CANIM AĞACIM

Bir çocuğun bir ağaçla olan kurduğu dostane ilişkiye odaklandığımız “Canım Ağacım”da Jacques Goldstyn kentin ortasında bile mümkün olan bir doğaseverliği tasvirliyor.

Karikatürü andıran çizimleriyle zaten içten bir selamlama ile açılıyor kitap. Farklı renklerde eldiven takacak kadar cesur olan çocuğun bir ağaçla arkadaşlık etmesi çılgınlık gibi gelebilir! Standartları aşan bir hikaye.

Ağacına isim verecek ona hürmet duyan bir çocuk. Ve bu çocuk oldukça dikkatli bakıyor etrafına. Günümüz çocuklarına bir “model” çiziyor yazar böylece. Çocuk, Bertolt ismini verdiği bu meşeyi sadece bir ağaç değil bir ev, bir sığınak, bir labirent hatta bir kale olarak görüyor. İlkbahar gelip de meşe tüm yaprakları açınca çocuk için tek eğlence de başlıyor. Çünkü bu ağaçla birlikte yapacağı çok şey var.

Gün gelir Bertolt tüm canlılar gibi ölümle buluşur. Ama çocuk bilmez bir ağacın ölümü nedir. Karşısında öylece hareketsiz duran, bir daha eskisi gibi yeşile dönmeyen Bertolt için çocuk, o kötü sonlardan birinin yazılmaması için çabalar. O çok sevdiği meşe ağacı yakılacak bir oduna, mobilyaya veya bir kürdana dönüşmeden önce bir şeyler yapması gerektiğini de bilir çocuk. Hürmet ölmüş bir ağaca da gerekir çünkü. Ve çocuk ağacı çok uzun seneler ayakta tutacak bir yol yolmayı başarır.

Doğayla ilişkide bu tür naif metinlere çok ihtiyaç var. Mehmet Erkurt çevirisiyle Can Çocuk’tan tüm çocuksu yüreklere…