Sarılmanın İyileştirici Gücüne Dair

İçten bir sarılmanın her türlü mutsuzluğa ve keyifsizliğe iyi geldiğini biliriz. Çünkü hepimizin içinde ,ne kadar dokunsal tipler olmasak da, zaman zaman sarılma yoluyla enerji devşirme ihtiyacı vardır. Ve çoğumuzun çocukluk yaralarının içten bir sarılmayla şifa bulduğunu anımsarız. O halde sarılmak üzerine iki kitaptan bahsedelim:

Sarıldığımız Gün

Görkem Kantar Arsoy sarılmanın iyileştirici hikâyesini anlatıyor. Bir edebiyat kitabı gibi değil de daha çok sarılmanın psikolojik artılarını kurgu yoluyla ifade ediyor denebilir. Yazar, sarılmanın kendisinin yeterince romantik olduğunu düşünmüş olabilir.

Odalar ayrıldıkça, herkes elinin altındaki dijital dünyada oyalandıkça sarılmanın ne büyük bir şifa olduğunu unutuyor olabiliriz ancak her çocuğun her yaşta içten sarılmalara ihtiyacı vardır.

Çocuklar öfkeli veya endişeli hissettiklerinde, hayal kırıklığı yaşadıklarında, başarısız olduklarında, yenildiklerinde, düştüklerinde… kısaca kötü hissettikleri her durumda tek şeyi ararlar: sarılmayı

 

 

Sarılalım Mı?

Simona Ciraolo da sarılmanın iyileştirici gücünü ve karşı konulmaz bir ihtiyaç olduğunu keşfedenlerden. Oldukça dram yüklü bir kurguyu seçiyor yazar.

Sarılmak gibi bir kitabın ana karakteri bir kaktüs! Önyargıları kırmak adına başarılı bir ana karakter seçimi. Ne kadar sert ve dikenli görünseler de kaknüsler de duygusal varlıklardır; herkes gibi sevilmeyi, dokunulmayı ve sarılmayı isterler. Ne kadar zor görünse de!

Ancak bizim kaktüs karakterimiz Ponçik’in sarılmasını engelleyen tek şey dikenleri değil; sarılmayı banel gören üst sınıf bir ailesinin olmasıydı. Ponçik’in ailesi gibi aileler sarılmayı gülünç ve eziklik olarak görürdü ve tüm çocuklardan profesyonel davranışlar beklerdi.

Ponçik’in sarılmak ve aslında sarılmanın ötesinde samimiyeti ve dostluğu sonuna kadar yaşayabileceği bir ilişkiye ihtiyacı var. Ailesini terk eder ve sarılabileceği birini arar.

Bir kaktüs olduğu için herkesin kendisini öteleyeceğini düşünmemiştir bile ama azimle gerçek bir dost aramaya devam eder.

Sonunda tıpkı kendisi gibi birini bulur. Koşarak ona sarılır.,

Bu, tıpkı Ponçik gibi sert görünen ama aslında içi yumuşacık ve sevgi dolu bir varlıktır. Ponçik’in koşarak sarıldığı bir taştır.

İki kitap da çocuk kitabı olması hasebiyle sarılmanın çocuk psikolojisindeki yerine değinirken Sarılalım Mı isimli kitapta sert görünen, belki duygularını açıkça ifade edemeyen çocuklar anlatıldığından daha kuvvetli bir kurguya sahip. Ayrıca çocukların ilişkilerinde samimiyet aradığını ve yetişkinlerin bazı “görgü” kuralları adı altında kısıtlayıcı tavırlarından olumsuz etkilendiğini anlatması yönüyle de başarılı.

Bir cevap yazın