İnuitler çocuklara öfke kontrolünü nasıl öğretiyor?

2016 yılında ölen Briggs, gözlemlerini ilk kitabı olan ‘Never in Anger’da (Asla Öfkelenmemek) aktarmıştı. Ne var ki, ortada yanıtlanması gereken bir soru vardı: İnuit ebeveynleri çocuklarına bu yeteneği nasıl aşılıyorlardı? İnuitler, öfke eğilimli bebeklere nasıl davranır ve onları serinkanlı yetişkinlere dönüştürürdü? İnuit geleneklerinde küçük bir çocuğa bağırmak, onu aşağılamak anlamına geliyor. Sanki bir yetişkin öfke krizi geçiriyor gibi algılanıyor ve Briggs’in aktardığı kadarıyla, temel olarak çocuğun seviyesine inmekle aynı görülüyor.

Antropolog Briggs’in bu özel çalışmasının ilgi çekici tüm detayları DUVAR gazetesinden okunabilir.

KAYNAK: National Public Radio ÇEVİRİ: Tarkan Tufan

Çocuk Bilim Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet Temsili

ÇÇocuklar için yazılan bilim kitaplarında kadınların önemli ölçüde temsil edilmediği ortaya çıkmıştır. Bu tür kitapların çocuklara meslek seçimi konusunda yol gösterdiği bilinmektedir. Bu yüzden çocuk kitaplarında kadınların da yer alması, bilimin tüm alanların onlar için de uygun olduğunu göstermek için gereklidir.

Küçük çocuklara büyüyünce ne olmak istediği sorulduğunda “astronot ve doktor” gibi meslekler en çok söylenen meslekler arasında gelmektedir fakat onlara bir bilim insanı çizin dediğinizde kâğıtta göreceğiniz bir erkek olacaktır. Çocuklar bu tür ön yargıları çevrelerinden ya da birçok kaynaktan öğrenirler. Çocukların çizimlerinde kadın bilim insanlarının olmaması bizi şaşırtmamalı çünkü aslında bizler de onlara bunun aksini gösterecek çizimleri sunmuyoruz.

Çocuk bilim kitaplarındaki çizimler ve resimler hakkında yapılan çalışmalar gösteriyor ki kadınlar neredeyse bu kitaplarda hiç temsil edilmiyor. Özelliklede fiziksel bilim alanlarındaki görsellerde kadınların teknik bilgisi ve yeteneği göz ardı edilmiş. Bu kitaplardaki imgeler, bilimin erkekler için bir alan olduğu; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematikteki (STEM) kariyerlerin kadınlar için önemsiz olduğu izlenimini vermektedir.

Gelişim kuramları, çocukların toplumsal çevrelerine uyum sağlamaları için toplumda var olan cinsiyet rollerini öğrendiklerini açıklamaktadır. Bu durum çocukların kendilerini bulma çabalarının etkiler ve kendileri için var olan geleneksel cinsiyet davranışlarını öğretir.

Çocuk bilim kitaplarındaki çizim ve resimler, cinsiyetlere uygun meslekler hakkında bilgi vererek bu öğretilere katkı sağlamaktadır. Bu durum onları cinsiyete göre belirlenen kariyerleri kabul etmelerini sağlar. Buna karşılık, kızların büyüdükçe bilime olan ilgilerini geliştirmelerine yardımcı olmak ve kadın bilimcilere olan olumsuz ön yargıların ortadan kalkması için bilim kitaplarında kadın modellerin var olması gerekmektedir.

Araştırmaya için, İngiltere’deki iki halk kütüphanesinde yer alan bilimle ilgili resimli çocuk kitapları analiz edildi. Öncelikle mevcut 160 kitapta kadın, erkek görsellerinin ne sıklıkla yer aldığı hesaplandı. Sonra iki bilimsel mesleğin -doktorluk ve astronotluk- detaylı bir analizi yapıldı. 26 kitaptan oluşan bu alt kümede, kadın-erkek astronotların ve doktorların resimleri incelendi.

Genel olarak, çocukların bilim kitaplarında erkelerin kadınlara nazaran üç kat daha fazla var olduğunu ve bilimin erkekler ait bir alan olduğunu vurgulayan toplumsal yapının var olduğunu görüldü. Kadınların temsil sayısı kitapların hedef yaşının büyümesiyle daha da azalıyor. Kadınlar genel olarak pasif, düşük statüde ve vasıfsız olarak tasvir ediliyor ya da birçok kitapta temsil edilmiyorlar bile.

Örneğin, çocuklar için yazılmış uzay araştırmaları hakkındaki bir kitabı, bir uzay yürüyüşüne neyin dahil olduğunu gösterir. Uzay giysilerinin var olduğu resimlerin yanında hemen bu giysiler olmadan astronotun kanının kaynayacağı ve vücudunun parçalayacağı ifade edilirken İngilizce ’de var olan cinsiyet ifadelerinden biri kullanılıyor. Erkek zamirlerin (he) kullanılması, bu kıyafeti giyen kişinin erkek olduğunu gösteriyor.

Kurguda imajı kullanılan astronot Sunita Williams da dahil olmak üzere uzay yürüyüşleri yapan 11 kadın astronotun isimlerinden hiç bahsedilmiyor. Williams’ın yüzü uzay başlığıyla kapalı olduğundan metinde sadece erkeklerden bahsediliyor. Çocuklar bu durumda kadınların uzay yürüyüşü yapmadığını astronotların sadece erkeklerden oluştuğunu düşünmesi çok olasıdır.

Başka bir kitapta ise, bir uzay istasyonunun içinde yüzen ve kameraya gülümseyen bir kadın astronot görüyoruz. Astronotları bu noktaya getirmek için gereken nitelikler ve deneyimler oldukça geniştir. NASA’nın astronot eğitim programında yer almak, her yıl binlerce uygulama ile oldukça zorlayıcı bir hal alıyor. Ancak kitapta kadının eğitimi, uzmanlığı ve bu konu hakkındaki bilgisinden söz edilmiyor.

Bunun yerine, resmin altında şöyle yazıyor: “Sıfır G’de her gün kötü bir saç günü.” Kadınların görünümüne odaklanan böyle yorumlarla, bilime katkıları ciddiye alınmıyor.

Çalışma aynı zamanda disiplinler arasındaki önemli farklılıkları da tespit etmiştir. Fizik kitaplarındaki görsellerin yüzde 87’si erkeklerden veya erkek çocuklardan oluşuyor. Sadece birkaç fotoğrafta kadın astronotlar resmediliyor ama bunların hiçbirinde kadınlar mekik kullanırken, deney yaparken veya uzay yürüyüşünde gösterilmiyor. Biyoloji ile ilgili kitaplar, tam tersine kadın ve erkek imajlarının eşit bir dengesine sahipler. Kadın doktorların erkeklerle aynı faaliyetleri yürütüp erkek doktorlarla aynı statüde oldukları gösteriliyor.

Peki, bu durum neden bu kadar önemli?

Görüntülerin önemli olmadığını, resimlerdeki iletilerin önemsiz olduğunu düşünebilirsiniz fakat milyarların döndüğü reklam sektörü sizinle aynı fikirde değil. Reklamlar, ürünler veya hizmetler için nadiren ayrıntılı bilgiler verir, bu durum verdiği diğer mesajları önemsiz kılmaz. Bunun aksine, reklamlar izleyiciyi kendine çekmek için arka planda kullandığı çekici yaşam tarzlarına ya da gösterdiği sosyal statülere güvenir.

Aynı şekilde, çocuk kitapları da kariyer seçimlerinin reklamını yapar ve kullandığı görsellerde mesleklerde bulunan cinsiyet ayrımlarını çocuklara sunar.

Araştırmalar da gösteriyor ki, çocuklar daha okula başlamadan erkeklerin çoğunlukta olduğu alanlarda kadınlara göre daha başarılı olduğu algısına sahiptirler. Sekiz yaşına kadar küçük kız çocuklarının fen ve matematik derslerine öğretmenleri ve velileri tarafından genellikle yeteri önem verilmiyor, fizik alan A düzeyindeki öğrencilerin yalnızca yüzde 20’sinin kadın olması da bu yüzden pek şaşırtıcı değildir. Başarılı kadın bilim insanlarıyla yapılan görüşmeler, kızların bilimde rol modellerini aradıklarını ama çoğu zaman bulamadıklarını göstermiştir.

Bu nedenle, çocuk kitaplarındaki görsellere daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Kitap editörleri ve illüstratörleri, kadınları da nitelikli, yetenekli olarak temsil etmek için çaba sarf etmeleri gerekmektedir. Kadınların sadece asistan ya da gözlemci olarak değil, bilimsel faaliyetlerde aktif olarak var oldukları resmedilmelidir. Kadınlar ayrıca, STEM mesleklerinde kendi rol modellerini görmeye ve bu kariyerleri seçebilmeleri için daha fazla sayıda temsil edilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Ebeveynler, öğretmenler ve kütüphaneciler – yazarlar, ressamlar ve yayıncılar ile birlikte – kitaplarda bulunan cinsiyetlendirilmiş mesajları incelemelidirler ve kitaplardaki resimlerin çocuklara neyi öğrettiğini sorgulamalıdırlar.

KAYNAK: the CONVERSATION TERCÜME: FATMA BEYZA ATEŞ

PISA Direktörü: “Çocuklara Kodlama Öğretmek Zaman Kaybı”

OECD’nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) eğitim direktörü Andreas Schleicher, çocuklara kod yazmayı öğretmenin bir zaman kaybı olduğunu, bu becerinin modasının yakın zamanda geçeceğini söyledi.

Schleicher, bu becerinin “günümüzde kullanılan bir teknikten ibaret” olduğunu ve gelecekte önemsiz hale geleceğini belirtiyor. “Bir bakıma, kodlama günümüzde kullanılan bir teknikten ibaret ve bu aracı eğitime dahil etmenin kötü bir hata olacağını düşünüyorum.”

“Şu anda üç yaşındaki çocuklara kodlama öğretiliyor ancak mezun olduklarında size ‘Kodlama neydi acaba?’ diye soracaklar. Yakın zamanda işe yaramaz bir beceri haline gelmiş olacak.”

Kodlamayı trigonometriyle karşılaştıran Schleicher şöyle devam etti: “Aynı ikileme düşeceğiz. Bu tür şeyler hakkında daha iyi bir denge kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bugüne özel bir tekniği öğretmek yerine veri bilimi ya da sayısal düşünmeyi öğretmeyi tercih ederim.”

İngiltere hükümeti, 2017 Sonbahar Bütçesi’nden 84 milyon sterlini bilgisayar öğretmenlerinin sayısını üçe katlamak için harcayarak kodlama ve programlama becerileri öğretimini desteklediğini gösterdi.

Bu alandaki 8.000 yeni öğretmeni yetiştirmek için yeni bir Ulusal Bilgi Teknolojisi Merkezi kuruldu. Programlama, 2014 yılında ulusal müfredatın bir parçası haline geldi ve daha fazla kodlama ve programlama içeren yeni bir kazanım uğruna bilişim teknolojileri alanındaki Uluslararası Genel Ortaöğretim Sertifikası sekteye uğramış oldu.

Paris’te gerçekleşen Dünya Eğitim İnovasyonu Zirvesi’nde (World Innovation Summit for Education) konuşan Schleicher, şu anda kodlamaya verilen önemin aslında eğitimdeki daha geniş çaplı bir sorunun parçası olduğunu belirtti: “Her gün, şu an için çok önemli olduğunu düşündüğümüz bir fikir ortaya çıkıyor, ama geleceğin farklı olacağını düşünmüyoruz.

Schleicher, geçmişte öğretilen pek çok konunun günümüz eğitim sistemiyle hiçbir alakasının olmadığını ve önemli olanın daha az konuyu daha derinlemesine öğretmek olduğunu söyledi.

Schleicher şöyle devam etti: “Trigonometri bu duruma güzel bir örnek. Bir matematikçiye trigonometrinin matematiğin temeli olup olmadığınız sorduğunuzda size, ‘Hayır, sadece özel bir uygulama,’ cevabını verir. Yani, uzun süre müfredatta kalmasının tek sebebi tarihsel bağlamda bir yerinin olması.”  

Schleicher, eğitimin “son derece muhafazakar bir sosyal ortam” olduğunu; toplumun çocuklara öğretecek konulara ekleme yapmakta çok iyi, ancak konuları azaltmakta o kadar da iyi olmadığını dile getirdi. “Önemli olan, daha az konuyu daha derinlemesine öğretmek. Eğitim başarısının temelinde yatan şey budur.” 

İngiltere Eğitim Bakanlığı sözcülerinden biri ise şunları söyledi: “Geniş ve dengeli bir müfredatın parçası olarak yüksek kaliteli bir bilgisayar eğitimi; öğrencileri gelecekteki iş dünyasına uygun ve modern dijital dünyanın aktif katılımcıları haline getirerek onları dijital okuryazarlığa hazırlamaya yardım eder.”   

KAYNAK: EĞİTİMPEDİA TELEGRAPH

2019 “Uluslararası Yerel Diller Yılı” olarak seçildi

Birleşmiş Milletler 2019’u “Yerel Diller Yılı” olarak ilan etti ve bu kapsamda yıl boyu yürütülecek projenin detaylarını duyurdu.

Proje yerel dilleri tespit etmek , bu dillere ilişkin farkındalığı artırmak ve yerel dilleri dünya üzerinde daha görünür kılmak şeklinde temel amaca dayanıyor.

Dünya üzerinde var olan yaklaşık 6 bin yedi yüz dilin %40’ının kaybolma tehlikesi var ve bu da dilin ait olduğu kültürlerin ve bilgi sistemlerinin de yok olması anlamına geliyor.

Kurumun internet sitesinde şu açıklamalara yer verildi: “Yaşadıkları bölgede görünür olmayan bu diller kalkınma, barış inşası ve uzlaşma için stratejik bir öneme sahip. Tüm dünya refahı için bu dillerin canlılığını kazanması gerekir. Bu diller ve onların temsil ettiği kültürler olmazsa dünya daha fakir bir yer olur. “

2019 Uluslararası Yerel Diller Yılı olarak ilan edilmiştir. IYIL2019’u kutlamak, yerel dilleri desteklemeye, korumaya ve onları konuşanların hayatlarını iyileştirmeye yardımcı olacaktır. Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Bildirgesi’nde ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde belirtilen hedeflerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Mahmut Derviş’in Ünlü Şiiri Çocuk Kitabı olarak yayımlandı

Filistin direnişinin büyük sembollerinden olan şair Mahmut Derviş‘in ünlü şiiri “Başkasını Düşün” resimli bir çocuk kitabı olarak yayımlandı. Kitap, 2018 Etisalat ödüllerinde en iyi illustrasyon kategorisinde ödüle değer bulundu.

2017’de yayımlanan kitapta Derviş’in ünlü şiiri yer alıyor. Oldukça etkileyici olan bu şiir Sahar Abdullah’ın başarılı çizimleri ile buluştu ve ödül kazandı.

“Başkasını Düşün”

Kahvaltını hazırlıyorken, başkasını düşün
[Güvercinin yemini unutma]
Savaşa gireceğin vakit, başkasını düşün
[Barışı isteyenleri unutma]
Su faturanı ödüyorken, başkasını düşün
[Bulutun emzirdiklerini]
Eve dönüyorken, kendi evine, başkasını düşün
[Çadır halkını unutma]
Uzanmış yıldızları sayıyorken, başkasını düşün
[Uyumak için ev bulamayanlar vardır]
Metaforlarla kendini kurtarıyorken, başkasını düşün
[Konuşma hakkını kaybedenleri]
Uzaktakileri düşünüyorken, kendini düşün
[De ki: Keşke karanlıkta bir mum olsaydım] – Mahmud Derviş –

Kütüphanedeki kitaplar artık onlara emanet: “Robotik Kütüphaneciler”

Kütüphanecilerin en büyük yardımcısı olan bilgisayarlara yeni bir otomat geldi: Robotik kütüphaneciler!

Kütüphanecilerin en büyük sorunu, okuyucuların yerlerini değiştirdiği kitapları tespit edip onları yeniden doğru rafa yerleştirmektir. A * STAR’s Infocomm Research Enstitüsü’ndeki araştırmacılar kütüphanecilerin bu sorununu çözmek için yeni bir robot tasarladı. Söz konusu robot geceleri kütüphanede dolanıp eksik veya yeri değişen kitapları tespit edebiliyor ve tüm rafları tarayabiliyor.

İsmi AuRoSS olan bu özerk robotlar, kitaplardaki RFID etiketlerini tarayıp bir rapor oluşturuyor. Sabah kütüphaneye gelen görevliler bu rapor neticesinde eksik veya yeri değişen kitapların hangileri olduğunu kolayca tespit ediyor. Hâlâ insan emeğine ihtiyaç var, ancak yanlış yerleştirilen başlıklar için her rafı manuel olarak aramaktan çok daha az zaman alıyor.

Robotik kütüphaneler tekerlekli bir yapıda, böylece raflar arasında gezinebiliyor. Uzun ve geniş rafları tarayabilecek çok hassas sensörleri ve lazerleri var.

AuRoSS Singapur’daki kütüphanelerde 3 yıldır deneniyor. Burada kavisli raflarda bile yüzde 99 doğruluk elde edildiği bildirildi.

Araştırmacılar, sistemin kameralar, Bluetooth ve Wi-Fi dahil olmak üzere RFID’nin ötesindeki farklı sensörleri kolayca birleştirebileceğini ve depolarda, perakende mağazalarda veya MedTech, Havacılık ve Uzay endüstrilerinde kullanım için uyarlanabileceğini söylüyorlar.

KAYNAK: NEW ATLAS

Londra’daki Yoksul Çocukların Odaları

İngiltere’deki The Childhood Trust ismindeki sivil toplum kurumu Londra’daki yoksul çocukların yatak odalarını fotoğrafladı.

Yoksulluk sınırının altında yaşayan 700 bin çocuğun yatak odaları, onların zorlu yaşamlarına dair büyük ipuçları taşıyor. Fotoğrafçı Katie Wilson tarafından çekilen fotoğraflarından bir de kitap çalışması yapıldı. Fotoğraf albümü şeklindeki kitabın adı Bedrooms of London.

Çocuklarının odalarının kapısını bu proje için açan ailele projeyi daha da anlamlı kılan hikayeler paylaştı.

Fotoğaflar Foundling Museum’da sergileniyor.

KAYNAK: the CHILDHOOD TRUST

NOT: Şimdi sıra yerel yönetimlerde, diğer stk’larda ve hayırseverlerde! Fotoğraflara yansıyan bu görüntülerin ardından yoksul ailelerin çocuklarının odalarını iyileştirmek ve daha güzel bir hale getirmek için kolları sıvayabilirler! Güzel olurdu…

G.Afrika’daki anaokulunda yaşanan ırkçılık

Güney Afrika’da, Laerskool Schweizer-Reneke Anaokulu’nda siyahi ve beyaz çocukların ayrı masalarda oturtulduğu görüldü. Olay tüm dünyada büyük yankı uyandırdı.

Bir öğretmen tarafından çekilen fotoğrafta arka masada oturtulan siyahi çocuklar ile öndeki büyük masada oturan beyaz çocukların durumu ülkede Apartheid uygulamasının devam ettiğini gösteriyor.

Velilerden ve kamoyundan gelen tepkiler üzerine öğretmen Ellen Barkhuizen açığa alındı.

KAYNAK: NEWS24

İngiltere’den yurt dışına 1.28 milyon kitap bağışı

İngiltere’de kar amacı gütmeyen Book Aid International kurumu 2018’de bağış yapılan kitapların sayısını açıkladı. Eldeki verilere göre kütüphanelere, okullara, hapishanelere, hastanelere ve mülteci kamplarına yapılan kitap bağışlarının adedi toplamda 1.28 milyona ulaştı.

Kurumun açıklamasına göre kitapların dağıtıldığı yerlerden bazıları şöyle:
* 7 bin kitap Musul’a
* 2591 kitap Ürdün’deki Suriye mülteci kampına
*18 bin 684 kitap Kuzey Sudan’a
*25 bin 45 kitap Suriye’deki okullara

Kitap yardımlarını toplayan ve ilgili ülkelere dağıtan kurum, özellikle Etiyopya, Ruanda ve Uganda gibi Afrika ülkelerinde aktif olarak çalışıyor.

Butan, Nepal ve Irak gibi ülkelere de ulaşan projede dağıtılan kitapların %50’den fazlası ilkokul çocuklarına yönelik.

Book Aids’in Ceo’su Alison Tweed, “farklı ülkelere gönderilen 1.28 milyondan fazla kitap bağışı bu işe gönül veren yardımseverlerin, yayıncıların ve ajansların gayreti olmadan mümkün olmazdı açıklamasını yapıyor. “Bize bu çalışmada destek olan yayıncılara büyük bir teşekkür borçluyuz. Bu sayede dünyanın pek çok ülkesinde kitapların değiştirici gücünü görmüş olduk. 2019’da da bu projeye devam edeceğiz.”

KAYNAK: PUBLISHINGPERSPECTIVES



Alzheimer hastaları için resimli kitap projesi

Görsel zenginliği, öğreticiliği ve sanata yönlendiriciliği ile çocuk kitaplarında görmeye alıştığımız resimli kitaplar artık alzheimer hastaları için de yayınlanıyor.

Kanada’daki Marlena Yayıncılık bunama dostu/ alzheimer dostu kitaplar üretti. Bol resimli, okumayı kolaylaştıran bu kitaplarla zihin aktif tutulmaya çalışılıyor.

Bunama/alzheimer hastaları ve yakınları için düşünülen bu proje büyük ilgi görüyor.

Rachel Thompson bir gün büyükannesinin gazete okumakta zorlandığını görür. Büyükanne eskisi gibi uzun yazıları okuyamıyor, anlayamıyordur. Bu duruma üzülen Thompson harika bir çare bulur. Büyükannesi ve onun gibi olanlar için bol resimli, az yazılı bunama dostu (dementia-friendly) kitaplar yazmaya başlar. Kitapların yayınlanması üç yılı bulur.

Bunama/alzheimer hastalarıyla empati kurmayı sağlayan bu kitapların içeriğinde hastaların kendini iyi hissedebileceği öyküler yer alıyor. Romantik novel şeklinde yazılan bu kitaplar edebi bir lezzet barındırıyor.

Kitaplar kuşe kağıda basılarak hazırlanmış. Hastalar daha kolay adapte olsun diye sayfa kenarlarında “sayfayı çevir, başla” gibi talimatlar yer alıyor.

KAYNAK: CTVNEWS

1 2 3 9