Çocuk Şehri’nin Son Sayısındaki Ev Temalı Kitaplar

6.sayısından itibaren e-dergi formatına dönen dergimiz Çocuk Şehri‘nin son sayısındaki gündemi “ev”. Dergi, evi sadece mekânsal bir yapı olarak değil toplumsal bir karşılık olarak yorumluyor. Evin fiziksel yapısı, onu dışarıya ait kılarken içinde yaşayan canlılarla birlikte ev bir yuvaya dönüşür. Eve dair algıları daha da geniş tutarak derinlemesine bir okuma yapan dergi evi ontolojik bir kavram olarak ele alıyor. Evi, bir çocuk için imgesel anlamlarıyla düşünüyor ve evin ontolojik değerini anlatan yazılarla dosyasını pekiştiriyor. Belki de bu yüzden evden kaçanları da görünür kılıyor. Çünkü evden kaçışın varoluşla ilgilisi, tahmin edildiğinden büyük!

Her sayıda belirlenen dosya konusuyla alakalı çocuk kitapları taraması yapan dergi “ev” dosyasında da bazı kitaplara yer veriyor. Evin özel alan oluşu, çocukların mahremiyeti, evin çocuk için anlamı, evin varoluşsal değeri, evin kozmik alemdeki değeri, evden kaçan çocukların psikolojisi gibi pek çok başlıkta incelediğimiz kitapları sizlerle paylaşıyoruz. Ev’e dair değerli yazıların yer aldığı dergimize ücretsiz ulaşmak için felahkitap@gmail.com adresine mail atmanız yeterli.

KARABİBER, NİLÜ VE ÇİÇİ

Hem bir kavuşma hem de bir kaçış hikâyesinin anlatıldığı Görkem Yeltan imzalı bu kitapta, farklıların bir arada yaşayabilmesinin imkânı yer alıyor! Kaplumbağa Karabiber, Kertenkele Nilü ve Baykuş Çiçi  çok sıkı üç arkadaştır. Bu üç farklı hayvanı birbirine bu denli arkadaş kılan sebep, üçünün de önyargılara kulak tıkamasıdır. Kertenkele ve kaplumbağaların birbirinin evine gidemeyeceği ve baykuşların ormanın en tehlikeli hayvanlarından biri olduğu gibi “uydurulan saçmalıklara” inanmamaktadırlar. Bu üç kafadar aynı zamanda birbirinin dert ortağıdır. Karabiber gürültücü kardeşlerinden yana dertlidir,evde hiç rahat edecek yeri kalmamıştır. Nilü, aşk acısı çekmektedir. Üstelik annesi “kuyruğunu bırakmak zorunda kalabilirsin” dediğinden beri endişelerle yaşamaktadır; çünkü kuyruğunu çok sevmektedir. Yakında bir kardeşinin olacağını öğrenen Çiçi ise yeni kardeş fikrinden hiç hoşnut değildir. Ev, yaşanılası bir yer olmaktan çıkmıştır bu üç kafadar için. Sorunların üstesinden gelmek yerine gayet çocuksu bir dürtüyle evden kaçma fikrinin en kesin çözüm olacağını düşünüp yollara koyulurlar.

Ev, ondan uzaklaştığımızda orası için farklı anlamları çoğaltan ve bu uzaklıkla kendimizi sağalttığımız bir yaşanmışlar kümesidir. İçindeyken kendimiz olamadığımız, dışına çıktığımızda kendimizi aradığımız ve yine ona döndüğümüzde kendimizi bulduğumuz bir döngüsel mekândır. Bunu bilen, biyolojik olarak birbirinden farklı bu üç arkadaşın ontolojik olarak aynı deneyimi yaşamasına şaşırmaz.

BURASI BENİM YERİM

Küçük Tavşan Cancan, büyük bir merakla eline aldığı Uzay Tavşanı kitabını okumak için çok heyecanlıdır. Kitabına tam başlamışken ortalığı ciddi bir gürültü kaplar. Konuşanlar, kahkaha atanlar, durmadan hapşıranlar, enstrüman çalanlar vs. derken Cancan, kitabını okuyamaz olur. Beraber yaşamak bir mecburiyetse madem, herkesin istediği şeyi yapma imkânı ne olacak sorusu geliyor kitap kurgusunda? Sonuç: Cancan kimseyi incitmeden kendi öz benliğinin de hakkını vererek gayet güzel bir çare buluyor bu duruma. Eline aldığı boya kalemi ile bir daire çiziyor. Bu daire Cancan’ın artık özel alanı. Onu rahatsız eden tavşanları sınırları konusunda uyarıyor. Önceleri tavşanlar çizgiyi ihlal edip Cancan’ı kızdırmaya devam etse de zamanla herkes bu dairenin dışında olmayı kabulleniyor. Cancan’ı o çok istediği sessiz ve kendine ait alanda bırakıp kendi âlemlerine dalıyorlar.

O hâlde herkesin, birbirinin mahremiyetine saygı duyacağı alanlar oluşturmak birinci gayemiz olmalı. Varlığımızın idraki bize zaman zaman tek olmak veya çoğalmak gibi
güzellikleri de fısıldıyor. Ama birini diğerine tercih etmeden yaşamak zorunda olmanın hafifliğini her çocuk tadabilmeli. Her çocuğun müdahaleye kapalı, paylaşıma açık bir özel alanı olmalı.

KELEŞ OSMAN

Çocukların evden kaçış hikâyeleri her zaman büyük bir nedene dayanmaz aslında. Ev içi şiddet, anlamsızlık veya büyük gerilimler değildir bazı çocukları evden uzaklaştıran.
Sadece büyüme ispatıdır. Keleş Osman da büyümeyi bir de evden uzaklaşarak deneyimlemek ister. Henüz korku ve macera içerikli fantastik kurguların yaygınlaşmadığı dönemlerde Necati Tosuner, bir çocuğun evden kaçış hikâyesini duru ve anlaşılır bir üslupla
anlatıyor. Sadece dış dünyayı merak etmek ve nereye kadar gidebileceğini görmektir bu kaçışın sebebi.

Roman mutlu sonla biter. İki kafadar yaşadıkları çaresizlikten kolayca kurtulur. Çünkü onları bu koca şehirde daha henüz ayak basmışken, bir ahbapları görür ve onları doğruca eve geri götürür. Yazar, evden kaçtıkları için çocuklara ceza verme sahnesi yerine metinde, dikkatleri kaçış fikrinin kendisine çevirerek farklı bir üslup denemiştir.

SAÇLARINDA SORU İŞARETLERİ

Bir kaybolma hikâyesi ne zaman bir kaçış hikâyesine döner? Evdeki çocuk aniden yok olursa çocuğun kaçtığını mı düşünürsünüz kaçırıldığını mı? Çocuğuna uzak, onu anlamayan, onu “güvenlik” gerekçesiyle dört duvar arasına kilitleyen ve yaşadığı basınçtan haberi olmayan bir ebeveyn, çocuğunun evden kaçtığına inanmaz ki! On yaşındaki Mert, para bozdurmak için babasının dükkânından çıkar ve bir daha geri dönmez. Mert’in neden kaybolduğunu değil de kaçtığını düşünüyoruz? Çünkü bu hikâyeye dâhil olan gazeteci, Mert’in şifreli defterini buluyor. Defterine kaydettikleri ile Mert arkasında büyük ipuçları bırakıyor.

Mert’e bu kaçış yolculuğunda birçok kişi eşlik ediyor. Her biri Mert’in hikâyesine bakıp kendi kuşatılmışlıklarını sorguluyor. Sorular, soruları besliyor ve yeniden eve dönüş için yeni bir
kurtuluş manifestosu gerekiyor. Soru işareti nasıl ki sorunun varlığına delalettir kaçışlar da dönüşlere dair bir işaret taşır.

NUH ARPASUYU EVDEN KAÇIYOR

8 yaşındaki Nuh Arpasuyu, yüzleşmek zorunda olduğu acı gerçeklerden kaçmaktadır. Bu yaşta bir çocuğun evden kaçacak ne gibi bir derdi olabilir diye düşünebiliriz; ama
durumlar hiç de biz büyüklerin sandığı gibi değildir! Hikâye kaçış sahnesiyle başlar. Nuh, oldukça hüzünlü gözlerle geri dönüp terk ettiği şehre bakar son kez. Ama geri dönmemeye kararlıdır. Yol aldıkça yolun zahmetlerini görür. Acıkınca yediği elma yüzünden hırsız damgası yer, insanların yabancıları sevmediğini anlar. Nuh’un yolculukta çektiği yalnızlık ve yabancılık hissi çok ezicidir. Yol boyu, bir yere ait olmanın önemi kavranır, korku gittikçe
tahammülsüzlüğe sebebiyet verir, yollar uzar da uzar gider…

Nuh’un yolculuğu sırasında tanıştığı htiyar usta meselenin bu kadarlık bir kaçış hikâyesi olmadığını hissetmiştir. Ve Nuh’un gerçek kaçış sebebini öğrenir. Nuh’un annesi ölmek üzeredir ve Nuh da annesinin ölümüne tanıklık ederek o acıyı yaşamak istememektedir. Bir yanı özgürlük hissiyle dolu Nuh diğer yanıyla da ölüm gerçeğinden kaçmıştır. Gerçeklerle yüzleşmenin büyümenin ta kendisi olduğunu öğrendiğinde ise büyük bir pişmanlık ve suçluluk duygusuna kapılır. Eve geri dönecektir. Yazar John Boyne, çocukların gerçeklere yaklaşımını oldukça çocuksu bir anlatımla sunuyor. Nuh bencilce davranmış gibi görünüyor; ama gerçekle mücadele edebilmek için gerçekten kaçmayı düşünmesi anlaşılır bir durumdur. Gitmenin kendisinin bir terapi olduğunu düşünen pek çok büyük vardır ve Nuh büyümek için acele etmiştir belki de.

DAĞIN BU YÜZÜ

Evde mutsuzluk başladığında evden kaçış fikri daha doğrusu mutluluğu dışarılarda bir yerlerde arama fikri üşüşmeye başlar kafalarda. Gitmek tek çözüm görünür. 10 yaşında bile olsanız! Jean Craighead George de daha ilkokuldayken evden nasıl kaçtığını ve niçin kaçtığını anlatır Dağın Bu Yüzü’nde. Bir doğaya kaçış öyküsü olan eser, küçük bir çocuğun evrende kendine yeni bir yurt yeni bir ev arayan masalsı; ama gerçek hikâyesidir.

Her çocuğun dönem dönem uzaklaşma ihtiyacı olduğunu anlamakla her gitmek fikrini, korkunç bir kaçış senaryosuna çevirmemiş oluruz. Evet, bazen gerçekten mutsuzluktan kaçar çocuklar bazen kendi büyüttükleri sorunlardan. Bazen önemsenmek isterler bazen başka hayatları önemsemeyi. Bazen ne kadar büyüdüklerini ispatlamak isterler bazen de gidip geri gelebilmenin rahatlığını yaşamak isterler. Zaman zaman uzaklaşabilmenin, bulunduğun yere daha iyi bakmayı sağlayacağı da kesindir. Sam’in cesaretini fazla abartılı mı bulduk? Ama “her şeye rağmen burada kalmak” çok daha büyük cesaret istemez mi?

Yazan: Songül İNANÇ