Bir Baba: Stephen King

Stephen King, henüz altmış kitap yazmadan ve kitapları üç yüz elli milyon satmadan önce, iki yaşında bir çocuktu. Babası bir gün, “Sigara almaya gidiyorum,” diyerek evden çıkmış ve bir daha hiç dönmemişti. Yalnız ve çalışan bir annenin yanında büyüyen King, küçük bir apartman dairesinde yaşadıklarını, annesinin işten eve döndüğünde kendisine ve erkek kardeşine kitaplar okuduğunu hatırlıyor. King, kitap okumayı sevdiği kadar, kitap dinlemeyi de seven bir yazar. Hatırladığı bir şey daha var, babasının hikâyeler yazıp yayınladığı. Yazdıkları kitaplaşmamış, ismi duyulmamış bir yazarın oğlu, belki de iki yaşındayken açılan derin boşluğu babası gibi yazarak doldurmaya çalıştı. Hayatı boyunca bir daha görmediği babasıyla kurmak istediği iletişimi yayınladığı kitaplarla giderdi. Belki de bu sadece genlerden kaynaklanıyordu.

DURMADAN YAZAN ADAM

Yirmi üç yaşındayken üniversiteden mezun olmuş, Naomi ismindeki kızı doğmuştu. Yazarlığı ve babalığı yeni yeni öğrenen King, bir yandan hademelik ya da çamaşırhanede işçilik yaparken bir yandan da yazarlığa devam etmişti. 1970’lerde “Kara Kule” serisiyle elde ettiği başarı ve ünden bahsetmek yerine, babasını bir daha göremeyen King’in çocukları ve ailesiyle kurduğu iletişimden bahsedelim.

Çocuklarının gözünde Stephen King başarılı bir yazardı. Kimi zaman “alkolik” ve “bağımlı” durumuna düşse de bu alışkanlıklardan yine ailesinden aldığı güçle kurtulmuştu. Fakat durmadan yazan bir adamın çocuğu olmak zor olsa gerekti. Kafasında dünyalar kurup yıkan, oluşturduğu karakterleri türlü gerilimlerin içine sokup maceradan maceraya sürükleyen bir baba, çocuklarıyla kurduğu iletişimde, yazarlığı kadar başarılı olabilir miydi? Bu soruyu geçtiğimiz Ekim ayının ilk haftasında, Stephen King ve oğlu Owen King’i dinlerken kendi kendime sordum.

Güzide Ertürk’ün Stephen King ve oğlunun okur-yazarlık serüvenini anlattığı yazısının tamamı için tıklayınız.

KAYNAK: Yeni Şafak Kitap

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir