Daniel Pennac ile Söyleşi: “Okumayı öğrenseler bile çocuklara kitap okumaktan vazgeçmeyin”

Ülkemizde pek çok kitabı Türkçe’ye çevrilen dünyaca ünlü yazar Daniel Pennac’ın Virgül Dergisi’ndeki röportajından bir kesit paylaşıyoruz:

***

-Okuma mutluluğundan söz edece olursak…Roman Gibi’de eğitim sisteminin okuma mutluluğunu, zevkini bir eziyet, azap haline getirdiğini söylüyorsunuz.

Hayır, hayır tam böyle değil, maalesef bundan daha karmaşık. suçlu eğitim sistemi olsaydı reforme ederdik olur biterdi. Daha karmaşık. Sanırım edebiyat zevk olarak hayatımıza ebeveynlerin çocuklarına akşam onları uyuturken anlattıkları, okudukları hikayelerle giriyor. Aslında çocukları metinden önce edebiyatla tanıştırıyoruz, bu metni çözmek durumunda değiller, sadece dinliyorlar, sonra okul devreye giriyor ve çocuklar okulda okumayı öğrenmeye başlıyorlar. İşaretlerin ilk kez çözülmesi, yan yana getirilmiş keyfi işaretlerden başka bir şey olmayan kelimelerin ilk kez çözülmesi, işaretten anlama ilk geçiş müthiş bir heyecan yaratıyor. bilmem siz, küçükken okumayı öğrendiğinizde duyduğunuz heyecanı hatırlıyor musunuz? Çocuklar herşeyi yüksek sesle okumaya başlarlar, sokaktaki bütün afişleri, gazete başlıklarını, ne görürlerse her şeyi! Okumak gerçek bir heyecan! İşte tam o sırada ebeveynler çocuklarına hikaye okumayı, anlatmayı kesiyorlar. Okumak artık çocuğa sadece öğrenme ve anlama çabası açısından sunuluyor bu da bir kopuşa sebep oluyor.

Yani okuma bir zorunluluk haline geldiğinde, getirildiğinde…

Evet. Yapılması gereken okulu mahkum etmek değil, okulun rolünü öğretmektir. Okul okuma yöntemleri, teknikleri öğretir, başka rolü yoktur. Yani ebeveynler birkaç yıl boyunca akşamları çocuklarına karşılık beklemeden hikayeler anlatmaya, okumaya devam etsinler. Çünkü çoğu zaman aileler çocuklarına okumayı kestikleri için çocuk tek başına kalır ve kendini ihanete uğramış hisseder. Çok yetenekli çocuklar var elbette, onlar için sorun oluşturmaz bu, ama birçok çocuk için böyle değil.

Çocuk bir zorunlulukla karşı karşıya kalıyor, oysa önceden ona hikayeler okunuyor, anlatılıyordu ve bu bir zevkti. ama sonra okulda okumanın ona dayatılmasına mı tepki veriyorsunuz?

Benim bu tepkiye verdiğim karşılık derslerimin bir bölümünde onlara hikayeler anlatmaktı yüksek seste romanlar okuyorum falan.

Bir eğitimci yazar olarak internet çağında gençlerin okumaya ve edebiyata yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnternetten önce de görüntüler vardı. Televizyon çıktığında dediler ki “televizyon çocukları kendine bağlayacak”. Yeni bir teknoloji ortaya çıktığında hemen ona karşı çıkmak gerektiğine inanmıyorum. her zaman verdiğim bir örnek vardır: O ilk tren kırlardan geçtiğinde ineklerin bir daha süt vermeyeceğini söylemişlerdi. inekler hala süt vermeye devam ediyor. Aynı şekilde televizyon ortaya çıktığında çocuklar okumayacak dendi. Bu çok geçersiz çünkü içinde hem kütüphane hem televizyon olan yığınla ev var bunlar bir arada bulunuyor. Şimdi de internetin kitabı ortadan kaldıracağı söyleniyor. Ben buna inanmıyorum. Çünkü çocukların okumayı öğrenirken hissettiği heyecanın, işaretten anlama geçiş anının gerçekten de yaşanan en inanılmaz zihinsel yolculuk olduğunu düşünüyorum.

Şurası bir gerçek ki çocuk okuma anında yıldızlar arası bir yolculuk yapıyor, kozmik bir yolculuk, görülmemiş bir yolculuk. Hiç bir şey olmayan hiç bir şeyi temsil etmeyen bir şeyden hareketle şifreyi çözüyor, örneğin anne kelimesi… Kendisini dünyada en yakın hissettiği, kendisi için dünyadaki her şey demek olan bir şeyi işaret eden bir anlama geçiyor: annesine. Ben bu heyecanı, bu kadar güçlü, bu kadar içe işleyen bu heyecanı teknolojinin, görüntünün falan yok etmeye yeteceğine inanmıyorum. Şu durum hariç: İnsanlık öyle bir şekilde gelişir, evrimleşir ki artık hiç bir şey okunmaz olur ve okumaya görüntü alanından başka bir karşılık bulunur o zaman başka.

Günümüz çocuklarına nasıl bu kadar iyimser bakabiliyorsunuz?

Ben 54 yaşındayım. Çocukken bize kitapları yasaklarlardı “hadi dışarı çıkın, oynayın” diye. Yatılı okulumda da “okumayı bırak, çalış” derlerdi. Televizyonun ortaya çıkışı iledir ki okuma bir tür ideolojik risk haline geldi. Bunun üzerinde düşünülmüyor. bu gezegende yaşayan insanlar arasındaki ciddi okurların oranının Gütrenberg’den beri değişmediğine inanıyorum. Ciddi okurların sayısı arttı. Bir on yıl öncesine göre bile daha çok okur sayısı var. Bu umut verici. İnternet konusunda beni asıl kaygılandıran şey okumayla değil, iletişimle ilgili. 17 yaşımdaki kızım bana bir internet cafe’ye gidip de bana “baba Kanada’nın Quebec şehrinde yaşayan biriyle sohbet ettim.” dediğinde ben derhal kapı komşusunu düşünüyorum hemen karşısında oturan ve tanımadığı o kişiyi. Bu bana okumayla kıyaslayınca daha korkunç geliyor.

KAYNAK: VİRGÜL DERGİSİ- SAYI 26- TARİH 2000