100 Temel Eser’i Okutturan Formül

Hürriyet Gazetesi’nden Doğan Hızlan çocukların 100 Temel Eser okumaması hususunda yayıncıların bulduğu yöntemi anlatıyor.

***

Çoğumuz hangi kitabı okuyalım sorusuyla karşılaşırız. Sorulan o günün kitaplarından birini seçip söylememizdir.

Oysa bu geçici, günübirlik çözüm, soranın iyi bir okur olmasını sağlamaktan uzaktır.

Yaşına, öğretimine, merakına göre tek kitap tavsiye etmektense küçük bir kütüphanede neler bulunması konusunda bir seçme yapmak gerekir.

Çünkü tavsiye edeceğim kitap listesi, klasiklerle başlayıp bugünü de kapsamalıdır. Hangi tür kitapları okuduğunu, sevdiğini ya da bu konuda gelişmek istediğini öğrendiğimizde onun okuma zevkini arttırırız.

Genelde Milli Eğitim Bakanlığı, çeşitli tarihlerde öğrenciler için bir liste hazırlamıştır.

Yayın tarihimizde, seçkin bir kütüphane kurulabilmesi için 1000 Temel Eser dizisi yayınlanmıştır.

Daha sonra da özel bir yayınevi 1001 Temel Eser dizisi yayımlamıştır. Birinci seçim değişik zevkleri, farklı düşünceleri göz önüne alarak bir liste yapmıştır. 1001 Temel Eser biraz daha tek taraflı bir bakış açısını ortaya koymuştur.

Yıllar önce de Milli Eğitim Bakanlığı, benim de içinde bulunduğum bir kuruldan 100 Temel Eser seçmesini istedi. Zamanın bakanı Hüseyin Çelik’ti.

Seçilen adlar içinde yaşayanlar yoktu.

Birçok yayınevi, bu kitapları bastı, hatta bunun için kurulan yayınevleri bile oldu.

Beklenilen olmadı, listede yer alan kitaplar umulan derecede satmadı.

Öğrencilerin kitaplığında bunların yer aldığını sanmıyorum. Bu arada korsan baskılar da yapıldı.

Kurulda olan bir akademisyen, “Bu kitapları ben üniversite öğrencilerine okutamıyorum, bu çocuklar nasıl okusun” diye düşüncesini iletti.

Her şeyin kolayı bulunurdu.

İşte bazı kişilerin bulduğu yöntem.

BATI dillerinde “Dünya Edebiyatının Başyapıtları” adıyla, kısa sürede klasikleri öğreten kitaplar vardır.

Bazı kişiler de bu anlayıştan yola çıkıp özetin de özeti dosyalar hazırlamışlar.

Bir rastlantı bu çalışmaların yoğun biçimde yapıldığı bir hanın içine düştüm. Kitapçıları geziyorum, beni tanıdıkları için her dükkândan sonra peşimden gelen kişilerin sayısı artıyor.

Baktılar ki olacak gibi değil, beni dükkâncılardan biri dükkânına davet etti ve çalışmalarını(!) anlattı:

Önce eserin özeti veriliyor.

Roman türünde ise kahramanları sıralanıyor, kahramanlar hakkında da kısa bilgi veriliyor.

Roman hakkında bazı yazarların, eleştirmenlerin düşünceleri bu özette yer alıyor.

Genelde iki buçuk ile beş sayfa arasında bu okuma eylemi bitmiş oluyor.

Yapanlar, o dükkânda toplanıp dediler ki, birçok çocuk bu kitaplara para verip alamıyor, az bir paraya bunu alıp sınavı geçiyor.

Şimdi internet aracılığıyla bu kolaylık daha da yaygınlaşmış oluyor.

Gerçi, iyi bir öğretmen bunun farkına varır ama nasıl mücadele eder bilemiyorum.

Bu yazı için 1000 Temel Eser ile 100 Temel Eser listelerini okudum.

Bir araştırmacı iki listeyi karşılaştırıp, aradaki seçim farkını, değişen zevki yorumlamalı.

Milli Eğitim Bakanlığı bence her zaman bu listeyi yenilemeli, çünkü okumaya nereden başlamalı sorusunun yanıtını burada bulabilir.

Yıllar öncesinin 1000 Temel Eser listesi, hatta 100 Temel Eser listesini karşılaştırdığımızda büyük değişimler tespit edeceğimiz kanısındayım.

Şu eserleri tavsiye ederken, televizyonun, internetin varlığını göz önüne alarak yapılmalı.

Yıllar öncesinde polisiye bu kadar yükselen bir tür değildi, fantastik edebiyat yoktu. Sinemanın etkisi çok zayıftı.

İster listede yer verin ister vermeyin.

Harry Potter ile Yüzüklerin Efendisi hem okunacak hem seyredilecek.

Gene de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırlayacağı bir liste gerekli.