Çocuk kitaplarıyla ilgili hangi sosyal medya hesabı takip edilmeli?

Pek çok konu ve gündemin yer aldığı sosyal medya elbette ki kitabın ve okumanın da en büyük paylaşım alanını oluşturuyor. Kitap tavsiyeleri, eleştirileri, değerlendirmeleri ve hatta satışları sosyal medya üzerinden çok hızlı ve etkili bir şekilde kendine yer buluyor. Kitaplarla ilgili tavsiye almak veya paylaşımda bulunmak isteyen herkes kendi beğenisine göre birkaç hesabı takibe alarak yeni bir okuma rehberliği edinmiş oluyor.

Daha önceleri gazetelerin kitap ekleri veya kitap dergileri üzerinden sağlanmaya çalışılan okuma deneyimi son yıllarda basılı yayından daha çok sosyal medya üzerinden gerçekleşiyor. Çeşitli fon ve görsellerle desteklenen kitap paylaşımları adeta birer “kitap fenomeni” doğuruyor ve hemen herkesin kitap tavsiyesi alabileceği belli başlı adresler öne çıkıyor. Peki bu hesaplarda sözü edilen tavsiyelere yönelik takipçilerin tutumu ne olmalıdır?

Yazımıza şu örnek üzerinden açıklık kazandıralım: Diyelim ki iki tane çok beğenerek takip ettiğiniz hesap var. Biri bir kitap hakkında olumlayan, destekleyen ve tavsiye eden nitelikte bir yazı yazarken diğeri aynı kitapla ilgili tamamen olumsuz bir tutum sergiliyor. Bu durumda takipçi hangisinin söz konusu kitap hakkında doğru bilgiyi paylaştığını nasıl ayırt edebilir?

Bu sorunun cevabı herkesin zevki ve beğenisi farklıdır şeklinde klişe ama doğru bir cümle ile geçiştirilebilir. Ancak son zamanlarda takipçilerin kafasının epey karışık olduğunu görüyoruz. Bu yüzden kitap temin etmekle ilgili tutumlarımıza dair bir hatırlatma yapmakta fayda görüyoruz.

Şu bir gerçek ki çocuk kitapları alanında hızlı bir ilerleme var. Gün geçmiyor ki yeni bir kitap yayınlanmasın! Her biri birbirinden güzel ve çekici gelen bu kitapları edinmek isteyen sosyal medya kullanıcıları seçim yapmak zorunda kaldığında hangisini seçeceğine elbette ki kendi karar verecek.

Sosyal medyadaki gözlem ve tecrübelerimiz maalesef ki yeterince okuma kültürüne sahip olmadığımızı gösteriyor. Takipçilerin çoğu fenomenlerin sürekli ve dağınık konulardaki paylaşımlarını hiçbir okuma vizyonu olmadan takip ediyor. (Okuma vizyonu dediğimiz kişinin bir kitabı niçin okumak istediği ile ilgili genel bir tasavvurdur.)

Sosyal medyada herhangi bir hesabı takibe başlamadan önce kendinize soracağınız tek soru “çocuğum ne okusa” olmamalıdır. Kitapların dünyasını yeterince tanımıyor olabilirsiniz, yeni çıkanları takip edecek vakit ve nakit probleminiz olabilir, kolaycılığa kaçıyor da olabilirsiniz. Bunların hepsi mümkün ve normal durumlar. Ancak harfleri ve kelimeleri okumak, dünyayı okumayı sağlıyorsa gerçek bir okumadır. Kendinize sormanız gereken öncelikle başka sorular var: Çocuğum neden kitap okumalı? Çocuğumun okumasını dilediğim kitapta ne gibi yazılı ve görsel nitelik arıyorum? Çocuğumun hangi yönünü desteklemek istiyorum? Okuduğu kitap çocuğuma hangi açıdan şifa olacak? Kitap tercihlerimizde ne kadar bağımsızız? Toplum mühendisliğinin parçası olacak bir okuma eylemine mi katılıyoruz yoksa bizi biz yapacak bir okumanın peşinde miyiz? Okumaya siyasal bir anlam yüklüyor muyum? Çoğumu endoktrine etmek mi istiyorum yoksa ona yaşadığı doğayı/toplumu anlamasını sağlayacak bir yol mu çiziyorum? Çocuğumu kitap tercihlerinde özgür bırakıyor muyum? Piyasanın, trendlerin ve gösteri toplumunun bir ferdini mi yetiştiriyorum?

Bu sorulara daha başka sorular da eklenebilir. Ama bizce “kimi takip etmeli, ne okumalı”dan önce yersiz paranoyaları, paternalist tutumu, otoriter ve disipliner yaklaşımı bir kenara bırakarak, ötekileştirici ya da ayrıştırıcı olmayan bir üslup belirlemeliyiz. Bu, elbette ki hakikatin temsilinin her zaman dile getireceğimizin de bir garantisidir…

Bu yüzden kendi yolunuzda yürümenin ilk adımını atmalısınız… Yanınızdaki minik adımlarla çok büyük bir patikanın oluşacağının sinyalini de vermiş olursunuz…

Hürmetler…

Bir Şeftali Bin Şeftali’de Çocuğun Tabiatla Doğal İlişkisi

Bir Şeftali Bin Şeftali adlı eseri okurken, şehirde alışıldık manzaralardan biri hâline gelen kedi maması yiyen kargaların durumunu fark edeceksiniz. Bu mizahi tablonun, komik olduğu kadar trajik bir yönünün de bulunduğunu göreceksiniz. Tabiatla doğal ilişkiler kurmanın imkânlarını çocuklarla konuşabileceksiniz.

Çocuklar için edebiyat eserlerinin faydalarını saymakla bitiremeyiz. Çocukların dil gelişimlerine, psikolojik durumlarına, yeni bilgiler edinmelerine, eğlenceli vakit geçirmelerine katkısı bu yararların ilk akla gelenleridir. Çocukların, edebiyat eserleri ile duyarlılık geliştirip, farkındalık kazandığı konulardan biri de çevre ve tabiattır. Son yıllarda tabiat ortamını, bir dekor ya da yardımcı öğe olarak değil ana tema olarak seçen ve çevre konusuna vurgu yapan eserlerin sayısındaki artış da dikkat çekici boyutlardadır.

Bu kitaplardan bestseller listelerindeki yerini koruyan Aç Tırtıl, okul öncesi çocuklarına bir tırtılın kozadan çıkıp kelebeğe dönüşmesini anlatıyor. Fatih Erdoğan’ın Dedem Bana Düdük Yaptı, Hasan Ali Toptaş’ın Ben Bir Gürgen Dalıyım, Menena Cottin’in Renklerin Kara Kitabı, Cahit Zarifoğlu’nun Serçekuş kitapları,doğal yaşamın Dede Korkut Hikâyeleri ve Heidi gibi klasikleşeneserleri kadar ilgi görüyor.

Çocukları tabiata yönlendiren, onlara tabiatı anlatan eserler arasında Samed Behrengi’ninkilere de yer açmak gerekiyor. Behrengi’nin en bilinen eseri Küçük Kara Balık, yaşam alanı tatlı ve tuzlu sular olan balık, kurbağa, balıkçıl gibi hayvanların ana kahraman olduğu bir eser. Ulduz ve Kargalar ise küçük bir çocuğun bir yavru kargayı büyütme mücadelesi üzerine kurulu. Behrengi’nin tabiat sevgisi aşılayan hikâyelerinden bir diğeri de Bir Şeftali Bin Şeftali adını taşıyor.

Bir Şeftali Bin Şeftali, bir şeftali meyvesinin çekirdekten filizlenmesine oradan çiçeklenmesine ve meyveye durmasına değin mevsimler boyu süren yolculuğunu anlatıyor. Hikâyede ağalık sisteminin hüküm sürdüğü bir köyde iki çocuğun şeftali meyvesine ulaşma ve onu bir ağaç olarak yetiştirme mücadelesi yansıtılır. Ana hikâye bir şeftali meyvesi tarafından aktarılmakta.

Hikâyede, Ali ve Polat isimli iki çocuk var; yaşadıkları köydeki şeftali bahçesine kaçak bir şekilde girseler de bir şeftali meyvesi bulamazlar. Şeftali meyveleri bahçıvan tarafından toplanmıştır. Ancak bahçıvan sepetinden düşen bir şeftaliden habersizdir. Çocuklar bu şeftaliyi bulurlar. Onu yedikten sonra çekirdeğini çıkarırlar, toprağa gömerler, bir süre sonra çekirdek filizlenir, fidan olur, çiçeklenir ve meyveye durur. Çocuklar şeftali ağacının gelişim seyrine tanık olurlar. Şeftali ağacı da çocukların hayatının merkezine yerleşmiştir. Eserde bütün bu gelişim evreleri çok ayrıntılı bir şekilde yansıtılmıştır. Behrengi’nin hikâyesi bir şeftali belgeseli niteliğindedir. Şeftali ağacının büyümesi için ellerinden geleni yapan çocuklardan biri, birgün gübre olarak kullanmak üzere bir yılan ararken yılan sokması yüzünden ölür. Bu travmatik kırılmadan sonra diğer çocuk köyden ayrılır. Bir insan gibi kişilik sahibi biri olarak yansıtılan şeftali ağacı ise sadece kendisine değer veren kişilerle yemişini paylaşacağı düşüncesinden dolayı bir daha meyve vermez. Hikâye aslında meyve vermeyen bu ağacın neden meyve vermediği sorusuna cevap aramaktadır. Kitap bu kötü sona karşın hikâye boyunca köy yaşamını, doğal hayatı ve bir şeftali üzerinden çocuğun tabiatla doğal ilişkiler geliştirmesini çok başarılı bir şekilde anlatmaktadır.

Eser bir şeftalinin; nasıl yetiştiğini, sulamasının, güneşlenmesinin nasıl olduğunu, mevsimlerden nasıl etkilendiğini (ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimleri ayrı ayrı anlatılmıştır), nasıl çimlendiğini, filizlendiğini, büyürken ne gibi engellerle karşılaştığını, habitat alanında başka hangi canlıların bulunduğunu (karınca, köpek, keçi, badem çiçeği), bunların nasıl yaşadığını, iyi bir şeftalinin özelliklerini, şeftali hasadının nasıl yapıldığını, meyve ağacının sökülerek toprakta nasıl başka bir yere taşındığını, morfolojisini ve daha birçok şeyi çocuklara göstermekte ve öğretmektedir.

Behrengi’nin şeftaliyi bir hikâye anlatıcısı kılması, onu hikâyenin ana karakteri yapması, belgesel niteliğinde bir yöntem izlemesi okurlarda tabiat konusunda bir farkındalık oluşmasına sebep oluşturmaktadır. Ali ve Polat isimli iki çocuğun merak uyandıran mücadelesi bu farkındalığı bir sevgi ve sempatiye dönüştürmektedir.

Eserde paylaşma, kötülükle ve kötülerle mücadele etme, tabiata değer verme, arkadaşlık, sevgi, fedakârlık, merak, sorumluluk, merhamet gibi birçok değere vurgu yapılmaktadır.

Eserin kötü bir sonla hatta ana kahramanlardan birinin ölümüyle bitmesi gibi çocukların derede çıplak yüzmesinin oluşturabileceği mahremiyet algısı sorunu, bahçıvanın meyve vermesi için ağacı kesmek ile tehdit etmesi şeklinde bazı pedagojik açıdan sorunlu yönleri olduğu düşünülebilir. Hikâyenin sosyo-politik ağalık rejimi eleştirisi ile birlikte bu sorunlu alanlar çocuklara açıklanmalıdır. Yazar bu olumsuz örnekleri gerçekçi bir edebiyat anlayışı ve doğaya gereken değeri vermeyen kişilerden çocukları haberdar etmek amacıyla paylaşmış olmalıdır.

Bir Şeftali Bin Şeftali adlı eser, toprak onu işleyenindir gibi verdiği temel mesajlar açısından önemsenmelidir. Yaralanan Ali’yi sırtında taşıyan Polat’ın arkadaşlık açısından örnekliği dikkate değerdir. Çocuğun şeftali ağacı ile konuşması, onunla dostluk kurması aslında biraz “haylaz” bir profil çizen bu iki çocuğun tabiatla meşgul olarak olumlu yönde dönüşümünü de yansıtmaktadır.

Bir Şeftali Bin Şeftali adlı eseri okuduğum günlerde bir karganın, yol kenarına bırakılan kedi mamasından yediğini görmüştüm. Bu durum önce çok komik görünmüştü. Sonra bunun ne kadar trajik bir olay olduğunu fark ettim. Artan şehirleşme ile canlıların doğal yaşam alanlarına müdahalemizin boyutlarını görmek hepimizi ürkütüyor olmalı. Böyle bir ortamda Bir Şeftali Bin Şeftali gibi eserlerin varlığı, çocukları, dijital aletler başındaki yalnızlıklarından uzaklaştırma ve tabiatla doğal ilişkiler geliştirmelerini sağlama yönünde umut veriyor.

YAZAN: ZAFER ÖZDEMİR

Çocuk Edebiyatı ve LGBT

Önce birkaç haber:

Yayınlandığı günden bu yana ilk kez kapağında bir trans birey ile okur karşısına çıkan National Geographic “Cinsiyet Devrimi” adını verdiği dosya konusunda çocuklarla lgbt üzerine konuşmuştu. Kapak görselinde yer alan Avery Jackson dört yaşında cinsiyet değiştirmeye karar vermiş bir çocuktu. Erkek olmaktan kurtulan Jackson “Kız olmanın en iyi yanı, artık erkek taklidi yapmak zorunda olmamam” ifadelerinde bulunmuştu. Dergi dünyanın farklı pek çok ülkesinden 9 yaşındaki çocuklarla cinsiyet ve translık üzerine başka röportajlara da yer vermişti. [1]

154. sayısında KAOSGL Dergisi’nin dosya konusu “çocuk” idi.Çocuk olmak, çocuk hakları gibi konuların yer aldığı dergide lgbtli çocuk ve gençlerin deneyimlerine yer verildi. Ailenin “antisosyal bir kurum” olduğu fikri üzerinden toplumsal sınıf ve cinsiyet rolleri eleştirildi. Çocukların cinsiyet haklarından ve cinsel tercihteki özgürlüklerinden bahsedildi. Derginin çizimleri Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne katılan çocuklara ait. Merkez uzun zamandır çocuk hakları üzerine yürüttüğü çalışmalarda lgbt’yi de işliyor.

LGBT Aileleri İstanbul Grubu olan LİSTAG çocukları lgbt olan ailelerin dayanışma amaçlı kurduğu bir platform. “Benim Çocuğum” belgeselinde yer alan ailelerden biri çocuğunun cinsel tercihini, doktorun “bu bir varoluş şekli, hastalık değil’ açıklaması üzerine nasıl kabul ettiğini v sonrasında da erkek çocuğunu ameliyatla kıza çevirme kararını anlatıyor.[2] Çocuklarını “kızım” ya da“oğlum” diyerek değil sadece “çocuğum” diyerek sevdiklerini söyleyen bir grup aile…

New York’taki Desmond Napoles 5 yaşından beri Barbie bebeklerle oynamayı çok seven, hep prenses elbiseleri giymek isteyen , kız gibi davranmayı seven ve şu an artık bir trans olan on yaşında bir çocuk. Terapistin bu doğal(!) durumu destekleme önerisi üzerine aile Desmond ile birlikte bundan sonraki yıllarda onun lgbt mücadelesinde aktif yer aldı. Desmond uluslararası lgbt platformlarının çocuk yüzü olarak meşhur edildi. [3]

Gerek şiddet, gerek nefret ayrımcılığı gerek feminizm konuşmalarının bir yönü cinsiyette geliyor ve isteyenin istediği gibi yaşayabildiği bir dünyanın, tüm sorunları ortadan kaldıracağı varsayılıyor.

Türkiye, bu konuda son yıllarda ciddi bir imtihan veriyor. Sosyal medya ortamlarından lgbt konusu düşmüyor. Ama lgbt’yi açıkça savunanlardan ziyade bu zihniyete zemin hazırlayan söylemin daha etkili olduğu ortadadır.Düşünce dünyamızı şekillendiren kavramlarla bu zeminin oluşturulmaya çalışıldığı çok açıktır.

Bu kavramlar daha çok kadınların da erkeklerin de özgür olduğu ve istedikleri şeyi yapabilecekleri fikrinden besleniyor. Özgürlük başat kavram ve herkesin sıkıştığında ilk önce sığındığı en sağlam kale! “Bana kimsene yapacağımı söyleyemez” argümanı kendi özgürlük sınırlarını belli ettiği gibi her türlü yaşamın mümkün olduğunu da ileri sürer. Günlük hayatta dışarı çıkan ortalama her vatandaşın çok rahat gözlemleyebileceği kıyafet değişimleri de bu özgürlük ve cinsiyet formlarının başka bir yüzü. Ekranların giyim programlarında otorite kabul edilen trans eleştirmenler, size nasıl daha iyi giyinmenizi yani aslında nasıl düşünmeniz gerektiğini söylüyor. Cinsiyet eşitliğini savunan, hatta bazen cinsiyet ayrımlarının gereksiz olduğu ve türler arası ayrım yapmamayı savunan bazı feminist yaklaşımlar da oldukça etkili.Edebiyatta da bu alanda çok güçlü bir temsil alanı yakalayan lgbt lobisi, yarışmalar düzenleyerek bu grubun temsil alanını görünür kılmayı hedefliyor.[4] Yurt dışında pek çok ülkede romanlar bu konuya eğliyor hatta neredeyse bu konuyu işlemek moda oldu. Ülkemizde de bu alanla ilgili literatür epey genişliyor.[5]

Çocuk Edebiyatında LGBT

Çocuk edebiyatında yetişkin edebiyatında olduğu kadar rahat ele alınamıyor bu konu.Hassas ve pedagoji gerektiren çocuk edebiyatı alanı lgbt gibi bir konuyu Türkiye’de çok aleni işleyemiyor. Ancak kimi kitaplarla ülkemizde lgbt farkındalığının oluşturulmaya başlandığı da aşikar.

Önce yurt dışı örneklerini inceleyelim. En çok okunan 20 lgbt çocuk kitabında gay-onur yürüyüşünün ilk örneği, kendini deniz kızı gibi hisseden Julian’ın hikayesi,kendisine tercihinden dolayı saygı duyacakları Mars’a giden siyahi çocuğun hayali yolculuğu, iki eşcinselin nasıl da toplumu inşa ettiğini anlatan mücadelesi, iki anneli ve iki babalı aileler gibi kurgular yer alıyor. Örneğin“Ben Jazz” isimli kitapta iki yaşındaki bir erkek çocuğun kendi bedeninde bir kızın beynini taşıdığı ifadesi yer alıyor.[6]

Ülkemizde bu şekilde aleni yazılmış kitap sayısı çok az. Muhafazakâr ülkelerdeki direnç biraz daha fazla olduğu için öncelikle “kadın” üzerinden geliştirilen bir söylem var. Kadınların özgürlüklerine kavuşması, her türlü norm karşısında eşit kabul edilmesi ve bir özne olarak varlık sahnesindeki hak ettiği yeri almasını elbette ki destekliyorum. Yüzyıllardır sadece ülkemizde değil tüm dünyada hiç azalmadan süregelen ataerki, zulme varan uygulamalarıyla mücadele edilmesi gereken bir düşüncedir. Bu konuda referans alınan İslam’ın sınırları iyi anlaşılmalı ve fıtrat gerçeğimiz unutulmamalı diye düşünüyorum.

Son yıllarda çokça artan kadın biyografilerinin yer aldığı çocuk kitaplarında sözü edilen kadınlar bu konuda nerede duruyor? Sürekli olarak kız çocuklarına“tabuları” yıkmaları söylenerek hak ettikleri adaleti tesis etme çabası acaba nerelere varıyor? Tüm bu çaba adalet savaşı mı yoksa fıtrata karşı açılmış bir savaş mı karar vermek gerekiyor.

Tüm dünyada kısa sürede onlarca baskıya ulaşan ve ülkemizde de yüksek rağbet gören “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler” kitabında feminist terminoloji çok etkin kullanılmış. Kitapta çeşitli alanlarda başarı yakalamış güçlü kadın isimlerine yer verilirken bir de bir ilkokul öğrencisinin hayatı ekleniyor. Coy Mathis[7]adındaki bu öğrenci ailesine “ne zaman doktora gidip beni kız yapacağız” diye soran bir erkek çocuğudur. Doktor, Coy’un bir erkek bedenine sahip ama içinde bir kız çocuğunun var olduğunu söyleyerek, onun transseksüel olduğunu aileye açıklar. Okulun kızlar tuvaletini kullanmak isteyen Coy çeşitli sorunlar yaşar ve mahkemeye taşınan konu Coy’un lehine sonuçlar. Evde ailecek yapılan kutlamada pembe pasta yenir. Bir başarı hikâyesi olarak Coy’un yaşamı bu kitapta kendine yer bulur.

Yapı Kredi Yayınları’nın “Kız Çocuk Hakları Bildirgesi” ve “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” isimli kitaplarında da kız ve erkek olmanın hiçbir kalıba sokulmaması gerektiği, isteyenin istediği hayatı yaşayabileceği, zevklerin ve yaşamın tartışmaya kapalı olduğu gibi mesajlar yer alıyor. Çocuk Şehri 8.sayısında yer verdiğimiz ayrıntılı değerlendirmede bu kitapların homofobik düşünceyi ortadan kaldırmayı ve kuir düşünceyi yaygınlaştırmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Çocuk kitapları dergisi İyi Kitap’ın Toplumsal Cinsiyet isimli dosyasında Pippi karakterinin anarşist feminist açıdan önemi yer alıyor.[8]Yine aynı derginin Ekim 2018 dosyasında “Dilediğiniz Kişiyi Sevin!” başlığı ile Safter Korkmaz, “İki anne ya da iki baba ileç ocuklarının resmedildiği aile tabloları bir hayli ezber bozacak” ifadesiyle YKY’nin serisi olan Anne Hakları Bildirgesi ve Baba Hakları Bildirgesi’ndeki mantaliteyi savunuyor.[9]

LGBT alanında kitaplara listesinde yer veren Güldünya Yayınları’nın “Küçük Feministin El Kitabı” küçüklere feminizm kitabı olarak üstüste birkaç baskı yaptı. Yayınevi, geçtiğimiz ay “Morris Micklewhite ve Turuncu Elbise” isimli bir kitap yayımladı. Kitapta süslenmeyi ve elbise giymeyi çok seven küçük bir erkek çocuğunun hayatı anlatılıyor.[10]

Son zamanlarda Frida Kahlo ismini duymayan yoktur.Hakkında en çok çocuk kitabı yazılan kadın karakter herhalde Frida Kahlo’dur. Peki Frida bu ününü neye borçludur? Yaşadığı korkunç trafik kazasının ardından yaşam mücadelesi veren Frida uzun yıllar hastane yatağına bağlı yaşamak zorunda kalır. Hastane odasında yatağının tam üstüne, tavana ayna taktıran Frida bu yolla başarılı otoportreler çizer. Resimde oldukça başarılı olan Frida bir azimve sanat öyküsünün başkahramanıdır. Çocuk kitaplarında bu haliyle tanınan Frida hayatında birkaç kez evlilik yapmış, evli olduğu sıralarda birkaç kişiyle eşini aldatmış, hatta eşcinsel ilişkiler yaşamış biridir. Bundan sonra çoğu bayanlarla olmak üzere Frida’nın yaşamında birçok cinsel ilişkiye tanık olunur.[11]Anarşist-feminist Frida duygu dolu sözleri, varoluşçu ifadeleri ve sanatıyla olduğu kadar bu cinsel hayatıyla da çok konuşulan bir isim olur. Bugün bu kadar revaçta olan Frida Kahlo yüceltmesi ile ne amaçlanıyor dersiniz? Frida’nın hayatını ilk Nota Bene Yayınları’ndan okudu çocuklar. Bunu daha sonra diğer yayınevleri takip etti.[12]

Çocuk edebiyatında yer almayan başlayan bu örnekleri ileride daha fazla okuyacağız gibi görünüyor.

Aile ve Din Mücadele Edilmesi Gereken İki Kurumdur

LGBT gruplarının genelde karşı durduğu iki kurum vardır. Biri din diğeri aile. Din ve aile onlar için yıkılması gereken tabulardır. Din muhafazakar yapısı ile belli kalıpların korunmasını gerektiğini söyler, aile de dini ve ulusal değerleri korumak için en ilkel formdur. LGBT zihniyetindeki çoğu kişi ailede yani özel alanda yaşanan baskı, zorlama, şiddet ve taciz gibi durumlar nedeniyle aile kurumuna olumlu yaklaşmaz. Toplumsal cinsiyet rolleri en başta ailede geliştiği için bu kurumun yok edilmesiyle özgür ortamın doğacağını düşünürler.[13]

Bilinci Okuyan Yeni Tür

Ocak 2018’de Davos’ta konuşan Harari[14] ilginçşeyler söylüyordu. Harari’ye göre gelecekte insan türü sona erecek ve yeni bir tür ile karşılaşacağız. “Beden, beyin ve zihin” tasarımı yapabilen bu yeni türün tüm dünyayı yönetecek. Gelecek “veriler”e sahip olan bu türlerin egemenliğinde devam edecek. Dolayısıyla veriyi kontrol edebilen tüm yaşamı da kontrol edecek.

Verilere sahip olmak ve kontrol etmek biyolojik algoritmaları çözmekle mümkün. Yeni dünyanın bunu başardığını söyleyen Harari “10 ya da 20 yıl içinde herhangi bir gence, algoritmaların, bu durum ne kadar hassas olsa bile, tam olarak ne olduğunu ‘gay ya da değil’ spektrumu içinde söylediğini bir düşünün. Algoritma göz hareketlerinizi, kan basıncınızı, beyin faaliyetlerinizi takip edip size kim olduğunuzu söyler.” ifadeleri ile cinsiyet kimliklerinin epey bir bozulacağının da sinyalini veriyor. Şimdilik sadece internet üzerinden kişileri kontrol edebilen bu sistem çok yakında reel ilişkilerde de egemen olacak.

Yani kısaca Harari: “Örneğin, sizin cinsel yöneliminizi, sizi sizden daha iyi bilenin fotek ve biyotek karışımı bir makine size söyleyecektir ve makinenin söylediği sizin söylediğinizden daha kesin ve dolayısıyla daha güvenilir olacaktır ve siz bu makinenin sizin hakkınızda vereceği karardan kaçamayacaksınız. Artık Tanrı’nın kanunları içinde hareket etmeyeceğiz. Yaşamın ve canlılığın kanunlarını biz kendimiz yapacağız” diyerek Tanrı’ya meydan okuyan bilimin sözcülüğünü yapıyor.

LGBT örgütleri küçük bir azınlık olmalarına rağmen tüm dünyada nasıl bu kadar etkili olmayı başarıyorlar sorusunun cevabı da işte burada yatıyor. Yapay zekâ, düşünceleri okuma, insan klonlama, genetik müdahale gibi yeni bilimin söz sahibi olduğu alanlarda LGBT örgütlerini görmek mümkün.Bu iki mekanizma aynı projenin paydaşları.[15] Bilince hükmetmek isteyen ve kişiye yeni kimlikler bahşedecek(!) olan geleceğin bilimi doğuştan pedofili, zoofili, nekrofili durumlarını mümkün kılacaktır. Ya da mesela heteroseksüel bir ilişki dışında yani normal yollarla sağlanan üreme dışında başka bir üreme alanı yakalarsa üreme ve haz iki ayrı konu olacaktır. Bunun nelere mal olabileceğini bir düşünün!

Sonuç

Gelecekte öngörülen bu yeni dünyanın yapı taşlarış imdiden döşeniyor. İnsanlar yavaş yavaş gelecekte olması planlanan bu kurguya hazırlanıyor. Cinsel eğilim, farklılıklara saygı, özgürlük, hümanistlik gibi“tehlikesiz” görünen ifadelerle küresel dünyaya soft bir giriş yapan bu zihniyetin planlarını oldukça gizli yürüttüğünün farkına varmamız gerekiyor.Toplumu ifsad edenlerin ve fıtrata savaş açanların en büyük hedefi masumiyettir ve çocuklar en masum varlıklardır.


[1]http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/ocak_2017/dokuz-yas-gozuyle-cinsiyet-/3866 

[2] http://www.agos.com.tr/tr/yazi/4205/lgbt-aileleri-anlatti-oglum-kizim-degil-benim-cocugum

[3] https://www.dailymail.co.uk/femail/article-5228857/A-10-year-old-drag-queen-founded-drag-club-kids.html

[4] http://www.edebiyathaber.net/14-kadin-kadina-oyku-yarismasi-bir-dostluktan-neler-dogar-temasiyla-basladi/

[5] https://onedio.com/haber/turk-edebiyatindan-en-iyi-10-lgbt-romani-432907 ayrıca bakınız: http://www.sabitfikir.com/dosyalar/gokkusagi-altindaki-edebiyat

[6] https://medium.com/@katieishizukastephens/21-childrens-books-uplifting-lgbtqia-voices-history-and-culture-3b16accc4beb

[7] http://gmag.com.tr/netflix-kucuk-transseksuel-kizi-190-ulkeye-tanitacak/

[8] http://www.iyikitap.net/index.php/2016/06/01/cocuk-edebiyatinda-toplumsal-cinsiyet/

[9] http://www.iyikitap.net/index.php/2018/10/02/dilediginiz-kisiyi-sevin/

[10] http://kaosgl.org/sayfa.php?id=26812

[11] http://www.ayorum.com/haber_oku.asp?haber=4062

[12] http://www.felahkitap.com/2018/11/cocuk-kitaplarindaki-frida-kahlo/

[13] https://dusunbil.com/erkeklere-yasam-onerileri/  (Bu anlamda aile işkencenin odağıdır ve bu kurum veya yapısı yok edilmedikçe klon insanlar yetişmeye devam edecektir. )

[14] https://www.ynharari.com/

[15]http://www.islamianaliz.com/haber/mucahit-gultekinden-2053te-turkiye-nasil-bir-ulke-olacak-yazisi-bati-tarafindan-hacklenmek-65186#sthash.KNKFIh1X.i4lNSax0.dpbs

YAZAN: AYŞENUR NARBOĞA (Bu yazı Çocuk Şehri 9. sayısında yayınlanacaktır.)

ÇOCUK KİTAPLARIYLA ÇOCUK HAKLARI BİLİNÇLENMESİ MÜMKÜN MÜ?

  “Çocuk hakları” tabirinin yanında başka hangi kavramları zikredebilirsiniz?Çocuk ve hak deyince söyleyebileceğiniz üçüncü kelime ne olurdu? Çocuk hakları kavramı,size pozitif şeyler mi çağrıştırıyor yoksa bu ifadeyi işittiğinizde bir duygusuzluk veya karamsarlık hâli mi çöküyor? Çocuk kimdir? Çocuğun hakları varsa bu haklar nelerdir? Kaç tanedir? Bu haklar artırılabilir yahut eksiltilebilir mi? Çocuk haklarında okumalar yapmak istiyorum dediğinizde hangi kitapları okumalısınız? Bu konuya hangi disiplin bakar; hukuk, edebiyat, sosyoloji,pedagoji? Çocuk hakları politik bir ifade midir? Politik bir ifade olduğunu düşünüyorsanız bunun karşılığı nedir? Gündelik hayattaki yeri nedir? Çocuk,haklarını tanıdığımda “olmaya” yetecek bir varlık mıdır? Çocuk hakları evrensel midir? Her çocuk için mümkün müdür, geçerli midir? Çocuk hakları, kitaplardan öğrenilebilecek bir şey midir?..

Ne kadar da çok soru sordum değil mi? Soruyorum; çünkü bu soruların ve buraya eklenebilecek diğer soruların hepsi biz yetişkinleri olduğu kadar çocukları da ilgilendiriyor ve çoğumuzu da meraklandırıyor. Ben bu soruları öncelikle çocuklar adına sordum ve çocukların dilinden sormaya çalıştım, bunu bilmenizi isterim.

Bugün daha çok medyada görünür kılınan bir çocuk hakları söylemi var. Haksızlık etmeyeyim ama! Akademinin ve eğitim camiasının da epey meşgul olduğu bir alan bu. Çocuklardan hangi yolla haklarını öğrenmelerini istiyoruz sorusuna cevap ararken, sanırım biz sadece işin yetişkinleri enforme etme kısmındayız, daha öteye henüz geçebilmiş değiliz. Biraz düşünün lütfen,sizce de öyle değil mi?

Kabul edelim ki bu dünya büyüklerin dünyası. Tarihi yazan,siyasete yön veren, mutfakta yemek pişiren ve kıyafet seçiminde bulunan büyükler hep! Hayatın müdahale edilebilir her alanında onlar etkin olarak var. Çocuklar da büyüklerin yaşamını “etkin” olarak izliyor. İyilik de kötülük de hâlâ devam ediyorsa bundandır.

Dergi hazırlıkları süresince epey kafa yorduğumuz ve bu yazımın ekseninde de olan çocuk hakları öğrenimi, çocuklar için nasıl mümkün olur henüz biz de tam manasıyla çözebilmiş değiliz. Fakat söyleyebilecek birkaç sözümüz var elbet. Mesela ben bir çocuğun “insan” olmanın ne manaya geldiğini ve tabiatın gizli sözlerini anlamadan çocuk hakları konusunda çok da bilinçlenemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü çocukları son derece güçlü bir enformasyona sahip yapabiliriz, yapıyoruz da! Ancak ahlak ve eylem gibi işin asıl boyutunu da ıskalıyoruz kanaatindeyim. Çoğu zaman yapıldığı, daha doğrusu kümeye kendimizi de dâhil ederek söyleyelim, yaptığımız gibi!

Kendi kendime nutuk çekmeyi, öğüt vermeyi bir kenara bırakıp konuyu daha etraflıca anlamak ve anlatabilmek için biraz raflara uzanayım da çocuk haklarıyla ilgili ne tür kitaplar yayımlanmış bir bakayım dedim. Çok fazla zahmete girmeme de gerek kalmadı; çünkü bu literatüre dair çok fazla eser yok. Mevcutların çoğu da tercüme kitaplar zaten. Kitap ismi vermeden genel bir değerlendirme yapmam gerekirse diye de sizlerle paylaşmak üzere birkaç not aldım. Müsaadenizle bu notlarımı sizlere arz edeyim:

  • Hemen her kitabın ortaya çıkış motivasyonu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddelerine dayanıyor. Motivasyon BM olunca da sürekli seküler bir dünyaya referans yapılmış oluyor.
  • Sözleşme maddeleri baz alınarak maddelere uygun kurgu hikâyeler oluşturulmuş. Hikâyeleştirme yoluyla da maddeler kavratılmak istenmiş.
  • Kitaplar temel seviyede bilgilendirme özelliği taşıdığından edebî yön olarak oldukça zayıf kalmış, çizimler de hakeza öyle.
  • Sözleşme maddelerinin kavratılmaya çalışılması “haklar” bağlamında ele alınması gereken özgürlük, sorumluluk, vicdan, iyilik-kötülük, var olmak gibi temel felsefik tartışmalar için yeterince sağlam zemin oluşturulmamış.
  • Metinlerde gündelik hayatta karşılığı bulunabilecek türden örneklerle zenginleştirme yapılmamış.

“Çocuk hakları” diye arama yaptığınızda karşınıza çıkabilecek kitapların genel özelliği benim açımdan bu şekildedir. Bana kalırsa bu kitaplar, çocuk hakları gibi çok boyutlu bir konuyu anlamlı kılmak için oldukça aceleci davranıyor. Çünkü dediğim gibi amaç, sözleşme maddelerini öğretmek!Oysa haklar konusu gerek hukuksal gerek felsefi yönden zamana yayılarak anlaşılması mümkün hususlardan.

Haklar tabirinin; özgürlük, var olmak, iyilik-kötülük ve adalet gibi muhakkak üzerinde durulması gereken ilintili kavramları vardır. Buk avramları hukuk yahut felsefe düzleminde ele almanız ise meseleyi biraz değiştirecektir. Örneğin özgürlük ifadesi, hukuksal anlamda bir çocuk için yaşam alanlarının bir diğerinin sınırlarını ihlal etmeden gerçekleşmesi olarak anlatılabilir; ancak felsefe, kişinin kendi içinde bile tutsaklık yaşadığını fısıldayabilir. Hukuk, kişiler ve kurumlar ile ilgiliyken felsefe, bunlarla birlikte kişinin kendisi ve Aşkın Varlık’la olan bağlantısını da görür.

O hâlde okuyup geçmek yerine haklar bağlamında çocukla iletişim sağlanmalıdır. Bir külah dondurma, bir bardak oralet yahut belki bir bisküvi eşliğinde insana dair ufuk açıcı ve merhamet temelli “gizli bir eğitim”yapılmalıdır.

Bu aşkın ve içkin süreci biraz daha nesnelleştirmeden kanıksayamayıp illa ki kitap tavsiyesi isteyen okurumuza da farklı enstrümanlarla bilgi ve tecrübe edinmenin kısa yollarına ulaşmak için şunları zikredebilirim:

  • Kelimeleri okumak, kendini ve dünyayı okumayı sağlamıyorsa beyhudedir. Bu, çocuklar için de böyledir. Onlara insanı anlatan kitaplar okumalıyız bol bol. Zaaflarıyla, yetenekleriyle insanın her türlüsüyle tanıştırmalıyız onları.
  • Kâinat kitabına birlikte iyi bakabilmeyi bilmeliyiz. Kâinattaki ince uyum, adalet, merhamet ve elbette kevni düzen iyi okunmalıdır kemalat için. Canlılar içinde irade sahibi tek varlık insandır; ancak yaratılmış olan her şeyin korunma hakkı vardır. Bunu anlatmalıyız.
  • Batı’dan devşirdiğimiz ve içimize sinmiş antroposantrizmi yani insan merkezci düşünceyi terk etmeliyiz. Allah’ın insanı yeryüzünde “halife” kılması, insanın tüm varlıklardan mutlak üstünlüğünü ve hükümranlığını ifade etmez. Bunu öğretmeliyiz.
  • Kul hakkı, Allah korkusu, nimete saygı, yaratılanı sevmek, eşyaya hürmet gibi terimleri içselleştirebileceğimiz metinler bulmalıyız eğer ille de yazılı kaynak arıyorsak.
  • Çocukları sadece “saf, masum, korunması gereken” varlıklar olarak değil; onları inisiyatif alabilen, karar mekanizmalarına ortak olabilen, görüşlerini ifade edebilen, eylem ve sevgi kabiliyeti yüksek, toplumsal yönü olan bir kişi olarak görürsek onları hayata daha iyi hazırlayabiliriz.
  • Kaygı bozukluklarına, travmalara ve duygusal rahatsızlıklara yol açmamak için çocukların okuduğu kitabı öncesinde veya beraber siz de mutlaka okumaya çalışın. Okuyamasanız da kitap hakkında mutlaka sohbet edin.
  • Onları, eğer bulabilirseniz arif insanlarla tanıştırın. Arifle muhabbet binlerce kitap okumaktan daha efdaldir.
  • Masal okumayı ihmal etmeyin. İyilerle kötülerin savaşında her zaman iyilerin kazandığını; ama iyi olarak kalmanın ve eylemde bulunmanın zorluğunu da hatırlatın…

Çocuk kitapları, çocukları bilinçlendirmek için tabi ki her zaman en güçlü kaynaklardan biri olmuştur. Ancak günümüzde çocuk ve gençlerin enformasyon tercihi daha çok sosyal medya olduğu için onlara kitap okutmanın zorluğunun farkında olarak işimizin epey zor olduğunu kabul ediyorum. Bu açıdan da çocuk hakları; sadece STK’ların örnek kitap çalışmalarına, ısmarlama kitap projelerine ve Batı referanslı tercüme eserlere indirgenmemelidir. Narsist ve bencil kişiliklerin çoğaldığı bu dünyada haklar konusunu konuşmak her zamankinden zor. Tüm zorluklara rağmen insanlığın bu konuda yeni bir madde ve ruh planına ihtiyacı olduğu kesin. Medeniyetimizin yeniden inşası ve dünya toplumlarına hayırlı bir misal olabilmenin yolu da bunun idrakinden geçiyor.Yağmur damlasının, bir ağaç kütüğünün ve topal kedinin hakkından bahseden o medeniyete geçiş, alışkanlıklarımızı ve kabullerimizi hayırlı olanlarla ikame etmekle mümkün.

YAZAN: SONGÜL İNANÇ KAYNAK: ÇOCUK ŞEHRİ DERGİSİ SAYI 8

Çocuk edebiyatı neden desteklenmeli?

Çocuk edebiyatı ve çocuklar için hazırlanan kitaplar arasında bazı farklar vardır. Bu fark, kitapların satış potansiyelini en verimli şekilde değerlendirmek için yayınevlerinin yaptıkları girişimlerle belirgin hale gelir.

Ülkemizde çocuk kitapları yayınlayan yayınevleri için en karlı satış stratejisi kitabı okullarda satabilmektir. Bu, hazırlanan çocuk kitaplarının edebi yanından çok, eğitsel bir taraf taşımasını gerekli kılar. Çünkü bir kitabın alınması için o okulun öğretmenleri ve idarecileri onay vermelidir. Bu takdirde o kitaplar çocuklarla buluşabilir. Dolayısıyla kitap bir nevi yardımcı ders kitabı olma yoluna girer. Çocuk kitaplarının arkasına eğitsel sayfalar eklenmesinin de hikmeti budur.

Elbette çocuk edebiyatını seven, iyi edebiyatın tadını bilen öğretmenler, daha özgür seçimlere aracı olabilecektir. Ama yayınevlerindeki yaygın olan davranış, öğretmenlere sevdirebilecekleri kitapları tasarlamak ve yazdırmak eğilimindedir. Böylece, eğitsel bakış açısı iyi edebiyatı baskılar ve iyi çocuk edebiyatı metinleri yazabilecek yazarlarımız eğitim camiamızın kalemtıraş gibi derslerde kullanabileceği malzemeler üreten küçük esnaflara dönüşür. Yerli çocuk edebiyatı yazarları telif alabilmek için bu satış stratejisine uyum sağlamak zorundadır.

Yerli çocuk edebiyatı da desteklenmeli

Burada yabancı çocuk kitaplarının açtığı bir yol, çok satanların oluşturduğu bir rol model yok değil. Eğer Saftirik kitapları çok satıyorsa, yayınevleri yerli Saftirik kitabı yazacak yazarlara seriler halinde kitap siparişleri verir. Eğer vampir kitapları çok satıyorsa, yerli vampir kitapları sipariş etmek, eğer dedektif kitapları çok satıyorsa… Burada duralım. Yayınevlerinin ayakta durmak için bu stratejileri uygulamak zorunda olduğu bir gerçek. Peki, yerli çocuk edebiyatı yazımını desteklemek de gerekmez mi? Bunu kim yapacak?

Bir çocuk kitabında maliyeti artıran unsur, önce ressam telifi, tasarım, yazar telifi, elbette baskı ve kâğıt masraflarıdır ve vergilerdir. Çocuk kitaplarının resim maliyetlerini nasıl düşürebiliriz diye düşünen editörler yabancı çocuk kitaplarını basmayı ya da resimleme teliflerinin daha düşük olduğu 3. dünya ülkesi çizerlerine kitap resimletmeyi düşüneceklerdir.

Gerçek şu ki birilerinin çocuklar için çocuk edebiyatını desteklemek adına adım atması gerekmekte. Mesela zengin bir adam çıksa ve her yıl 1000 çocuk kitabı çizerine verilmek üzere bir fon oluştursa ve bir jüri bu işi organize etse. Aynı şey çocuk edebiyatı yazarları için de geçerli, keşke bir zengin çıksa ve ülkesinin çocuk edebiyatı yazarlarını teşvik etmek için böyle bir fon kursa. Bu tür destekler sektörün satış odaklı ürettiği saçma sapan çocuk kitapları çöplüğünden nefes alacak bir alan ortaya çıkartabilse.

Kurulan sistem kişilerden bağımsız olmalı

Bunu Kültür Bakanlığı ve mesela belediyeler yapamaz mı? Çocuklar için iyi şeyler yapılmasının önündeki üç beş engeli aşacak adımlar atılamaz mı? Avrupa ülkelerinde var olan teşvik uygulamaların bizim ülkemizde neden yapılamadığının bir izahı var mıdır? Haksızlık etmeyelim. Geçtiğimiz yıllarda Kültür Bakanlığı yazarlara verilmek üzere böyle destekler açtı. Ama iki sene sonra bu destekleri yazarlar yerine yayınevlerinin seçtiği kitaplara yöneltti. Şimdi bu geri adım neyi çözmüş oldu? Yayınevine destek başka bir problemin çözümü. Bunu da yap, diğerini de yap.

Sinema sektöründe örneğin çok daha büyük paraların destek için dağıtılabiliyorken, neden kitaplar için bu yapılamadı? Kurulan bir sistemin, kişilere bağlı olmaksızın yürütülebilmesini organize edebilecek bir akıl neden bulunamaz? Çocuklar için iyi bir şey yapmanın, iyi çocuk edebiyatı örneği kitaplar basılmasının önündeki engellerin aşılması mümkün mü?

yazan: Bülent Ata KAYNAK: DÜNYABİZİM

“Deizm gençlerin sorunu olabilir ama sebep yetişkinlerdir”

Nihal Bengisu Karaca HaberTürk’teki yazısında İslamcıların eğitim ve gençlik algılarını eleştiriyor. Deizm tartışmasını bir gençlik sorunu gibi görmenin yanlışlığına değinen Karaca yetişkinlerin inandığı dinin gerekliliklerini yerine getirmemelerinin sonucunun bugünkü gençliği doğurduğunu yazıyor.

***

Dünün “gerçek özgürlüğün” “La ilahe illa Allah” diyerek mümkün olacağını savunan, “mücahit” marşlarıyla bilenen gençleri bugünün iktidar, güç ve para bağımlıları oldu. Çoktan baba oldular ve evlatlarının kendilerini izlemekte olduğu gerçeğini unutmuş görünüyorlar. “Mü’min”in yerini ‘bizden”, “kafir”in yerini “karşıt” sözcüğü almış; “tebliğ”in yerini siyasi propaganda. Bu babalar ya boğazına kadar imar, ihale, rant meselelerine batmış ya da kendilerini CEO olarak yerleştirildikleri kurumlarla, bilançolarla  tanımlar olmuşlar. Yeteri kadar para kazandıklarında tesettürlü anneler terkedilip genç, açık, dolgulu, janjanlı tercihen “spiker” kadınlarla nikah kıyılıyor ve -o da ne?- bu evlilik haberleri basında, iktidar çevrelerinde onaylanarak  izleniyor. Her şeyin ama her şeyin affedilmesi ise bir Umre’ye bakıyor. Read more

Çocuk Kitaplarındaki Frida Kahlo

Son zamanlarda Frida Kahlo ismini duymayan yoktur. Hakkında en çok çocuk kitabı yazılan kadın karakter herhalde Frida Kahlo’dur. Peki Frida bu ününü neye borçludur?

Yaşadığı korkunç trafik kazasının ardından yaşam mücadelesi veren Frida uzun yıllar hastane yatağına bağlı yaşamak zorunda kalır. Hastane odasında yatağının tam üstüne, tavana ayna taktıran Frida bu yolla başarılı otoportreler çizer. Resimde oldukça başarılı olan Frida bir azim ve sanat öyküsünün başkahramanıdır. Çocuk kitaplarında bu haliyle tanınan Frida hayatında birkaç kez evlilik yapmış, evli olduğu sıralarda birkaç kişiyle eşini aldatmış, hatta eşcinsel ilişkiler yaşamış biridir.

Bundan sonra çoğu bayanlarla olmak üzere Frida’nın yaşamında birçok cinsel ilişkiye tanık olunur. Anarşist-feminist Frida duygu dolu sözleri, varoluşçu ifadeleri ve sanatıyla olduğu kadar bu cinsel hayatıyla da çok konuşulan bir isim olur.

Frida’nın hayatını ilk Nota Bene Yayınları’ndan okudu çocuklar. Bunu daha sonra diğer yayınevleri takip etti. Read more

Psikanalitik Yaklaşımla ‘Alice Harikalar Diyarında’

Psikanalitik Eleştiri Yaklaşımı Nedir?

Psikanalitik Kuram, Sigmund Freud’un (1856-1939) geliştirdiği psikanaliz üzerine kurulmuş edebi eleştiri dallarından biridir. Lois Tyson’ın belirttiği gibi, psikanalizin çeşitli yönleri kültürümüze o denli kök salmış hale geldi ki “kardeş çekişmesi, aşağılık kompleksleri ve savunma mekanizmaları böylesine yaygın bir kullanımda ve çoğumuz kendilerini tanımladıklarını duymadan ne demek istediklerini biliyoruz”. Freud‘un teorisinin temel kavramlarından bazıları şu şekildedir: İnsanların zihinlerinde acı verici deneyimler ve duyguların bastırıldığı bilinçsiz bir öz vardır ve günlük yaşamımız “id” in arzuları ile “ego” ve “süperego” taleplerimiz arasında moderatörlük yaparak geçiyor.

Bu edebi eleştiri okulu, hem edebi karakterlere hem de yazarlarına, çoğu kez aynı anda psikanaliz yöntemlerini uygulayarak, edebiyatı daha iyi anlayıp ve yorumlayabileceğimizi savunur. Bu çoğunlukla, eserin bir düş olarak değerlendirilmesi, dil ve sembolizmin yakından incelenmesiyle elde edilen gizli anlamı bulmak için yorumlanmasıyla yapılır.

Seksüel Sembolizm Read more

Popüler Bilim Militarizmin Hizmetinde

Uzayı Silahlandırma Promosyonu 

“Bir kitap asla sadece bir kitap değildir. Aklınıza gelebilecek her şeye dönüşebilir bir kitap. Ama en önemlisi çok iyi bir dosttur ve sizi asla terk etmez.” Bir çocuk kitabının tanıtımında yer alan ve aklımda yer edinen bu ifadelere ben de katılıyorum. Doğrudur; bir kitap asla sadece kitaptan ibaret değildir ancak bu genellemeyi her zaman, Polyanna misali, olumlu yorumlamak mümkün olmuyor. Pek çok kitap sureti haktan görünmekle beraber bazen kimi kitaplar oldukça içten pazarlıklı, hedef şaşırtıcı, gerçekleri perdeleyici hatta manipülatif olabiliyor. Popüler bilim belgeselleri ve televizyon programlarıyla ünlü astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’un son kitabına yönelik eleştiriler onu bu kitaplardan biri olmakla itham ediyor ve pek de haksız görünmüyorlar.

Kitap mı Silah Ticareti mi?

Askerî teknolojiye astrofizikçilerin katkısı ne oldu ve askeri araştırmalar astrofiziğe neler kazandırdı? Bu sorunun cevabı 17’nci yüzyılda yapılan ilk teleskoptan günümüzde uzak galaksileri izlememize olanak sağlayan uzay teleskopları ve gözlemevlerine kadar yüzyılları kapsıyor. Amerikalı ünlü belgesel sunucusu Neil deGrasse Tyson’un Avis Lang ile birlikte yazdığı popüler bilim kitabı Accessory to War şu alt başlığı taşıyor: The Unspoken Alliance Beetween Astrophysics and the Military (Savaş Teçhizatı: Astrofizik ve Ordu Arasındaki Zımni İttifak). Tyson ve Lang ve kısa sürede New York Times Best Seller listesine giren bu kitapta askeri faaliyetler ile uzay bilimlerinin tarih boyunca işbirliğini örnekleriyle ortaya koyuyor. Cosmos gibi uluslararası çapta ilgi gören bilimsel belgesel dizisi ve başka televizyon programlarıyla büyük üne kavuşup popüler kültür yıldızına dönüşen ve aslında bir astrofizikçi olan Neil deGrasse Tyson’un böyle bir kitap çıkarması ilk bakışta normal görülüyor. Üstelik kitaba verdiği isim ve koyduğu alt başlık bilimin askerî amaçlar için nasıl bir alet olarak kullanıldığının eleştirisi gibi görünüyor. Ancak olay hiç de öyle değil. Tyson’a ülkesinde getirilen başlıca eleştiri şöhretini kullanarak uzay çalışmalarının askerî amaçlarla kullanımının promosyonunu yapmak daha açıkçası uzayı silahlandırma projesinin reklam yüzü olmak. Read more

1 2 3 9