Cemal Toy: “Çocuk Sanatla Uğraştıkça İç Problemlerini Çözmeye Başlıyor”

Cemal Hocam bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

25 yıldır sanat eğitmeni olarak çalışıyorum. Yaklaşık 30 yıldır da ressam olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim. Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünden mezun oldum. Yurt içi ve yurt dışında birçok sergiye katıldım. Çocuk resimleri konusunu da yaklaşık 25 yıldır incelemekteyim. Türkiye’de çok fazla kişinin ilgilendiği bir konu değil. Çocuk psikolojisi ve pedagojisi ile alakalı hem İstanbul Tasarım Merkezi’nde hem de Yetim Vakfı’ında ekibimizle beraber çalışmalar yapmaktayız.

Sanatın çocuklar ve dezavantajlı gruplar üzerindeki etkisiyle alakalı neler söyleyebilirsiniz? Örneğin; Osmanlı, müziği ve el sanatlarını iyileştirme aracı olarak kullanmış. Resim açısından bu konu nasıl değerlendirilebilir?

Çocuk resimleri 20. yüzyılın başında modern ressamlar tarafından çokça incelendi. Pedagoglar ise konuyu 1970’li yıllardan sonra incelemeye başladı. Bu şekilde çocukları çizdikleri resimler yoluyla daha yakından tanıma fırsatı yakaladılar. Bir İnsan Çiz testi bu yöntemlerden birisi. Test uygulandığında çocuğun zekası, dünyaya bakış açısı gibi sonuçlar ortaya çıkıyor. Testte yaklaşık olarak 51 noktaya bakılıyor. Kağıda büyük yada küçük çizmesinin, çok bastırarak ya da hafifçe çizmesinin farklı anlamları var. Resimde bir insanın kafasını büyük çiziyorsa farklı, küçük çiziyorsa farklı sonuçlar çıkıyor ortaya. Kısaca bir çocuğun korkuları, hobileri, yaşadığı sıkıntılar, sosyo-psikolojik durumu ve travmaları resimlerine yansıyor. Renkli bir çalışma yaptığımızda çocuğun kullandığı renklerin sıcak olması daha dışa dönük; soğuk renkler daha içe dönük bir çocuk olduğunu ortaya çıkartıyor. Mutlu bir çocuk mu, değil mi? Resimlerine bakarak anlayabiliyoruz. Çocuğun çizdiği resimler ruhunun fotoğrafı gibi.

En son Yetim Vakfı ile Hayallere Değen Resimler projesinde çalıştık, 13 ülke ve 3 kıtayı dolaştık. Çalışmada şunu gördük; çocuk her yerde çocuk. Afrika’daki çocuk da fıtratına uygun çalışmalar yapmakta, Asya, Orta Doğu, Avrupa’daki de. Ne zaman ki ergenlikten sonra ilgi alakaları değişiyor o zaman beyin daha önde, el daha geride kalıyor. Sanattaki en önemli faktör el-beyin koordinasyonunu sağlayabilmek. Bu koordinasyona sahip olan insanlar hayata daha hassas bakarlar ve duyguları daha rafinedir. Bir şey çizdiği zaman çok güzel çizer, duygularını güzel ifade ederler. Dikkatleri fazladır. Son zamanlarda sanat terapisi psikolog ve pedagogların en çok kullandığı yöntemlerden birisi.

Çocuk aslında sanatla uğraştıkça kendisini görüyor. İç problemlerini çözmeye başlıyor. Bu çok önemli bir nokta. Problem çözmek hayatın pratiğindeki en önemli mesele. Bir boyayı, bir rengi karıştırmak, tonu tutturabilmek, gördüğü figürü birkaç defa çizdirmek gerekiyor. Çünkü çocuklar görmeyle düşünmeye başlıyor. Çizerken aynı zamanda hayattaki incelikleri görmeye başlıyor. Bu duyarlılık aslında toplumun tamamında olmalı. Güzel nedir? Çirkin nedir? Güzel ile çirkin arasındaki fark nedir? Bunlar sanat yoluyla öğrenilebilir. Mesela, Suriyeli çocuklarla çalışan arkadaşlarımız vardı: “Yetimler bize ilk geldiklerinde saldırıyorlardı, vuruyorlardı, kırıyorlardı ama birkaç ay sonra bizle kaynaştılar, mental olarak sağlıklı çocuklar haline geldiler çünkü onlara resim yaptırdık, ebru yaptırdık” dedi. Çocukların dinginliği sanatla başarılmış.

Peki Cemal Hocam, bir yetimhanedeki yetimin çizdiği resimle, sanat merkezindeki bir çocuğun çizdiği resim arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

Reyhanlı’ya gittiğimizde şunu gördük: Yetimler sanki sözleşmişcesine ay ve güneş figürleri kullanıyor. Bu figürler arketip olarak baba ve anne anlamına geliyor. Hanzala figüründeki gibi hepsi seyirciye sırtı dönük durur resimlerde. Seyirciye küsmüşlerdir, iletişime geçmek istemezler. Çizdikleri figürlerin yüzleri gözükmez, hep sırtları dönüktür. Mesela, bir çocuk kendisini bir kayığın üzerinde ayı seyrederken çiziyor. Sırtı bize dönük. Ay ise bilinçaltında babası. Bazıları da salıncak yapıyor. Sallanırken ay ve güneşi seyrediyor. Bu tarz resimler çizen yetimler, toplumdan kopmuş, anne baba özlemi çeken bir halet-i ruhiye içerisinde oluyor.

Taylandlı bir yetim mezar taşı çizmişti. Mezar taşının sağına ve soluna anne babasının silüetini resmetmiş. Anne babasını sarı renkte yapmış çünkü onlar güneşi temsil ediyor. Mezar taşını ise karanlık yapmış. O da içinde yaşadıklarını temsil ediyor. Anne ve babasıyla münasebeti içinde hep devam ediyor. Ölseler de o bağ süreklilik arz ediyor. Neticede duygularını sembollerle yansıtıyorlar.

Çocuklar rencide olmasınlar diye şunu uyguluyoruz; çiçek ailem diye bir konu veriyoruz. Ailelerini çiçeklerle anlatıyorlar. Mesela annesini gülle anlatıyorsa babasını lale ile anlatıyor. Bunların hepsinin farklı anlamları var. Ailesini resmetmek için hep aynı türden çiçekler kullanıyorsa o ailede uyum vardır. Çocuk da bunu resmine aynı çiçekleri seçerek yansıtıyor.

Sanatın dezavantajlı gruplar üzerindeki etkisi sadece psikolojinin konusu mudur? Sanat rehabilitasyonla ne kadar ilgilenir?

20. yüzyıla kadar resim Batı’da doğayı, insanları yansıtan bir temsil olarak kullanılıyordu. 20. yüzyıldan sonra, özellikle Çığlık tablosundan sonra insanın iç dünyasındaki yönelişler, korkular ve sevinçler resimlere yansımaya başlıyor. Ama pedagojik açıdan disiplinler arasında bir bağ var. Psikoloji ile resim arasında da bağ var. Yapılan resimler aslında birçok disiplinde değerlendirilebilir. Bu anlamda disiplinler arası geçişler söz konusu.

Bu minvalde siz Türkiye’de Suriyeli, Lübnan’da Filistinli çocuklarla çalıştınız. Peki, savaş mağduru çocukların sanatla iyileşmesi mümkün mü?

Hayallare Değen Resimler projesi kapsamında Lübnan’a gitmiştik. Orada kamplardan gelen çocuklarla çalıştık. Yanılmıyorsam Burc el-Baracine kampıydı. O kamptaki çocukların önüne rengarenk paletler koyduk. Her türlü fosforlu canlı renkler vardı. Fakat çocuklar sürekli siyahla boyadılar resimleri. Siyahları bitirdiler. Sebebini kampı gezdiğimizde anladık. Kamp çok düzensizdi; üzerimize sular damlıyor, kablolar birbirine girmiş. Çadır falan olsa nefes alırsın ama burası yarım metrelik, bir metrelik sokaklar. Yandan motorlar geçiyor, tepenize sular akıyor. Binalar güneş görmüyor. Yani baktığınız zaman çok ciddi kasvet var ortamda. Kuşatılmış gibiler. Kimlikleri yok o insanların. Çocuklar aslında o kasveti çizdiler. Çocukların çizdiği ev bile farklı şekillerde yorumlanabilir. Örneğin, çocuğun biri evin çatısını sarıya boyadı. Bu intikam duygusudur. Çocuğun içinde öyle bir öfke var ki; resmine yansıyor. İşte bu duyguları resim yapa yapa tükettirmek gerekiyor. Çocuklarda birikmiş tüketilmesi gereken duygular var. İyileşme bazı çocuklarda bir hafta, on gün bazı çocuklarda daha uzun zaman alabilir. İyileşmenin zamanını bilemeyiz. Testler yapıyoruz ama 6 ay sonra tekrar yapılması gerekiyor. 6 aylık süreçte nasıl bir ilerleme olmuş görmek gerekiyor. Örneğin çocuk ısrarla burun çizmiyor. Bunun bilinçaltında bir sebebi var. Astım bronşit hastası olabilir. Niye çizmiyorsun dediğinde yakışmıyor diyor. Bazısı da kulak çizmiyor. Hiçbir şey duymak istemiyor. Veya kulağı büyük çiziyor. Çok dalga geçilmiş o çocukla. Bunları hemen teşhis edip soruna müdahale etmek gerekiyor. Bir öğrencim resimlerinde elleri büyük çiziyordu. Belli ki birilerinden dayak yemiş. Ailesine okulda şiddet gördüğünü söyledim. Çocuklar kendilerini resimlerde inanılmaz şekilde anlatıyorlar. Bu bir süreç meselesi. Tedavi bazı çocuklarda hemen sonuç veriyor, bazılarında daha uzun sürebiliyor.

İmgeleri yakalıyorsunuz yani daha çok?

Tabi tabi. Mesela oyun terapisi var. Çocuk sevdiği oyuncağı seçiyor. Bunların hepsi teşhis için ipucu. Kediyi seçiyorsa farklı, aslanı seçiyorsa farklı manaya geliyor. Kediyi çok seven bir çocuk iltifattan hoşlanır. İltifat edeceksin o tarz çocuklara.

Son olarak, Yetim Vakfı ile Hayallere Değen Resimler projesi yapıyorsunuz. Projenin hedefi tam olarak nedir? Ne yapmayı hedefliyorsunuz?

Yetim çocuklarda psikolojik travma var mı yok mu? Varsa bunlar ne düzeyde? Üç aşağı beş yukarı tespit ediliyor. Projede uyguladığımız Bir Adam Çiz testiyle kişisel özellikleri ortaya çıkıyor. Yaptıkları renkli resimlerle de psikolojik durumları ortaya çıkıyor. Aslında, Hayallere Değen Resimler projesindeki ana hedefimiz; çocuklara “siz çok değerlisiniz” mesajı vermek. Projeyi 1001 resim sergisiyle de taçlandırmak istiyoruz. Sürecin devamında da her çocuğun kişisel özelliklerini tek tek belirlemeye çalışacağız. Proje ile yetimlerin ruhlarını doyurmaya çalışıyoruz. Bu sanatla mümkün.

KAYNAK: MEDIUM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir