Din yorgunu gençler!

Aşağıdaki yazıyı önemsiyoruz. Çocuklarımıza din konusunda daha hassas davranmamız gerektiği noktasında uyarıcı ve özeleştirel bir yazı. Anneler çeşitli etkinliklerle çocukları değerler eğitimi yorgunu, din yorgunu ve aktivite yorgunu yapıyor. Aman dikkat!

***

Bu tanımı genç bir sosyolog ve akademisyenden duydum. Hem de bizim camianın içinde yetişmiş, yaklaşık dokuz yıldır gençlerle özellikle de zor denilen gençlerle çalışan bir araştırmacıdan duydum.

“Muhafazakâr kesim” olarak çocuklarımızı “din yorgunu” yaptık derken verdiği örnekleri dinlerken; üst akıl, büyük resim gibi tanımlara takılıp elimizden akıp gidenleri görmemişiz duygusuna kapıldım.

Bu kavramı öyle olaya başka mahalleden bakan, dışarıdan birinden duysam bakışım farklı olurdu elbette. Ama bunları anlatan içimizde yetişmiş, bu mahallenin babalarını da annelerini ve çocuklarını iyi tanıyan bir akademisyendi.

Onu dinlerken kendimize odaklanmaktan gençlere ne kadar da gözlerimizi kapattığımızı, bizce olması gerekenlerden ibaret bir kalıba onları oturtmaya çalışarak ne kadar yorulduğumuzu ve de yorduğumuzufark ettim.

Bu yazıya sebep sadece dinlediklerim değil elbette! Dindar kesim olarak bizim çocuklarımızda oluşturduğumuz ruh haline olan tanıklığım da doğrusu bu yargıyı pekiştiriyor. Bir haftadır bu kavram zihnimde dönüp duruyor. Ne yaptık da bunu başardık anlamaya çalışıyorum.

Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman ile bağımlılık ve gençlik sorunları üzerine konuşurken konu kendimize geldi. “Apaçi Gençlik” kitabının yazarıydı, riskli gruptaki, toplumun kenarındaki gençlerle ilgileniyordu. Anlattıklarından etkilenmemek mümkün değildi; teorilerden değil somut hayatlardan söz ediyordu. Read more

Teneke Uygarlığı

TUDEM Edebiyat Ödülleri Öykü Yarışması Ödüllü (2012) İclal Dikici, ilk romanı Teneke Uygarlığı’nda evlerden uzak olmasını dileyeceğimiz bir ülke kurgulamış. Kurgudaki yeniği görmek zor değil; Teneke Uygarlığı faşizan bir yönetimin hüküm sürdüğü, doğal güzelliklerin yerini beton ve tenekenin aldığı, yoksulların acımasızca sömürüldüğü bir dünyayı anlatıyor. Başımızı kaldırıp baktığımızda gördüğümüz dünyayı. En küçük uyanışın korkuyla bastırıldığı bu dünyada bakışı zehirlenmeyen iki çocuk var: Atila ve Defne. Read more

TEDA Projesinde Neler Oluyor?

Türk çocuk edebiyatından Arapça’ya çevrilen 15 kitabın, 2008-2011’de Mısır’da yayımlandığı ancak yazar ve çizerlerinin teliflerinin bugüne kadar ödenmediği bildirildi.

Çocuk Vakfı’ndan yapılan açıklamada, “Türk Çocuk ve İlkgençlik Edebiyatı’nın Dünya Dillerine Çevrilmesi Projesi” çerçevesinde Türkiye’nin Çeviri ve Yayım Destek Programı’nın (TEDA) desteklediği 15 çocuk kitabının, Mısır’daki Safeer Yayınevi tarafından yayımlandığı belirtildi:

“2007 yılında yazar ve çizerlerin çeviri öncesi ön izin belgesiyle TEDA Projesi’ne başvuran Safeer Yayınevi, TEDA Projesi’nden desteği aldıktan sonra kitapların yazar ve çizerlerine bugüne kadar basılmış kitap göndermediği gibi telif ücreti de ödemedi. Aradan geçen süre içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Safeer Yayınevi’ne yapılan hiçbir başvurudan sonuç alınamadı. Çocuk ve ilkgençlik edebiyatımızın dünya dillerine çevrilmesi ve yayınlanması amacıyla sürdürülen çalışmalarda çocuk ve ilkgençlik edebiyatı örneklerinin niteliği göz ardı edildikce, TEDA Projesi’nin çeviri ve basım kontrol sistemi kurulmadıkça bu sorunlar devam edecek. Kitapları Arapça’ya çevrilen ve yayımlanan yazar ve çizerler, telif hakları için yeni bir girişim başlatacak.”

KAYNAK: ÇOCUK VAKFI

Ayrıca meydana gelen bu problemi DÜNYA BÜLTENİ haber sitesi Mısır’da yaşanan darbeyle ilişkilendirdi.

Çocukları kitaplardan korumak

Çocuklar için yayımlanan kitaplardaki zararlı içerikleri ve bu içeriklerin denetlenmesi meselesini de çocukların korunması için alınacak tedbirlerin bir parçası olarak görmek kanaatimizce yerinde olacaktır. Türkiye’de kitap endüstrisi hızla büyüyor. 2 milyar 100 milyon doları aşan hacmiyle dünya sıralamasında 11’inci en büyük kitap cirosuna sahip ülkeyiz. Kitap üretiminin büyük bir kısmını ders kitapları ve yardımcı kitapları oluşturmakta iken üretilen kitapların yaklaşık %8’i çocuk kitapları kategorisinde. Son dönemde medya aracılığı ile içeriklerinde çocuklar için zararlı unsurlar barındıran kitaplara yönelik birçok haberi müşahede ettik. Cinsellik yahut şiddet içerikleri dolayısıyla çocuklarda pedagojik olarak travmaetkisi yapabilecek bu kitapların bazılarının okullarda dağıtılmış olması, çocuk kitaplarındaki denetim sorununu konuşmamız gerektiğini gösteriyor.

Ayıpları aşalım derken mahrem olan deşiliyor

Örneğin Kayseri valiliği, Oran Kalkınma Ajansıve Kalkınma Bakanlığı destekli olup okullarda dağıtılan “Bohçadaki Sırlar” kitabı, içerik olarak tam anlamıyla ahlaka mugayir muzır neşriyat olarak değerlendirilebilecek bir kitap. Bu kitaba destek veren kurumların hiçbir şekilde içeriğe dair bir denetim yapmadığını valiliğin kitabı toplatma kararından anlıyoruz. Valilik, kitaba bir proje kapsamında destek verdiklerini, kitabın içeriğinin öğrenciler için uygun olmadığı haberinin yayınlanmasından sonra (bu kısımdan anlıyoruz ki valilik kitabın içeriğinden medya yolu ile haberdar olmuştur) “az sayıda dağıtımını yaptıkları kitapları” toplattığını duyurmuştu. Kitabın toplatılma kararının akabinde aynı proje kapsamında okullara dağıtılan “Düş Önüme Yalnızlığım” kitabının da skandal bir içeriğe sahip olduğu anlaşıldı ve Valilik projeyi tamamen iptal etti. Buna mukabil Mikado yayınlarının “Adım Adım Büyüyorum” kitap serisinin “Bu bebekler nereden gelir” kitabı, muzır neşriyat olarak tavsif edilebilecek içeriği ile durumun vahametinin bir diğer veçhesini yansıtmaktadır. Üç boyutlu olarak tasarlanıp 4-7 yaşa uygun hazırlandığı iddia edilen kitap yabancı bir müellif olan DorisRübe’e ait. Mezkur kitap, içeriğindeki resimlemelerle, çocuklarda travma, ebeveynlerde hicap duygusu uyandıracak nitelikte kültürümüze ve geleneğimize yabancıdır.+4 yaş için hazırlanan bu ve türevi kitaplarda kullanılan ifadeler ile illüstrasyonlarda, sıkça ayıp olanı aşalım derken mahrem olanın deşildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Read more

Yayıncılık, kültürel rejim ve Avrupa-merkezcilik

Türkiye’de toplumsal düşüncelerin 2000’li yıllara dek ana yaygınlaşma kanalları genellikle siyaset ve edebiyat alanlarındadır. Bu iki alanda etkinlik kazanmaya dönük başlıca kulvar da dergi ve kitap yayıncılığı olagelmiştir. Sahip olunan, üretilen ya da bağlanılan siyasi ve/veya edebi ideoloji ya da düşüncelerin topluma mal edilmesi için dergiler çıkarılır yahut yayınevleri kurulur. Zaman zaman bir dergi etrafında bir araya gelmiş bir grup fikirdaşın taşıdıkları, ürettikleri, ithal ettikleri ya da bağlandıkları düşüncelerin yaygınlaşması, kalıcılaşması, serpilmesi ve ayrıntılı bir şekil ve toplumsal hacme bürünmesi için ayrıca yayınevi kurdukları da olur. Ya da tersine bir yayınevi, hem kitap yayıncılığındaki yerini pekiştirme, temelde bağlısı olduğu fikri yaklaşımı güncel çalışmalarla zenginleştirme, dallandırıp budaklandırma ve daha geniş kitlelere yayma; hem de kitaplarını yayınlayarak destek verdiği yazar ve çevirmenlerin yeni ürünlerini  sınamaları, tartışmaları ve olgunlaştırmaları amacıyla dergi çıkarır. Ancak yine de Türkiye’de çoğu kez kitap yayıncılığı, bir dergi etrafındaki birliktelikleri sürdürmenin bir aracı olarak görülür; birçok yayınevi bu tür bir dergi yayıncılığının akabinde ortaya çıkar.

Böylelikle kitap yayıncılığı ya daha önceden çıkarılmaya başlanan derginin mali sübvansiyonuna, dolayısıyla hayatını idame ettirmesine ve fikri etkinliğinin artmasına katkı sağlaması umuduyla başvurulan önemli bir enstrümana ya da bir araya gelinen dergi kapanmış olsa bile o derginin açtığı kulvarı beslemek amacıyla sürdürülen fikri bir faaliyete dönüşür. Read more

CEMİL MERİÇ’İN ÇOCUK EDEBİYATI YAZILARI

Ülkemizin saygın mütefekkirlerinden Cemil Meriç’in ilim, irfan, düşünce ve edebiyat uğruna nice çabalar sarf ettiği herkesin malumudur. Hatta o, bu uğurda gözlerini kaybedecek kadar hakikat peşinde yaşamıştır. Çoğumuz Batı’yı ve eserlerini onun sayesinde tanıdı ve yine onun sayesinde Doğu-Batı mukayesesini yaparak engin bir düşünce birikimi kazandı.

Bu büyük düşünürün çocuk edebiyatına dair, zamanın Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmış yazılarını kaçımız biliyoruz peki? Günümüzdeki çocuk edebiyatı tartışmalarına onun sözlerini dâhil edebiliyor muyuz? Her ne kadar yerli çocuk edebiyatını savunsak da hâlâ özümüzü bulamadığımızı, yerli ve buralı eserler yazanlarımızın azlığını itiraf etmekten çekiniyor muyuz?

Cemil Meriç’in yazılarındaki her zamanki latif eleştirel üslup ve bilgi birikimi, hayranlık uyandırmaya devam etmektedir. Batı’yı ve Doğu’yu iyi bildiği için yeni bir tür olan çocuk edebiyatına dair gelişmeleri karşılaştırmalı olarak takip etmiş coğrafyamızın da ilk düşünürlerindendir. Dünya genelindeki (yani ağırlık olarak Batı’daki) çocuk edebiyatı çalışmalarını beğenmediğini sözlerinden anlamak mümkündür. Yazılanların çoğunu, genç dimağları zehirleyen muzır birer neşriyat olarak değerlendirmiştir: Yayınevi sahiplerinin sefil çıkarları uğruna piyasaya sürdükleri abur cubur kitaplara körpe zekâları teslim etmeğe kimin hakkı var!” demiştir! Read more

“HALK VE ÇOCUK KÜTÜPHANELERİNİN KULLANICI GÖZÜNDEN DEĞERİ” ANKET ÇALIŞMASI SONUÇLANDI

kutupanne.com’un başlattığı ve uzun bir süredir devam eden “halk ve çocuk kütüphanelerinin kullanıcı gözünden değeri” başlıklı anket çalışması nihayet sonuçlandı. Araştırmanın detayları, yöntem ve bulguları ile sonuç ve değerlendirme kısmı linktedir. Önemli verilerin yer aldığı bu anket çalışması ülkemiz çocuk kütüphaneciliği adına önemli bir adımdır.

***

Halk kütüphaneleri, toplumun kültürel değerlerini koruma, bireylerin bilgi gereksinimlerini karşılama ve toplumdaki bireylerin birbirleri arasındaki iletişimlerini kuvvetlendirmede önemli bir yapı taşı unsurudur.  Çocuk kütüphaneleri ise; çocuk kullanıcılarının gelecek hayatlarında bilgi araştırma kabiliyetlerini geliştirmelerine yardımcı olmak ve eğitimde daha başarılı bir bireyler olmaları için oluşturulan farklı bir yapı taşıdır.  Bu duruma bağlı olarak; araştırma kapsamında ortaya çıkan temel sonuçların değerlendirilmesi ile gelecekteki halk kütüphaneleri ve çocuk kütüphanelerini kullanıcılar tarafından ilgi odağı haline gelmesi için yapılması gerekenler şu şekilde sıralamak mümkündür: Read more

Bilimkurguda ve Spekülatif Kurguda İslami Gelenek

BİLİMKURGU KULÜBÜ sitesinde başarılı bir inceleme yazısı var. Önemine binaen paylaşıyoruz:

Washington Üniversitesi’nde bilgisayar bilimleri alanında çalışmalar yürüten Muhammed Aurangzeb Ahmed, bilimkurgudaki ve spekülatif kurgudaki müslüman geleneğe değindiği yazısına şu soruyla başlıyor:

“Görünmez adamların, zaman yolculuğunun, uçan makinelerin ve diğer gezegenlere seyahatlerin yalnızca Avrupalı veya Batılı hayal gücünün ürünleri olduğunu mu düşünüyorsunuz? O halde Bin bir Gece Masalları’ndan (M.S. 8-13. yüzyıllar arasındaki İslami Altın Dönemde derlenen halk masalları topluluğu) bir sayfa açıp okuyun. O zaman göreceksiniz ki bu masallar, benzeri pek çok anlatıyı içlerinde barındırmaktadır.”

Öncelikle kendisinin makalesinde bahsini ettiği birkaç tarihsel bilimkurgu ve spekülatif kurgu örneklerini sıralayalım. Bunların ardından ben de hem Osmanlı dönemine hem de günümüze ait birkaç İslami temalı bilimkurgu örneğini sunacağım.

İslam Medeniyeti Tarihinde Spekülatif Kurgu Örnekler

Ahmed yazısında ilk örnek olarak Farabi’nin 9. yüzyılda kaleme aldığı “El Medinetü’l Fazıla”yı (Türkçe’ye “Erdemli Şehir” olarak çevrilebilir) veriyor. Farabi, Arap yarımadasından Hindistan ve İspanya bölgelerine dek yayılan İslam İmparatorluğundaki çeşitli kültürlerin ve halkların bir arada, barış içinde yaşamalarının formülünü bu metinde öneriyor. Platon’un “Devlet” kitabındaki önermeden esinlenerek, müslüman filozoflar tarafından idare edilen bir ideal ülke, yani ütopya tasvir ediyor. Bu eser için, siyaset felsefesi alanında İslami geleneğin ürettiği en önemli metinlerden biri denilebilir. Ahmed’in geçmiş dönemlere dair verdiği bir diğer örnek, 12. Yüzyılda Endülüs İspanyası’nda yaşamış İbn Tufeyl’in yazdığı “Hayy Bin Yakzan” adlı eser. Anlamı, “Uyanmış, Farkındalık Kazanmış Kişinin Oğlu: Yaşayan” diye çevrilebilir. Read more

Ne? Dünya Çocuklarının Yeni Kahramanı Bir Türk Mü?

Bir yandan çocuk kitapları sayısında artış yaşanırken diğer yandan da çocuk kitapları üzerine tartışmalar devam ediyor.

Bu tartışmalardan biri de çocuk kitaplarındaki yerlilik ve millîlik durumu. Günümüzde pek çok çocuk kitabı tercüme eserlerden oluşuyor; yerli yazarlar ise yazdıklarını bu tercüme kitapların içeriğine benzetmeye çalışıyor. Zaten ülkemizdeki çocuk kitapları piyasası daha çok Batı’ya ait. Dolayısıyla Batılı değerler, fikirler ve Batı’nın çocukluk anlayışı bu kitaplarda kendini gösteriyor. Ve bu tür kitaplar ülkemizde çokça seviliyor.

Ama çok bariz bir yanlış sürekli tekrarlanıyor: Tüm kurgusu, karakterleri, çocukluk anlayışı, mesajları, tasarımı ve sunuş şekliyle tamamen Batılı muadilini andıran bir kitabın yazarı Türk diye o kitap yerli ve millî olmaz. (Yerlilik hakkında merhum Akif Emre yazılarını okumanızı tavsiye ederiz.) Sanki tanzimatın ruhu hâlâ diri!

Bu bağlamda yeni bir çocuk kitabı isminden bahsedelim. İsmi ŞAKRAK. Yazarı Ayşe Gül Kara Zorlu isminde bir hanımefendi. Kitabın karakteri DÜNYA ÇOCUKLARININ YENİ KAHRAMANI diye lanse edilmiş. Yerel ve ulusal medya kanallarında “Türkiye’nin ilk milli çocuk kahramanı Şakrak” diye geçiyor. Kitapları incelediğimizde ise görsel estetiği bulunmayan, zeka oyunları, etkinlik kitabı, boyama kitabı, bilmeceler ve birkaç da kurgu şeklinde özetlenebilecek sıradan bir seri görüyoruz.

Tüm dünya çocuklarının kahramanlarını yazıp-çizen Marvell’e rakip yani!

Çalışmanın hiçbir felsefi yanı olmadığı gibi etkinlik kitaplarıyla dünya çocuklarına yeni bir kahraman sunamayacağınız çok açık! Çocuklar bu oyuna gelmez!

Dahası ülkemizin pek çok yerli kahramanı, karakteri varken neden ŞAKRAK ilk millî kahraman olarak sunuluyor? Tüm sözlü ve yazılı edebiyat kültürüne ve tarihe alenen haksızlık ediliyor.

Şakrak’ın ana teması iyilik, doğruluk, sevgi gibi değerler ancak bundan çok daha fazla tema yüzyıllardır masal geleneğimizde zaten var. Bu birikimi yok sayarak büyüme hedefleri koymak pek etik görünmüyor. Read more

Samsun’da Raf Var Kitap Yok

Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen “Oku Anla Yaşa Projesi” 1,5 yıldır Samsun’daki bütün okullarda uygulanıyor. Projenin ikinci ayağı olan evde kitap okuma çalışmaları ise il genelinde başlatıldı. “Samsun İçin Okuma Vakti” olarak isimlendirilen etkinlik ile her gün saat 20.00’de anne, baba, çocuk herkesin; televizyonu, tableti, telefonu kapatarak kitap okuması amaçlanıyor.
Herkes tarafından takdir edilen bu proje, kırsalda şu an için beklenen sonuca ulaşamadı. HHALK olarak, kırsaldaki boş rafların ve kitap bekleyen okullardan bazılarının ‘fotoğrafını çektik’. Samsun’da başlatılan ‘okuma vakti’ne, okuyacak kitapları olmadığı için dahil olamayan okullar, kitap desteği bekliyor. Özellikle Samsun’un kırsal alanlarında yer alan birçok okulda, çocuklara küçük yaştan itibaren okuma alışkanlığını kazandırmak isteyen okul müdürleri ve öğretmenler, kendi imkanları dahilinde çalışmalar yürütse de yeterli olmuyor. İşe onlardan bazıları:
Samsun Çarşamba İlçesi Ağcagüney Mahallesi’nde bulunan Ağcagüney Ortaokulu yetkilileri, çevresinde bulunan Ağcagüney İlkokulu ve Ağcagüney İmam Hatip Ortaokulu öğrencilerinin de faydalanabileceği büyüklükte bir kütüphane kurdu. Kurulan kütüphane’de eksik olan şey ise, kitaplar. Öğrencilerin okuma bilincini kazanması için büyük uğraşlar sonucunda okul yetkilileri imkanlarıyla kurulan kütüphane, kitap eksikliklerinin giderilmesi için yardım bekliyor. Gazetemize konuşan Ağcagüney Ortaokulu Müdürü Taner Erduran; 300’ü aşkın bir öğrenci nüfusunun faydalanmasını planladıkları kütüphane için, “Kütüphanemiz var ama kitabımız yok. Yetkililerin ‘Okuma vakti’ etkinlikleri kapsamında, biz ve bizim durumumuzda olan okullara yardım edeceklerini düşünüyoruz. Çocuklarımız, geleceğimizi aydınlatacak ve onlara bu ışığı kitaplarla bizler vereceğiz” dedi.
Samsun Terme İlçesi’nde bulunan Terme Hüseyinmescit Ortaokulu da kütüphanesindeki yarı dolu rafların dolmasını bekliyor. Okul yetkilileri tarafından oluşturulan kütüphane bağışlarla kitap ihtiyaçlarının bir kısmını giderse de, okulda bulunan öğrenci nüfusunun ihtiyaçlarını karşılayacak kapasiteye henüz ulaşmış değil. Gazetemize konuşan Okul Müdürü Alaettin Arslan, “Bağışlarla ve yardımlarla kütüphanemizi aktif hale getirebildik. Uzun ve zor bir süreç oldu. Öğrencilerimiz bizlerin geleceği ve onları hayata bağlayacak bilginin kaynağı ise kitaplar. Bizler, okuma konusunda duyarlı davranarak Samsun’u hatta Türkiye’yi harekete geçiren Samsunlu yetkililerin, aynı durumda olan hatta hiç kitabı olmayan okullara yardım edeceklerine inanıyoruz. Bir kişi bile okusa bizim için, geleceğimiz için kar” dedi.
Öte yandan Samsun İl Milli Eğitim Müdür Vekili Hasan Yetik, Samsun’da kırsalda bulunan bazı okullarda kütüphane bulunmaması yada kitap eksikliğini ‘İsteyen bağışta bulunabilir’ sözleri ile değerlendirdi.
1 2 3 6