Rawest: “Kürtçe okuyup yazanların oranı sadece %18”

Rawest Araştırma Ekibi’nin dört Kürt ilinde yaptığı araştırmaya göre, anadilinde eğitim talebi yüzde 84 çıktı. Ancak araştırmanın sonuçları, Kürtçe okuyup yazanların oranının sadece yüzde 18 olduğunu gösterdi.

Ekim-Kasım 2018 tarihlerinde yürütülen ve HAK İnisiyatifi’nin #DilYuvadır kampanyasına kaynaklık eden Kürt Gençlerinin Ana Dile Yaklaşımı araştırmasının bir bölümünü oluşturan Kültürel Yayıncılık araştırmasına göre;

Kürt gençleri Türksat üzerinden yayın yapan TV kanallarını daha çok biliyorlar. Türksat üzerinden yayın yapmayan TV kanalları içinde Stêrk TV en çok bilinen TV olmakla birlikte, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) TV’lerinin bilinirlik bakımından önemli bir düzeye ulaştığı anlaşılıyor.
Kürt gençlerinin dergilere olan ilgisi düşük olmakla birlikte, bu dergiler içinde Nûbihar ve Kürt Tarihi, diğer dergilere nazaran çok daha yüksek bir bilinirlik düzeyine sahiptirler.
En çok bilinen dört yayınevi Avesta, Nûbihar, Dipnot ve Aram yayınevleridir.
En çok bilinen yayınevleri içinden ilk ikisi olan Avesta ve Nûbihar hakkında detaylı sorular sorulmuş ve bu yayınevlerinin performansı kıyaslanmıştır. Her iki yayınevinin katılımcılardan aldıkları en düşük puan, mali durumları ile reklama ayırdıkları bütçe hakkında olmuştur. Katılımcılar bu yayınevlerinin Kürt kültürüne katkısının büyük olduğunu düşünmekle birlikte, mali durumlarının güçlü olmadığını ve reklama yeterince bütçe ayırmadıklarını dile getirmişlerdir.

Raporu incelemek için tıklayınız:

https://rawest.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/Ku%CC%88rt_Gencleri_ve_Kulturel_Yayincilik-1.pdf

4 Çocuk Kitabı Muzır İlan Edildi

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, ‘Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi’, ‘Kız Çocuk Hakları Bildirgesi’, ‘Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler’ ve ‘Sünnetçi Kız’ kitaplarını muzır neşriyat ilan etti.Kitaplar 18 yaşından büyüklere içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılacak.

Şiddet, cinsiyet karşıtlığı ve çocukları transsekssüaliteye özendirme gerekçeleri ile muzır ilan edildi.

Daha önce bizim de sitemizde yer verdiğimiz söz konusu kitapların içeriği ile ilgili olarak şu linke tıklayabilirsiniz:

Çocuk Edebiyatı ve LGBT

Listede yer alan Sünnetçi Kız kitabı hakkında bilgi almak isteyenler Ekşi Sözlük sitesinde şu linke tıklayabilir.

https://eksisozluk.com/sunnetci-kiz–5856141

MEB okullarda “yapay zeka” eğitimi için kolları sıvadı

MEB, öğrencilere ilkokuldan itibaren ‘yapay zeka’ eğitimlerinin verilmesi amacıyla okullar ve öğretmenler için eğitim içeriklerinin hazırlanacağı proje hayata geçirecek. Avrupa Komisyonu Eğitim, Görsel-İşitsel ve Kültür Yürütme Ajansı ile Türk ve Polonya ulusal ajanslarından hibe desteği almaya hak kazanan dört yenilik geliştirme projesinden biri olan çalışmayla öncelikle 2 bin öğrencinin yapay zekayla ilgili bilgi sahibi olmaları sağlanacak.

Avrupa’daki eğitim bakanlıkları, üniversiteler, özel sektör ve alanında lider öğretmen eğitimi kurumlarının işbirliğinde yürütülecek ve yaklaşık 1 milyon 200 bin Euro hibe sağlanan projeler, STEAM, yapay zeka eğitimi ile eğitimde esnek öğrenme konularını içine alıyor. Bu kapsamda MEB tarafından ‘Çocuklar için Yapay Zeka Eğitimi’ projesi de başlatılacak. Manisa Celal Bayar Üniversitesi koordinatörlüğünde toplam dokuz ortakla yürütülecek projeyle çocuklara ilkokuldan itibaren yapay zeka eğitimlerinin verilmesi amaçlanıyor. Projeye İngiltere’den Cambridge Profesyonel Eğitim Akademisi, İrlanda’dan dijital eğitim kuruluşu CCS ve Pobalscoil Neasain okulu, IBM Watson ile İrlanda’nın bilgisayar bilimleri alanında öğretmen eğitimi veren resmi profesyonel öğretmen ağı CESI de destek verecek.

KAYNAK: AA https://www.aa.com.tr/tr/egitim/meb-okullarda-yapay-zeka-egitimi-icin-kollari-sivadi/1597733

Küreselleşme çağında varlıklı ailelerin eğitim stratejisi: Taşeron ebeveynlik

Hürriyet Gazetesi’nden Nuran Çakmakçı”Küreselleşme çağında varlıklı ailelerin eğitim stratejisi: Taşeron ebeveynlik” başlıklı yazısında Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Çetin Çelik’in “Toplumsal Sınıfın Sosyal Sermaye Yoluyla Okul Başarısına Etkisi: Aile-Okul İlişkileri” çalışmasına odaklanıyor.

Üst sosyoekonomik gruptaki ebeveynlerin stratejilerini ‘taşeron ebeveynlik’ olarak tanımlayan Dr. Çelik, bu stratejiyi şöyle tanımlıyor:”Çocuklarını gönderecekleri okulları daha küçük yaştan itibaren seçiyorlar. Sosyoekonomik açıdan üst veli grubunda olan bu aileler ekonomik kaynakları ile çocuğun kültürel sermaye oluşturmasını taşeron kişi ve kurumlara devredebiliyorlar. Okul çocuğun spor, müzik gibi gerekli olan faaliyetlerini yerine getirmeyi üstleniyor. Ücretli tutulan öğretmen ve uzmanlar özel dersler yoluyla çocukların kültürel sermaye donanımlarını zenginleştiriyor. Gelecek endişesi uzman kişi ya da kurumlarca azaltılıyor. Bu kişi ve kurumlar bir nevi taşeron ebeveynlik hizmeti veriyor. Ancak bu düzeydeki bir mutsuzluk kaynağı ulusaldan ziyade küresel rekabet ortamına çocukların uluslararası sertifikalar, eğitim programları ile eklemlenmesinden doğabiliyor. Bu tarihsel olarak yeni bir fenomen, üst sınıfın kültürel sermayesi artık ulusal sınırlar içerisinde toplanabilen sermaye ile değil küresel bir eğitim ile ölçülüyor.”

KAYNAK: HÜRRİYET http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nuran-cakmakci/kuresellesme-caginda-varlikli-ailelerin-egitim-stratejisi-taseron-ebeveynlik-41334779

NÖROBİLİMİN GÜNÜMÜZ EĞİTİMİ ÜZERİNDEKİ 5 ETKİSİ

Laboratuvarda gerçekleştirilen deneyler ile elde edilen bulguların pratikte uygulanışı arasında büyük bir fark ortaya çıkmaktadır. Nörobilim ile eğitim arasındaki ilişki de bu duruma istisna değildir. Günümüzde nörobilim araştırmalarına dayandığını iddia eden birçok eğitim modeli mevcuttur; ancak hiçbiri beyin temelli araştırmaların eğitim üzerindeki gerçek etkisini belirleyememektedir.

Nörobilim, öğrenme ve öğretme üzerindeki düşünce biçimimizi kökten değiştirmemiştir; ancak eğitim politikalarını şekillendirmeye, yeni teknoloji uygulama yöntemlerini etkilemeye ve eğitmenler ile öğrenciler arasındaki etkileşimi kolaylaştırmaya yardımcı olmaktadır. Öğrenim bilimini ve elde ettiğimiz bulguları gerçek dünyadaki sınıflarda nasıl kullanacağımızı gerçekten anlamak için önümüzde önümüzde daha uzun bir yol olsa da nörobilimin bugünün eğitimini geliştirdiği temel yönleri vurgulamak hayli önemlidir.

Bilişsel Eğitim, Daha Fazla Çeşitlilik Sunmak,Öğrenme Güçlüklerini Daha İyi Tanımlamak ve Önlem Almak, Sosyal Öğrenmeyi Sağlamak ve Nöroeğitime Odaklanmak başlıklarından oluşan beş maddeyi incelemek için tıklayınız.

https://vizyonergenc.com/icerik/norobilimin-gunumuz-egitimi-uzerindeki-5-etkisi

KAYNAK: VİZYONER GENÇ

Çocuklarda Hayvan Sevgisi ve Türcülük

Sabancı Vakfı Hayvan Hakları İzleme Komitesi çocuklar için “Hayvan Hakları ve Türcülük” atölye kitapçığını yayımladı. Komite benzer başlıkta yaptığı pek çok çalışmayı bu kitapta çocuklar için teorikleştiriyor. Dinlerin ve geleneğin aksine hayvanlarla insanı eşit tutan bir anlayışla hazırlanan bu kitapçıkta türcülük düşüncesi eleştiriliyor, türdeşlik fikri ön plana çıkarılıyor.

Kitapçık türdeşliğin teorisini oluşturmaya çalışmakla birlikte atölye modelleri de sunarak pratik bir amaç hedefliyor.

Hazırlanan bu kitapçıkta hayvanların yenmemesi, sömürülmemesi gibi durumlar anlatılırken hayvan sevgisi ve hayvan hakları üzerinde duruluyor. İnsanın da hayvan kategorisinde yer aldığını belirten kitapçık hayvanlardan bahsedilirken “biz” zamirinin kullanılması gerektiğini hatırlatıyor.

Bu kitapçıkla birlikte çocuklarda ve yetişkinlerde nasıl bir hayvan algısı olmasına dair sorular çoğalıyor elbette. Hayvan sevgisi tabiri mi geçerli yoksa hayvan hakları tabiri mi? Son yıllarda çok sık dile getirilen hayvan hakları ve hayvan felsefesi ne anlama geliyor? Yeni dünya düzeninde hayvanlar, türler ne gibi algılara kavuşacak?

Hayvan sevgisi ve hayvan hakları çalışmalarının, gittikçe artan hayvana şiddet haberleriyle birlikte anıldığı gözden kaçmıyor. Öte yandan hayvan hakları felsefesi ve türdeşlik savunusun veganlık, ateizm, deizm gibi akımlarca daha çok benimsenmesinin sebebi nedir?

Modern dönem aydınlanmacılarından Descartes’in hayvanı bir makineye benzettiği o günlerden bugüne düşünce dünyamızda neler değişti ve daha da ne gibi düşünsel dayatmalar bizi bekliyor?

Son yılların en çok gündem konularından olan hayvana şiddet haberlerinin psiko-politik boyutunu dikkate almanızı, “Homo Sapiens” leri nasıl bir algıyla yeniden şekillendirildiğini yakalamanızı temenni ederiz. Hayvanlar, insan merkezli bakış açımızda çok büyük imtihanlardan geçiyor. Onlarla birlikte biz de.

Mücahit Gültekin’in yazısı bu bağlamda büyük önem arz ediyor. Okurlarımızın dikkatine sunarız.

LEGO Braılle Alfabeli Yeni Ürünler Geliştiriyor

Ünlü LEGO firması görme engelli çocuklar için yeni lego ürünler tasarlıyor. Proje, görme engelli çocukların okuma ve yazma becerilerine katkıda bulunacak şekilde tasarlanacak ve binlerce çocuğa ulaştırılacak.

Birkaç yıl önce Brezilya’daki Dorina Nowill Görme Engelliler Vakfı tarafından kurulan proje LEGO tarafından üretilip geliştirilecek.

Böyle bir teklif gelmesi üzerine örnek ürünleri üreterek deneme çalışmaları yapan LEGO firması ilk olarak Danimarka, Brezilya, İngiltere ve Norveç’teki kurumlarla birlikte ürün çalışmalarını yürütüyor. Ürün şu anda Danca, Norveççe, İngilizce ve Portekizce dillerinde test edilirken çok yakında Almanca, İspanyolca ve Fransızca olarak da test edilecek.

Görme engelli çocukların okuma deneyimine eğlence ve oyun katacak projenin 2020’de tamamlanıp piyasaya sürülmesi hedefleniyor.

KAYNAK: BOREDPANDA

Çocuk olmak dün de zordu, bugün de zor

Fransa Kralı 15. Louis çocuk sevgisiyle bilinirdi. Öyle ki kızdığında sakinleşsin diye yanına çocuk götürüldüğünü söylerler. Sarayının duvarları çocuk tabloları ile dolu olduğuna göre demek ki gerçekten çocukları seviyordu kral.

Ama ne kralın yaşadığı dönemin ne de sonrasının Fransa’sı dahil hiçbir Avrupa ülkesinde çocuklar yetişkinler tarafından çok da sevilen varlıklar olmadı. Özellikle emek üretim sürecinde bedenlerinin kaldıramayacağı ağır işlerde çalıştırılan çocuklara “çocuk” da denmezdi. Daha çok “küçük adamlar” diye tanımlanmışlardır.

Vahşi kapitalizm yoksulluk yüzünden çocuklarını kendilerine yük olarak gören ailelerin de desteğiyle bu küçük emekçileri maden ocağında da, tekstilde de kullandı acımasızca. Terk edilmiş ya da yetim kalmış çocuklar batı sermayesinin işgücü oldu yıllar boyu. Kimileri “Sanayi Devrimi çocuk emeği olmasaydı gerçekleşmezdi” bile demişlerdir.

On sekizinci yüzyıl İngiltere’si berbattır. Onbinlerce anne, yoksulluktan ötürü bakamayacağından ya da istenmeden doğdukları için benimsemediklerinden bebeklerini Thames Nehri’ne atmışlardır. Bebeklerini çiğneyip ezenler, çöp varillerine atanlar binlercedir. Onuncu yüzyıl İtalyası da hurafelerin, akılsızlığın çılgına döndürdüğü insanlarla doludur neredeyse. Jacop Burckhardt İtalya’da Rönesans Kültürü’nde “1140’lı yıllarda cinlere 100’den fazla çocuk kurban etmiş olan Gilles de Retz” diye birinden söz eder. Mezarötesi düşüncelerin de hedefi kolayca çocuklar olabilmiş yani.

Bakın Ispartalılarda çocuğun durumu neydi? Açlık, yoksulluk tek bir çocuğa izin verebiliyordu ancak.İkinci bir çocuğa gebe kaldı mı kadın, bunu engellemenin bir yolu yoktu. Doğduğunda bebeği açık havada bir yere bırakır ya da başka bir yolla öldürürlerdi. Ama diyelim ki çocuk erkek doğdu, o zaman devletin malı sayılır, önce sağlık denetiminden geçirilir, büyüdüğünde iyi bir asker olacağına kanaat getirilirse büyütülürdü. Değilse talihsiz çocuğun yeri Taygetos Boğazı’nı boylamak olurdu, diğer akranları gibi.

ÇOK ÇOCUKLU BABALAR

Herhalde daha fazla da vardır ama ben çok çocuklu babalar olarak II.Ramses ile Herakles’i bilirim sadece. II. Ramses’in yüz altmış çocuğu olduğu söylenir. Herakles de yetmiş iki oğul ve bir kız babası olmasıyla ünlüydü. Bunun çocuğa değer vermekle ilgisi var mıydı, emin değilim. Bu doğan çocukların akıbetinin ne olduğunu bilmek isterdim doğrusu. İlyada’yı okuyanlar Homeros’un Truvalıların çocuk bolluğundan övgüyle söz ettiğini hatırlarlar. Herhalde çocuğa değer veriyorlardı Truvalılar.

BATI EDEBİYATINDA YOK

Çocuk, özellikle Fransa’da o kadar görmezden gelinmiş ki, edebiyat bile farkına varamamış. Bunu ben değil Andre Gide söylüyor. Gide, İngiliz ve Rus romanına oranla Fransız edebiyatında çocuğa az yer verildiğini yazar: “Romanlarımızda hemen hemen hiç çocuğa rastlanmıyor ve romancılarımızın, pek ender olarak önümüze çıkardığı çocuklar da çoğunlukla, geleneksel, beceriksizce çizilmiş, ilgi çekmez oluyor”. Peki nedeni ne olabilir bunun? Gide göre neden şudur: “Bütün Fransız edebiyatında, henüz biçimlendirilmemiş şeyler önünde bir çeşit sıkıntı duymaya dek varan bir ‘biçimsiz olan’dan tiksinme duygusuna rastlarız”.

Rus edebiyatında çocuğa daha çok yer verildiği doğrudur gerçekten de. Dostoyevski’nin romanları buna iyi bir örnektir.

Çocuklar için iyi bir dünya yaratılamadı hâlâ. Durum dünden biraz daha iyi belki ama çocukları mutlu kılacak fazla bir şey yok. Bugünü sorunlu, yarınının nasıl olacağı bilinmeyen bir varlık olarak işi zor çocuğun.

KAYNAK: CUMHURİYET

Çocuk Odaklı Habercilik Elkitabı

Haberde Çocuk/Çocuk Odaklı Habercilik Elkitabı yayımlandı. Kitabın içerisinde eğitimden sağlığa, silahlı çatışmalardan mülteci çocuklara farklı konularda haber yapmak isteyen gazetecilere yönelik tavsiyeler yer alıyor. Yazar Umay Aktaş Salman: Medyadaki temel sorunlardan biri, çocuğu ‘eksik yurttaş’ olarak gören toplumsal algıyı normalleştirmesi, bu sorun kitabın hayata geçmesini sağladı.

Elkitabının editörlüğünü üstlenen Ezgi Koman ise çocuğu özne yapabilmenin yolunun “onları yaşamın eşit ortakları, bağımsız hak ve özgürlük sahibi bireyler olarak kabul etmekten geçtiğini” söylüyor ve “Tüm bunlar zaten birer lütuf değil BM ÇHS’yi imzalamış bir ülke olan Türkiye’de yükümlülük…” diyor.

Medyada çocukların ne kadar yer aldığı, çocukların hangi durumlarda haber değer taşıdığı, medyada nasıl yer aldıkları, çocukların medyada nasıl ihlale ve istismara uğradıkları, çocuk görsellerinin kullanımı, farklı çocuk kimliklerine dair temsillerin nasıllığı gibi pek çok başlıkta gazetecilere ve habercilere tavsiyeler içeren bir elkitabı.

Kitabın Kürtçe baskısı da aynı anda kamoyuna sunuldu.

KAYNAK: BİANET

İnuitler çocuklara öfke kontrolünü nasıl öğretiyor?

2016 yılında ölen Briggs, gözlemlerini ilk kitabı olan ‘Never in Anger’da (Asla Öfkelenmemek) aktarmıştı. Ne var ki, ortada yanıtlanması gereken bir soru vardı: İnuit ebeveynleri çocuklarına bu yeteneği nasıl aşılıyorlardı? İnuitler, öfke eğilimli bebeklere nasıl davranır ve onları serinkanlı yetişkinlere dönüştürürdü? İnuit geleneklerinde küçük bir çocuğa bağırmak, onu aşağılamak anlamına geliyor. Sanki bir yetişkin öfke krizi geçiriyor gibi algılanıyor ve Briggs’in aktardığı kadarıyla, temel olarak çocuğun seviyesine inmekle aynı görülüyor.

Antropolog Briggs’in bu özel çalışmasının ilgi çekici tüm detayları DUVAR gazetesinden okunabilir.

KAYNAK: National Public Radio ÇEVİRİ: Tarkan Tufan

1 2