Çocuk olmak dün de zordu, bugün de zor

Fransa Kralı 15. Louis çocuk sevgisiyle bilinirdi. Öyle ki kızdığında sakinleşsin diye yanına çocuk götürüldüğünü söylerler. Sarayının duvarları çocuk tabloları ile dolu olduğuna göre demek ki gerçekten çocukları seviyordu kral.

Ama ne kralın yaşadığı dönemin ne de sonrasının Fransa’sı dahil hiçbir Avrupa ülkesinde çocuklar yetişkinler tarafından çok da sevilen varlıklar olmadı. Özellikle emek üretim sürecinde bedenlerinin kaldıramayacağı ağır işlerde çalıştırılan çocuklara “çocuk” da denmezdi. Daha çok “küçük adamlar” diye tanımlanmışlardır.

Vahşi kapitalizm yoksulluk yüzünden çocuklarını kendilerine yük olarak gören ailelerin de desteğiyle bu küçük emekçileri maden ocağında da, tekstilde de kullandı acımasızca. Terk edilmiş ya da yetim kalmış çocuklar batı sermayesinin işgücü oldu yıllar boyu. Kimileri “Sanayi Devrimi çocuk emeği olmasaydı gerçekleşmezdi” bile demişlerdir.

On sekizinci yüzyıl İngiltere’si berbattır. Onbinlerce anne, yoksulluktan ötürü bakamayacağından ya da istenmeden doğdukları için benimsemediklerinden bebeklerini Thames Nehri’ne atmışlardır. Bebeklerini çiğneyip ezenler, çöp varillerine atanlar binlercedir. Onuncu yüzyıl İtalyası da hurafelerin, akılsızlığın çılgına döndürdüğü insanlarla doludur neredeyse. Jacop Burckhardt İtalya’da Rönesans Kültürü’nde “1140’lı yıllarda cinlere 100’den fazla çocuk kurban etmiş olan Gilles de Retz” diye birinden söz eder. Mezarötesi düşüncelerin de hedefi kolayca çocuklar olabilmiş yani.

Bakın Ispartalılarda çocuğun durumu neydi? Açlık, yoksulluk tek bir çocuğa izin verebiliyordu ancak.İkinci bir çocuğa gebe kaldı mı kadın, bunu engellemenin bir yolu yoktu. Doğduğunda bebeği açık havada bir yere bırakır ya da başka bir yolla öldürürlerdi. Ama diyelim ki çocuk erkek doğdu, o zaman devletin malı sayılır, önce sağlık denetiminden geçirilir, büyüdüğünde iyi bir asker olacağına kanaat getirilirse büyütülürdü. Değilse talihsiz çocuğun yeri Taygetos Boğazı’nı boylamak olurdu, diğer akranları gibi.

ÇOK ÇOCUKLU BABALAR

Herhalde daha fazla da vardır ama ben çok çocuklu babalar olarak II.Ramses ile Herakles’i bilirim sadece. II. Ramses’in yüz altmış çocuğu olduğu söylenir. Herakles de yetmiş iki oğul ve bir kız babası olmasıyla ünlüydü. Bunun çocuğa değer vermekle ilgisi var mıydı, emin değilim. Bu doğan çocukların akıbetinin ne olduğunu bilmek isterdim doğrusu. İlyada’yı okuyanlar Homeros’un Truvalıların çocuk bolluğundan övgüyle söz ettiğini hatırlarlar. Herhalde çocuğa değer veriyorlardı Truvalılar.

BATI EDEBİYATINDA YOK

Çocuk, özellikle Fransa’da o kadar görmezden gelinmiş ki, edebiyat bile farkına varamamış. Bunu ben değil Andre Gide söylüyor. Gide, İngiliz ve Rus romanına oranla Fransız edebiyatında çocuğa az yer verildiğini yazar: “Romanlarımızda hemen hemen hiç çocuğa rastlanmıyor ve romancılarımızın, pek ender olarak önümüze çıkardığı çocuklar da çoğunlukla, geleneksel, beceriksizce çizilmiş, ilgi çekmez oluyor”. Peki nedeni ne olabilir bunun? Gide göre neden şudur: “Bütün Fransız edebiyatında, henüz biçimlendirilmemiş şeyler önünde bir çeşit sıkıntı duymaya dek varan bir ‘biçimsiz olan’dan tiksinme duygusuna rastlarız”.

Rus edebiyatında çocuğa daha çok yer verildiği doğrudur gerçekten de. Dostoyevski’nin romanları buna iyi bir örnektir.

Çocuklar için iyi bir dünya yaratılamadı hâlâ. Durum dünden biraz daha iyi belki ama çocukları mutlu kılacak fazla bir şey yok. Bugünü sorunlu, yarınının nasıl olacağı bilinmeyen bir varlık olarak işi zor çocuğun.

KAYNAK: CUMHURİYET

Türbanlı eşcinsel kurgudan manevi huzur yogaya mı?

Sporcu, sunucu ve yazar Ece Vahapoğlu’nun MEB’de öğrencilere yoga dersi verebilmesi kararlaştırıldı. MEB’in açıklamasına göre gönüllülük esas olmak üzere dileyen öğrenciler yoga dersi alabilecek.

Kısa bir araştırma yapanlar Ece Vahapoğlu’nun kariyeri hakkında epey bilgi edinebilir ama biz başka bir yönüne değinmek istiyoruz.

MEB’in okullarda yoga dersine müsaade ettiği Ece Vahapoğlu 2009 senesinde “Öteki” isminde bir roman yazmıştı. Roman türbanlı bir kızın eşcinsellik deneyimini anlatıyor.

Evliliğinde mutsuz Esin’le yönetici Kübra’nın ‘yakınlaşmasının’ anlatıldığı kitap, birbirlerinin dünyalarını merak eden iki arkadaşın arasında kurulan sıra dışı duygusal bağ, aşk, ihanet, önyargılar, din, cinsellik, tabular ve bastırılmış duygular üzerine örülü. Ece Vahapoğlu’nun Doğan Kitap’tan çıkan “Öteki” kitabında iki kadının “daha önce tanımadığı duyguları yaşadığı” bölümü anlatan satırlar şöyle:

“Bir kızla öpüştün mü hiç?”
Kübra irkildi. Beklemediği bir soruydu. Esin’in dini hayata dair meraklarına alışkındı, ama böyle bir konunun dile getirilmesinden tedirgin olmuştu.
“Ha… hayır” diyebildi.
Esin bakışlarını kaydırdı, muzipce ama biraz da davetkâr bir tavırla tavana doğru baktı.
“Hımm… Ben de hiç denemedim. Hemcinsinle öpüşmek nasıl bir duygu acaba?”
Neler söylüyordu Esin böyle!
Kübra’yı ateş bastı. Belki de hayatında ilk kez duygularından korkuyordu. Vicdan azabıyla karışık bir utanç içindeydi. Esin’in tenini hissetmek, nefesini duymak, yanına uzanmak istiyordu.
Onu istiyordu…
Bu düşüncelerinden dolayı kaç gece uykusu kaçmıştı. Ama o masumca sevmek istiyordu. Kimseler bilmeden… Esin bile bilmesin. Utanıyordu çünkü.

(Kapak görselinde yer alan iki kadın görüntüsü Ece Vahapoğlu’na aittir.)

İtalya’da dünyanın ilk ‘çocuk istismarı’ konulu çocuk dizisi

İtalyan televizyon yapımcıları küçük çocuklara yapılan cinsel istismarı konu alan dünyanın ilk çocuk dizisini ekranlara taşımaya hazırlanıyor. Yapımın olay örgüsünde 11 yaşında Joy adlı bir kız çocuğunun, babasıyla her hafta top oynayan güçlü bir aileye mensup bir avukat tarafından taciz edilmesi konusu işlenecek.

İtalyan devlet televizyonu Rai’nin yapımcıları, dizi filmin 9 ila 14 yaşındaki çocukları hedef kitlesi olarak seçtiğini ve yapımın bu alanda bir ilk olacağı değerlendirmesinde bulundu. Rai Ragazzi ve Rai Kids kanalları genel koordinatörü Luca Milano, gelecek bölümlerin cinsel tacizle mücadele etme, zor kullanma ve çocukların kendi aralarında duyduğu utanç gibi konuları işleyeceğini söyledi.

Yapımda emeği geçen senarist, yönetmen ve diğer kişilerin tek bir plan dahi çekmeden konunun uzmanı çocuk psikologlarıyla görüştüğünü belirten Milano, Roma’da bir hastanede görevli bir nöropsikoloji ekibinin de senaryoya yardım ettiğini ifade etti.

Kasım ayında çekimleri bitecek olan yapım için Rai televizyonu bir eğitim kampanyası hazırlığı yapıyor. 2019’da gösterime girmesi beklenen dizi film içinse daha şimdiden birçok televizyon kanalı sıraya geçmiş durumda.

KAYNAK: EURONEWS

“Okul Sosyal Hizmeti” Çalıştayı Düzenlendi

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği tarafından OKUL SOSYAL HİZMETİ çalıştayı düzenlendi. Çalıştaya, Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Politikalar Bakanlığı’dan bürokrat ve uzmanların yanı sıra üniversitelerden akademisyen ile öğrenciler katıldı. Çalıştayda ‘madde bağımlılığı, çocukların suça sürüklenmesi, çocuk ihmal ve istismarı’ gibi konulara nasıl müdahale edilebileceği ele alındı. 

SHUDER Okul Sosyal Hizmeti Komisyon Başkanı Prof. Dr. Nurdan Duman, yaklaşık üç yıldır okul sosyal hizmetinin başlatılması için çalışmalar yapıldığını ve bu çalıştayın 3’üncü Okul Sosyal Hizmeti olduğunu söyledi. Duman, “Ülkemizin etrafındaki savaş ve yoğun göç nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızlı bir nüfus hareketliliği yaşanmakta, teknoloji ve sosyal medyanın kötüye kullanımı nedeniyle ciddi sorunlar yaşandığını belirtti. Bu nedenlerle son yıllarda neredeyse her gün bir başka biçimde ortaya çıkan, çocuk ve gençleri tehdit eden ‘akran zorbalığı, okulda öğrenci çeteleşmeleri, çocukların ihmal ve istismarı, çocuk erken evlilikleri, çocuk anneler, madde kötüye kullanımı, okul devamsızlığı, çocuk yoksulluğu, sığınmacı göçmen çocukların uyum sorunları, teknoloji ve sosyal medyanın kötüye kullanımı gibi riskler nedeniyle çocuk ve gençlerin mağduriyet yaşaması’ gibi birçok psiko-sosyal sorun daha fazla görünür hale gelmiştir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu risklerden korumak için okullarda yürütülecek psikososyal çalışmalar büyük önem taşımaktadır” dedi.

KAYNAK: SABAH GAZETESİ

Youtuber Çağında Çocuklar İçin Felsefe 101

Karar Gazetesi’nde Mustafa ÇAKIROĞLU’nın çağımızın youtuber çocuklarını ve aynı çocuklar için felsefenin önemini değerlendiren bir yazısı mevcut. Önemine binaen paylaşıyoruz.

***

“Kendine iyi bak!” deriz, sevdiklerimize. Bir insan kendine nasıl iyi bakar? Ruhuna iyi bakarak. Ruhuna iyi bakması için de hayatı/nı sorgulaması gerekir. Filozofun dediği gibi; sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez zaten. Bu da bizi doğrudan felsefeye götürür.

Felsefe sadece kitabî ve soyut şeyleri konu edinmez; felsefe daha temelde insanı ve onun problemlerini ele almak için vardır. Felsefî bir tavır en çok analitik (çözümleyici) ve kritik özelliklere sahiptir.  Felsefe bir öğretiler yığını değil aksine bir eylem biçimidir: soru sorma, soruşturma eylemi! Çocuklar İçin Felsefe derslerinde de Felsefe öğretilmez; felsefe yapmak öğretilir. Öğretim’den çok eğitim yapılır: felsefe yapma eğitimi!

Yetkin bir felsefe eğitimi; çocuğun yaratıcı, neden sonuç ilişkileriyle bağlantılı ve ayrıntılı düşünmesini sağlar. Görüşlerini gerekçeli ifade etmeyi kolaylaştırır,başkalarına güven, kendine ise özgüven duymasına yardımcı olur.

Çocuklar İçin Felsefe Atölyesi’nin en temel amacı çocuklarımızın düşünme becerilerini geliştirmektir. Çocuklar için Felsefe, akla ilk geldiği gibi çocuklara felsefe tarihindeki izm’leri, filozofların isimlerini veya görüşlerini öğretmeyi amaçlamıyor. Burada amaç çocuğa yeni bir bilgi iletmek değil, çocukla onun düşünceleri hakkında onu yargılamadan konuşmak, birlikte akıl yürütmek, çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamaktır. Erdemli ve olgun insan olmanın temel özelliği olan farklılıklara saygılı olma konusunda giderek dünya olarak fakirleşmekteyiz. Farklılıklara ve farklı düşüncelere tahammülsüzlük de bir tür zorbalıktır. Çocuklar için felsefe bu tür zorbalıkları aşmak için önümüzde bir fırsat pedagojisi olarak durmaktadır.”

Yazının tamamı için tıklayınız.

KAYNAK: KARAR GAZETESİ