Irmaklarla Büyüyen Çocuk

Irmak kelimesi suyu çağrıştıran ve sırf bu yüzden kıymetli olan diğer kelimeler gibidir; hatta onlardan daha fazla anlam çağrıştırır. Çünkü taşra, Anadolu, gelenek ve çocukluk demektir…

Mustafa Uçurum bir ırmak güzellemesiyle karşımızda! “Irmaklarla Büyüyen Çocuk” kitabında Anadolu’nun güzide ırmaklarını ve bu ırmakların suyundan, ikliminden, özünden beslenen taşra çocukluğunu anlatıyor.

Tokat’ın ırmaklarından başlayarak çocukluğunun ana imgelerinden/gerçeklerinden birinin hayranlık dolu anlatısını paylaşılıyor. Büyüdükçe görülen ve tadılan ırmak sayısı çeşitleniyor; dolayısıyla imbik imbik süzülüyor çocuğun dünyasında gelenek.

Irmak teması yazarın çocukluğunda önemli bir yerde duruyor. Tüm bir ömür öğrenilenler  bu ırmak sevdasıyla birleşiyor. Irmağın sularına karışmayıp belleğe gelen hiçbir güzellik yok âdeta. Büyüdükçe de bitmez ırmak sevdası. Ömrünün geri kalanı da hep ırmaklarla dolu şehirlerde yazılmıştır Allah tarafından. “Irmak, kaderdir” yazar için. Read more

Rodari’nin “Dünya Denen Koca Okul”‘u Artık Türkçe’de

Yapı Kredi Yayınları çocuk edebiyatının usta kalemlerinden Gianni Rodari’nin “Dünya Denen Koca Okul” kitabını Türkçe’ye kazandırdı. Çeviride Filiz Özdem imzası bulunuyor.

Otuz sayfalık incecik bu kitapta Rodari dünyalar kadar büyük bir meseleyi kendine has ustalıkla anlatıyor.

Çocuklara öğrenmenin zevkini tattırmayı amaçlayan ve öğrenmeyi okulla sınırlamayan bir dünya çizmeyi hedefleyen kitap Rodari koleksiyonerlerinin hemen edinmek isteyeceği bir çalışma olmuş.  Read more

Ali Gel ve Maceraları Artık Tek Kitapta!

Özkan Öze’nin TRT Çocuk Dergisi’nde yayınlanan “Ali Gel ve Maceraları” serisi Uğurböceği Yayınları’nca kitaplaştırıldı.

Kitapta Ali Gel isminde bir çocuğun ve Kuş’un bir buzdolabı kutusu içinde okudukları Yeryüzü Ansiklopedisi’ndeki merak ettikleri ülkelere yaptıkları fantastik daha doğrusu düşsel yolculuğu anlatılıyor.

Çocuklara isimleri çok da fazla bilinmeyen “uzak” ülkeleri ve kültürleri anlatan kitapta Ali Gel ile birlikte minik okurlar sömürgeciliği, farklılıkların ne kadar vahyî olduğunu ve dünya çocuklarını tanıyor. Avrupamerkezci bir bakış olmaması sevindirici.

Hele bir de Ali Gel’in sevimli, tombul ve afacan hali kitap sayfalarını şenlendiriyor.

Özkan Öze’yi biraz farklı bir tarzda okumaya ve yeryüzünde çocuksu bir yolculuğa çıkmaya niyetliler tez elden okuyabilir.

 

İdil Pişgin Kitaplığı

İdil PİŞGİN’in peş peşe çıkardığı Thui serisindeki kitap isimleri yeterli cazibeyi yakalıyor ancak içerik için aynı övgüyü yapmak zor.

Bir dede ve çocuğun merkezde yer aldığı bu ince çocuk kitaplarında bir çocuğun büyüme serüvenini okuyoruz.  Ancak okumayı sık bölen didaktik anlatım heyecanı öldürüyor.

Thui her çocuk gibi kendi büyüme tecrübesini yaşıyor.  Bu süreci de ağırlıklı olarak büyüklerinin açıklamaları, nasihatleri ve deneyimleri besliyor. Kısa fragmanların birleştirildiği uzun metrajlı bir film gibi yapıştırmalı duran örgüsü ile kitap, “başka renkte büyümek isteyen” çocukların bile paternalizmden kaçamayacağının sinyalini veriyor. Read more

Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

Türkiye’de modern öykü denince akla ilkin efsanevi 1950 kuşağı gelir. Refik Halid Karay ve Said Faik Abasıyanık gibi kurucu babaların meşalesini  dünyanın her noktasına taşır dirilikte bir edebiyat işi kotarmışlardır. Kuşağı beline sıkıca dolayanların ilki de muhteşem Türkçesi, çetin ceviz kurgusu, sözünü sakınmadığı meseleleriyle Nezihe Meriç’tir desek ayıplanmayız edebiyat vahalarında.

Yetişkinlerle başa çıkmak kolay, sıkıysa çocuklara anlatsın, çocuklarla üleşsin derdini dedikte faka bastıramayız saygıdeğer öykücüyü. Tanıdığı küçük kızları yaşlarına göre bir bir sıralamış, çocukları beklesin diye dünyaya tembihlemiş, dahası, yazma liyakatini, klasını bozmaksızın Alagün Çocukları adlı tariflere yanaşmaz özgünlükteki romanına taşıyabilmiştir.

Yaşamın zengin sahnelerinden biri olan pazar yeri ile açılır kitap; genç yaşlarda bir kızın peşine takılır cingöz delifişek bir çocuk. Adı Ali; bir sözbaz iki canayakın üç sevimli anlatılmaz yaşanır diyeceğim “e o zaman bu satırlarda işin ne!” diyeceksiniz. Anlatılır elbet ancak yaşaması; sözlerine kulak duygularına ulak olması daha bir hoştur zannımca. Read more

İyi ve güzelin parayı yendiği bir dünya

Kepler62: Gerisayım geçen günlerde Can Çocuk Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Tıpkı basım ile dikkat çeken serinin ikinci kitabında ilk kitapta olduğu gibi Norveç ve Finlandiya’nın çocuk edebiyatı yazarlarından Bjørn Sortland, Timo Parvela ve Angry Birds akıllı telefon ve bilgisayar oyununun illüstratör ekibinden Pasi Pitkänen’ın imzası yer alıyor.

Çocukların yaşadıkları dünyayı sorgulamalarında bambaşka bir kapı açan Kepler62 bu kez düşle gerçek, dünya ile teknolojik gelişmeler arasında birbirine tutunan bir atmosfer yaratıyor. Kahramanlarımız kendi dünyalarını bulurken evrenin karmaşasıyla, düzenin yarattığı zorluklarla baş ediyor.

İnsanlığın hilesini bulamadığı oyun

Hikâyenin içinden bakarak anlatacak olursak, Dünya’ya çok benzeyen yeni gezegenlerin bulunduğuna dair söylentiler vardır. Çok uzun zamandır dünyadaki yaşamın da çivisi çıkmıştır. Kalabalık, çevre kirliliği ve savaşlar tarihin doruk noktasındadır. Hükümet, bir grup çocuğu, Dünya’ya benzer bir gezegen bulması için uzaya yollamaya karar verir. Çocuklar bu göreve seçilmek için de Kepler62 adlı oyunun bütün bölümlerini tamamlamalıdırlar. Kahramanımız Marie, hayatlarını savaş ve yıkımla kazanan, ölüm fabrikaları, tankları, denizaltıları olan çok zengin bir ailenin mensubudur.

Marie, hiç hesapta olmayan bir şekilde kendini Kepler62’nin içinde bulur. Bu oyunda onu cezbeden ama adını koyamadığı bir şey vardır. Oyunun aşırı zorluğu, oyunu oynarken bazı hile paketleri ve güncellemeleri almak zorunda olmaması Marie’nin hoşuna gider. Oyunun sonunda yalnızca birkaç kişinin yanıtını bulduğu bir sır vardır. Marie bu oyunla birlikte Dünya’daki değerlerin para ile alınamayacağını öğrenir. İçe dönük dünyasında karşısına ilk kez bu denli keskin bir gerçeklik çıkar. Marie, bu noktadan sonra paranın hayatımızı nasıl çevrelediği, nasıl bir eksen etrafında döndürdüğü konusunda sitemlerine ve sorgulamalarına başlar. Read more

Dağlarca mucizesi

“Arka arkaya yeni şiir kitapları çıkıyor Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın… Mevcut haliyle binlerce sayfayı bulan şiirlerine yeni kitaplar ekleniyor ve Dağlarca bir dil ve şiir toprağı gibi kabarmayı sürdürüyor.”

Hürriyet Kitap Sanat’ta Ömer Erdem YKY’nin yeni Fazıl Hüsnü Dağlarca kitaplığı hakkında yazdı:

“Nesir yazmayı ‘bir tür hamallık’ gördüğünü söylerdi şair. Bu ondaki ‘şiir söyleme’ hacmini daha da artırmış gözüküyor. Şiirde çok yazmak tartışmalıdır. Ne var ki Dağlarca, tür, biçim ve tema değiştire değiştire, deneye yanıla ilerlemiş, adeta kendine özgü bir yazma aşkı yaratmıştır. Petrol için ‘yeryağ’ kelimesini türeten, uzayda konuşulacak dil peşine düşen, çocukları görmezden gelmeyen, yetmedi Cumhuriyet tarihi ve epopeyle yakından ilgilenen Dağlarca, şiirin uzayında yeni bir uzay geliştirerek kaybolmaya hepten karşı çıkmış gibidir. Öyle anlaşılıyor ki arkadaşlarının cebinden, duvarlardan, dergilerden, defterlerden, mektuplardan daha nice şiirler çıkacak.

‘Yaşamamalarda’, bu bağlamda yeni bir toplam ve Dağlarca şiirini düşünmeye elverişli şiirler içeriyor. Daha kitabın isminde başlıyoruz Asu şairinin huyuyla. Dili ve anlamı kendi elinde kilitlemekten haz alan bir yanı oldu hep bu şiirin. ‘Gölde Sazın Düşlediği Acı Mavilik’ şiirinde olduğu gibi, Dağlarca bir yandan duyuşunu en az kelimeyle ve kendine özgü mısra kırmalarıyla güncellerken, hep başa, kendi çıkış noktasına da göz kırpar. Ne var ki bu şiir, tam da kendisine benzediği hizadan hızla ayrılır ve şaşırtıcı bambaşka bir saklambaç oynamaya başlar. ‘Dolmuşun Boş Yeri’ şiiri bize tam da bunu getirir. Ölmeyen ve neden ölmediğini açıkça duyuran Dağlarca’yı.”

Yazının devamı için tıklayınız. Read more

Meraklı Buğday Tanesi

Çocuklarımıza doğayı öğretmek kadar doğayı tahrip edip yağmalamadan ondan nasıl yararlanabileceğimizi anlatmak da önemli.

Minik Buğday Tanesi isimli kitapta bir buğday tanesinin fabrikaya yolu düşmeksizin eski bir değirmende nasıl öğütülüp un haline geldiği anlatılıyor. Meraklı buğday tanesi bir gün diğer buğday taneleriyle birlikte işlenmek üzere fabrikaya götürülürken etrafına bakınır ve gizlice yeni yerler keşfetmek üzere kamyondan atlar. Gittiği yerde daha önce görmediği bir şeyle karşılaşır. Bu, eski bir değirmen taşıdır. Değirmen taşıyla dertleşen buğday tanesi değirmen taşının yine eskisi gibi çalışabilmesi için akıllıca bir yol bulur. Read more

Benim Babam Biricik Şiir Kitabı

Çocuk Şehri 4. sayımızda dosya konusu olarak babalardan söz ettik çünkü babalar çocukluk dünyamızda çok etkili. Mevcut toplumsal rollerin şekillendirdiği bir baba olmak kolay ama bir de çocukların görmek istediği bir baba modeli var ki çocukluk zevkini kat be kat artırır. Çocuğunun sesini duyamadığını veya çocuğunun nasıl bir baba istediğini anlamadığını söyleyen babalar olursa onlara çocuk kitaplarını ve şiirlerini tavsiye ediyoruz. Zira bu metinlerde siyasetin toplumun idealize ettiği bir baba figürü olsa da çocuk gözüyle tasvir edilen baba karakterleri de var. O halde nasıl  bir baba olacağını seçmek babalara kalıyor.

Bu konuda size çok yardımcı bir çalışma önerebiliriz. Yusuf Dursun’un Nar Yayınları’ndan çıkan sadece baba temasından oluşan “Benim Babam Biricik” kitabındaki şiirler sadra şifa kabilinden okunabilir. Read more

Mavi Şehir Sarı Şehir

Bir İnatlaşma Hikayesi alt başlığıyla okuyucu karşısına çıkan Mavi Şehir Sarı Şehir ABM Yayınları tarafından yayımlandı. Ivana Pipal’ın yazıp Ljerka Rebrovic’in resimlediği kitap çocuklara farklılıklarla yaşayabilmenin güzelliğini anlatıyor.

Hikâyede bir nehrin ayırdığı iki şehir olan Mavi Şehir ve Sarı Şehir’i birbirine bağlayan ahşap köprü iyice eskimiştir. Köprüyü tamir etmek için bu iki şehrin insanları bir araya gelirler. Köprü tamir edildikten sonra sıra köprünün boyanması işlemine geldiğinde iki şehrin insanları köprünün rengine bir türlü karar veremezler ve çareyi köprünün yarısını maviye yarısını sarıya boyamakta bulurlar.

Ancak bu çözümde içlerine sinmemiştir. Zaman geçtikçe Mavi Şehir’deki insanlar her şeylerini maviye boyayıp mavi giyinmeye, Sarı Şehir’de yaşayan insanlarsa her şeylerini sarıya boyayıp sarı giyinmeye başlarlar. Mavi Şehir meşhur şemsiyelerini sadece mavi renkte üretmeye, Sarı şehir ise meşhur ayakkabılarını sadece sarı renkte üretmeye başlar. Böylece Mavi Şehir’de yaşayan insanlar ayakkabısız Sarı Şehir’de yaşayan insanlar da şemsiyesiz kalırlar. Günler ilerledikçe bu inatlaşma daha korkunç bir hal almaya başlar ve iki şehrin insanları geceleri birbirlerinin şehirlerine gidip duvarlarını, çatılarını, bisikletlerini kendi renklerine boyamaya başlarlar. Read more

1 2 3 14