Joan Aiken : Masalın bağrındaki parlaklık

Kanonik masal derlemelerini okurken, onlarla eğleşirken ne kadar sade ne kadar basmakalıp olduklarını fark ediyor ve acaba böyle olması bir kusur mu diye ansızın düşüncelere dalıyorken kolektif belleğimizi bile oluşturan bu anlatılara karşı modern reflekslerle harekete geçtiğimi anlıyor ve basıyorum kendime kalayı, Pippice söylemek gerekirse kendime sade bir şekilde anlatıp, anlamayınca dayak atma faslına geçiyorum. Şahsiyet sahibi olmak, sanatıyla görünmek; damlaya damlaya biriken anonim şablonlarla göbek bağını hemencecik ve arkaya bir daha bakmamacasına kesmek diye tefsir edileli beri bu meşhur sıkıntı bırakmıyor yakamızı. Deryada damla olmakla denizin dibindeki karanlığı aydınlatmanın arasını bulup barıştıramıyoruz bir türlü. Dinlenen masallar, okunan masallar, derlenen ve  yazılan masallar arasındaki birörneklik bozulduğunda “hah şimdi oldu” dercesine adrenaline adres göstermeye başlıyoruz. Kıymetli bir edebiyat hocamızın Ali Nihat Tarlan’ın Leyla Mecnun şerhiyle ilgili yaptığı yorum işleri iyice zorlaştırıyor; “dokunmamacasına iddiasız bir katkıda bulunmak öte yandan esere tam anlamıyla dokunmak” neredeyse imzasız bir iş çıkarmak…

Eseri layıkıyla anlayan kişinin anlatma işini gösteriye dönüştürmeden selamet sahiline ulaştırması  klasik dehaların rutiniydi. Modern ustalar ise geleneğin içinden geçerken kendi imzalarını yanlarından eksik etmiyorlar.

Joan Aiken ile, kendi imzasını anonim anlatının içine yedirmeyi bilmiş dev kanatlı bereketli masal annesi ile tanışalı çok olmadı. Okuyup da burun kıvırdığım “tıpkısının aynısı” ya da “derinlikten yoksun” bulduğum bir masalına rastlamadım. Ekürisi ve kimi masalının ilham kaynağı olan Jan Pienkowski’nin çizimleri karşısında estetikten yana tüm techizatımı kuşandığım halde mecalsiz kalırken ve kavrayışımı aşan ustalığına biraz daha yaklaşmayı yakın geleceğe ertelerken Aiken’in denginin ancak böylesi bir deha olabileceğini de düşünmedim değil. Silüetin imlediği masal dünyası, silüetine gömülü portreler Aiken’ın geleneksel masal karakterlerine yaptığı katkının boyadaki yansısı değilse nedir?

Malzemeler: Bir şövalye, bir prenses, değirmencinin kızı Neva, Neva’nın pek de iyi sayılamayacak ana babası, güneşin analığı olan kocamış bir nine, güneşin bizzat kendisi.

Yapılışı: Ailesi mülkperest olan Neva, hal gidişat ve muhasebe gözetmeksizin iyilik yapmaya yüzündeki tebessümü soldurmamaya gayret eder. Marabanın emeğini –masalda kocamış nine- hüpleten ana babasının arkasından hayırlı işler çevirir. Ürüne ortak olmaksızın hizmet eder ve gönüller sürükler peşi sıra. Yoktur ikbal tasası, gene de düşer yollara ninenin verdiği tüyoyu ararcasına. Prensesin düşürdüğü anahtarı bulanın nedime olacağı tuhaf bir yarışa sürükler bu iz sürücülük onu. Bugünün masal yorumcularının, seçkinci, cinsiyetçi, gücü yüceltici bulduğu ve burun kıvırdığı ham malzemeyi Aiken sakince göğüs istobu yapıp oyuna-masala derinlik katan bir alana taşıyor. Kız,  anahtarı civardaki şövalyenin  alması için geri duruyor işte tam da bu minnetsizliğiyle şövalyenin kalbini on ikiden vuruyor ve asalet tezgahlarını yerle bir ediyor.

Neva olağanüstü iyiliği saflığıyla masalların iki kutuplu dünyasını temsil ederken, arka plana itilen prenses için tipik bir kötü karakter yakıştırmasında bulunmak çok zor. Sevdiği prense kavuşmak için onlarca şart sıralayan ve konforun kahredici duyarsızlığında neticeyi bekleyen prenseslere kara çalınmayan masal hukukuna göre prenses olsa olsa kader kurbanıdır.

Aiken’ın katkısı bununla sınırlı değil: Masallarda çok iyi ya da çok kötü olan “kocamış nine” şablonu  masalın fırıl fırıl dönen, değişen karakteri. Okuyucu, alıştığı önyargı ile elinde olan okuma-anlama konforundan ninenin Neva’ya göre konum alan tepkisel karakterine ve davranışlarına paralel mahrum bırakılıyor. Karşımızda ne kılık değiştirip pirfani-ermiş bir ihtiyarın sakladığı zifiri karanlık ne de cihan yıkılsa değişmeyecek bir saflık abidesi var. Şövalye ve Neva’nın saf iyiliğinin getireceği duranlığı prenses ve kocamış ninenin değişkenliğinden elde ettiği hareket ile dengeliyor yazar.

Bunca güzel kişisel  dokunuşuna rağmen, kötülük edenin layıkını bulduğu, iyilik edenin de mutluluğa kavuştuğu ahlakçı sonu kabullenmeyi dert etmiyor Aiken. Bu tercihiyle deryada damla olma tevazusunu sahiplenirken denizin dibini sakin sakin aydınlatıyor.

(Denizin Dibindeki Krallık, Tudem Yayınları’ndan çıkıyor.)

Yazan: Adnan Saracoğlu

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir