ROMEO VE JÜLYET

William Shakespeare’in (1564-1616) gençlik yıllarında kaleme aldığı unutulmaz oyununun, Rosa Navarro Durán’ın sahneye uyarladığı ve Iban Barrenetxea’ın resimlediği bu yeni baskısı, doğrusu çok şık olmuş.

Bilindiği üzere Shakespeare, hiçbir zaman orijinal bir hikâye peşinde koşmaz. Onun asıl derdi, bilindik hikâyeleri en trajik ve dramatik unsurlarını gözler önüne serecek şekilde yepyeni bir usulle tekrar anlatmaktır. Shakespeare için “güneşin altında yeni bir şey yoktur.” O nedenle pek çok oyununun konusunu, antiklerden veya Don Quijote’sinin ilk cildini okuduğu Cervantes gibi çağdaşlarından almakta hiçbir beis görmez. Romeo ve Jülyet’in konusuna baktığınızda da aslında ortada çok özgün bir aşk hikâyesi yoktur. Din ayrılığı, servet eşitsizliği, sınıf ayrılığı gibi nedenlerle bir araya gelemeyen sevgililerin birleşememesi, neredeyse bütün çağlarda ve bütün toplumlarda karşımıza çıkabilecek bir temadır. Fakat Shakespeare, kendi Romeo ve Jülyet’inin hikâyesini İtalyan yazar Matteo Bandello’dan (1485-1561) almıştır. Shakespeare’i hâlâ Batı edebiyatında aşılamaz denli büyük kılan da bu temellük yeteneği, yani başka bir dehanın eserini kendine mal edebilme ustalığıdır zaten.

Olay Verona’da geçer. Şerefte birbirinin dengi iki aile, Montegüler ile Kapuletler, eski bir kin yüzünden kavgaya tutuşmuşlardır. Bu iki ailenin kavgasında akan kan, Verona’nın bütün yurttaşlarının eline bulaşmıştır. Ne var ki daha asıl büyük felaket yaşanmamıştır. Çünkü bu iki ailenin kindar tohumlarından ve nefret dolu kalplerinden bahtı kara iki âşık doğacaktır. Montegülerden zarif ve yakışıklı Romeo ile Kapuletlerden narin ve güzel Jülyet, ailelerinin kinine kurban gideceklerdir.

Kapuletlerin düzenlediği bir şölene arkadaşı Benvolyo’nun ısrarıyla giden Romeo, bir görüşte Kapuletlerin dünyalar güzeli kızı Jülyet’e âşık olur. Şanslıdır, çünkü Jülyet de Romeo’ya âşık olur. Bundan sonra ailelerinin birbirlerine olan düşmanlığının gölgesinde aşklarını gizlice yaşamaya başlarlar. Hatta gizlice evlenirler de. Tek umutları bu gizli evliliğin aileleri arasındaki düşmanlığa son vermesidir.

Fakat kaderin iki âşık için başka planları vardır ve olaylar onları hızla trajik sonlarına götürecek biçimde seyreder. Kapuletlerden Tebaldo, bir gün Romeo ve arkadaşı Merkuçyo ile karşılaşır. Laf atmalar ve sataşmalar başlasa da Jülyet’e olan aşkından ötürü Romeo sürekli alttan alır. Bu duruma anlam veremeyen Merkuçyo daha fazla sabredemez ve Tebaldo ile düelloya tutuşur. Merkuçyo’nun düelloda can vermesi üzerine Romeo da kılıcına davranır ve hemen oracıkta Tebaldo’yu öldürür. Bu olayı duyan Prens, Romeo’yu Verona’dan sürer. Bu esnada Kapuletler, Jülyet’i Paris ile evlendirmeye karar verir. Romeo ve Jülyet’in bütün umutları artık tükenir.

Zaten sürgündeki Romeo ile evli olan Jülyet, ikinci kez Paris’le evlenemeyeceği için son bir umut Peder Lorenzo’ya koşar. Peder bütün bu sorunu çözmek için aslında sonrasında işleri içinden daha da çıkılmaz hâle getirecek bir oyun tasarlar. Jülyet’e onu istemediği evlilikten kurtarmak için, içtiğinde onu iki gün ölü gibi gösterecek bir iksir verir. Bütün bu oyunu anlatmak için de Romeo’ya bir mektup yollar. Ancak perde arkasından kader de sinsi sinsi gülmektedir. Çünkü bu mektup asla Romeo’ya ulaşmaz.

Jülyet’in Paris’le evleneceğini duyan Romeo hemen Verona’ya döner. Geldiğinde iksiri içtiği için ölü gibi yatmakta olan Jülyet’i görünce de çılgına döner. Paris ise Jülyet’in ölümünden ötürü Romeo’yu suçlar. Aynı kadına âşık iki bahtsız düelleoya girişirler ve Romeo, Paris’i öldürür. Ardından yanında getirdiği zehri içerek Jülyet’in yanına yatar. Peder, Jülyet’i uyandırır ve bu defa da Jülyet yanı başında ölü Romeo’yu görünce çılgına döner. Hemen Romeo’nun hançerini alarak kendi kalbine saplar ve oracıkta ölür.

Ancak iki âşığın ölü bedenleri bu kanlı nefreti dindirebilmiştir.

YAZAN: GÖKHAN YAVUZ DEMİR KAYNAK: İYİ KİTAP