesi.

Bir uçurumun kenarında duruyormuşum gibi hissediyordum, düşmemek için elimden tutan bir şey yoktu.
Keşke o limonları hiç bulmasaydım.

Odamdaki hava hareketsiz. Bu oda benim sığınağım. Oturup etrafımı çevreleyen görünmez hikâyeleri soluyorum, bu hikâyelerdeki karakterler sadece birileri o kelimeleri okuyana kadar kitap sayfalarının arasında mahsur, sonra özgürlüklerine kavuşuyor. Kitaplar sizi gerçek hayatta hiç gidemeyeceğiniz yerlere götürüp hiç tanışamayacağınız insanlarla tanıştırır.

İşte yine zihnimin içindeydi, güneş ışığı gibi bana gülümsüyordu. Kitaplar size hikâyelerden fazlasını verir. Kitaplar size kaybettiğiniz insanları geri verir.

 

One comment

Bir cevap yazın