‘Çocuğa göre’ diye sözcükler fakirleştiriliyor.”

Can Çocuk Yayınları’ndan editörler Mehmet Erkurt ve Tuğçe Özdeniz Hadzibegovic ile çocuk edebiyatına ve Can Çocuk’un çeviri edebiyatı kapsamında basacağı kitaplara dair bir röportaj Duvar‘da yayımlandı.

İlk kitabını yayımlatmak isteyen bir yazarın editöre bakış açısı nedir?

Mehmet Erkurt: Bu konuda, garip bir biçimde şanslıydım. Dolayısıyla size vereceğim “deneyimden yola çıkan” yanıt da verimli ve keyifli bir işbirliğinin tasviri olacak. Genellikle metin yayınevi tarafından, editoryal bir çalışma koşuluyla kabul edildiğinde, ilk metnini yazmış yazardan bu editoryal çalışmaya ilişkin hep olumlu ve yapıcı tepkiler aldım.

Alanımız çocuk kitapları olunca, yazdığı bu ilk metnin özel bir okur kitlesine ulaşacağının bilincinde olan, heyecan ve merak duyan, yapıcı önerilere ve görüşlere açık yazarlarla çalıştım. Bu yazarlar öncelikle kurguya, karakterlere, diyaloglara, konunun işlenişine ve olay örgüsünün mantığına dair bir şeyler duymak istiyorlar.

Oralarda yaşanabilecek sorunlar ve aksamalar ya da bu noktalar üzerine yapılacak sağaltımlar onları özellikle ilgilendiriyor. Dilsel düzelti boyutunda yayınevinden zaten doğal bir titizlik beklediklerinden, noktalamaya ya da yazıma dair kararlarda yayınevine güveniyorlar. Konudaki, ifadede ve kelime seçimlerindeki “çocuğa görelik” meselesi ise, aslında yayınevine en çok güvenmek istedikleri ama kendilerini ve metinlerini de en çok savunma ihtiyacı duydukları alan. Haklılar da. Çünkü çocuğa görelik adı altında yapılan önerilerde metni sasılaştırıcı, sözcükleri fakirleştirici, ifadeleri düzleyici eğilimlere rastlayabiliyoruz.

Büyük ölçüde sansür ve otosansür engellerini aşabildiği ölçüde hayat bulan çocuk edebiyatı, sürekli bir azaltma, eksiltme, basitleştirme eğilimine maruz kalıyor. “Çocuk anlamaz” ve “ebeveyn/öğretmen hoşlanmaz” kaygısının biçimlediği bu üretim sürecinde, okur algısına dönük kararlarda da yazarın ve editörün hararetli tartışmaları olabiliyor… İlk kitabını yazan bir yazarla editörün çalışması, genel olarak her iki tarafın da birbirini dinlediği ve alışverişte bulunduğu bir süreç.

Yeni kitaplarla devam eden sonraki süreçte de bu editör algısının değişmemesi, yazarın gözünde editörün kısıtlayıcı, engelleyici ya da yerici bir aracıya dönüşmemesi hem yazara hem de editöre bağlı. Editöre düşen kısım, hem yazarın ve metnin iyiliği için içten duygularla çalışmak, hem de bu içtenliği her daim hissettirmek.

Yeni dönem edebiyatta içeriksel yaklaşımların ve biçimsel arayışların ortaklığından söz edilebilir mi? Kent ve kır denkleminde geçen hikâyelerin hısımlığı mümkün müdür? Yeni dönem edebiyatçılarının birbirinden beslendiğini iddia edebilir miyiz?

Mehmet Erkurt: Çocuk kitapları alanında bu türde tematik ya da bağlamsal bir ilişkiden söz etmek ne yazık ki zor. Gelen yeni dosyalarda hayalimiz, öncelikle “edebi” bir metin bulmak. “Edebi” derken burada büyük yeniliklerden, arayışlardan, anlatım zenginliklerinden söz edemiyoruz henüz. Çocuğa edebi metin yazmayı basit, ahlakçı ve didaktik metinler yazmakla karıştırmayan yazarların, belli bir öyküsü, kurgusu, mantık bütünlüğü, kelime ve ifade zenginliği olan metinlerini bulmaya çalışma aşamasındayız.

Elimize ulaşan metinlerde kentin de kırsal yaşamın da konu edildiğini görüyoruz elbette, sadece baktığımız öncelikler yukarıda saydıklarım düzeyinde kalıyor. Yine de ilk kez çocuk kitabı yazan yazarların, belki bu durum benim karşılaştıklarımla sınırlıdır ama, alanı takip ettiklerini görüyorum. Yalnızca çocukluklarındaki okumalarla sınırlı kalmayıp yeni, çağdaş çocuk kitaplarını ciddi ciddi takip ettiklerine, okuduklarına, hatta okuma önerileri istediklerine şahit oluyorum. Burada karşılıklı bir etkileşimin, eleştirinin ve bunlardan beslenecek bir özeleştirinin varlığı kaçınılmaz.

Röportajın devamı ve tamamı için tıklayınız. 

KAYNAK: DUVAR