Pıtırıcık’ı Neden Çok Sevdik

Mahalle söylemi çok eskilerde kalmış bir değerler kümesine atıftır biliriz. Ve şimdilerde “yaw noluyor bizim çocuklara, nerede o eski çocuklar” deyu yakarışları yükselten de mahallenin o kendine has değerler kümesini bilenlerdir. Mahalle olmanın mahallî olmakla yani yerel ve kendine özgü olmakla açığa çıkan anlamı çocukluğu da anlamlandırıyor. Dünya küresel bir köye dönüşmezden evvel çocukların tek büyük dünyası top koşturdukları boş arsalardı. Tüm muzipliği, tatlı yaramazlığı ve sevecenliği ile oradaydı çocuklar. Oyunlarının, şakalarının ve gülmelerinin içinde paylaşma, umut, hayal kırıklıkları, dertleşme, dayanışma ve kardeşlik de vardı. Mahallenin çocuklarıydılar işte.

60’lı yıllarda Sempe’nin sadece tek bir kalem hareketiyle içimize su serpen karakteri Pıtırcık’ı çizmesiyle çocukların aramadan buldukları bir “kahraman” doğuvermişti. İyi kalpliydi Pıtırcık, sevecendi. Büyüklerin dünyasını anlamaz ama o dünyayı da “ötekileştirmezdi.” Ebeveynler tipik bir 60lı yıllar otoriterliğinde ve babacanlığındaydı. Mızmızdı hep ama usandırmazdı. Tatlı haylazlıkları, çocuksu dertleri, naif halleri ve kırılgan yanları vardı. Eşyayla kurduğu ilişki otantikti. Korku ve şiddet asla bir haz unsuru değildi. Tüm yorgunluğunun ardından yorganına sarılarak uyuyan masum bir yüzdü. Biz Pıtırcık’ı bu yüzden çok sevdik. Hala da çok seviyoruz.

Çocuk ve yetişkini birbirine öteki ve yabancı kılmayan, ailenin tüm varlığıyla görünür olduğu, görsel medyanın henüz dönüştürmeye başlamadığı Pıtırcık’lar bugün hâlâ büyük bir beğeniyle okunuyor ama çok eskilerde kalmış nostaljik bir anlatıymış gibi kabul ediliyor sanki. Oysa eğlenmekten hazcılığı anlayan; macera ve aksiyon dolu bir görüntüye kitlenip kalmayı sanatseverlik sanan, korku ve endişelerle dolu fobik bir dünyayı kendince şirin gösteren anlatılar çocuk naifliğini öldürüyor bana kalırsa. Geriye ele avuca sığmaz erkek çocuklarının dünyaya estirdiği şiddet, terör ve cinnet görüntüleri kalıyor. Tamamen rasyonel bir mantıkla anlatılan gerilim dolu bu karakterlerdeki eril dünya tipik bir hayatta kalma savaşı /survive vurgusu yapıyor.

 

Yeniden nasıl mahalle oluruz tartışmalarının yaşandığı günümüzde mahalleyi mahalle yapanın Pıtırcık’lar olduğunu dolayısıyla mahalle denilen şeyin salt mimari bir kavram olmadığını yeniden hatırlıyoruz şimdi.

Pıtırcık’ın torunları için yeniden mahalle olabilmenin imkanı var mı peki?

 

Yazan: Volkan Paçacı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir