DÜNYA SAĞ BEYİNLİLLER TARAFINDAN YÖNETİLSEYDİ NASIL BİR YER OLURDU?

Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Ana Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ “Edebiyatta Beyin Hareleri” başlıklı çalışmasında romanlar yoluyla beynin gizemini çözmeye odaklanıyor. Tanrıdağ, oldukça ilginç olan bu çalışmada, ele aldığı romanlar üzerinden beyni öğrenmenin imkânını arıyor.

Proust’tan Melville’ye, Schiller’den Orhan Pamuk’a, Dostoyevski’den Eco’ya dünyaca ünlü yazarların romanlarında nörobilimle edebiyatın kesişim noktalarını tespit ediyor. Bilimin keşfinden çok daha önce yazarların satırlarında yer alan beyin, bugün çocuk eğitiminde en fazla üzerinde durulan organların başında geliyor.

Tanrıdağ’ın bu çok özel incelemesindeki başlıklardan bir tanesinde “dünya sağ beyinliler tarafından yönetilseydi nasıl bir yer olurdu” sorusunun cevabını aranıyor. Sol beyin ve sağ beyin ayrımlarının nasıl oluştuğu, bu adlandırmaların neye göre yapıldığı ve sol beyinliler tarafından yönetilen dünyanın nereye gittiği gibi sorular açıklanıyor. Ve tabi ardından asıl soruya geliniyor.

Sağ ve sol beyin her insanda ortak bulunuyor ancak bir insana sol beyinli ya da sağ beyinli demek için henüz yeterince güçlü nedenlerimizin olmadığını söyleyen Tanrıdağ, hangi beynin kişide baskın olarak işevsel olduğunun tespit edilebildiğini söylüyor. Örneğin “detaycı, zamana bağımlı, kelimesel ve matematiksel düşünen ve daha çok pozitif bilimlere yatkın bir kişide davranışlarda sol beynin; bütüncül, zamanı unutan, görsel ve mekansal sembollerle düşünen, hayal gücü kuvvetli ve daha çok sanata yatkın bir kişide ise davranışlarda sağ beynin daha çok baskın olduğu söylenebilir.”

Siyasette sağ beyin özellikteki kişilerin bazılarından örnekler paylaşan kitap, “dünya sağ beyinliler tarafından yönetilseydi çok daha az ırkçılık, sömürgecilik, ayrımcılık, savaş, ölüm ve açlık olurdu” diyerek dünya siyasetçilerine ve seçmenlerine bir çağrıda bulunuyor aslında.

Tanrıdağ’ın kitabında sağ beyinli siyasetçiler olarak verdiği isimler arasında şiir yazan, insan haklarına daha duyarlı, mütevazı yaşam süren, roman yazan, dünya barışı ve “ötekine” saygı dolu mesajlar paylaşan, intikamı değil bağışlamayı seçen, vicdanî açıklamalarda bulunan ve bu açıklamalara uygun kararlar alan ülke başkanları var. Bu kitap bugün yazılsa eminiz ki Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern de bu listeye dahil edilirdi.

Geçtiğimiz günlerde Yeni Zelanda’da bir camiye düzenlenen saldırıda çok sayıda ölü ve yaralı müslüman vardı. Tüm ülkenin bir anda gündemine oturan bu “müslüman kıyımı” İslamofobia tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Öfkelerini saçan insanların sayısı az değildi. Bu gergin ve öfke dolu ortamda Başbakan Ardern pek de görmeye alışık olmadığımız sözlere ve uygulamalara imza attı. Ülkesindeki tüm müslümanların acısına ortak oldu, yaşanan vahşetten dolayı hissettiği üzüntünün sahiciliğine tüm dünyayı inandırdı. Başbakanın ülkesine yaydığı bu etki Yeni Zelanda halkına örnek olmuş olma ki çoğu insan camilere akın ederek müslümanları namaz kılarken izmeleye ve onları koruma altına almaya başladı. Tüm ülkede yas ilan edilirken, ortak yas törenleri düzenlendi. Başbakan Ardern insanî duruşu, sözleri ve eylemleri ile küresel kaos tezgahçılarının oyunun bozuyordu.

Tam da bu esnada, yani Prof. Tanrıdağ’ın kitabını okurken ve dünya haritasında kenarda kalmış küçük bir sömürge ülkesinin bir anda gündeme oturması ile unuttuğumuz bir gerçeği hatırlıyoruz: Çocuklarımızı nasıl bir dünyaya hazırladığımız dünyanın nasıl bir yer olduğu ile ilgili değil, çocuklarımızın dünyayı nasıl okuyacağı ile ilgilidir. Bir yandan bir bilgisayar oyunun sanallıktan gerçekliğe olan bu katı geçişini izliyor diğer yandan da merhametin ve vicdanın etki dalgasının nasıl büyüdüğüne şahitlik ediyoruz. O halde seçim bizim! Hangi görüntünün ardından gideceğiz?

Ve bir kez daha şiirin, sanatın, imgenin, hayal gücünün ve bütüncül bakışın insan olma yolculuğunda ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. O halde çocuklar için daha çok edebiyat, daha çok şiir ve daha çok sanat dolu bir müfredatı; ötekini, başkasını, diğerini, ben’i ve biz’i anlamaya yönelik daha çok içerik ürettiğimiz bir okuma ajandasını acilen eğitim gündemimize almalıyız.

YAZAN: AYŞENUR NARBOĞA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir