KÜLTÜREL İKTİDAR TARTIŞMALARININ ÇOCUK EDEBİYATI BOYUTU

Seçim sonuçlarının herkese hayırlar getirmesini temenni ederek son zamanlarda sıkça konuşulan kültürel iktidar meselesine dair birkaç hususa değinmek istiyorum.

Kendinden önceki siyasi geleneği yıkarak yeni bir rejim başlatan ve bu ülkede çok uzun yıllar iktidarda kalan Beyaz- elitist Türklerin çağdaşlaşma söylemleri ile kendi halkını yerdiği ve ötelediği doğrudur. Batı’nın taklidi sayılabilecek, kendi tarihine kapalı bu grup kültür-sanat ve bilimde sadece modern Batı’nın yaptıklarını taklit etti. Mütedeyyin, kendi halindeki Anadolu insanını uygarlaştırma seviyesine çıkarmak gibi bir misyonu vardı. Halk- vatandaş tartışmaları yaşandı. Anadolu insanının kültürünü büyük ölçüde besleyen din de bundan nasibi aldı ve halk gerici, yobaz, görgüsüz, kaba ve ilkellikle suçlandı. Tanzimat dönemi romanlarında da sıklıkla örneğine rastlayabileceğimiz Cumhuriyetin toplumsal uygarlaşma süreci bu bakımdan epey gergin geçmiş bir dönemdir. Ki bu gerginlik günümüze kadar sürmektedir.

Bir şekilde kabuğuna çekilmiş, kırılmasını Cumhuriyet modernleşmesinden çok daha önce yaşayan İslami gelenek sanat ve bilime dair üretkenliğini yitirip devrimle gelen inkılaplara karşı koyamadığından yeni dönem artık elitlere kaldı. Bundan sonra Dünya’nın pek çok ülkesinde tecrübe edilen siyasi bloklaşmada Türkiye de sağ ve sol şeklinde iki ayrı kutba savrulacak kendini bu kimliklerle tanımlayacaktı. (Sağcılık ve solculuk tanımları bu yazının maksadını aşacağından ilgilenenler ayrıca bu tanımlara bakabilir.)

Özetle bugün kültürel iktidar denilen hadise ülkemizde neredeyse iki yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Ancak son dönemde tartışmaların yeniden hız kazanmasında 2002’den bu yana Türkiye’de iktidar olan İslamcıların kültür alanında yeterli atılımları yapamamasının büyük etkisi var. Kültür ve sanattaki iktidarın mevcut ihtiyaçları karşılayamaması ve bu alanlarda yeterli üretkenliği gösterememesinin yanı sıra tepeden inme uygulamaları yaygınlaştırması çok eleştiri almasına neden oldu. 2002’den bu yana seçim kazanan bir yönetimin bu konuda artık ciddi bir özeleştiri yaparak yeni süreçte önemli adımlar atması gerekiyor.

Kültür ve iktidar kelimeleri yan yana geldiğinde iki kavram ortaya çıkıyor. Kültürel iktidar ve iktidarın kültürü. Aslında birbirinden çok ayrı gibi dursa da birbirine çok yakın bu iki kavrama bakınca kültürün kendi iktidarının da ezici bir yönünün olduğunu yani iktidarlaşırken merkezleştiğini ve diğerine yeterli alan açmadığını anlarız. İktidarların kendi kültürlerini dayatmaları da hemen hemen aynı şeydir. Bu durumda kültür, sanat ve bilimin herhangi bir gruba, düşünceye ve ideolojiye ait olmadan evrensel zeminde vücut bulması gerekiyor. Bugünden sonraki Türkiye’de görmek istediğimiz tablo budur.

Çocuk Edebiyatında İktidar Kimin?

Her siyasal ideolojide olduğu gibi yeni bir toplum projesindeki Cumhuriyet dönemi, çocukları eğitmeyi bu projenin mutlak bir amacı olarak gördü. Bu açıdan dönemin kitap, dergi ve diğer yayınları incelebilir. İdeal Türk çocuğu karakteri nasıl ivme ivme şekillendirilmiş bakılabilir. Elit, modern, aydın, ulusal, akılcı bir nesildi amaçlanan. Aksi özellikler gösteren her çocuk bu şablonlara muhakkak uydurulmalıydı. Okullar büyük oranda buna hizmet etti ve tabi okullarda okutulan hikaye ve ders kitapları da.

Yıllarca Kemalist eğitim epey tartışıldı. Toplumsal alana yayılmak istenen modernleşmenin bu türlüsü tektipçi, buyurgan, yerel olmaması ve birtakım devletçi, militarist özellikleri nedeniyle epey eleştiri almıştı. 80ler sonrası yeni dünya ve 90lar popülizmi de etkisiyle çocuk kitaplarında tür farklılıkları ve yazar çeşitliliği kısmen de olsa görülmeye başlandı. Ancak Kemalist eğitimden geçen öğretmen ve yazar olanların ağırlıkta olduğu çocuk edebiyatında yine de tek seslilik pek kırılamıyordu. Kemalist olmayan İslamcı veya sosyalist gruplardan yazarlar da ya çok az biliniyor ya da yasaklanıyordu. Ve bu isimlerin okul kitap listelerine girmeleri pek mümkün değildi.

Geldiğimizde noktada ise çocuk edebiyatı rüzgarı herkesi memnun edecek şekilde esmeye başladı. Yayınlar arttı ve çeşitlendi. Yurt içi fuarlar ve yurt dışı telif anlaşmaları ile çocuk kitaplarında epey bir artış görülüyor. Rakamlar kadar yüksek olmasa da kalitede de gözle görülür bir ilerleme olduğunu söylemek mümkün. Hemen her görüşten yayınevi kendi çocuk kitaplığını yayımlayabiliyor.

Ancak belirtmek isteriz ki çocuk kitaplarındaki yayınlar ağırlıklı olarak tercüme eserlerden oluşuyor. Özellikle de Batı ve Amerika’dan çevrilen eserler ve bu eserlerin sahip olduğu içerik ve uslup çeviri yoluyla ülkemiz çocuklarına da sirayet ediyor. Bu türden yayınlar oldukça yaygın ve çocuklarca çok seviliyor. Çoğunda muziplik, pek çok şeyi alaya alma, eğlence dolu ve argo bir hava var ve bu rahatlık aşırı disipline edilmek istenen, kontrolden bıkmış çocuklara ilaç gibi geliyor. Bu türden çevirileri ülkemize kazandıran yayınların ağırlıklı olarak sol cenaha ait olduğunu da belirtmek isterim. Diğer yandan satışlardaki fazlalık sağa ait diyebileceğimiz yayınevlerinin politikalarını da büyük ölçüde etkiliyor. Onlar da benzer içerikli yayınları ya telif ya tercüme yoluyla yayın gündemlerine alıyorlar. Çocuk edebiyatında yerellik tartışmalarını hatırlayınız, hala çok sıcak bir gündem. Dolayısıyla bu alanda iktidarı büyük ölçüde küresel piyasa belirliyor. Hemen hatırlatalım Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ensar Vakfı’nda yaptığı konuşmasındaki kültürel iktidar olamadık tespiti “dış mihraklarca” tehdit edilen kültürümüzü diri tutmayı kastediyordu.

Az önce değindiğimiz gibi yayın geçmişi ülkemizde epey eskilere dayanan ve genelde sol gruba ait yayınevleri çocuk edebiyatındaki pazarı tutmuş görünüyor. Yayın politikaları daha geniş olduğu için hemen her kesim onları tercih ediyor. Bunda iyi reklam bütçelerinin olması ve ülkemizdeki edebiyat cemaatleri de etkili. (Edebiyat/kültür cemaatinin nasıl bir güç olduğunu anlamak isteyenlerin rahmetli Hüsamettin Arslan’ın “Epistemik Cemaat” kitabını okumalarını öneririm.) Sağcı ve mütedeyyin yayınevlerine ait kitapların belli kitap satış merkezlerine alınmaması, alınsa bile raflara konmaması ile ilgili yıllardır süren çekişme halen bile canlı. Ama bugün el değiştiren o kitap satış merkezlerinden biri umarım benzer haksızlığı devam ettirmez ve başka yayınevlerine aynı politikayı uygulamaz. Yayımlamaktan ziyade en büyük sorunun dağıtım olduğu ülkemizde dağıtımdaki tekelcilik de artık kırılmalı ve Anadolu’nun bir ucundan diğerine tüm çocuk kitapları ve dergileri dileyen tüm çocuklara ulaşabilmeli.

Bugün ana akım medyadaki tüm aygıtlar belli yazar ve çizerlere ait gibi görünüyor. Bu da çeşitliliği öldüren ve diğerine zemin açmamak gibi kötücül bir durum. Kimin daha çok “sadakatli” olduğuna bakılarak tv kanalları, dergileri ve kitapçıları parsellenmemeli. Hükümet kültürel iktidar konusunda madem özeleştirilere başladı o halde bu durumu da lütfen dikkate alsın. Bu durum nitelikli yayın yapmak yerine yayıncıları hükümete göre tavır almaya itiyor. Yayıncılar yayın politikalarını buna göre belirliyor.

Örneğin mevcut hükümetin öne çıkardığı belirli sanatçı ve fikir adamlarının hayat hikayeleri, Osmanlıcık söyleminin bir yansıması olarak padişah ve dönemin bilim adamları hakkındaki kitaplar, 15 Temmuz gecesiyle ilgili yazılan kitaplar, son derece demokratik bir çizgide giden değerler eğitimi setleri, dindar nesil söylemine uygun din eğitimi kitapları, İslam sanatı ve düşüncesi kitapları vs. Geçmişi ihya etme çabasını anlarım ancak bu çaba politik bir güdüyle yapılıyorsa üzgünüm ama dönemsel yayıncılık yapanların çağları aşan klasikleri üretmesi mümkün değildir.

Şu da bir gerçek ki okul yaşının aşağılara çekilmesi bazı yayınevlerine ait hikaye ve masallarda rahatsız edici bir etkinlik takıntısının oluşmasına neden oluyor. Hikaye ve masalın sonuna mutlaka çoktan seçmeli sorular ve etkinlikler konuyor. Her kazanımı ölçme hastalığı bize ne ara bulaştı?

Hükümete yakın olduğu bilinen bazı yayınevleri sağladıkları kurumsal anlaşmalarla basım- yayın işlerini elde ederek belli kurumlara kitap basıyor. Aynı yayınevinin mutfağında kaliteli bir kitap bulamazken bu yayınevinin devlet kurumlarındaki varlığı yayın dünyasında ayakta kalmanın galiba ipuçlarını hatırlatıyor!

MEB’in okur-yazar buluşmasında her müdür, sahip olduğu zihinsel düşünceyle aynı doğrultudaki yazar ve çizerleri ağırladı okulunda. Bu anlamda çocuklar okul müdürleri hangi düşüncedeyse ona uygun yazarlarla tanışmış oldu. Merak ediyorum mesela Cahit Zarifoğlu’nu tanıyan nesil bir o kadar da Muzaffer İzgü okuma imkanı yakaladı mı? Ya da tam tersinde sonuç nedir?

MEB’in her sene değişen sınav ve eğitim yöntemine göre kitap yayımlayan yayınevleri var. Bu da ilginç!

Bu konu daha çok su götürür. Ama maalesef canım ülkemde ideolojik kutuplaşma ve piyasa yönetimi her zaman can sıkıcı olmuştur. Bundan sonrasında hükümet, kültürel ve sosyal çalışmalarda daha güçlü bir Türkiye ve daha başarılı bir nesil görmek istiyorsa iyi ve güzel olanın peşine düşmeli. Tarihten gelen derin kültürel ayrışma ve muhalif kültürünün kendine yeterli alan bulamaması çözülmeyi bekleyen iki problem olarak duruyor.

AYŞENUR NARBOĞA