Çocuklarda Hayvan Sevgisi ve Türcülük

Sabancı Vakfı Hayvan Hakları İzleme Komitesi çocuklar için “Hayvan Hakları ve Türcülük” atölye kitapçığını yayımladı. Komite benzer başlıkta yaptığı pek çok çalışmayı bu kitapta çocuklar için teorikleştiriyor. Dinlerin ve geleneğin aksine hayvanlarla insanı eşit tutan bir anlayışla hazırlanan bu kitapçıkta türcülük düşüncesi eleştiriliyor, türdeşlik fikri ön plana çıkarılıyor.

Kitapçık türdeşliğin teorisini oluşturmaya çalışmakla birlikte atölye modelleri de sunarak pratik bir amaç hedefliyor.

Hazırlanan bu kitapçıkta hayvanların yenmemesi, sömürülmemesi gibi durumlar anlatılırken hayvan sevgisi ve hayvan hakları üzerinde duruluyor. İnsanın da hayvan kategorisinde yer aldığını belirten kitapçık hayvanlardan bahsedilirken “biz” zamirinin kullanılması gerektiğini hatırlatıyor.

Bu kitapçıkla birlikte çocuklarda ve yetişkinlerde nasıl bir hayvan algısı olmasına dair sorular çoğalıyor elbette. Hayvan sevgisi tabiri mi geçerli yoksa hayvan hakları tabiri mi? Son yıllarda çok sık dile getirilen hayvan hakları ve hayvan felsefesi ne anlama geliyor? Yeni dünya düzeninde hayvanlar, türler ne gibi algılara kavuşacak?

Hayvan sevgisi ve hayvan hakları çalışmalarının, gittikçe artan hayvana şiddet haberleriyle birlikte anıldığı gözden kaçmıyor. Öte yandan hayvan hakları felsefesi ve türdeşlik savunusun veganlık, ateizm, deizm gibi akımlarca daha çok benimsenmesinin sebebi nedir?

Modern dönem aydınlanmacılarından Descartes’in hayvanı bir makineye benzettiği o günlerden bugüne düşünce dünyamızda neler değişti ve daha da ne gibi düşünsel dayatmalar bizi bekliyor?

Son yılların en çok gündem konularından olan hayvana şiddet haberlerinin psiko-politik boyutunu dikkate almanızı, “Homo Sapiens” leri nasıl bir algıyla yeniden şekillendirildiğini yakalamanızı temenni ederiz. Hayvanlar, insan merkezli bakış açımızda çok büyük imtihanlardan geçiyor. Onlarla birlikte biz de.

Mücahit Gültekin’in yazısı bu bağlamda büyük önem arz ediyor. Okurlarımızın dikkatine sunarız.

LEGO Braılle Alfabeli Yeni Ürünler Geliştiriyor

Ünlü LEGO firması görme engelli çocuklar için yeni lego ürünler tasarlıyor. Proje, görme engelli çocukların okuma ve yazma becerilerine katkıda bulunacak şekilde tasarlanacak ve binlerce çocuğa ulaştırılacak.

Birkaç yıl önce Brezilya’daki Dorina Nowill Görme Engelliler Vakfı tarafından kurulan proje LEGO tarafından üretilip geliştirilecek.

Böyle bir teklif gelmesi üzerine örnek ürünleri üreterek deneme çalışmaları yapan LEGO firması ilk olarak Danimarka, Brezilya, İngiltere ve Norveç’teki kurumlarla birlikte ürün çalışmalarını yürütüyor. Ürün şu anda Danca, Norveççe, İngilizce ve Portekizce dillerinde test edilirken çok yakında Almanca, İspanyolca ve Fransızca olarak da test edilecek.

Görme engelli çocukların okuma deneyimine eğlence ve oyun katacak projenin 2020’de tamamlanıp piyasaya sürülmesi hedefleniyor.

KAYNAK: BOREDPANDA

Çocuk olmak dün de zordu, bugün de zor

Fransa Kralı 15. Louis çocuk sevgisiyle bilinirdi. Öyle ki kızdığında sakinleşsin diye yanına çocuk götürüldüğünü söylerler. Sarayının duvarları çocuk tabloları ile dolu olduğuna göre demek ki gerçekten çocukları seviyordu kral.

Ama ne kralın yaşadığı dönemin ne de sonrasının Fransa’sı dahil hiçbir Avrupa ülkesinde çocuklar yetişkinler tarafından çok da sevilen varlıklar olmadı. Özellikle emek üretim sürecinde bedenlerinin kaldıramayacağı ağır işlerde çalıştırılan çocuklara “çocuk” da denmezdi. Daha çok “küçük adamlar” diye tanımlanmışlardır.

Vahşi kapitalizm yoksulluk yüzünden çocuklarını kendilerine yük olarak gören ailelerin de desteğiyle bu küçük emekçileri maden ocağında da, tekstilde de kullandı acımasızca. Terk edilmiş ya da yetim kalmış çocuklar batı sermayesinin işgücü oldu yıllar boyu. Kimileri “Sanayi Devrimi çocuk emeği olmasaydı gerçekleşmezdi” bile demişlerdir.

On sekizinci yüzyıl İngiltere’si berbattır. Onbinlerce anne, yoksulluktan ötürü bakamayacağından ya da istenmeden doğdukları için benimsemediklerinden bebeklerini Thames Nehri’ne atmışlardır. Bebeklerini çiğneyip ezenler, çöp varillerine atanlar binlercedir. Onuncu yüzyıl İtalyası da hurafelerin, akılsızlığın çılgına döndürdüğü insanlarla doludur neredeyse. Jacop Burckhardt İtalya’da Rönesans Kültürü’nde “1140’lı yıllarda cinlere 100’den fazla çocuk kurban etmiş olan Gilles de Retz” diye birinden söz eder. Mezarötesi düşüncelerin de hedefi kolayca çocuklar olabilmiş yani.

Bakın Ispartalılarda çocuğun durumu neydi? Açlık, yoksulluk tek bir çocuğa izin verebiliyordu ancak.İkinci bir çocuğa gebe kaldı mı kadın, bunu engellemenin bir yolu yoktu. Doğduğunda bebeği açık havada bir yere bırakır ya da başka bir yolla öldürürlerdi. Ama diyelim ki çocuk erkek doğdu, o zaman devletin malı sayılır, önce sağlık denetiminden geçirilir, büyüdüğünde iyi bir asker olacağına kanaat getirilirse büyütülürdü. Değilse talihsiz çocuğun yeri Taygetos Boğazı’nı boylamak olurdu, diğer akranları gibi.

ÇOK ÇOCUKLU BABALAR

Herhalde daha fazla da vardır ama ben çok çocuklu babalar olarak II.Ramses ile Herakles’i bilirim sadece. II. Ramses’in yüz altmış çocuğu olduğu söylenir. Herakles de yetmiş iki oğul ve bir kız babası olmasıyla ünlüydü. Bunun çocuğa değer vermekle ilgisi var mıydı, emin değilim. Bu doğan çocukların akıbetinin ne olduğunu bilmek isterdim doğrusu. İlyada’yı okuyanlar Homeros’un Truvalıların çocuk bolluğundan övgüyle söz ettiğini hatırlarlar. Herhalde çocuğa değer veriyorlardı Truvalılar.

BATI EDEBİYATINDA YOK

Çocuk, özellikle Fransa’da o kadar görmezden gelinmiş ki, edebiyat bile farkına varamamış. Bunu ben değil Andre Gide söylüyor. Gide, İngiliz ve Rus romanına oranla Fransız edebiyatında çocuğa az yer verildiğini yazar: “Romanlarımızda hemen hemen hiç çocuğa rastlanmıyor ve romancılarımızın, pek ender olarak önümüze çıkardığı çocuklar da çoğunlukla, geleneksel, beceriksizce çizilmiş, ilgi çekmez oluyor”. Peki nedeni ne olabilir bunun? Gide göre neden şudur: “Bütün Fransız edebiyatında, henüz biçimlendirilmemiş şeyler önünde bir çeşit sıkıntı duymaya dek varan bir ‘biçimsiz olan’dan tiksinme duygusuna rastlarız”.

Rus edebiyatında çocuğa daha çok yer verildiği doğrudur gerçekten de. Dostoyevski’nin romanları buna iyi bir örnektir.

Çocuklar için iyi bir dünya yaratılamadı hâlâ. Durum dünden biraz daha iyi belki ama çocukları mutlu kılacak fazla bir şey yok. Bugünü sorunlu, yarınının nasıl olacağı bilinmeyen bir varlık olarak işi zor çocuğun.

KAYNAK: CUMHURİYET

Çocuk Odaklı Habercilik Elkitabı

Haberde Çocuk/Çocuk Odaklı Habercilik Elkitabı yayımlandı. Kitabın içerisinde eğitimden sağlığa, silahlı çatışmalardan mülteci çocuklara farklı konularda haber yapmak isteyen gazetecilere yönelik tavsiyeler yer alıyor. Yazar Umay Aktaş Salman: Medyadaki temel sorunlardan biri, çocuğu ‘eksik yurttaş’ olarak gören toplumsal algıyı normalleştirmesi, bu sorun kitabın hayata geçmesini sağladı.

Elkitabının editörlüğünü üstlenen Ezgi Koman ise çocuğu özne yapabilmenin yolunun “onları yaşamın eşit ortakları, bağımsız hak ve özgürlük sahibi bireyler olarak kabul etmekten geçtiğini” söylüyor ve “Tüm bunlar zaten birer lütuf değil BM ÇHS’yi imzalamış bir ülke olan Türkiye’de yükümlülük…” diyor.

Medyada çocukların ne kadar yer aldığı, çocukların hangi durumlarda haber değer taşıdığı, medyada nasıl yer aldıkları, çocukların medyada nasıl ihlale ve istismara uğradıkları, çocuk görsellerinin kullanımı, farklı çocuk kimliklerine dair temsillerin nasıllığı gibi pek çok başlıkta gazetecilere ve habercilere tavsiyeler içeren bir elkitabı.

Kitabın Kürtçe baskısı da aynı anda kamoyuna sunuldu.

KAYNAK: BİANET

İnuitler çocuklara öfke kontrolünü nasıl öğretiyor?

2016 yılında ölen Briggs, gözlemlerini ilk kitabı olan ‘Never in Anger’da (Asla Öfkelenmemek) aktarmıştı. Ne var ki, ortada yanıtlanması gereken bir soru vardı: İnuit ebeveynleri çocuklarına bu yeteneği nasıl aşılıyorlardı? İnuitler, öfke eğilimli bebeklere nasıl davranır ve onları serinkanlı yetişkinlere dönüştürürdü? İnuit geleneklerinde küçük bir çocuğa bağırmak, onu aşağılamak anlamına geliyor. Sanki bir yetişkin öfke krizi geçiriyor gibi algılanıyor ve Briggs’in aktardığı kadarıyla, temel olarak çocuğun seviyesine inmekle aynı görülüyor.

Antropolog Briggs’in bu özel çalışmasının ilgi çekici tüm detayları DUVAR gazetesinden okunabilir.

KAYNAK: National Public Radio ÇEVİRİ: Tarkan Tufan

Çocuk Bilim Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet Temsili

ÇÇocuklar için yazılan bilim kitaplarında kadınların önemli ölçüde temsil edilmediği ortaya çıkmıştır. Bu tür kitapların çocuklara meslek seçimi konusunda yol gösterdiği bilinmektedir. Bu yüzden çocuk kitaplarında kadınların da yer alması, bilimin tüm alanların onlar için de uygun olduğunu göstermek için gereklidir.

Küçük çocuklara büyüyünce ne olmak istediği sorulduğunda “astronot ve doktor” gibi meslekler en çok söylenen meslekler arasında gelmektedir fakat onlara bir bilim insanı çizin dediğinizde kâğıtta göreceğiniz bir erkek olacaktır. Çocuklar bu tür ön yargıları çevrelerinden ya da birçok kaynaktan öğrenirler. Çocukların çizimlerinde kadın bilim insanlarının olmaması bizi şaşırtmamalı çünkü aslında bizler de onlara bunun aksini gösterecek çizimleri sunmuyoruz.

Çocuk bilim kitaplarındaki çizimler ve resimler hakkında yapılan çalışmalar gösteriyor ki kadınlar neredeyse bu kitaplarda hiç temsil edilmiyor. Özelliklede fiziksel bilim alanlarındaki görsellerde kadınların teknik bilgisi ve yeteneği göz ardı edilmiş. Bu kitaplardaki imgeler, bilimin erkekler için bir alan olduğu; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematikteki (STEM) kariyerlerin kadınlar için önemsiz olduğu izlenimini vermektedir.

Gelişim kuramları, çocukların toplumsal çevrelerine uyum sağlamaları için toplumda var olan cinsiyet rollerini öğrendiklerini açıklamaktadır. Bu durum çocukların kendilerini bulma çabalarının etkiler ve kendileri için var olan geleneksel cinsiyet davranışlarını öğretir.

Çocuk bilim kitaplarındaki çizim ve resimler, cinsiyetlere uygun meslekler hakkında bilgi vererek bu öğretilere katkı sağlamaktadır. Bu durum onları cinsiyete göre belirlenen kariyerleri kabul etmelerini sağlar. Buna karşılık, kızların büyüdükçe bilime olan ilgilerini geliştirmelerine yardımcı olmak ve kadın bilimcilere olan olumsuz ön yargıların ortadan kalkması için bilim kitaplarında kadın modellerin var olması gerekmektedir.

Araştırmaya için, İngiltere’deki iki halk kütüphanesinde yer alan bilimle ilgili resimli çocuk kitapları analiz edildi. Öncelikle mevcut 160 kitapta kadın, erkek görsellerinin ne sıklıkla yer aldığı hesaplandı. Sonra iki bilimsel mesleğin -doktorluk ve astronotluk- detaylı bir analizi yapıldı. 26 kitaptan oluşan bu alt kümede, kadın-erkek astronotların ve doktorların resimleri incelendi.

Genel olarak, çocukların bilim kitaplarında erkelerin kadınlara nazaran üç kat daha fazla var olduğunu ve bilimin erkekler ait bir alan olduğunu vurgulayan toplumsal yapının var olduğunu görüldü. Kadınların temsil sayısı kitapların hedef yaşının büyümesiyle daha da azalıyor. Kadınlar genel olarak pasif, düşük statüde ve vasıfsız olarak tasvir ediliyor ya da birçok kitapta temsil edilmiyorlar bile.

Örneğin, çocuklar için yazılmış uzay araştırmaları hakkındaki bir kitabı, bir uzay yürüyüşüne neyin dahil olduğunu gösterir. Uzay giysilerinin var olduğu resimlerin yanında hemen bu giysiler olmadan astronotun kanının kaynayacağı ve vücudunun parçalayacağı ifade edilirken İngilizce ’de var olan cinsiyet ifadelerinden biri kullanılıyor. Erkek zamirlerin (he) kullanılması, bu kıyafeti giyen kişinin erkek olduğunu gösteriyor.

Kurguda imajı kullanılan astronot Sunita Williams da dahil olmak üzere uzay yürüyüşleri yapan 11 kadın astronotun isimlerinden hiç bahsedilmiyor. Williams’ın yüzü uzay başlığıyla kapalı olduğundan metinde sadece erkeklerden bahsediliyor. Çocuklar bu durumda kadınların uzay yürüyüşü yapmadığını astronotların sadece erkeklerden oluştuğunu düşünmesi çok olasıdır.

Başka bir kitapta ise, bir uzay istasyonunun içinde yüzen ve kameraya gülümseyen bir kadın astronot görüyoruz. Astronotları bu noktaya getirmek için gereken nitelikler ve deneyimler oldukça geniştir. NASA’nın astronot eğitim programında yer almak, her yıl binlerce uygulama ile oldukça zorlayıcı bir hal alıyor. Ancak kitapta kadının eğitimi, uzmanlığı ve bu konu hakkındaki bilgisinden söz edilmiyor.

Bunun yerine, resmin altında şöyle yazıyor: “Sıfır G’de her gün kötü bir saç günü.” Kadınların görünümüne odaklanan böyle yorumlarla, bilime katkıları ciddiye alınmıyor.

Çalışma aynı zamanda disiplinler arasındaki önemli farklılıkları da tespit etmiştir. Fizik kitaplarındaki görsellerin yüzde 87’si erkeklerden veya erkek çocuklardan oluşuyor. Sadece birkaç fotoğrafta kadın astronotlar resmediliyor ama bunların hiçbirinde kadınlar mekik kullanırken, deney yaparken veya uzay yürüyüşünde gösterilmiyor. Biyoloji ile ilgili kitaplar, tam tersine kadın ve erkek imajlarının eşit bir dengesine sahipler. Kadın doktorların erkeklerle aynı faaliyetleri yürütüp erkek doktorlarla aynı statüde oldukları gösteriliyor.

Peki, bu durum neden bu kadar önemli?

Görüntülerin önemli olmadığını, resimlerdeki iletilerin önemsiz olduğunu düşünebilirsiniz fakat milyarların döndüğü reklam sektörü sizinle aynı fikirde değil. Reklamlar, ürünler veya hizmetler için nadiren ayrıntılı bilgiler verir, bu durum verdiği diğer mesajları önemsiz kılmaz. Bunun aksine, reklamlar izleyiciyi kendine çekmek için arka planda kullandığı çekici yaşam tarzlarına ya da gösterdiği sosyal statülere güvenir.

Aynı şekilde, çocuk kitapları da kariyer seçimlerinin reklamını yapar ve kullandığı görsellerde mesleklerde bulunan cinsiyet ayrımlarını çocuklara sunar.

Araştırmalar da gösteriyor ki, çocuklar daha okula başlamadan erkeklerin çoğunlukta olduğu alanlarda kadınlara göre daha başarılı olduğu algısına sahiptirler. Sekiz yaşına kadar küçük kız çocuklarının fen ve matematik derslerine öğretmenleri ve velileri tarafından genellikle yeteri önem verilmiyor, fizik alan A düzeyindeki öğrencilerin yalnızca yüzde 20’sinin kadın olması da bu yüzden pek şaşırtıcı değildir. Başarılı kadın bilim insanlarıyla yapılan görüşmeler, kızların bilimde rol modellerini aradıklarını ama çoğu zaman bulamadıklarını göstermiştir.

Bu nedenle, çocuk kitaplarındaki görsellere daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Kitap editörleri ve illüstratörleri, kadınları da nitelikli, yetenekli olarak temsil etmek için çaba sarf etmeleri gerekmektedir. Kadınların sadece asistan ya da gözlemci olarak değil, bilimsel faaliyetlerde aktif olarak var oldukları resmedilmelidir. Kadınlar ayrıca, STEM mesleklerinde kendi rol modellerini görmeye ve bu kariyerleri seçebilmeleri için daha fazla sayıda temsil edilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Ebeveynler, öğretmenler ve kütüphaneciler – yazarlar, ressamlar ve yayıncılar ile birlikte – kitaplarda bulunan cinsiyetlendirilmiş mesajları incelemelidirler ve kitaplardaki resimlerin çocuklara neyi öğrettiğini sorgulamalıdırlar.

KAYNAK: the CONVERSATION TERCÜME: FATMA BEYZA ATEŞ

Çocuk ve Gençlik Kitaplarında Başörtüsü

Ülkemizde başörtüsünü İslam’ın bir emri olarak gören ve takan çok sayıda kadın bulunuyor. Çocuklarına İslami değerleri ve kuralları aktarmak isteyen söz konusu kadınlara yardımcı olabilecek kaç başörtüsü temalı çocuk kitabı var diye inceledik ve çok az sayıda kitap olduğunu gördük.

Günümüzde kitaplar artık değer öğretme, enforme etme ve davranış kazandırma anlamında medyadan sonra en temel araçların başında geliyor. Ebeveynler pek çok dini kuralı ve değeri çocuklarına aktarırken kitaplardan bolca yardım alıyor. Peki ebeveynler başörtüsünü büyümekte olan kız çocuklarına nasıl anlatıyorlar? Bunun için kitaplara ihtiyaç duyuyorlar mı? Duyuyorlarsa onların bu ihtiyacını karşılayacak kaç kitap var yayımlanan?

Akla ilk gelen Fatma Çağdaş Börekçi’nin kaleme aldığı Aklımda Deli Sorular kitabı. Ortaokul öğrencisi üç genç kızın hem büyümek üzerine hem de başörtülü bir hayata geçmek üzerine sorunlarını ele alıyor.

Daha küçük çocuklar için ise Benim Tarzım kitabında eğlenceli bir anlatım var. Rengarenk şallar ve şal bağlama modelleri arasında kararsız kalan küçük kız için ilk ders başı örtmenin tek bir modele indirgenemeyeceğidir. Hem farklılıkların normal olduğu hem de başı örtmenin müslüman kadın için gayet doğal bir durum olduğu anlatılıyor.

Başörtümle Çok Mutluyum ise bir boyama kitabı. Renkler ve çizgiler üzerinden çocukları başörtülü bir hayata aşina kılıyor denebilir.

Uzun yıllar 28 Şubat gibi bir zulmü yaşamış çoğunluğun başörtüsünün önemini ve değerini anlatabileceği, başörtü takmaya alıştırma ve tesettürün nasıl olması gerektiği gibi konularda çocuklar ve gençler için hazırlanan bir kitaba ihtiyaç duymaması ne ilginçtir?

Öte yandan günümüz gençleri, daha önceden de olduğu gibi, gençlik kitaplarına pek meraklıdır. O kitaplar piyasa gençliğine göre şekillenir ve gençler o satırlarda kendilerini bulmak isterler. Başörtülülerin yeterince tesettüre uymamasının eleştirildiği ve deizmin yaygınlaştığı günümüzde gençlere bu minvalde bir roman yazılmasının gerekliliği yok mudur?

Bu konunun gerçekten çok ihmal edildiğini düşünüyor, gerçekçi ve özgün bir çocuk/gençlik romanının yazılmasını zaruri görüyorum.

Bu konuda Batı’da daha fazla çocuk/gençlik kitabı yayımlanıyor. Belki de İslamofobia etkisiyle bu tür bir bilinçlendirme için kolları sıvamışlardır.

Nanni’s Hijab, Under my Hijab, The Swirling Hijab ve daha çok sayıda kitap çocuk ve gençler için kaleme alınıyor.

Hidayet romanlarında yer alan müslüman kadın imajının edilgenliğini ve kadın bedeni üzerinden yürütülen bir davanın bu listede yeri olmadığını belirtmek isterim.

Yazan: Elif Yıldız

PISA Direktörü: “Çocuklara Kodlama Öğretmek Zaman Kaybı”

OECD’nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) eğitim direktörü Andreas Schleicher, çocuklara kod yazmayı öğretmenin bir zaman kaybı olduğunu, bu becerinin modasının yakın zamanda geçeceğini söyledi.

Schleicher, bu becerinin “günümüzde kullanılan bir teknikten ibaret” olduğunu ve gelecekte önemsiz hale geleceğini belirtiyor. “Bir bakıma, kodlama günümüzde kullanılan bir teknikten ibaret ve bu aracı eğitime dahil etmenin kötü bir hata olacağını düşünüyorum.”

“Şu anda üç yaşındaki çocuklara kodlama öğretiliyor ancak mezun olduklarında size ‘Kodlama neydi acaba?’ diye soracaklar. Yakın zamanda işe yaramaz bir beceri haline gelmiş olacak.”

Kodlamayı trigonometriyle karşılaştıran Schleicher şöyle devam etti: “Aynı ikileme düşeceğiz. Bu tür şeyler hakkında daha iyi bir denge kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bugüne özel bir tekniği öğretmek yerine veri bilimi ya da sayısal düşünmeyi öğretmeyi tercih ederim.”

İngiltere hükümeti, 2017 Sonbahar Bütçesi’nden 84 milyon sterlini bilgisayar öğretmenlerinin sayısını üçe katlamak için harcayarak kodlama ve programlama becerileri öğretimini desteklediğini gösterdi.

Bu alandaki 8.000 yeni öğretmeni yetiştirmek için yeni bir Ulusal Bilgi Teknolojisi Merkezi kuruldu. Programlama, 2014 yılında ulusal müfredatın bir parçası haline geldi ve daha fazla kodlama ve programlama içeren yeni bir kazanım uğruna bilişim teknolojileri alanındaki Uluslararası Genel Ortaöğretim Sertifikası sekteye uğramış oldu.

Paris’te gerçekleşen Dünya Eğitim İnovasyonu Zirvesi’nde (World Innovation Summit for Education) konuşan Schleicher, şu anda kodlamaya verilen önemin aslında eğitimdeki daha geniş çaplı bir sorunun parçası olduğunu belirtti: “Her gün, şu an için çok önemli olduğunu düşündüğümüz bir fikir ortaya çıkıyor, ama geleceğin farklı olacağını düşünmüyoruz.

Schleicher, geçmişte öğretilen pek çok konunun günümüz eğitim sistemiyle hiçbir alakasının olmadığını ve önemli olanın daha az konuyu daha derinlemesine öğretmek olduğunu söyledi.

Schleicher şöyle devam etti: “Trigonometri bu duruma güzel bir örnek. Bir matematikçiye trigonometrinin matematiğin temeli olup olmadığınız sorduğunuzda size, ‘Hayır, sadece özel bir uygulama,’ cevabını verir. Yani, uzun süre müfredatta kalmasının tek sebebi tarihsel bağlamda bir yerinin olması.”  

Schleicher, eğitimin “son derece muhafazakar bir sosyal ortam” olduğunu; toplumun çocuklara öğretecek konulara ekleme yapmakta çok iyi, ancak konuları azaltmakta o kadar da iyi olmadığını dile getirdi. “Önemli olan, daha az konuyu daha derinlemesine öğretmek. Eğitim başarısının temelinde yatan şey budur.” 

İngiltere Eğitim Bakanlığı sözcülerinden biri ise şunları söyledi: “Geniş ve dengeli bir müfredatın parçası olarak yüksek kaliteli bir bilgisayar eğitimi; öğrencileri gelecekteki iş dünyasına uygun ve modern dijital dünyanın aktif katılımcıları haline getirerek onları dijital okuryazarlığa hazırlamaya yardım eder.”   

KAYNAK: EĞİTİMPEDİA TELEGRAPH

Çocuk Romanlarında Çingenelik Algısı ve Çingene Çocuk İmajı

Çocuk Vakfı tarafından yayımlanan Çocuk ve Medeniyet Dergisi 6. sayıda Şener Şükrü Yiğitler’in “Çocuk Romanlarında Çingenelik Algısı ve Çingene Çocuk İmajı” isimli çalışması yayımlandı.

Çalışmanın özet kısmından;

“Bir alt kültür olarak sosyolojik ve antropolojik çalışmalara sıklıkla konu
olan Çingeneler, toplumsal çeşitliliğin olduğu kadar edebiyatın da önemli bir parçasıdır. Sosyolojik araştırmaların verileriyle de uyumlu olarak, Çingeneler edebiyat eserlerinde ötekileştirilmiş ve yoksul bir alt kültürün egemen olduğu bir hayatın içinde gösterilmişlerdir. Yapılan edebiyat araştırmaları popüler kültürün ve romantik bakışın etkisiyle çoğu zaman aşk ve eğlence hayatının özneleri konumundaki yetişkin baş karakterlere odaklanmış ve çocuk karakterleri ihmal etmiştir. Oysa bütün dünyada toplumsal alt sınıflar ve kültürlerle ilgilenen maduniyet çalışmalarının kadınlarla beraber en önemli inceleme grubunu oluşturan çocukların, hâlihazırda toplumsal ayrımcılıktan mustarip Çingeneler söz konusu olduğunda bir kat daha mağdur bir grup olarak ortaya çıktığı görülür.
Toplumun Çingenelere yukarıdan bakışına eğitimsiz ebeveynlerden öğrenilmiş aşağılık duygusunun eklenmesiyle söz konusu mağduriyet Çingene çocuklar için daha da derinleşmektedir. İncelenen çocuk romanlarındaki çocuklar tarafından oluşturulan Çingene imgesinin ortak noktası budur.”

“Bu amaçla yapılan çalışmada, çocuk romanlarında Çingene çocuk karakterlerin gerek ebeveynleriyle gerek Çingene olan/olmayan akranlarıyla ve yetişkinlerle olan ilişkilerinde aile bireylerinden öğrendikleri mağduriyet dilini nasıl yeniden
ürettikleri, Çingenelik algısına ve Çingene çocuk olmaya nasıl baktıkları mercek altına alınmaktadır. Bu romanlarda Çingene olan ve Çingene olmayan çocuk karakterlerin karşılaştırılması yoluyla Çingene çocukların temsilinin anlaşılması da amaçlanmıştır.”

Bu önemli çalışmanın tamamını okumak için tıklayınız.

Yazar hakkında sitemizde yer alan yazılara ulaşmak için tıklayınız:

Resimli Hayal Ansiklopedisi

Palyaçolar Giremez