Dikkat! Bu Kitaplar Çocukları Okuldan Soğutuyor!

Çocuk Şehri Dergisi OKUL sayısında konu bağlamında bazı kitapları incelemiştik. İncelediğimiz kitaplarda okulların çocukların ruhlarına, öğrenme isteğine ve karakterine nasıl sirayet ettiğini görmeye çalıştık. Bizim değerlendirmemiz olumsuz yönde idi; okul çocukların öğrenme merakını yok eden, çocukluklarını sona erdiren ve onları tektip bir kişi haline getiren bir imge olarak karşımıza çıktı. Aşağıdaki listede yer verdiğimiz kitaplar bu açıdan okulların, daha doğrusu eğitim sisteminin açıklarını ortaya koyuyor.

OLGA OKULU SEVMİYOR:

Olga, daha ilk haftada okulu sevememiştir. Derste sürekli olarak konuşmakta ve etrafına canımız sıkılıyorsa hayatın ne anlamı var şeklinde yakıcı sorular sormaktadır. Öğretmenin otoritesini sarsan ve öğrencilerin okula dair motivasyonlarını etkileyen Olga, sakız çiğnediği için de sürekli ikaz almaktadır. Yemekhanedeki yemekler yetişkinlerin bile yemeyeceği kadar kötüdür. Anlayacağınız not defteri sürekli öğretmenin şikâyet notlarıyla doludur.

İlk günden beri sırtındaki koca çantayı taşımak zorunda kalması Olga’yı çileden çıkarmaktadır. Üstelik bu kadar ağır çantada oldukça gereksiz şey bulunuyor! Çantasına evdeki oyuncaklarını ve sevdiği eşyaları koyarak okulun yolunu tutan Olga’yı kötü bir sürpriz beklemektedir. Bu, Olga’nın okula daha doğrusu hayata dair edineceği ilk acı tecrübe olacaktır. Çantasında okul materyalleri dışında getirdiği şeylere öğretmeni el koymuştur. Çocuğun mülkiyet hakkı ihlali okulların en büyük sorunu olsa gerek!

Okul sıkıntısına(!) geçici çözümler bularak sorunları ertelemek yerine artık bir an önce okul paradigmasını değiştirerek Olgaları memnun etmek gerek. Yoksa mutsuz nesil sayısındaki artış durdurulamayacak!

35 KİLO TEMBEL TENEKE

13 yaşındaki Gregoire’nin okuldan nefret etmesinin haklı sebepleri var. Okulların çocuklara dayattığı zor bir müfredat var ve bu yüzden çocukların yetenekleri körelebiliyor. Eğitimin zorunlu olması ayrı bir sıkıntı; çünkü okul dışında bir hayatın imkânı yok sayılıyor. Okula gitmek çocukları gerçek hayattan koparıyor, çocukların tüm günleri okulda geçiyor. Disiplin, kurallar, ödevler, hep aynı şeyi tekrarlayan öğretmenler de cabası…

Oysa Gregoire hayatını farklı tasarlamak istiyor. El işleriyle uğraşmak onu mutlu ettiğinden vaktinin çoğunu tamir yaparak geçiyor. Kendince keşfettiği ilginç icatlar da olabiliyor bazen. Küçük odasında kurduğu kocaman dünyada yaşamak istiyor. Yahut dedesinin kulübesinde çeşitli marangozluk işleriyle uğraşarak tutkuyu ve coşkuyu yaşamak istiyor. Dedesi Leon hem ustası hem de en yakın arkadaşı. Gregoire’nin okul derdine beraber bir çare bulacaklardır.

PAOLO’NUN DÜŞ PROBLEMLERİ

Çocuklar eğer matematik problemlerini çözemiyorsa onlar hakkındaki ilk yargımız zeki olmadıkları veya mantıklı düşünemedikleridir. Oysa onlar başkalarının belirlediği mantık kurallarına uymuyorsa da pekâlâ mantıktan anlıyor olamazlar mı? Belki de asıl mantıksız olan öğretmenler ve sordukları problemlerdir!

Paolo kendisinin mantıksız olmadığına emin bir çocuk olarak böylesi bir savunma mekanizması geliştirir ve problemlerdeki mantık hatalarını bulup öğretmenin yüzüne çarpar.

Paolo bu işi sevmeye başlamıştır. Yazılan problemlere antitez niteliğinde problemler geliştirerek âdeta matematiği yapısökümüne uğratıyor. Aklına gelen problemleri bir deftere yazmaya başlıyor: “Düşmantıklı Problemler” Can sıkıcı, hayal gücünden yoksun, anlaşılmaz problemlere inat düş dolu ve mantık içerikli yeni problemler! Üstelik dondurma, salam, bisiklet, fosil gibi pek çok konuda problem yazmak bilgi dağarcığını da geliştiren bir şey!

Paolo eğitimin merkezine oturmuş öğretmen ve ders kitabının bilgi otoritesini fena hâlde sarsmıştır. Kendine ve sınıf arkadaşlarına bir alan açarak eğlenceli, bilgi dolu ve mantıklı bir yol açmıştır.

DÜZENE UYGUN KAFALAR NASIL OLUŞTURULUR

68 kuşağının Avusturyalı yazarı Ernest Alexander Rauter’in eğitim sistemine ilişkin oldukça yalın ve sert ifadeleri, reddiye yazılamayacak kadar haklılık içeriyor. Onun 70’li yıllarda yazdığı bu eleştiriler bugün hâlâ geçerliliğini koruyorsa değişen hiçbir şey yok demektir. Okulun düzene uygun kafalar yetiştirme misyonu devam ediyor demektir.

Okulların müfredatları çocuklara salt akademik ve etik kazanımlar sunmayı hedeflemez. Okul müfredatlarının toplumu şekillendiren bir de gizli hedefleri vardır. Bu gizli hedefler aileyi, toplumu, siyasi katılımı, dil pratiklerini ve inanç sistemlerini şekillendirir. Zorunlu eğitimin bir sonucu olarak toplumun neredeyse tamamının bu şekillendirmeden nasibini aldığı açık.

Düzene uygun kafalar itaatkâr kafalardır. Verilen bilgileri sorgusuzca alır. İşine yarayıp yaramayacağını sorgulamaz. Eskiler, bilginin mutlulukla ilişkisini tartışırken modern okul için bilgi, itaatkâr yurttaş imal etmenin en önemli aracıdır. Resmiyet kazanmış her bilgi, yurttaş beynini oluşturur yavaş yavaş. Bilgiler de kanaatleri ve yargıları doğurur. Okulun dili, çeşitli varyasyonlarla bir siyaset adamının diline, bir reklamcının diline dönüşür.

MONTSUZLAR

Adana’nın köklü okullarından olan Yunus Emre Lisesi her sene dokuzuncu sınıfa başlayan öğrencilere mont hediye etmesiyle ünlü bir okuldur. Ne ki o sene hesaplanamayan bir şey olmuştur: Okula beklenilenden daha fazla öğrenci kayıt yaptırınca eldeki montların yetmeyeceği anlaşılmıştır. Montlar alfabetik sıraya göre dağıtılmış, alfabenin sonunda yer alan öğrencilere mont kalmamıştır.

Veysel Eşiyok, kendisine mont kalmayan öğrencilerden biridir. Bu uygulamaya itiraz ederek hayatındaki sorgulama döneminin ilk basamağını adımlamıştır. Kimin neye göre alfabedeki harfleri sıraladığı ve bu sıralamanın nasıl insanlarda ayrımcılığa kapı aralayabileceğini sorar önce.

Ailesinden aldığı motivasyonla mont talebini bir gençlik hareketine dönüştüren Veysel ve arkadaşları, ironik bir şekilde kütüphaneyi buluşma merkezi yaparlar. Hani şu kitapların alfabetik sıraya göre dizildiği yer.

SINIFTA KALANLAR OKUL AÇTILAR

Mevcut okulları beğenmeyen bir grup çocuk yeni bir okul açmaya karar verilirler. Onların okulun varlığıyla ilgili bir problemleri yoktur onlar sadece okulun mahiyetinden muzdariptirler. Ve kendilerini mutlu edecek bir okul tasarlayarak harika bir yaz tatili geçirmeyi planlarlar. Çoğu, okulda yaşadıkları toplumsal sınıf ayrımcılıklarını bu yolla bertaraf etmeye çalışarak çok güzel bir ironi performansı gösterir.

Bu yeni okulun öğrencileri, köyünden göç ederek büyük şehre gelen ve bu yüzden birtakım zorluklar yaşayanlardan oluşmaktadır. Farklı giyinirler, konuşmaları biraz farklıdır hatta Türkçe bile değildir. Türkçeyi öğrenmeye çalışırken; ancak bunun zaman gerektirdiğini bir türlü öğretmenlere ve arkadaşlarına anlatamazlar. Kültürleri farklıdır, toplumun onları yerleştirdiği sınıfsal kimlikler farklıdır. Yoksuldurlar. Mahcup, kırılgan ve en çok da “öteki”dirler. İşte bu çocuklar bir araya gelerek yaz okulunda kendilerini yetiştirerek bir sonraki okul dönemine daha özgüvenli olmak, kalıpların karşısında daha sağlam durmak için çabalarlar.

YAZILARIN TAMAMI VE “OKUL” DOSYAMIZDAKİ DİĞER ÇALIŞMALARI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ.