Tanrısız Gençlik

Sineklerin Tanrısı’nı ilk okuduğumda modernizm eleştirisinin yanı sıra (dinsel-mitolojik göndermeler nedeniyle) Hıristiyan teolojisi bağlamında çözümlemeye gayret etmiştim. Dini değinilerle birlikte metaforlarla bezeli metin büyük oranda Batı medeniyeti eleştirisi içeriyordu. Sineklerin Tanrısı üzerine temel kanı, insanın çocuk da olsa ne kadar zalimleşebileceğini gösterdiği üzerinedir. Bu durum insanın doğuştan sahip olduğu ‘ilkelliğin’ bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Batı felsefesi ve Hıristiyan teolojisi açısından düşünüldüğünde insanda var olan ilkel dürtüler ve ilk günah teorisi arasında ilginç bir örtüşme bulunuyor. Konuyu dağıtmadan yazıya dönecek olursak, Sineklerin Tanrısı için en önemli değerlendirme Batı’nın medeniyet anlayışının niteliğine yönelik katı eleştiri içerdiğidir. Medeniyet –ya da ilerleme– diye tanımlanan şeyin gerçek yüzü hiç de öyle anlatıldığı gibi değildir. Bu süreç insanlığa acı, ıstırap ve kötülük getirmiştir. Yazarın konuyu ele alışını anlamak açısından kitabın yayınlandığı dönemin II. Dünya Savaşı sonrası (1954) olmasının önemli bir detay olduğunu düşünüyorum. Zira kurguda Nazi Almanya’sı ve Avrupa’nın diğer toplumlarında yaşananların etkisini görmek mümkün. Savaş bilindiği üzere dünyaya bakışı tümüyle değiştirmiş, modernist anlayışı günah keçisi ilan etmiştir.

Sineklerin Tanrısı’nda savaş nedeniyle yaşadıkları yerden uzaklaştırılmak istenen bir grup çocuğun kaza sonucu ıssız bir adada mahsur kalmasından sonraki süreçte birbirlerine karşı acımasızca davranışları ele alınıyor. Medeniyete dair hiçbir şeyin olmadığı adaya dağınık halde düşen çocuklar bir araya gelerek birlikte yaşamaya başlıyor. Yazar bu yolla modern insanın medeniyet üreterek ilkel hayattan gelişmiş (toplumsal) hayata geçiş serüvenine göndermede bulunuyor. İlk başta iş bölümü yapan çocuklar yönetim, yiyecek, güvenlik gibi konularda kararlar alıyor fakat alınan kararları uygulama aşamasında çekişme ve mücadeleler ortaya çıkıyor. Farklı yaş ve karakterlere sahip çocuklar toplumun farklı katmanlarını simgeliyor diyebiliriz. Yönetim konusunda etkin olmak isteyen kişi ve/veya gruplar karşı tarafa üstünlük sağlamak için her yola başvuruyor. Sonuç itibariyle savaştan kaçırılmak ya da kurtarılmak istenen ‘masum’ çocuklar ‘canavarlaşarak’ başlattıkları bir savaşın içinde buluyor kendini. Bu haliyle yetişkin insanları aratmayan bir görüntü çıkıyor ortaya. Günümüz dünyasını anlamak açısından önemli bir metin olduğunu düşündüğüm Sineklerin Tanrısı’nı sadece insan psikolojisi bağlamında değil sosyal psikoloji açısından da dikkate almakta fayda var.  Read more

Hangi romanlar yeniden okunabilir?

Gündelik hayatın koşturmacası içinde okumaya vakit ayırmak lüks sayılabilir. Ki bunu söyleyen bir şehir insanıysa, pekala ona dayatılan zamanı hızlı yaşama hastalığının belirtisi olur bu hal. Ama okurlar daima bir yolunu bulur; kendine o okuma zamanını ayırır. Peki ya sonra? Herkes algısına ve edebi donanımına göre okuduğu metinden bir şey kavrar, onun hakkında bir fikir sahibi olur. Peki ya daha sonra? Edebiyatın başlı başına okumak ya da yazmak değil sormak eylemi olduğunu bilmeyenler, dipsiz bir matruşka kozmosuna düşmüş gibi hissedebilir birbirinin içinden çıkan soruları duydukça. Bu böyledir: Edebiyat daima sormayı gerektirir. Bulduğun cevaplar da yeni sorular doğurur. Peki ya sonra; o metinleri okuyanca ne olacak? Muhtemelen ve muntazaman onları bir kitaplığa koyup, ara sıra tozunu alacaksın. Çünkü okurluk sıfatının üzeri tozdan kapanmasın diye bu kum fırtınası tadındaki okuma dünyasında yapman gereken, daima yeni metinleri okumak. Zaten elinde klasiklerden ve okuman gereken başka metinlerden oluşan bir liste varken, yeni bir yazarla tanışıp onun da metinlerini listeye dahil etmenle yokuş aşağı giden bir kar topunun bir çığa dönüşmesi arasında fark olmaz. Her zaman bu tür bir şeylerin altında kalan, kişinin kendisindir. Yine de bu çığdan kurtulmanın yolları var.
O ROMANI HATMETMEK 

Read more

Yeni Eğitim Bakanı’na Çağrı: Ev okulu ve okulsuz eğitim yasallaşır mı?

Yeni Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’tan eğitimde gerçekleştireceği olumlu adımlar nedeniyle herkes umutlu. Bunda Sayın Selçuk’un alternatif eğitim yaklaşımlarına verdiği önem ve pedagoji alanında yürüttüğü çalışmaların büyük etkisi var.

Kendisinin bakan olmasıyla milletçe hissedilen bu olumlu atmosferde elbette okulsuz eğitim ve ev okulu talep edenlerin beklentilerini anlatmak için bir zemin oluşmuştur diye düşünüyorum. Yıllardır sivil düzeyde, bürokrasi ve ideolojileri kendi kişisel çabalarıyla aşmak isteyen ebeveynlerin kendi çocuklarını eğitmek istemelerini artık ciddi manada tüm yönleriyle konuşmalıyız.

Eğitimde yeni nesil yaklaşımlar söz konusu. Dört duvar arası, tek kişiden çoğunluğa yayılan, otoriter ve geleneksel eğitim artık Z Kuşağı’na pek hitap etmiyor. Bilişim teknolojileri ve yeni dünya görüleri çocuklarda ve ebeveynlerde “okul” algısını değiştirmiş durumda. Bunu gören devlet yetkilileri ve sivil toplum da pek çok çalıştay, toplantı ve kararlarla eğitim durumunu ülkesel olarak iyileştirme yönünde birşeyler yapmaya çalışıyor. Ancak kabul edilmeli ki artık bilgiye ve öğrenmeye giden yol sadece okuldan geçmiyor. Read more

100 Temel Eser’i Okutturan Formül

Hürriyet Gazetesi’nden Doğan Hızlan çocukların 100 Temel Eser okumaması hususunda yayıncıların bulduğu yöntemi anlatıyor.

***

Çoğumuz hangi kitabı okuyalım sorusuyla karşılaşırız. Sorulan o günün kitaplarından birini seçip söylememizdir.

Oysa bu geçici, günübirlik çözüm, soranın iyi bir okur olmasını sağlamaktan uzaktır.

Yaşına, öğretimine, merakına göre tek kitap tavsiye etmektense küçük bir kütüphanede neler bulunması konusunda bir seçme yapmak gerekir.

Çünkü tavsiye edeceğim kitap listesi, klasiklerle başlayıp bugünü de kapsamalıdır. Hangi tür kitapları okuduğunu, sevdiğini ya da bu konuda gelişmek istediğini öğrendiğimizde onun okuma zevkini arttırırız.

Genelde Milli Eğitim Bakanlığı, çeşitli tarihlerde öğrenciler için bir liste hazırlamıştır.

Yayın tarihimizde, seçkin bir kütüphane kurulabilmesi için 1000 Temel Eser dizisi yayınlanmıştır.

Daha sonra da özel bir yayınevi 1001 Temel Eser dizisi yayımlamıştır. Birinci seçim değişik zevkleri, farklı düşünceleri göz önüne alarak bir liste yapmıştır. 1001 Temel Eser biraz daha tek taraflı bir bakış açısını ortaya koymuştur.

Yıllar önce de Milli Eğitim Bakanlığı, benim de içinde bulunduğum bir kuruldan 100 Temel Eser seçmesini istedi. Zamanın bakanı Hüseyin Çelik’ti.

Seçilen adlar içinde yaşayanlar yoktu.

Birçok yayınevi, bu kitapları bastı, hatta bunun için kurulan yayınevleri bile oldu.

Beklenilen olmadı, listede yer alan kitaplar umulan derecede satmadı.

Öğrencilerin kitaplığında bunların yer aldığını sanmıyorum. Bu arada korsan baskılar da yapıldı.

Kurulda olan bir akademisyen, “Bu kitapları ben üniversite öğrencilerine okutamıyorum, bu çocuklar nasıl okusun” diye düşüncesini iletti.

Her şeyin kolayı bulunurdu.

İşte bazı kişilerin bulduğu yöntem.

BATI dillerinde “Dünya Edebiyatının Başyapıtları” adıyla, kısa sürede klasikleri öğreten kitaplar vardır.

Bazı kişiler de bu anlayıştan yola çıkıp özetin de özeti dosyalar hazırlamışlar.

Bir rastlantı bu çalışmaların yoğun biçimde yapıldığı bir hanın içine düştüm. Kitapçıları geziyorum, beni tanıdıkları için her dükkândan sonra peşimden gelen kişilerin sayısı artıyor.

Baktılar ki olacak gibi değil, beni dükkâncılardan biri dükkânına davet etti ve çalışmalarını(!) anlattı:

Önce eserin özeti veriliyor.

Roman türünde ise kahramanları sıralanıyor, kahramanlar hakkında da kısa bilgi veriliyor.

Roman hakkında bazı yazarların, eleştirmenlerin düşünceleri bu özette yer alıyor.

Genelde iki buçuk ile beş sayfa arasında bu okuma eylemi bitmiş oluyor.

Yapanlar, o dükkânda toplanıp dediler ki, birçok çocuk bu kitaplara para verip alamıyor, az bir paraya bunu alıp sınavı geçiyor.

Şimdi internet aracılığıyla bu kolaylık daha da yaygınlaşmış oluyor.

Gerçi, iyi bir öğretmen bunun farkına varır ama nasıl mücadele eder bilemiyorum.

Bu yazı için 1000 Temel Eser ile 100 Temel Eser listelerini okudum.

Bir araştırmacı iki listeyi karşılaştırıp, aradaki seçim farkını, değişen zevki yorumlamalı.

Milli Eğitim Bakanlığı bence her zaman bu listeyi yenilemeli, çünkü okumaya nereden başlamalı sorusunun yanıtını burada bulabilir.

Yıllar öncesinin 1000 Temel Eser listesi, hatta 100 Temel Eser listesini karşılaştırdığımızda büyük değişimler tespit edeceğimiz kanısındayım.

Şu eserleri tavsiye ederken, televizyonun, internetin varlığını göz önüne alarak yapılmalı.

Yıllar öncesinde polisiye bu kadar yükselen bir tür değildi, fantastik edebiyat yoktu. Sinemanın etkisi çok zayıftı.

İster listede yer verin ister vermeyin.

Harry Potter ile Yüzüklerin Efendisi hem okunacak hem seyredilecek.

Gene de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırlayacağı bir liste gerekli.

Read more

Niçin Aile ve Çocuk Bakanlığı Kurulmalı?

Mustafa Ruhi Şirin’in yeni hükümete bir çağrısı var: Aile ve Çocuk Bakanlığı kurulsun!

***

Türkiye’nin sosyal yapısı içinde aile sorunları ilk defa yoksulluk, güvenlik, ekonomi, eğitim ve dış politikanın önüne geçmiştir.

Aile ve Çocuğun İyilik Hâli Endeksi Sistemi kurulamamış olmasına rağmen, Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi’ndeki göstergeler ve TÜİK verileri üzerinden şu tespitler yapılabilir: Aile içi sorunlar, çocuk yetiştirme geleneği, kadın ve erkek sorunları, boşanma oranlarının artması, iki kişilik ve tek kişilik hane sayısının sürekli artış göstermesi, engelli bireylerin eğitiminin ihmal edilmesi, gençliğin işsizliği ve umutsuzluğu, yaşlıların toplum içinde yalnızlaşması, çocuk iş gücü istismarı, yüzde 10’u aşan işsizlik, güç koşullardaki çocuklar, yurt dışındaki çocuk ve gençlerle ilişkiler, yoksulluk ve çocuk yoksulluğu alanlarındaki sorunların çözümünde Devletin yükümlülükleri yerine getirebilmesi için daha etkin bir örgütlenmeye acil olarak ihtiyaç vardır.

Çocuk Vakfı’nın 2010 yılında Aile ve Çocuk Bakanlığı başlığı altında kurulmasını önerdiği hâlde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak kurulan bakanlık, sosyal yardım yapmakla sınırlı kalmış, kuruluş amacında belirlenen faaliyetleri gerçekleştirememiş ve yönetememiştir. Kurulacağı duyurulan Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı ise amacı ve işlevi örtüşmeyen yapıları içerdiği için yeni çözümsüzlüklerin adresi olacaktır. Hizmet alanları bakımından aileyle örtüşmeyen bir yapıya “Aile”nin eklemlenmesi ise sosyolojik bakımdan da yaman bir
çelişkidir.

Türkiye’nin aile özelinde çocuk, gençlik, kadın, engelli, yaşlı ve tüm güç koşullardaki öznelerin sorunlarının çözümüne yönelmesi için iki üst politika hedefini gerçekleştirmesi gerekmektedir: Tüm boyutlarıyla ülke ölçekli Aile Politikası ve Stratejisi’nin hazırlanması. 81 il ve 921 ilçede sosyal politikaları yürütecek ve yaygın eğitim görevlerini de üstlenecek icracı bir bakanlığın kurulması.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

 

Devlet Kitaplarında Sınıfta Kalan Köy Çocukları

Karar Gazetesi’nden Ali Barskanmay nicedir unuttuğumuz köy çocuklarını gündeme taşımış.

***

Türkiye eğitim sisteminde, köy çocuklarının eğitimi özel bir konu. Eğitim sistemimiz merkezi olunca üç tarafı denizlerle çevrili ılıman iklim çocuklarının da karasal iklim çocuklarınında gördüğü eğitim bire bir aynı. Kent sokaklarında doğadan bihaber büyüyen çocukların gittiği okulun içeriği ile doğar doğmaz doğa ile iç içe yaşamını sürdüren köy çocuklarının müfredatları aynı. MEB bölgesel farklılıkları, çocukların yaşam alanlarının farklılığını ve her bölge çocuğunun yaşamındaki ihtiyaç önceliğinin farklılığını görmezden geliyor. Müfredat, modern (!) eğitimi örnek alarak okula giden her çocuğu çağdaş muassır medeniyetler seviyesine çıkarmaya odaklı hazırlanmış.

Köy çocuklarının eğitimi ve köylerde çocukların öncelikleri nedir sorusu üzerinde durmak gerekir. Okulların, köylerde okuma yazma öğretmekten ibaret olduğu yılları geride bıraktık. Her ilde hatta bazı ilçelerde dahi üniversitelerin olduğu Türkiye’de yaşıyoruz. Eğitimde bölgesel farklılıkları ve bu bölgesel farklılıklardan kaynaklanan öncelikleri tek tip müfredat ile daha ne kadar sürdürebiliriz?

Köy çocuklarının eğitimdeki öncelikleri ile büyükşehirdeki çocukların öncelikleri farklı.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ. 

İngiltere’deki Çocuk Kitaplarında Azınlıklar Yeterince Temsil Edilmiyor

İlk kez yapılan ve İngiltere Sanat Konseyi tarafından finanse edilen bir araştırma projesinin ilginç sonuçları var.

İngiltere’de yürütülen proje çocuk kitaplarında etnik karakterlerin temsilini ölçmek ve değerlendirmek amaçlı gerçekleştirildi. İlköğretimde Okuryazarlık Merkezi (CLPE)’nin yürüttüğü projede siyahî, Asyalı ve diğer tüm etnik azınlık (BAME) karakterlerini içeren kitapları inceledi. İnceleme sonucunda ortaya çıkan tabloda etnik temsilin oldukça az olduğu görülüyor.

 

Araştırmanın Özeti

  • İngiltere’de 2017 yılında yayınlanan 9115 çocuk kitabı vardı. Bunların sadece 391’i siyahî, asyalı ve diğer etnik azınlıklara ait özellikler taşıyan karakterlere sahipti.
  • 2017’de yayınlanan çocuk kitaplarının sadece % 4’ü BAME özellikler taşıyan karakter içeriyordu
  • İngiltere’de 2017 yılında yayınlanan çocuk kitaplarının sadece % 1’i bir BAME ana karaktere sahipti.
  • BAME karakterlerle ilgili kurgu kitaplarının yarısından fazlası ‘modern realizm’ (günümüze ait manzaraların ve içeriklerin olduğu) olarak tanımlandı.
  • BAME karakterli kitapların % 10’u savaş ve çatışma gibi ‘sosyal adalet’ sorunları içeriyordu.
  • BAME karakterine sahip sadece bir kitap ‘komedi’ olarak tanımlandı
  • Kurgusal olmayan kitapların %26’sı çocuk okuyuculara yönelikti.

 

Benzer araştırmanın ülkemizde de yapılması için ilgileri böyle bir çalışma yürütmeye davet ediyoruz. Etnik zenginliğe sahip ülkemizde farklılıkların temsilinin çocuk kitaplarımızda ne derecede yer aldığını görmek önemli. Bakalım biz farklılıklarımıza ne kadar yer veriyoruz? Read more

Gökçe İrten’den Bologna Çocuk Kitapları Fuarı Yazısı

Gökçe İrten Sabit Fikir için yazdı:

***

Bir çocuk kitabı yazarı ve çizeri olarak dünyanın en büyük çocuk kitabı fuarını görmek, yeni kitaplar keşfetmek ve o güzel kitaplarda kaybolmak… Her bir sayfası ev duvarını süsleyebilecek sanat eserlerinden matbaanın tüm nimetlerinin kullanıldığı pop-up kitaplara, görsel çeşitliliği çok yüksek bir fuar Uluslararası Bologna Çocuk Kitapları Fuarı.

Çocuk kitabı ne kadar gelişebilir, nerelere gider, çocuk bu işten ne anlar, bu kadar sanata ihtiyaç var mı gibi soruların tam karşılığı oluyor bu fuar. Çeşitlilik ülkelerin beğenilerine göre değişiklik gösteriyor. İtalya, İspanya, Fransa, Polonya gibi ülkeler gerçekten çocuklar için sanat kitabı üretiyor. Konularından çizimlerine, alıp eve asmalık çizimlerin sahipleri onlar. Çocuğa yeni bakış açısı katabilecek kadar yaratıcı, yetişkinin okurken harika mesajlar alabileceği kadar eğlenceli… Dolayısıyla favorim kesinlikle bu ülkeler. Deneyseller, özgürler, rahatlar ve bizler tarafından çok kıskanılıyorlar. Read more

Türk Kültüründe Vampirler Oburlar, Yalmavuzlar ve Diğerleri

Kitap iki ana bölümden oluşuyor. Bunlardan ilki akademik kariyerini Türk Dili ve Edebiyatı alanında sürdüren Seçkin Sarpkaya’nın makalesi. Bu bölüm Sarpkaya’nın çalışmanın genel çerçevesini açıklamasıyla başlıyor ve ardından vampirin tanımıyla devam ediyor. Hiç vampir deyip geçmeyin, hele de aman kan emip sarımsakla kaçan yaratıklar hiç demeyin. Yerli ve yabancı kaynaklardan derlenmiş onlarca bilgi ışığında vampirler tamamen farklı bir yüze bürünüyor. Ölen şamanların bazen vampir olarak uyanacağını, vampirlerin farklı türlerinin olduğunu, hatta güllerin de vampirlerin korktuğu nesneler arasında olduğunu biliyor muydunuz? Ayrıca benim çok şaşırdığım bir bilgi olarak vampir kelimesinin etimolojik olarak Türk diline ait olduğu bilgisine vakıf mıydınız? Peki bazı Türk boylarında vampirlerin bulutları yutarak kuraklığa yol açtığına inanıldığı hiç aklınıza gelir miydi? Aslında bu incelememi daha fazla sürpriz bozanla süslemek istesem de kendimi durduruyorum, hoş durdurmasam da zaten eseri edinecekler hayret nidalarıyla kitabı okuyacaklar.

Sarpkaya’nın çizdiği vampir profili bizim bildiklerimizden çok farklı; bu yaratığı kendi halk masallarımızdaki canavarlarla özdeşleştirmiş ve detaylıca anlatmış. Okudukça vampir kültlerine mi hayran kalacaksınız yoksa Sarpkaya’nın detaycılığına ve özenine mi, varın buna siz karar verin. Lafı daha uzatmadan ikinci bölüme geçelim. Read more

Günümüz Popüler Bilim Kitaplarının Dili Üzerine

Çocukluk dönemi, kişinin bir yetişkin olmadan önce ilk yaşam felsefesini edindiği bir dönemdir. Karakterin ve hayata bakışın gerçekleştiği çekirdek dönemlerden biri olmakla birlikte çocuk, bu dönemde okuduğu kitaplarla ve izlediği filmlerle kendi hatıralarının yanında, gelecek hayatında etki edecek tecrübeler kazanmaktadır. Çocuk edebiyatı ve çocuk kitapları bu noktada ciddi önem arz ediyor. Çünkü insan beyni en küçük bir objeyi dahi hafızasında depolamaktaysa hayat felsefesini yönlendirecek bir kitabı daha önemli bir yerde konumlandıracaktır.

Hal böyle iken gözlerimizi ülkemiz çocuk edebiyatı eserlerine çeviriyoruz. İki farklı dil, üslup ya da tarz olduğunu varsayalım. Bir tanesi Popüler Bilim’de yoğunlaşmaktayken bir diğeri yetişkin edebiyatı yazarlarının aynı zamanda çocuk edebiyatı alanında bulunmasıyla ya da salt çocuk edebiyatı yazarlarından oluşuyor. (Edebiyat vurgusuna dikkat.)

Popüler Bilim tarzını oluşturan kısmın gözle görülür biçimde espri yeteneği olduğu malum. Bilimi eğlenceli bir üslup ile aktarma gayreti oldukça masumane. Ancak bilim kendi halinde bile oldukça dikkat çekicidir. Elbette çocuklara içinde hiç resim bulunmayan ve ansiklopedik bir dil ile anlatılmaya çalışılan konular uzun vadede dikkat kaybına neden olur. Lakin günün birinde büyüyüp yetişkin bir bilim adamı arzusu taşıyan genç talebenin daha gerçekçi daha deneysel ve gerçekten de samimi bilgiye ihtiyacı vardır. Bunun için popüler bilim kitaplarında espri üzerine de olsa “uzun lafları” destekleyen bol resimlere ihtiyaç var. Maliyetten çok faydayı düşünürsek geçmiş zamanlardaki resimli ansiklopedilerin hayatımızdaki yerini de hatırlarsak gerçek bilgileri yine eğlenceli üsluptan kopmadan ama daha elle tutulur vaziyette (gerçeğe daha yakın) yayınlamak gerekir. Çünkü bilim eğlenceli olduğu kadar ciddi bir mevzudur. Çocuklarımıza her zaman süzgeçten geçirilmiş (çocuk diline uygun hale getirilmiş) kitaplar okutarak onların olgunlaşmasını geciktirmiş olmuyor muyuz? Read more

1 2 3 7