Umacı

Umacı, eserlerini ‘her yaştan ruhlar’ için üreten Hanzade Servi’nin kaleminden yazılmış bir roman. Bu romanda çocukları korkutma konusunda gelenek haline gelmiş bir efsane olan umacılarla Topaç adlı bir çocuğun hikayesi anlatılmakta.

Topaç adını fiziksel özelliklerinden alan bir çocuk. Adı ve fiziksel özellikleri gibi etrafında yaşayan insanlar da garip: hemen hemen her şeyi unutan muhasebeci bir anne, sürekli kendi çocukluğundan ve aldığı ilginç terbiye eğitiminden bahseden bir baba, anne-babasının mükemmellik takıntısıyla yetiştirilen bir kanka, bu kankanın mükemmel yetişebilmesi için rehberlik eden bir çocuk psikoloğu, çocukları yediği zannedilen bir komşu ve daha bir sürü enteresan karakter… Bütün bu karakter betimlemeleri bittikten sonra umacı Gırrgorr’un Topaç’ın odasına yaptığı ilk ziyaretle hikaye başlar. Read more

Pıtırıcık’ı Neden Çok Sevdik

Mahalle söylemi çok eskilerde kalmış bir değerler kümesine atıftır biliriz. Ve şimdilerde “yaw noluyor bizim çocuklara, nerede o eski çocuklar” deyu yakarışları yükselten de mahallenin o kendine has değerler kümesini bilenlerdir. Mahalle olmanın mahallî olmakla yani yerel ve kendine özgü olmakla açığa çıkan anlamı çocukluğu da anlamlandırıyor. Dünya küresel bir köye dönüşmezden evvel çocukların tek büyük dünyası top koşturdukları boş arsalardı. Tüm muzipliği, tatlı yaramazlığı ve sevecenliği ile oradaydı çocuklar. Oyunlarının, şakalarının ve gülmelerinin içinde paylaşma, umut, hayal kırıklıkları, dertleşme, dayanışma ve kardeşlik de vardı. Mahallenin çocuklarıydılar işte.

60’lı yıllarda Sempe’nin sadece tek bir kalem hareketiyle içimize su serpen karakteri Pıtırcık’ı çizmesiyle çocukların aramadan buldukları bir “kahraman” doğuvermişti. İyi kalpliydi Pıtırcık, sevecendi. Büyüklerin dünyasını anlamaz ama o dünyayı da “ötekileştirmezdi.” Ebeveynler tipik bir 60lı yıllar otoriterliğinde ve babacanlığındaydı. Mızmızdı hep ama usandırmazdı. Tatlı haylazlıkları, çocuksu dertleri, naif halleri ve kırılgan yanları vardı. Eşyayla kurduğu ilişki otantikti. Korku ve şiddet asla bir haz unsuru değildi. Tüm yorgunluğunun ardından yorganına sarılarak uyuyan masum bir yüzdü. Biz Pıtırcık’ı bu yüzden çok sevdik. Hala da çok seviyoruz. Read more

Kırmızı Çizgi

Beden kutsiyeti, beden dokunulmazlığı, beden istismarı ve ihlallerini çocuklara nasıl anlatalım?

Bu konularda çocukları bilinçlendirmek için onlarla sık sık konuşmak gerek. Ancak bunun nasıl mümkün olacağı çoğu ebeveyn için bir kaygıya dönüşebiliyor. Bazı çocuk kitapları var ki bu konuda yardımcı oluyor. Onlardan biri “Kırmızı Çizgi”.

Erdem Çocuk‘tan çıkan, Samar Mahfouz Barraj’ın yazdığı kitapta beden farkındalığının nasıl kazanılacağı ve onu başkalarından nasıl korunacağı anlatılıyor.

Direkt konuya girmek yerine yazar öncelikle herkesin kendisine ait alanlarının olduğunu anlatarak başlıyor kitabına. Böylelikle müstakilliği kavratmaya çalışıyor. Ardından bedenin de tıpkı diğer şeyler gibi özel alanlarının olduğunu, bu özel bölgelere kimsenin dokunmaması ve bakmaması gerektiğini söylüyor. Ve tabi olası kötü bir durumda da çocuğun korkmamasını ve mutlaka yakınlarına bu durumu söylemesini tembihliyor.

Kitabı güzel kılan kurgudaki seçim. Bir annenin gayet müşfik bir tavırla, benzetmeler ve masal temalarını kullanarak böylesi hassas bir konuyu çocuğuyla bizzat konuşuyor olması meseleyi içselleştirmek adına önemli bir tercih. Ne ki yazar, kaygı durumuna çok az değinmiş.

Bir çocuğa hayatta kötü insanların var olduğunu, onların bir gün -olur ya- kendisine dokunmak ve özel bölgelerine yaklaşmak isteyebileceği fikri çocukta çok büyük bir kaygı oluşturabilir. Yazar bu kaygı durumuna değinmeyi ihmal etmiyor ama keşke biraz daha değinebilseydi: “Böyle bir şey başına gelmeyebilir. Bizimle güvendesin, ayrıca sen akıllı bir çocuksun. Ama ola ki biri seni rahatsız eder, sana dokunmaya kalkarsa o zaman bir aslan gibi “Hırrrrrr” diye kükre!”

Kitabın çizimleri anlatımı daha da güçlü kılmayı başarıyor.

Çocuklara cinsel istismar derslerinin nasıl verileceğini dair bu tür güzel örneklerin yayılmasını temenni ediyor, bu konuda yayıncılara çok iş düştüğünü hatırlatıyoruz.

 

Çocuk Kitapları Babalığı Öğretebilir Mi?

Çocuk Şehri dergisinde “Baba” konusunu irdelerken her zaman olduğu gibi meselenin çocuk kitaplarında nasıl göründüğüne dair örnek birkaç kitap inceledik. Ele aldığımız kitaplar yazarın babalık düşüncesini karakterler aracılığı ile veren kitaplardı. Ve gördük ki “nasıl bir babalık” diyenler bu çocuk kitaplarını okursa bir cevap bulacaktır. Çünkü çocukların dünyasını yansıtan eserleri okuyunca çocuğun görmek istediği babayı anlamak kolay. Babalık rollerine ilişkin hoş deneyimler ve anlatımlar bu kitap listesinde. Buyrun: Read more

Hayvan Atlası

Çocuklara evreni ve evrenin içinde beraber yaşadığımız canlıları anlatan kitaplar her zaman önemli ve eğlenceli kabul edilmiştir. Özellikle de illustrasyondaki ilerlemeler ve resimli kitapların cazibesi doğa ve bilim kitaplarının çok küçük yaştaki çocuklara bile hitap etmesini sağlıyor.

Taze Kitap‘tan çıkan Hayvan Atlası evreni keşfetmeye yardımcı kitaplardan biri. Zeynep Sevde ve Fatih Dikmen’in ortaklaşa hazırladığı atlasın içinde yer alan hayvanlar yaşadıkları bölgelere göre sınıflandırılmış. Böylece hem kıta bilgisi hem de hayvan ekosistemi hakkında bir bilgilendirme yapılmış oluyor. Anlatılan her bir hayvan için özel başlıklar seçilmiş ve bu başlıklar çocuğun o hayvanla kuracağı ilk ilişkinin adımı oluyor. Örneğin gelincikler için “savaş dansı yapan minik avcı”, sincaplar için “doğal konserve ustası”, develer için “çölde mutlu bir seyyah” gibi tabirler akılda kalıcı oluyor ve hayvanların en çok bilinen özelliğinin öne çıkması sağlanıyor. Bu anlatımın çocukların kelime dağarcığını geliştireceği de muhakkak. 

Atlasta pek çok ilginç hayvana yer veriliyor. Çoğunun adını çocuklar ilk kez duyacak. Böylece evrendeki çeşitliliğin ne kadar hayret uyandırıcı olduğunu idrak edebilecek. Öte yandan kainattaki hayvanların birbirine benzerliği başka bir hayranlık vesilesi. Bunu başlıklardaki vurgulardan anlayabiliriz: “pijamalı eşek:zebra, kükreyen tembel kedi: aslan, zıplayan koca kulak: Arap tavşanı, dev fare: kapibara.” Gerek aynı aileden gelen cinsler gerekse yakın çevremizdekine benzeyen diğer türler çocuğun benzerlik ve bağ kurma yetisini güçlendirecektir. Bu tür kitaplar okumanın en önemli yanı da budur.

Çizimlerin büyüklüğü özellikle küçük yaştaki çocuklar için bir hayli ilginç olabilir. Kocaman resimlere baktıkça çocukların gözlerinin kocaman açılacağı muhakkak. Sümeyye Eroğlu çizimlerde ayrıntılara girmeden kaba tasvirler yapmayı tercih etmiş. Bu, kaba şemalar çizen erken çocukluk evresi için önemli bir ayrıntı olarak duruyor. Atlas incelemenin yanı sıra kitaptaki görsellere bakarak resim çalışmaları da yapılabilir.

Kitabın bir de sürprizi var. Büyük bir harita ve çıkartmalar sayesinde uygulamalı bir kitap okuma etkinliğine dönüşüyor.

Kara, hava ve denizde canlılardan örneklerin paylaşıldığı, kıtalara göre düzenlenen Hayvan Atlası’nı beğenenler için güzel bir haber var! Yayınevi çok yakında “Böcek Atlası” yayımlayacak.

Benden Bir Tane Daha Olsa

Hürriyet KitapSanat’ta Devrim Yılmaz, Peter H. Reynolds’un “Benden Bir Tane Daha Olsa” kitabını yazdı.

***

‘Nokta’ ve ‘Mış Gibi’ kitaplarıyla tanıdığımız usta yazar Peter H. Reynolds, her anlarını programlamaya çalıştığımız çocukların duygularına tek cümleyle tercüman oluyor: “Keşke benden iki tane olsaydı!”

Bu dilek gerçekleşse çocuklar kendilerinden beklenen mükemmelliğe erişebilirler miydi acaba? Tam da bu noktada, işi başından aşkın Leo giriyor devreye. Çok çalışkan, planlı, aşırı sorumluluk sahibi bir çocuk Leo. Ne var ki aklı fikri yapılacak işler listesinde olup, durmaksızın çalışmasına rağmen işleri bir türlü bitmek bilmiyor. Sonunda bir gün çaresizce kendisinden bir tane daha olmasını diliyor ve dileği gerçekleşiveriyor. Ama yeni gelen Leo yapılması gereken başka işler bulunca üçüncü bir Leo ihtiyacı doğuyor. Üçüncüyü dördüncü, beşinci ve altıncı izliyor. Yedi Leo olduklarında işler de yedi katına çıkıyor. Bir an olsun soluklanabilmek umuduyla yeni Leo’ların gelmesini diliyorlar ama her yeni gelenle birlikte işler de içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ne yeni listeler, ne saatler süren toplantılar çare oluyor. Sonunda on aslan gücünde on Leo oradan oraya koşturup iş yetiştirmeye çalışıyor, ama liste de uzadıkça uzuyor. Ve yine durup dinlenmeye ayıracak bir dakikacıkları bile kalmıyor. Sonuçta değişen tek şey bir Leo yerine on Leo’nun çaresizlik içinde didinmesi oluyor.

Leo’lar kısırdöngüleriyle boğuşurken, “Nereye kadar?” sorusu içimizi kemirmeye başlıyor. İşte bu sırada asıl Leo’nun da gruptan usul usul uzaklaştığını görüyoruz. Böylece Leo, modern zamanların ‘on parmağında on marifet çocuk’ dayatmasının dışına çıkıyor. Çimlere uzanarak bir güzel şekerlemeye ve hayallere dalıyor. Bu sırada kitabın belki de en çarpıcı cümlesi diğer dokuz Leo’dan geliyor; “Yapacağımız işler listesinde düş görmek yok!”

Zamanlarını tıka basa aktivitelerle doldurmakla çocuklara onlarca imkân tanıdığımız yanılgısını yüzümüze vuruyor bu cümle. Hayal kurmaya bile vakti olmayan Leo gerçekte ne istediğini, neyi neden yaptığını, ne amaçla bu kadar çalıştığını bile bilmiyor. Bu yolun onu nereye götüreceğinden habersiz, sadece eline tutuşturulan listeleri, programları uyguluyor. Düş gördüğü için kükreyen dokuz Leo karşısında bu yüzden şaşakalıyor bir an, ama düşün etkisi o çarka dönmesine engel oluyor. Böylece kendi yolunu ve çözümünü buluyor Leo. Öyle bir çözüm ki bulduğu, listeler havalarda uçuşurken uzaklardan sesi geliyor: “Artık bana bir Leo yeter…”

Söz konusu Peter H. Reynolds olduğunda sözcüklerle anlattığından çok daha fazlasını resimlerinde görmeye şaşırmamalı. Harıl harıl çalışan birkaç Leo’ya rağmen çöpe atılmış kedi, sanatçının mizah gücünün sadece küçük bir örneği.

KAYNAK: HÜRRİYETKİTAPSANAT

Yoksulluk ve evsizliğe dair: Mine’nin Buzdolabı ve Mıguel

Yaz geldi. Herkes tatil planları yapıyor hatta çoğu tatilin yolunu tuttu bile. Yazın rehaveti ve eğlencesi bize yaz mevsiminde de evsiz ve fakir olanları unutturmasın. Onlar her mevsim var ve her mevsim yanımızda. İki harika kitap bize hem tatilde kitap okumayı hem de vicdanımızı daima diri tutmayı salık veriyor.

Edam Yayınları’ndan taze çıkan “Mine’nin Buzdolabı” kitabında Safiye ve Mine’nin sıkı dostluğundan bahseder. Günün büyük bir kısmını beraber geçiren bu iki yakın arkadaş bir gün acıktığında Mine’nin evine gider. Safiye, ilk kez o gün çok yakın arkadaşı Mine’nin boş olan buzdolabını görür ve epey üzülür. Hem arkadaşının yoksulluğuna hem de -tahminen- iyi dost olmalarına rağmen Mine’nin durumunu daha önce bilmemesine. Neyse ki Safiye duyarlı bir kızdır ve arkadaşını da çok sevmektedir. Hemen annesinden yardım isteyerek arkadaşını incitmeden bu duruma çare bulmaya çalışacaktır. Mine’nin dolabı neden boştur, neden bu kadar yoksuldur, yoksulluk neden bazı insanların evindedir, neden bazı insanlar zengindir gibi sorular ebeveynleri bekliyor olabilir. Yazar Lois Brandt’ın karakterleri Türkçe’ye Safiye ve Mine olarak çevrilmiş. Vin Vogel’in çizimleri ise kitabı adeta canlı kılıyor.

Daha büyük yaştaki küçük okurlar için bir başka yoksulluk hikayesi “Miguel”de aynı zamanda bir yoksunluk hikayesi de vardır. Miguel’in sıradan, rutin ve konforlu hayatını bir gün biri bozar. Miguel bir gün yolda karşılaştığı çöpleri karıştıran adamla tanışır ve dünyada “evsizler” isminde yaşayan canlıların olduğunu öğrenir! Oldukça ürkütücü görüntüsüyle çöpleri karıştıran adam Miguel’i tedirgin etse de ailesinin nasihatlerini bir süreliğine rafa kaldırır ve bu hiç bilmediği dünyayla tanışır. İyi ki de tanışır! Çünkü bu adam korkunç kılığına ve çöp kokmasına rağmen şiirlerden, kitaplardan bahseden güzel cümleler söyleyen biridir. Yazar Alfredo Gómez Cerdá bu hikayeyle aslında bizim içimizdeki yoksunluğa değiniyor.

Hayırlı okumalar…

Flamingolardan bahseden çocuk kitaplarının sayısı artmalı

İzmir Körfezi’ne yapılması planlanan köprü ve tünel projesi Gediz deltasındaki ekosisteme büyük zararlar verecek. Özellikle flamingo kuşlarının evi olan bölgede bu proje yapılırsa flamingolar evsiz kalacak. Evlerini, üreme alanlarını kaybedecekler. Türkiye’nin bu bölgesinde yaşayan flamingolar dünyada bulunan tüm flamingoların %7’si, Avrupa’da bulunan flamingoların ise %30’u kadar.

Flamingolar nesli azalan hayvanlar listesine çoktan girmişti zaten. Biz de nesli azalan ve bu projeyle birlikte yeniden gündeme gelen flamingoları daha yakından tanımak için çocuk kitaplarındaki görünürlüğüne bakalım dedik. Read more

Dört Mevsim Yedi Bucak

Kitabımızı tozlu rafında onca zamandır yaptığı istirahatten kaldırıyoruz.

Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”adlı eserinin yalınlaştırılmış hali karşımızda. “Dört mevsim yedi bucak” adıyla Refik Durbaş tarafından çocuklar için sadeleştirilmiş.

Herkesin malumu olduğu üzere Evliya Çelebi atı Küheylan’ın sırtında dünyayı gezmiş ve gördüklerini eğlenceli bir dille anlatmıştır bilge bir seyyahtır. Şairimiz Refik Durbaş’ın derlediği anlatılarda Evliya Çelebi’nin büyülü yolculuklarını, şaşırtıcı serüvenlerini ve biraz da abartılı -bence- izlenimlerini bulacak, ünlü gezginimizle tanışmış olacaksınız.

Kitabın resimlerini hazırlayan Yalçın Çetin Osmanlı motiflerini kullandığı sevimli çizimleriyle yolculuk dolu kitaba ayrı bir tat katıyor.

Kapağını açıp içindekilere geçince sekiz bölümlük bir okuma şöleni bizi bekliyor Read more

Kültür A.Ş.’den çocuklara: “Afrikalı bir fil Jumbo”

19.yüzyılda Afrika’dan alınıp Avrupa’ya götürülen bir filin gerçek hikâyesi, Jumbo’nun hikâyesi çocuklara sömürgeciliği, küresel sistemi ve coğrafi keşiflerin iç yüzünü anlatıyor.

Jumbo fil ve Parlamboş isimli bir çocuğun anlatıldığı hikâyede hayvanat bahçeleri ve sirklere dair dokunaklı bir gönderme de bulunuyor.

Çocuklara Afrika kıtası gerçeklerini ve renklerini anlatan bu harika çalışmayı Hatice Yentürk yazdı Ersin Şahin çizdi. Kültür A.Ş.’nin çocuklara hizmeti bu kitabı muhakkak okuyun.

 

1 2 3 12