Ursula’nın Ardından

Birgün Gazetesi’nde Gökhan Yavuz Demir, Ursula K. Le Guin hakkında yazdığı yazısı:

***

Seyyahlar / kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil.”

Ursula K. Le Guin

Zenon’un belirli bir zaman aralığında hedefine ulaşamayan okunu bir anda evinin kapısına saplanmış olarak bulmaya benziyor bazı ölüm haberlerini almak. Az önce, geçen yüzyılın son büyük anlatıcılarından biri olan Ursula K. Le Guin’in de içinde yaşadığımız bu belalı yüzyıla düşen gölgesinin silindiğini öğrendim. Eco, Berger, Saramago, Gabo, Fuentes, Grass, Galeano, Bauman ve hatta bizden de Çetin Altan ve Refik Erduran gibi her büyük kaybın arkasından söylediğim gibi yirminci yüzyıl daha yeni bitiyor. Takvimler yirminci yüzyılın çoktan bittiğini söylese de entelektüel anlamda yirmi birinci yüzyıl daha henüz başlayamadı; kendi düşünür ve yazarlarını yaratamadan da başlayamayacak. Ve yirmi birinci yüzyıl kendi problemleri, yazar ve düşünürleriyle kendi entelektüel gündemini yaratana kadar Ursula’nın da başka çağdaşları Saramago, Gabo, Eco ve Berger gibi öldüğünü söyleyemeyiz. Gelecek yüzyıllar kendi politik, felsefî ve edebî meselelerini ele alırken kednilerine başvurdukları sürece, Le Guin de elbette kanonun ölümsüzleri arasında yaşamaya devam edecek.

Doktora tezi yazmaya öykünerek metinlerinin içini göndermelerle dolduran entelektüel edebiyatçılarımızın aksine; Le Guin eserini, kendine mal ettiği felsefî ve antropolojik bir birikim üzerine inşa eder. Taoculuk, feminist teori, Jungçu psikoloji, farklı antropolojik yaklaşımlar, Sartre varoluşçuluğu, Martin Buber’in “ben ve sen” ilişkisi ve Heidegger’in oluş felsefesini alıp harmanlayan Le Guin, bu sayede eserlerinde daima okurlarına yepyeni bir düşünce patikası açmayı başarır. Belki de bugün kendisinden artakalan en kıymetli ders de bizim için bu olmalıdır. Ancak düşüncede derinlik estetik bir derinlikle birleştiğinde, o var olmayan dünyalardaki yaşama tecrübesini anlayabilen ve anlatabilen bir eser mümkün olabilir.

Evet, Le Guin dersini çok iyi çalışmış bir anlatıcıdır ama aynı zamanda büyük bir mütercimdir de. Yanlış anlaşılmasın, Lao Tzu’nun Tao Te Ching’ini İngilizceye tercüme ettiği için Ursula’mızı büyük mütercim ilan etmiyorum. İçinde uyanık olarak yaşadığımız ve Batı medeniyetinin biricik gerçek zaman olduğunu resmen ilan ettiği zamanın dışında kalan bir rüya zamanından bahsettiği, eserlerinde bu rüya zamanı ile uyanma zamanı arasındaki bağlantıyı yeniden kurmaya ve bu iki zamanın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermeye çalıştığı için büyük bir mütercimdir.

Farklı hayatlardan, farklı anlam dünyalarından bahsettiği hikâye ve romanlarıyla aslında bizim önümüze asla cevaplar koymadan, farklı bir yaşama ve tecrübe pratiğinin imkânları üzerine düşündürten Le Guin, belki de bu nedenle apolitik sanılan politik bir yazardır. İçinde yaşadığımız gerçekliğin alegorisi olan eserlerinde yarattığı başka dünyalar üzerinden, kendi kültür ve dilimizin adlandırarak ve tasnif ederek var ettiği sınırların hiç de zannettiğimiz ve emin olduğumuz kadar “normal” ve “mutlak” olmadığını gösterir. Daha özgür ve adil bir dünyayı vadeden değil, içinde yaşadığımız dünyanın yegâne mümkün dünya olmadığına işaret eden; bu anlamda ezber bozan, zihni özgürleştiren ve hatta her türlü entelektüel ve politik iktidara karşı mesafesini koruyan eserleriyle Le Guin, biz okurlarını hakiki bir özgürleşmenin imkânlarını aramaya davet eder.

Böyle hakiki ve sahici bir yazar daha sağlığında ölümsüzlüğe ulaşmış demektir. Bu nedenle Ursula’mızın arkasından ağlamaya hiç gerek yok. Kendisinin eseri başka çağların başka kuşaklarıyla da etkileşime girebilecek kadar çok şeyi söyleme gücüne dün olduğu gibi bugün ve yarın da muktedirdir.

O zaman kütüphanenizin rafından rastgele bir Le Guin cildini çekip alın ve okumaya başlayın. Ursula’mızı hak ettiği şekilde onurlandırarak uğurlamak için ben öyle yapacağım. Bu sayede hiç tanımadığı okurların hiç bilmediği dillerinde tekrarlanan kelime ve metaforlarıyla Le Guin’in eseri, Zenon’un oku gibi belirli bir zaman aralığında hedefine ulaşamadan yolculuğuna devam edebilecektir. Bir seyyah başka ne ister ki zaten!

KAYNAK: BİRGÜN GAZETESİ