CEMİL MERİÇ’İN ÇOCUK EDEBİYATI YAZILARI

Ülkemizin saygın mütefekkirlerinden Cemil Meriç’in ilim, irfan, düşünce ve edebiyat uğruna nice çabalar sarf ettiği herkesin malumudur. Hatta o, bu uğurda gözlerini kaybedecek kadar hakikat peşinde yaşamıştır. Çoğumuz Batı’yı ve eserlerini onun sayesinde tanıdı ve yine onun sayesinde Doğu-Batı mukayesesini yaparak engin bir düşünce birikimi kazandı.

Bu büyük düşünürün çocuk edebiyatına dair, zamanın Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmış yazılarını kaçımız biliyoruz peki? Günümüzdeki çocuk edebiyatı tartışmalarına onun sözlerini dâhil edebiliyor muyuz? Her ne kadar yerli çocuk edebiyatını savunsak da hâlâ özümüzü bulamadığımızı, yerli ve buralı eserler yazanlarımızın azlığını itiraf etmekten çekiniyor muyuz?

Cemil Meriç’in yazılarındaki her zamanki latif eleştirel üslup ve bilgi birikimi, hayranlık uyandırmaya devam etmektedir. Batı’yı ve Doğu’yu iyi bildiği için yeni bir tür olan çocuk edebiyatına dair gelişmeleri karşılaştırmalı olarak takip etmiş coğrafyamızın da ilk düşünürlerindendir. Dünya genelindeki (yani ağırlık olarak Batı’daki) çocuk edebiyatı çalışmalarını beğenmediğini sözlerinden anlamak mümkündür. Yazılanların çoğunu, genç dimağları zehirleyen muzır birer neşriyat olarak değerlendirmiştir: Yayınevi sahiplerinin sefil çıkarları uğruna piyasaya sürdükleri abur cubur kitaplara körpe zekâları teslim etmeğe kimin hakkı var!” demiştir!

Ona göre, piyasayı sarmış “abur cubur” kitaplar olsa da sağlam kitapların varlığından da haberdar etmiştir bizleri. Çocukları bu tür kitapları okumaya iten sebep ise Cassel’in Edebiyat Ansiklopedisi’nde gizlidir: “Çocukları eğlendirmek amacı güden kitaplar Batı Avrupa ‘da XVIII. asrın ortalarına doğru yayınlanmağa başlamıştır. Bu tarihten önce gençlere mahsus edebiyat; dinî eserler, görgü kitapları ve okul kitaplarından ibaretti. Tek amaçları öğretim olan bu eserler, matbaanın icadından önce yazma olarak elden ele dolaşıyordu… Çocuklar eğlenmek istedikleri zaman mektep kitaplarından daha çekici eserler arıyorlardı: Ezop’un masalları gibi, yetişkin insanlar için yazılan kolay anlaşılır kitaplar da bunların arasındaydı. Masallar, hikâyeler, seyahat kitapları, hayvanlara ait kitaplar ve sokaktaki adama hitap eden benzeri eserler, çocukların çok hoşuna gidiyordu. Protestan İngiltere’de büyüklerin çocuklar için en uygun saydığı eserler, Kitab-ı Mukaddes ve havarilerin menkıbeleri idi. Ama çocuklar, çeşitli konularda basılan ve seyyar satıcılar tarafından ucuza satılan kitapları daha çok severdi…”

Bu dönemde eğitim ve pedagojideki etkileriyle ünlenen Rousseau ve Locke’un çocuk kitapları çalışmaları da bir hayli rağbet görmüştür. Yeni bir toplum oluşurken çocuklar, aydınlanmacı düşünürlerin ahlak, siyaset ve bilgi felsefelerine teslim edilmişlerdir.

Üstat Cemil Meriç, Batı edebiyat tarihinde çocuk edebiyatının yerini araştırdığı mezkûr yazı dizisinde sık sık ansiklopedik çalışmalara değinmiştir; çünkü o dönem için ansiklopedi en kolay bilgiye erişim kaynağıdır. (Bugün arama motorları olmasaydı okuyan ve yazan kesimlerimiz de ansiklopedileri muhtemelen elinden düşürmezdi; fakat durum sanırım, sanal hakikat peşinde koşmaya doğru kuvvetle ilerlemektedir.) Yaptığı okumalar neticesinde Batı’nın edebiyat tarihinde çocuk edebiyatı diye özel bir türün olmadığını söyler: “1958’de yayımlanan son büyük edebiyat ansiklopedisinin 3.cildi Fransa’ya ayrılmış. Eserin sonunda “marjinal edebiyatlar” bölümü içinde çocuk edebiyatı da yer alıyor.”

Peki, Doğu’da durum nasıldır?

Hindistan’da masalın çok güçlü ve köklü bir gelenek olmasını reenkarnasyon inancına bağlamıştır Meriç. “Dün bir insandı yarın Tanrılaşacak. O hâlde hayvanların anlatacağı çok şey olmalı.” Bu tespite şaşmamalı; çünkü gerçekten de masallar felsefeden, toplumun inanç ve kültüründen doğmaktadır. İlginç olan ise Hint siyaset anlayışının masallarda anlatılıyor olmasıdır. Güçlü olanın ayakta kaldığı, hep bir çatışma ve mücadele anlatısı, sürekli tehdit altında yaşamak ve bu yüzden kendini savunmaya odaklı bir hayat… Masalların özü bu. “MATSYA-NYÂ YA” yani balıkların kanunu! Hume’den bize miras kalan büyük balıkların küçükleri yuttuğu bir dünya görüşünün aynısı. İnsandaki kötülük düşüncesinin bir nevi röntgeni gibi…

Cemil Meriç’in Doğu’nun en önemli birikimine sahip Hint masallarıyla ilgili tespitlerine biraz daha devam edelim: “Bütün tanıdığımız masalların ana kaynağı: PANÇA-TANTRA yani politika ve idare sanatı üzerine beş kitap.” Heyhat! Çocuk edebiyatının Batı’yla başladığını düşünmüştük oysa. En ünlü Hint masalı olan Kelile ve Dimne’nin tarihsel önemini kavrayamadık sanırım! Yazısında devamla diyor ki Üstat, “Orta Çağ Avrupa’sının Kelile ve Dimne’ye karşı gösterdiği büyük ilgiyi şehir burjuvazisinin gelişmesi ile açıklayanlar var. Meselâ Valter Ruhen. Daha yeni, daha hür bir hayat felsefesine susayan burjuvazi, kiliseye karşı açtığı savaşta aradığı müttefiki Hint’in masal kitabında bulur. Gosta Romanarum ve Fahliau’lardan, La Fontaine’in, Grimm’in, Andersen’in masallarına kadar birçok meşhur eser Sanskritçe kaynaktan geniş ölçüde faydalanmıştır.”

Fransızca’ya bir ömür adayan Cemil Meriç, Batılı masalların atası sayılan La Fontaine’in orijinali ile İngilizce ve Türkçe çevirileri arasında dağlar kadar fark olduğunu söylemiştir. Ona göre çevirilerde iskelet kalmış, metnin ruhu kaybolmuştur. “Uyuyarak okumuş” diyor bu tür metinler için. Ki bu metinlerin başlangıçta büyüklere yazıldığını, çocukların kilisenin dayattığı metinleri okumaktan sıkılarak eğlenceli okumalar yapmak niyetiyle bu tür kitaplara rağbet gösterdiğini az önce belirtmiştik. Demek ki bir çocuk, büyükler için yazılmış bir kitapta kendinden bir şeyler bulabiliyor. Tam da bu esnada Üstat, çocuk tanımına bir standart getirilemeyeceğini de söylüyor. Yaşa göre çocukluk çağını belirlemenin vehim bir hata olduğunu hatırlatıyor: “Benim isimlerini yeni yeni duyduğum birçok tarihçileri, filozofları, iktisatçıları Stuart Mill’i, bebek denilecek yaşta hatmetmiş. Üç yaşında Yunancaya başlamış, sekizinde Latinceye, Eflâtun’la Aristo’yu başkalarının çelik çomak oynadığı yaşlarda tanımış. Homeros’un da Kal-u Bela’ dan beri aşinası, üstelik zihnî melekeleri bakımından ortanın altında olduğunu söylüyor. Gelin de dehşete düşmeyin. Şüphe yok ki bütün çocuklar Stuart Mill’le boy ölçüşemez, ama tanımadığımız kaç Stuart Mill’i var? Demek ki çocuğun anlayış ve kavrayış hudutlarını belli standartlara irca etmek ham bir hayal. Bir İbn Sina’yı bir Biruni’yi, bir İbn Haldun’u düşünüyorum, bunların tecessüs ve ihatası da Stuart Mill’inkilerle rahat rahat boy ölçüşebilecek çapta. Çocuk edebiyatının ne sınırları belli ne mahiyeti. Çocuk edebiyatı, çocuklar için yazılan kitapların bütününü kucaklıyor ama çocuk, büyükler için yazılan kitapları da okur. Yaşla baş arasında kesin bir münasebet kurmak mümkün değil.”

Yazılarında çok önemli konulara değinen Cemil Meriç, çocuk kitapları yazarlarının kaçının iyi bir çocuk psikolojisi eğitimi aldığını sorar. Çocuk kitabı yazmanın salt pedagojiyle bir ilişkisi yoktur ona göre. Çocuğun yaşadığı sosyal çevre, konuştuğu ana dil ve tarihî miras da bilinmelidir. Tüm bu saikler kavrandığında gerçek bir çocuk edebiyatı eseri oluşur.

Burjuvanın yükselişiyle aşırı ahlakçı ve akılcı bir toplumun çocukları; perilerle, cadılarla, büyülerle ve korkunç kurgularla dolu halk anlatılarından oluşan masalları bayılarak okudu. Kimi zaman ormanda tek başına bırakılan kimi zaman kaynar fırınlarda yakılan çocuk hikâyeleri büyük bir beğeniyle okunmaya devam etti. Çocuk okurların sayısı arttıkça birbirine benzeyen masalların sayısı da artmaya başladı. Son olarak da Binbir Gece Masalları’nın çevirisi ile tanışan Fransız çocuklar için hayat daha eğlenceli bir hâle geldi. Masallar; burjuva ahlakı, görgü kuralları ve sosyete yaşantısının zorunluluklarını anlatan “can sıkıcı kitaplar” dan bir kurtuluş olarak görüldü.

Hayret ki Batı dünyasına çocuk edebiyatını armağan eden Fransa, daha sonra İngiltere, Rusya, İskandinav ülkeleri ve Amerika’nın gerisinde kalacaktır. Bundan sonra çocuk edebiyatı deyince akla büyük ölçüde İngiltere gelecektir. Victoria Dönemi eleştirileri, çocuk kitaplarındaki çocuk kahramanlarının metinleriyle dile gelecek ve edebiyat, toplumsallıktan beslenecektir. Yine de Fransız Jules Verne kadar hiçbir ülkenin yazarı dünya çocuklarınca bilinip tanınmamıştır!

Üstat sözlerini kısa bir değerlendirme ile sonlandırır: “Çocuklar için yayımlanan nefis ansiklopedilere, hem lüks hem de ucuz albümlere ve sayısız kitaplara bir göz atarsak şöyle bir hükme varırız: Bu edebiyat ısmarlama bir edebiyattır, ahlâkın emirleriyle, psikolojinin, ticaretin ve hürriyetin emirleri arasında emekleyerek yolunu aramaktadır henüz. Bununla beraber görevini de saygıdeğer bir biçimde yerine getirmektedir. Dünyanın bütün çocuklarına seslenen bir edebiyat peşinde insanlık. Yaş, cinsiyet, din, içtimaî sınıflar, mazi, hâl, istikbâl dikkate alınmak isteniyor. Bu iş için büyüklerin yardımına da ihtiyaç var.”

2018’den baktığımızda ise çocuk edebiyatının bir hayli yol aldığını söylemek mümkün. Telif ve tercüme pek çok eser çocukların hayal, edebiyat, ahlak, sanat ve akademik yönünü geliştiriyor. Bu iyileşmelere karşın popülizm ve piyasa canavarı, çocuklar için hâlâ ciddi tehdit olmaktadır. Cemil Meriç’in belirttiği kaygılar, toplum nezdinde varlığını koruyor.

EMİN ALİ DRANAS KAYNAK: ÇOCUK ŞEHRİ DERGİSİ 6. SAYI