Grafik roman, neden edebiyatın ilgisini çekiyor?

Geçtiğimiz günlerde dünya edebiyatının itibarlı ödüllerinden biri olan Man Booker yılın en iyileriyle ilgili uzun aday listesinde bir grafik romana, Nick Drnaso’nun Sabrina isimli çalışmasına yer verdi. Art Spielgelman’ın Maus’la kazandığı Pulitzer’den sonra çizgili sanatların edebiyat dünyası ve kültür endüstrisi içinde ulaştığı en önemli başarı olabilir bu seçim. Kendi adıma türün tutkunu, tarihçisi ve “yazarı” olarak jürinin seçimini iddialı ve heyecan verici ama bir o kadar da “normal” ve hatta gecikmiş sayıyorum. Hoşuma gidiyor, çünkü en az çeyrek asırdır çizgi romanın klişe anlatımlarından ayrılarak başkalaşmasından yana kendimce bir mücadele veriyorum. Grafik romanın yeni bir “medium”  olarak kitap dünyasına ve hikayeciliğe tazelik getirdiğine inanıyor ve savunuyorum.

İlk gençlik yıllarımda hafif delilik içeren bir tutkuyla ne zaman “Teksas Tommiks” dense çizgi roman diye düzeltir bunu yapmazsam kendimi kötü hissederdim. Çizgi roman sadece bu değil demek istiyordum. Oysa çizgi roman ben bunu söylediğim yıllarda, ne desem nafile, çocuklar için üretilen, iyilerle kötülerin savaştığı, kahramanın zaferiyle sonuçlanan serüven tahkiyeleriydi. Bütünüyle çocuksuydular. Çocuklar büyüyor ve onları okumayı bırakıyordu. Türkiye’de mizah dergileri geniş bir ilgi gördüğü ve ticari başarı kazandığı için pek çok okur, Teksas Tommiks’ten sonra onlara geçiyor ya da ilk onları okuyarak çizgili hikayelerle tanışıyordu. Popüler kültür değiştikçe, eğlence seçenekleri çoğalarak çeşitlendikçe, çizgi romanlar özel ve rekabet edilemez bir eğlence biçimi olmaktan çıktılar. Televizyona, bilgisayar oyunlarına ve internete çeşitli biçimlerde yenildiler.

Çizgi romanın konuşulur olmaya ihtiyacı var. Eskisi kadar popüler olmadığı için gündelik dilin ve hayatın içinde kendine yer bulamıyor. Entelektüel ve sanatsal bir itibarla kendini varetmek, bu yolda hikayelerini değiştirmek zorunda. Grafik roman bunu yapıyor. Edebiyat çevrelerinde, sanat dergilerinde, kitap dünyasında geçmişiyle kıyaslanmayacak biçimde “değer” görmesi, çizgi romanı aşan ve eskiten bir dil tutturduğu için grafik romanın başarısı. Hoş, grafik roman diye bir “biçim” olmadığını iddia eden epeyce “yaşlı” ve muhafazakar görüş var. Garip bir biçimde, geleneksel çizgi roman yayıncı ve üreticileri, hatta koleksiyoncuları, bu değişimi ve ortaya çıkan yeni okuru anlamlandıramıyor, doğru tepkiler veremiyorlar. O sebeple, dünyanın her kültüründe grafik romanlar kendilerine yeni yayıncılar buluyor. Daha önce hiç çizgi roman yayınlamamış  yayınevleri neden türe ilgi gösteriyor diye sormak veya Man Booker Jürisi grafik roman derken neyi anlıyor düşünmek belki de daha doğru.

Bu köşede yazdıklarımı izleyenler biliyor, grafik romanın ne olduğunu sıklıkla yinelemeye çalışıyorum. Sadece bizde değil, Amerika’da ve hatta Fransa’da bile bir kavram karmaşası olabiliyor. Bir grafik romanla bir çizgi romanın arasındaki fark ayırd edilemiyor, Tenten’le Persepolis aynı şey sanılabiliyor. Oysa daha ilk baştan tefrik etmek mümkün. Grafik roman, “çocuklar için üretilmez, çocuksu değildir” dediğimde çizgi roman okurlarının artık çocuklar olmadığı söyleniyor cevap olarak. Bu noktada ikinci kıstas devreye giriyor. Grafik romanlar, yenilmez bir kahramanın serüvenlerini içermez, Batman’in ayrıksı bir serüven yaşaması, bu sebeple onu grafik roman yapmaz, o, her şeyi başaran bir kahramandır, biz esasen onu muktedirliğini izleriz. Başka bir örnek, bizde de çok sevilir, Ken Parker’in edebi ve entelektüel göndermeleri onu nitelikli bir hikaye yapabilir ama sonuçta o da bir seridir ve bir kahramanın serüvenleriyle kendini var eder. Orada ayrıksı ve marjinal duran esasen yan hikâyedir, ya bir yan karakter ya da kahramanın dahil olduğu, ikincil kaldığı mesele ilginçtir. Grafik roman, bir seriyal-bir tefrika değildir, endüstriyel kodları, muktedir bir kahramanı ve klişe bir düalizmi yoktur.Yaşlanabilen, ölebilen karakterleri olur grafik romanların. Grafik romanlar, üreticilerinin kişisel-kendine özgü tınılarını taşırlar. Bu onları endüstriyel, çok yazarlı, çok çizerli çizgi romanlardan ayırır. Ama bu ayrım, grafik romanla başlamış değildir. Örneğin underground çizgi roman ekolü, “kahramandan” çok üreticilerinin konuşulduğu bir sürecin sonucudur. Günümüz piyasası, kimi yazar ve çizerleri, ticari olarak “kahramandan” daha fazla önemsiyor ve o yönde pazarlıyor olabilir, o yazar ve çizerler de başka türlü denemeler yapıyor olabilir. Çizgi roman tarihi, hikayesi ve çizgileri günümüze kadar yaşayabilen farklı okumalara imkan tanıyan sayısız eserle doludur. Bu eserlerin kimileri, cesaretleri ve zamanlarını aşan öncü özellikleri nedeniyle grafik romanlara kaynaklık etmiş olabilirler. Ama bu onları da grafik roman yapmaz. Yine karıştırıldığı için belirteyim, korku ve fantastik türündeki çizgi romanlar, sonu ölümle biten, dehşet içeren ve çocuklara yönelik olmayan tahkiyelerdir. Kahramanın zaferinden çok, etme-bulma gibi bir natüralizmle, sürpriz bir sonla nihayetlenirler. Sırf çocuklara yönelik olmadıkları veya kahramanın zaferiyle sonuçlanmadıkları için grafik roman sayılamazlar. Orada bir tersine işleyiş vardır, insanlar değil, yaratıklar veya kötüler kazanırlar. Ticari olarak kullanılan türe özgü klişelerle ilerler ve yinelenirler. Bizden örnekler verelim, yerli üretimlerimiz, cinsellik ve argoyla ilişkileri nedeniyle oldum olası çocuklara yönelik olmadılar. Çocuksu olmakla çocuklara yönelik olmak birbirinden farklıdır. Bizim üretimlerimiz ne dersek diyelim enikonu çocuksuydu, edebi nitelikleri, entelektüel kaygıları, daha önemlisi böylesi dertleri yoktu. Grafik romanla ilgili bir başlangıç noktamız varsa eğer, ki var, değişim, seksenli yılların ikinci yarısından itibaren oluştu, İlban Ertem Küçük Adam’ı, Engin Ergönültaş Zalim Şevki’yi ya da Nuri Kurtcebe Gaddar Davut’u çizmeyi bıraktıklarında başladı.

Grafik romanı, çizgi romandan ayıran en önemli unsur hikayesidir. Bu hikayenin ticari kod dışına çıkıp çıkmadığı çok daha önemlidir. Yoksa, tek tek sayalım, başlayıp biten bir öykü olması, yazarı çizeri o kitabı kendi imkânlarıyla yayınlıyor olması, küçük bir yayınevinin çıkarıyor olması bir çizgi romanı grafik roman yapmaz. Biçimsel özellikleri, renk kullanımı, alışılageldik çizgi roman sunumunun dışına çıkılması grafik roman için bir ön şart değildir. Baskı kalitesi yüksek ve özel olarak hazırlanmış bir albümün hikayesi de pekala klişe olabilir. Çoksatar kitap olmak, bir mantığı gerektirir, içeriği ta baştan belirler, satar ya da satmaz o ayrı bir şeydir. Grafik romanlar bu bakımdan bir tepkidir ve zaten o refleks, edebi bir dilin ve insani bir meselenin taşıyıcısı olmayı gerektirir.

KAYNAK: DERİN HAKİKATLER