Yıldız Ramazanoğlu Çocuk Şehri’ni yazdı

Yıldız Ramazanoğlu bugünkü köşe yazısında dergimiz Çocuk Şehri’ni yazdı.

Ele Geçirilen Çocukluk başlığını taşıyan yazıda yazar, öncelikle ülkemizde değişen çocukluk algısına değiniyor. Neoliberal dünyanın dönüştürdüğü yeni çocukluk söyleminden örnekler sunuyor.

Bu bağlamda da dergimiz Çocuk Şehri’ne yer vererek, bizi taltif ediyor. Kendisine çok teşekkür ederiz.

“Çocuk Şehri dergisi nice düşüncelere yol açtı. Tabiat, yolculuk sayıları da çok önemli fakat Baba sayısı kaybedilmiş çok kıymetli bir insanı bulmak gibi. Babanın çocuk ve insanlık üzerindeki anne kadar hayati önemini gözler önüne seriyor. Her şeyin yüzeyselleştiği bir ortamda böyle ince işlere eğilen ve emek verenleri kutlamak lazım.”

Çocuk Kitapları Babalığı Öğretebilir Mi?

Çocuk Şehri dergisinde “Baba” konusunu irdelerken her zaman olduğu gibi meselenin çocuk kitaplarında nasıl göründüğüne dair örnek birkaç kitap inceledik. Ele aldığımız kitaplar yazarın babalık düşüncesini karakterler aracılığı ile veren kitaplardı. Ve gördük ki “nasıl bir babalık” diyenler bu çocuk kitaplarını okursa bir cevap bulacaktır. Çünkü çocukların dünyasını yansıtan eserleri okuyunca çocuğun görmek istediği babayı anlamak kolay. Babalık rollerine ilişkin hoş deneyimler ve anlatımlar bu kitap listesinde. Buyrun: Read more

Çocuk Şehri 4.sayısı çıktı!

Güncel çocuk kültürü ve çocukluk dergisi Çocuk Şehri 4. sayısı ile okurlarını selamlıyor.

Dergimizin bu sayıdaki konusu “BABA”.

Babalık, erkeklik, çocuk-baba ilişkisi, babalık tarihi, otorite, paternalizm gibi kavramlar etrafında incelenen baba dosyasında bir de Klinig Psikolog ve Oyun Terapisti Mehmet Teber’in röportajı yer alıyor.

İstanbul Üniversitesi’nden Necdet Neydim’in “Genç Kız Edebiyatında Baba-Kız İlişkisi” çalışmasını Şule Ataç inceliyor.

“Süpermarkete Dönüşen Baba” yazısıyla Ali Ayçil de dergimizde.

Babalık üzerine ezberlerinizi bozacak iki güzel tercüme dosya konusunu besliyor.

Ali Taylan Culpan nam-ı diğer “Uçan Baba” ve Tolga Belgi Bey babalık deneyimlerini yazdı.

Dosya konusuyla ilgili olarak tanıttığımız çocuk ve gençlik kitapları yine bu sayımızda da mevcut. Bu sayıyla birlikte başlayan inceleme kitaplığımızda çocukluk araştırmaları eserlerini görebilirsiniz.

Ayrıca Pıtırcık’ı Neden Sevdik yazısı ile kuşaklar arası çocukluk deneyimini okuyabilir, Thomas Belmes’in “Bebekler” belgeselini inceleyebilirsiniz. Abdullah Kasay’ın sosyal medya-çocuk ilişkisini gözetleme kültürü olarak incelediği yazıya bakabilir, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Said Kıymaz’ın “Çocuk Edebiyatı ve Türkülerimiz” başlıklı akademik çalışmasına göz atabilirsiniz. Ayşenur Narboğa’nın çocuklar için yürütülen bazı sosyal projelerin şeyleşmeye götürmesi tezini de inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza hayırlı okumalar dileriz…

Nida Dergisi son sayısında çocukluk ve Çocuk Şehri üzerine konuştuk

Yayın yönetmenimiz Ayşenur Narboğa Nida Dergisi 180. sayıda çocukluk üzerine Ferda Kürün Hanım’ın sorularını cevapladı.

Çocukluk kavramı ve tarihine ilişkin kısa bir özet sunan röportajda bugünün çocukluğu da konuşuluyor. Çocuğun ve çocukluğun endüstriyel bir metalaşmaya dönüştüğü bu çağda çocuğun ve ailenin bu girdaptan nasıl kurtarılabileceğine dair tartışılıyor.

Röportajda Çocuk Şehri’nin çıkış süreci ve muhtevası da yer alıyor.

Röportajdan kısa bir alıntı:

Çocuğun endüstriyel bir meta hale gelmesi nedir?

Bir çocuk için bu tanımı kullanmak inanın çok ağrıma gidiyor ama içinde bulunduğumuz piyasa maalesef çocuğu ilk önce böyle görüyor. Bunu oyuncak modellerinden, her türlü giyim ve aksesuar portföyünden, cinsiyetçi rol ve davranış kalıplarından, kurumsal eğitimden ve reklam filmlerinden anlıyoruz. Piyasa için çocuk çok ideal bir müşteri hinterlandı oluşturur çünkü hep bir devamlılığı vardır. Her gün dünyaya pek çok çocuk geliyor ve daha ana rahminde endüstriyel süreç işlemeye başlıyor. Ama maalesef çocuğun üzerindeki tek baskı, tek otorite bu endüstriyellik değil. Piyasayla birbirini destekleyen aile, devlet politikaları ve medya da çocuğu metalaştırabiliyor. Doğum bile mucizevi bir eylemden ziyade “şeyleşen” bir süreç artık. İsmet Özel’in dediği gibi “dünyaya gelmek saldırıya uğramaktır” hakikaten böyle bir çağdayız.

 

Haritada Kaybolmak

Vladimir Tumanov’un “Haritada Kaybolmak” kitabı çocuklara coğrafyayı öğretmek üzere yazılmış bir eser. Ancak yazarın coğrafyayı öğretme tarzı birazcık farklı.

İki erkek kardeş X ve Y, bir gün bir eskici dükkanına girip, dükkanda bulunan şekerleri yerler. Ertesi günden itibren akılalmaz bir şekilde büyümeye başlayan çocuklar çareyi izinsiz şeker yedikleri dükkana gitmekte bulurlar. Yedikleri şekerlerin büyüme hormonlarını bozduğunu düşünürler. Oysa ki yedikleri şeker değil gizli bir kapsüldür. Ve çaresi de sihirli bir haritanın bulmacasını tamamlamaktır. Bu sihirli harita kendisinin belirlediği zamanlarda açılıyor ve .herhangi bir bölgesinde bir bilmece beliriyor. İki kardeş bu bilmeceyi çözdükçe o bölgede ülkeler beliriyor. O ülkeleri bulmak ise ilginç maceraya dönüşüyor.

Kardeşler ilk ülkenin bilmecesini çözerken epey zorlanıyorlar. İlçe kütüphanesine giderek kaynak taraması yapıyor ve ipuçlarını takip ederek cevabı buluyorlar. Ancak harita açılıp başka bilmeceler çıkmaya başladıkça ülke bulma konusunda ustalaşıyorlar. Çünkü yön bulma, iz sürme ve konsantrasyon yetenekleri artıyor. Read more

Canavarları Yenmek İçin Kılavuz

Büyümek, tehlikelerle dolu, zorlu bir yolculuktur. Bu yolda karşınıza engeller, kılavuzlar ve canavarlar çıkacaktır. Çocuklar belki de bu yüzden korksalar da canavar hikâyelerini dinlemek/okumak/seyretmek isterler. Çünkü bu hikâyelerde, canavarları nasıl yenebileceğimize dair ipuçları gizlidir.

Canavarlar ilkel dürtülerimizi, kimseye itiraf edemediğimiz korkularımızı, çözemediğimiz problemleri temsil ederler. Canavar bazen insanın karanlık tarafıdır bazen anlamak istemediğimiz ötekidir. Bazen de bizzat ölüm muammasının kendisidir. Canavarın olduğu yerde kahraman da vardır. Bununla birlikte kahramanın canavar olduğu hikâyeler de anlatılmıştır. Ne çeşit olursa olsun bu tür hikâyeleri okumak/dinlemek/seyretmek çok eğlenceli ve iyileştiricidir.

On yılı aşkın çocuk edebiyatı okuma atölyesi düzenleyen Ümit Yaşar Özkan atölyenin bu yılki çalışmasından olan canavar okumalarından yola çıkarak sizler için bir canavar kitaplığı hazırladı. Read more

Jules Verne’in bitmeyen serüveni

Çocuk Şehri “yolculuk” dosyasında Jules Verne’yi incelediğimizden beri Jules Verne takipçisi olduk. Bu kez Hürriyet KitapSanat’ta bir inceleme var. Paylaşıyoruz.

***

İlk Jules Verne romanının yayımlanmasının üzerinden 150 yıl geçti. Pek çok yayınevi Jules Verne’in romanlarını yayımlamayı sürdürüyor. Ve bu eserler hiç tükenmeyen bir ilgiyle okunmaya devam ediyor. Anlaşılan o ki yeni kuşaklar hayal gücüyle gidilebilecek coğrafyaları merak etmeyi südürdükçe Jules Verne popülerliğini hiç yitirmeyecek.

İlk Jules Verne romanının yayımlanmasının üzerinden 150 yıl geçti. Eserlerine ilgi hiç azalmadan sürüyor. Peki onun sırrı neydi? Nasıl bir hayal gücünden bahsediyoruz? 1828’de Fransa’nın Atlantik okyanusu kıyısında, Loire nehri üzerindeki önemli liman şehirlerinden Nantes’da dünyaya geldiğinde Avrupa yeni buluşların da etkisiyle buhar gücüyle çalışan makinelere geçiş yapmaya başlamıştı. O daha doğmadan buharlı makineler gemilere uygulanmış, hatta buhar gücü lokomotiflerde kullanılmaya başlanmıştı bile. Çocukluk yıllarında ise artık buharlı gemiler okyanus ötesi yolculuklara çıkıyordu. Dünyanın dört bir yanında kanallar, köprüler, demiryolu hatları inşa ediliyordu. 1844’te Amerika Birleşik Devletleri’nde Samuel Morse ilk ticari amaçlı telgraf servisini hizmete soktuğunda, dünya artık binlerce yıllık insan gücüyle haberleşme çağının sonuna gelmişti.

ROMANLARININ ÖZNESİ
SINIRSIZ HAYALGÜCÜ
O zamana kadar çok yavaş ilerleyen bir dünyanın büyümeye, endüstrileşmeye ve birbiriyle iletişime müthiş bir hız verdiği yılların içinde zihni şekillenen birinden bahsediyoruz. Büyüdüğü şehrin denizler aşan ticaret gemilerinin önemli uğrak yerlerinden biri olması bir yana, birbiri ardına ortaya çıkan keşif ve buluşlar Jules Verne’nin hayal dünyasını o çağda çok az kimsede bulunabilecek türde bir zenginlikle doldurmaya başlamıştı.

devamı için tıklayınız.

Çocuk Şehri Hersanat’ta

Bir grup sanatseverin gönüllü olarak kurduğu “hersanat” platformu dergimiz Çocuk Şehri ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Genel Yayın Yönetmeni Ayşenur Narboğa’nın cevapladığı söyleyişi okumak için tıklayınız.

röportajdan bir kesit:

Derginin mottosu olan “Çocuk insan yavrusu değil, ayrı bir alemdir.” ile çocukken şikayet ettiğimiz, büyüdüğümüzde ise görmezden geldiğimiz çocuğun birey olma mücadelesine Çocuk Şehri nasıl destek oluyor?

 

Birey değil de özne demeyi tercih ediyoruz. Birey, aydınlanma düşüncesiyle doğmuş ve Tanrı’ya aklıyla meydan okuyan seküler bir ifade gibi geliyor bana. Pek tercih etmiyoruz o yüzden. Çocuklardan bahsederken de kullanmamaya çalışıyoruz. Onların kendi özbenliklerini, özne oluşlarını keşfetmeleri eşyayı anlamaya başladıkları yaştan itibaren gerçekleşiyor zaten. Ne zaman ki ebeveynler kendi dünyalarının doğruları ve gerçekleriyle çocuğa müdahale ediyor, çocuğun benliği orada yaralanıyor. Bizim “yaralı bilinç” dediğimiz şey çocukluktan başlıyor. Tek gerçeğin yetişkinlerin sahip olduğu mutlak gerçek dayatması çocuk dünyasını çok pasifize eden bir şey. Oyun, tabiat ve yolculuk dosyalarımızda ortaya koymaya çalıştığımız çocuğun müstakil dünyasının fark edilmesi,  ama önce onu çepeçevre saran düğümleri çözmek gerekiyor.”

 

1 2 3