Okurlukta hamallıktan kurtulmanın yolları

Okumak bir eylemdir. Hatta yazmaktan daha önemli bir edebi eylem. Ama hep yazmak kutsanır. Yazar olmak çok önemli bir sıfattır da, okur olma unvanı nedense kişiyi tatmin etmez. Galiba bunda doğru okuma formüllerini uygulamamanın etkisi büyük. Bulduğu her şeyi okumak zorunda olan bir Anadolu kasabasının kitabın eni konu temin edilebildiği yoksunluğundan bugün en ücra yerlerin artık internetten verilen siparişlerin kargo hizmetleriyle ücralıktan çıkarıldığı günlerdeyiz. Okumamanın kitaba ulaşamama mazereti ortadan kalktığına göre kimse bahsetmese de, Türkiye’de okuma eğrisi de yukarı doğru tırmanıyor. Ve bu sıçrama kimseyi mutlu ya da tatmin etmiyor olacak ki, hiç kimse ifadesi içinde bir zerre bırakmayacak kadar doldurarak söz edilmiyor bu durumdan. Neden böyle oluyor diye garip şeyler düşünmekle ve yazmakla meşhur ben kafa yorarken şöyle aydınlanıyorum: Okur, kendine ait bu şanlı sıfatı göğsünü gere gere kullanmıyor çünkü okumanın karmaşık yollarında doğru bir rehber bulup, ışığın ruhunu aydınlatacağı o büyük buluşmayı bir türlü yaşayamıyor.
Okumak bir eylemdir ve okuma kararını vermek, bu eylemin ilk hem de en önemli adımıdır. Sadece bu cesur kararı kutlamak ve kutsamak da yetmez. Okurun bu sıfatı her daim ona neşe ve heyecan verecek şekilde içinden dileklerini gerçekleştirecek bir cin çıkmasa da Alaaddin’in lambası gibi okşayıp, tozunu alması gerekir. Metaforlara ve imgelere ara verip dost gibi samimi konuşursak eğer, Türkiye’de okurların kendini profesyonelleştirmek yerine rüzgar nereye götürürse kaderini orada arayan Orta Çağ denizcilerinin tutumundan kurtulması gerektiğini söylemek gerek. Alınmanın burada geçerliliği yok. Türkiye’de okur hamaldır. Kitabın zor bulunduğu günlerde başlayan entelektüel birikim böyle olmazsa sanki değerli bir eylem olmayacakmış gibi nesillerden nesillere değişmeden armağan edilmiş. Ama zor elde edilen bir kitabın mutlaka okunması gerektiğine dair de ocağı mahveden bir incir ağacı dikilmiş. Bu ağacın en tatlı meyvelerini popüler edebiyat yayını yapan ve o yayınlara imza atanlar yiyor. Bizim hamal okur eline aldığı sepetiyle kitapçı zincirlerinin çok satanlar raflarının kökünü kuruturken, Türkiye’nin okumaya ilişkin entelektüel makinesinin çarkları dönsün diye ona ekonomik bir yakıt sağladığını düşünerek gururlanıyor.
TÜRK OKURA ÖZEL

Read more

Çocuk Edebiyatı ve direniş: Yazarlar hayalgücü satmazlar

Okurunun çocuk olduğu bir edebiyatın kendisi bir direniştir. Çocuğu tek bir kalıba sokmaya uğraşan, erkin çocuk kitaplarındaki müdahalesi ve tek düze yetiştirilmeye kurulan eğitimin bir parçası haline getirilmeye çalışılan, çocuk edebiyatında ezberci müfredatın dışında bir üslupla, özgür ve yaratıcı metinleri yaratmak kolay bir iş değildir. Özgürlük, barış, çevrecilik, ayrımcılığa karşı mücadele, insan hakları, yaratıcı düşünme, hayal kurma çocuk edebiyatının direniş temalarıdır.

Çocuk edebiyatında, suya sabuna dokunan edebiyat üretmek, ‘direnişi’ yazmak ve yayınlamak cesaret işidir yazarlar ve yayıncılar için. Okullarda çocuklarla söyleşememek, satın alınacak kitaplar listesine girememektir, fuarlara katılamamaktır. Çoğu zaman engellemelere ve sansüre maruz kalmaktır.

Azıcık zaman ayırıp kitap fuarlarını, kitap günlerini dolaşsanız yayıncılıktaki, özellikle çocuk edebiyatındaki tahakkümü görmeniz hiç zor olmayacaktır. İktidarın diliyle yazılan, dikte eden, parmak sallayan, ötekileştiren, cinsiyetçiliği öven, mutfağı kadının görev alanı olarak tanımlayan, dini moti erle örülmüş bir edebiyatın çocuklara ‘edebiyat’ diye servis edildiğini rahatlıkla görürsünüz. Oysa aşağıda başlıklar halinde sıralayacağımız gibi, çocukların edebiyatla tanışmaları onları daha güzel bir gelecekle tanıştırmanın ilk adımıdır.

İyi edebiyat direniştir!

Okul tarzı eğitimin yaratılıcılığı törpülediği herkesçe biliniyor. Edebiyat metni, ‘kitaplar’ yardımcı ders kaynağı muamelesi görüyor. Zorunlu okumalar, özet çıkarmalar çocukları edebiyattan uzaklaştırıyor. Kitabın, okumanın çocukça sevilmesi için iyi edebiyat, iyi yazarlar ve ders dışı, zorunlu olmayan okumanın özendirilmesi öğretmenin, ailenin, yazarın görevidir.

Dil ve direniş

Yazarlar metinlerindeki özgünlük ve özgürlüklerini dili iyi kullanarak çocukların dil konusundaki beslenmelerine yardımcı olurlar, dilin akıcılığı ve zenginliği ile tanışan, okumayı sürdüren çocukların kelime zenginliği artacak, okuyan, yazan, sorgulayan, bağımsız düşünme alışkanlığını kazanmış bireyler yetişecektir.

KAYNAK: BİRGÜN KİTAP

Gerçekten kurguya vampir ve sonrası

K24’den Sibel Oral “Vampir” dosyasını açıyor! Yüzyıllık vampir anlatıları popüler edebiyata ve sinemaya yeniden konuk oluyor. Peki neden? Sibel Oral konuyu farklı isimlere sordu:

***

Bu ayki konumuz: Gerçekten Kurguya Vampir ve Sonrası.

Neden? Aslında yazının başında yaptığım alıntı bu neden sorusuna bir yanıt: “Rüyalar, taş duvarların arasından içeri süzülebilir, karanlık odaları aydınlatıp aydınlık odaları karanlığa gömebilir…” Evet, her şey olabilir, neden olmasın. Vampirlerin dünya edebiyatına girmesinin, romanlarda varolmasının bir nedeni var. Büyülü bir neden. Çünkü varlık nedenlerinin insana bir söylediği var.

Ölüm, ölümden sonra hayat, kötülük, korku gibi ana izlekleri olan, ortaya çıktığı dönemde “realist ve akılcı akıma karşı” doğan vampir anlatılarının bugün, 2018 yılında geldiği nokta gerçekten de Seçil’in sorusunu doğrular nitelikte. Dizilerde, romanlarda, filmlerde, tekstilde, makyajda.. ama neden? Bu kadar özenilecek, öykünülecek neyi var vampirlerin? Hem sahiden varlar mı, varlar mıydı?

Geçen yıllarda “Dünyadaki ilk resmî vampir Türk çıktı” başlıklı haberleri hatırlar mısınız, hemen vampir romanları, filmleri gündeme gelmişti. Popüler kültürde şimdilerde vamp makyajı, vampir dizisi, elbisesi, çorabı gibi alanlarda tüketilen bu dünyanın tarihi, bilineni bilinmeyeni nedir diye çıktık yola, bakın neler oldu:

Yankı Enki yazdı:

Gerçeğe kazık çakan kurgu: Vampir edebiyatı

Yirminci yüzyıldan günümüze uzanan yelpazede vampirin dehşeti, aynadaki dönüşümü, toplumun dönüşümüyle ve bireyin karanlığıyla orantılıdır. Halk inanışları ile akıl ve mantığın paylaştığı müphemlik, birey ve toplumun karanlıklarının özdeşleşmesiyle varlığını muhafaza eder. Ve karanlık, vampir gibi, evdedir.

  1. Gülay Er Pasin yazdı:

Vampir öldü, yaşasın android

Özellikle edebiyat ve sonraki dönemde baskın olarak sinema filmleriyle popülerleşti vampir. Köylülerin kanını emen korkutucu aristokrat zaman içinde yakışıklı, güzel, güçlü, sahip olduğu yetenekler açısından süper kahraman gibi algılanmaya müsait, erotik ve cazip bir karaktere dönüştü. Kendi canavarlığıyla yüzleşti, boğuştu.

Andrew Finkel yazdı:

Yanı başımda bir vampirle yaşlanırken

Ne ki, ölümsüzlük yalnızca kurmacada bir seçenek olarak var ve belki de bu yüzden, insan yaşlandıkça, vampir hikâyeleri gücünü toplayıp korkutma kudretini yeniden kazanıyor.

KAYNAK VE YAZININ DEVAMI : K24

Grafik roman, neden edebiyatın ilgisini çekiyor?

Geçtiğimiz günlerde dünya edebiyatının itibarlı ödüllerinden biri olan Man Booker yılın en iyileriyle ilgili uzun aday listesinde bir grafik romana, Nick Drnaso’nun Sabrina isimli çalışmasına yer verdi. Art Spielgelman’ın Maus’la kazandığı Pulitzer’den sonra çizgili sanatların edebiyat dünyası ve kültür endüstrisi içinde ulaştığı en önemli başarı olabilir bu seçim. Kendi adıma türün tutkunu, tarihçisi ve “yazarı” olarak jürinin seçimini iddialı ve heyecan verici ama bir o kadar da “normal” ve hatta gecikmiş sayıyorum. Hoşuma gidiyor, çünkü en az çeyrek asırdır çizgi romanın klişe anlatımlarından ayrılarak başkalaşmasından yana kendimce bir mücadele veriyorum. Grafik romanın yeni bir “medium”  olarak kitap dünyasına ve hikayeciliğe tazelik getirdiğine inanıyor ve savunuyorum.

İlk gençlik yıllarımda hafif delilik içeren bir tutkuyla ne zaman “Teksas Tommiks” dense çizgi roman diye düzeltir bunu yapmazsam kendimi kötü hissederdim. Çizgi roman sadece bu değil demek istiyordum. Oysa çizgi roman ben bunu söylediğim yıllarda, ne desem nafile, çocuklar için üretilen, iyilerle kötülerin savaştığı, kahramanın zaferiyle sonuçlanan serüven tahkiyeleriydi. Bütünüyle çocuksuydular. Çocuklar büyüyor ve onları okumayı bırakıyordu. Türkiye’de mizah dergileri geniş bir ilgi gördüğü ve ticari başarı kazandığı için pek çok okur, Teksas Tommiks’ten sonra onlara geçiyor ya da ilk onları okuyarak çizgili hikayelerle tanışıyordu. Popüler kültür değiştikçe, eğlence seçenekleri çoğalarak çeşitlendikçe, çizgi romanlar özel ve rekabet edilemez bir eğlence biçimi olmaktan çıktılar. Televizyona, bilgisayar oyunlarına ve internete çeşitli biçimlerde yenildiler. Read more

‘Dil ve edebiyata çocuklarla başlamalıyız’

Diyarbakır Sanat Merkezi ve Lîs Yayınları’nın düzenlediği “Diyarbakır Karşılaştırmalı Edebiyat Günleri” devam ediyor. Etkinlikler kapsamında Eğitim Sen Diyarbakır 1’nolu Şube’de “Kürtçe Çocuk Edebiyatı: Deneyimler ve İmkânlar” konulu panel düzenlendi. Panele yazarlar ve yayıncılar Feridun Birgül, Ülkü Bingöl ve Mem Bawer ile çok sayıda izleyici katıldı.

‘Çalınan birçok türkümüz var’
Kürtçe çocuk edebiyatı üzerinde çalışmalar yürüten yazar Feridun Birgül, 76 gün çalıştıklarını, 14 şehir, 32 ilçe ve 74 köy gezdiklerini belirterek, “Daha önce tespit ettiğimiz yerlere gidip var olan sözlü hikayeleri kaydedip topluyorduk. Bu hikayeler yavaş yavaş kaybolmaya, unutulmaya yüz tutsa da hala canlılığını koruyor. Amacımız fabl tarzı hikayeleri toparlayıp, düzeltip, eğitime göre basmaktı. Yaklaşık 200 hikaye topladık. Çocuklar için hem okulda hem de evde okuması için 24 çocuk hikayesi bastık. Bunun yanında çocuk oyunları bastık.  Bu çalışmamızı raporlaştırırken çocuk edebiyatı ve kadın edebiyatı üzerine tartıştık ve bu şekilde attığımız küçük adımın sonucunu değerlendirdik. ‘Keçelok’ yani Keloğlan’ı herkes bilir ama biz Serhat ve Behdinan bölgesinde ayrı ayrı olarak orijinal halini kaydettik. Onun dışında dilleri çevrilip bizden çalınan birçok türkü de kaydettik. Kürt kültürünün derinliğine daldıkça doğruyla karşılaşıyoruz. Kürt kültürünün tek bir eksiği yazılmamış olmasıdır” dedi. Read more

100 Temel Eser’i Belirlemekte Kriter Yandaşlık Mı?

Çocuk edebiyatı, çocukluğun inşasında önemli bir yer teşkil etmekte. İlk dönemler halk arasında ortaya çıkan tekerleme, masal gibi anlatılar, çocuk edebiyatının da bir nevi temelleri olarak görülüyor. Günümüz dünyasında çocuk edebiyatına dahil edilebilecek yazılı ve sözlü on binlerce eser söz konusu olsa da bu alanda nitelikli olanı niteliksiz olandan ayırmak önemli bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Çocukluk ve edebiyat ilişkisinin bugünkü edebiyata yansımalarını, tanınmış çocuk edebiyatçılarından Hidayet Karakuş ve Ahmet Büke ile konuşan Mehmet Emin Kurnaz’ın haberini paylaşıyoruz:

  • Ülkede çocuk edebiyatının mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Hidayet Karakuş: Öncelikle şu çok önemli, çocukların zihinsel gelişimleri üzerinde kitapların, çocuk kitaplarının önemi çok büyük. Yeni kavramlarla karşılaşan ve sözcük dağarcığı gelişen çocuk, düşünmeyi öğreniyor. Düşünmeyi öğrenen çocuk sorgulamayı, sorgulamayı öğrenen çocuk ise gerçeği öğreniyor. Bu bakımdan çocuk kitaplarıyla başlayan bir okuma serüveni olmalı. Bugün maalesef eğitim sistemi çocukların okumasını engelleyen bir yapıya sahip. Onları test sistemine yöneltiyor, çocuklar Türkçenin tadına varacakları kitaplardan uzak kalıyor.
  • MEB’in yayınladığı 100 Temel Eser gibi çalışmalar yeterli mi?
    100 Temel Eser’de çok bilinen ama az okunan eserleri görüyoruz. Özellikle yandaş yayınevlerinden çıkan kitaplar bu listeye dahil ediliyor. Ayrıca asıllarından farklı olarak özetlenerek ya da içeriği bizzat değiştirilerek yayımlandığını görüyoruz. Türk edebiyatının çok başarılı eserlerini ıskalayan bir yanı da var. Aslında bakanlık 100 temel eser deyince büyük bir sınırlama da söz konusu oluyor. Çocuk özgürce okuyabileceği ya da velilerin önerebileceği eserler okunmuyor. Biz, çocukların kendi seçimine saygı duymak zorundayız.
  • Peki velilere düşen görevler neler?
    Velilerin çocukları özgür kılacak ve özellikle okuduklarını çocuklarla paylaşacak kitapları önermeleri gerekir. Ben gittiğim bütün toplantılarda velilere ve öğretmenlere çocukların okuduğu kitapları siz de okuyun çocuklar neyi seviyor sevmiyor neler önüne sunuluyor öğrenin diyorum. Çocuğunuzu daha iyi tanımanın yolu buradan geçer. Benim kitaplarımda şiddetten uzak, biraz serüven yanı ağır basan, duygusal arkadaşlıklar içeren konular var. Bence bugün çocuk yazını güzel noktaya ulaştı ancak her toplumda olduğu gibi bizde de çocuğa bir şey vermeyecek eserler söz konusu. Bunların seçimi tabi ki velilere, öğretmenlere düşüyor.

  • Ülkemizde çocuk edebiyatı küçümseniyor mu?
    Ahmet Büke: Bizde çocuk ve gençlik edebiyatının ciddiye alınması için uzun ve uğraştırıcı bir mücadele verildi. Hâlâ da bitmiş değil; son yıllardaki önemli gelişmelere rağmen olması gereken yerden uzağız. Yazar olarak bu alanda çaba gösterenlere hafiften bir tebessümle bakıldığını gözlemleyebiliyorum. Oysa yetişkin edebiyatı sadece yetişkinler içindir ama çocuk edebiyatı hem çocukları hem de yetişkinleri kapsar. Yükü, sorumluluğu daha ağırdır. Bir de bugünün çocuk edebiyat okurları yarının yetişkin edebiyat okurları olacaklar. Yine de bütün işi gücü bu olan sivil toplum kuruluşları, yayıncılar, dergiler, yazarlar var. İyi eserler veriliyor Türkçede. Ebeveynlerin giderek daha ilgili oldukları, doğru kitapları çocuklarına ulaştırmak için çaba içine girdikleri görülüyor. Bir diğer sorunumuz da kitaba erişim elbette. Çocuk edebiyatı maliyetli bir alan dolayısıyla kitapların son fiyatları yüksek. Hele kriz dönemlerinde çocukların kitap edinmeleri oldukça zorlaşıyor. Mutlaka çocuklara yönelik kütüphanelerin, kitaplıkların arttırılması, var olanların zenginleştirilmesi gerekiyor. Verili durumda burada yerel yönetimlere, sivil inisiyatiflere düşüyor galiba en büyük görev.
  • Okullarda verilen edebiyat eğitimini, çocukluğun egemen ideolojiyle inşası olarak değerlendirebilir miyiz?
    Politik olmak, bana kalırsa, iki soru ve bunlara verilen yanıtlar üzerinde yükseliyor: Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz? Bu konuda kamunun nasıl bir durumda olduğu belli. Herkes nasıl bir dünya kurguluyorsa onun gereğini yerine getirmekle meşgul. Verili duruma yönelik itirazlar anlamlı, değerli ama bizim daha fazlasına ihtiyacımız var. Çocuk edebiyatı ile ilgili herkesin nasıl daha iyi bir edebiyat evreni kurmalıyız sorusunun içinde yaşaması gerekiyor öncelikle. Elbette yetmez: Aileler, sivil inisiyatifler, yerel komiteler, sivil örgütlenmeler bu konudaki alternatif kurgularını çatmak ve uygulamakla yükümlü. Yükümlüyüz…
  • Eserlerde ebeveynlere yolladığınız mesajlardan karşılık buluyor musunuz? Geri dönüşler ne yönde oluyor?
    Kitaplarımı basan Günışığı Kitaplığı ve On8 Kitap bu konuya çok hâkim. Her defasında eser üzerinde onlarla uzun uzun çalışıyoruz. Kimi zaman bir kelime veya ifade üzerinde defalarca durduğumuz oluyor. Ayrıca pedagog arkadaşlarım da kitapları okuyup değerlendiriyor. En son küçük kızıma okuyorum. Ondan henüz tam not alamadım ama.

KAYNAK: BİRGÜN GAZETESİ

Eğitimde Gerekli Başlangıçlar

Dünyanın hemen her yerinde eğitim sistemlerinin reforma tabi tutulması süreci devam ediyor ve aktörler daha iyi bir sistem kurmak için kıyasıya mücadele ediyorlar. Yöneticiler kitlesel eğitimi nicelik ve nitelik bakımından geliştirmeye odaklanırken eleştirel pedagojiyi “çıfıt ıslığı”na dönüştüren, yarına imza toplamaktan takati tükenen muhalifler ise şimdilik minimal uygulamalarla iktifa ediyor. Ama şurası kesin; artan okullaşma oranı, azalan devamsızlıklar, ücretsiz dağıtılan ders kitapları genellikle eğitim ortamlarını okuryazarlık pratikleri bakımından en azından şimdiye kadar anlamlı bir şekilde dönüştürebilmiş değil.

Filozoflar ve düşünürler öteden beri insani yetilerin şekillenmesinde alışkanlıkların ve eğitimin büyük bir rol oynadığına vurgu yapmıştır. Günümüzde eğitim sorunları üzerine söz alan uzmanlar, yasa koyucular ve bürokratlar, eğitimle ilgili gerçekleri çarpıtma pahasına mütemadiyen teknolojiye, sınıf mevcutlarına, kamusal kurumlara özel okul mantığıyla yaklaşır yahut bireysel eğitime odaklanan bir hikâye anlatırlar. Bunların kullandıkları belli başlı tüm argümanlarda eğitim kurumlarındaki teknolojik araç gereçler artarsa eğitim ortamlarının iyileşeceği iddiası bulunur. Elbette eğitim kurumlarının altyapısına dönük iyileştirme girişimleri teknolojiden bağımsız olamaz. Ne var ki, bu ham ölçü bazı durumlarda işe yarar olsa da, temel eğitim ve ortaöğretim kademelerindeki öğrencilerin okuma becerilerini üst düzeye çıkarmaya yetmiyor. Bu sebeple, en yalın biçimde, bireylerin okuma eylemiyle ilgili olarak edindikleri becerilerin, toplumda bir yaşama biçimine dönüşmesi diye tanımlanan okuma kültürü odaklı kazanımlar eğitim reformu girişiminin en önemli konuları arasında yer almalıdır.

Okuma kültürü Read more

Tanrısız Gençlik

Sineklerin Tanrısı’nı ilk okuduğumda modernizm eleştirisinin yanı sıra (dinsel-mitolojik göndermeler nedeniyle) Hıristiyan teolojisi bağlamında çözümlemeye gayret etmiştim. Dini değinilerle birlikte metaforlarla bezeli metin büyük oranda Batı medeniyeti eleştirisi içeriyordu. Sineklerin Tanrısı üzerine temel kanı, insanın çocuk da olsa ne kadar zalimleşebileceğini gösterdiği üzerinedir. Bu durum insanın doğuştan sahip olduğu ‘ilkelliğin’ bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Batı felsefesi ve Hıristiyan teolojisi açısından düşünüldüğünde insanda var olan ilkel dürtüler ve ilk günah teorisi arasında ilginç bir örtüşme bulunuyor. Konuyu dağıtmadan yazıya dönecek olursak, Sineklerin Tanrısı için en önemli değerlendirme Batı’nın medeniyet anlayışının niteliğine yönelik katı eleştiri içerdiğidir. Medeniyet –ya da ilerleme– diye tanımlanan şeyin gerçek yüzü hiç de öyle anlatıldığı gibi değildir. Bu süreç insanlığa acı, ıstırap ve kötülük getirmiştir. Yazarın konuyu ele alışını anlamak açısından kitabın yayınlandığı dönemin II. Dünya Savaşı sonrası (1954) olmasının önemli bir detay olduğunu düşünüyorum. Zira kurguda Nazi Almanya’sı ve Avrupa’nın diğer toplumlarında yaşananların etkisini görmek mümkün. Savaş bilindiği üzere dünyaya bakışı tümüyle değiştirmiş, modernist anlayışı günah keçisi ilan etmiştir.

Sineklerin Tanrısı’nda savaş nedeniyle yaşadıkları yerden uzaklaştırılmak istenen bir grup çocuğun kaza sonucu ıssız bir adada mahsur kalmasından sonraki süreçte birbirlerine karşı acımasızca davranışları ele alınıyor. Medeniyete dair hiçbir şeyin olmadığı adaya dağınık halde düşen çocuklar bir araya gelerek birlikte yaşamaya başlıyor. Yazar bu yolla modern insanın medeniyet üreterek ilkel hayattan gelişmiş (toplumsal) hayata geçiş serüvenine göndermede bulunuyor. İlk başta iş bölümü yapan çocuklar yönetim, yiyecek, güvenlik gibi konularda kararlar alıyor fakat alınan kararları uygulama aşamasında çekişme ve mücadeleler ortaya çıkıyor. Farklı yaş ve karakterlere sahip çocuklar toplumun farklı katmanlarını simgeliyor diyebiliriz. Yönetim konusunda etkin olmak isteyen kişi ve/veya gruplar karşı tarafa üstünlük sağlamak için her yola başvuruyor. Sonuç itibariyle savaştan kaçırılmak ya da kurtarılmak istenen ‘masum’ çocuklar ‘canavarlaşarak’ başlattıkları bir savaşın içinde buluyor kendini. Bu haliyle yetişkin insanları aratmayan bir görüntü çıkıyor ortaya. Günümüz dünyasını anlamak açısından önemli bir metin olduğunu düşündüğüm Sineklerin Tanrısı’nı sadece insan psikolojisi bağlamında değil sosyal psikoloji açısından da dikkate almakta fayda var.  Read more

Hangi romanlar yeniden okunabilir?

Gündelik hayatın koşturmacası içinde okumaya vakit ayırmak lüks sayılabilir. Ki bunu söyleyen bir şehir insanıysa, pekala ona dayatılan zamanı hızlı yaşama hastalığının belirtisi olur bu hal. Ama okurlar daima bir yolunu bulur; kendine o okuma zamanını ayırır. Peki ya sonra? Herkes algısına ve edebi donanımına göre okuduğu metinden bir şey kavrar, onun hakkında bir fikir sahibi olur. Peki ya daha sonra? Edebiyatın başlı başına okumak ya da yazmak değil sormak eylemi olduğunu bilmeyenler, dipsiz bir matruşka kozmosuna düşmüş gibi hissedebilir birbirinin içinden çıkan soruları duydukça. Bu böyledir: Edebiyat daima sormayı gerektirir. Bulduğun cevaplar da yeni sorular doğurur. Peki ya sonra; o metinleri okuyanca ne olacak? Muhtemelen ve muntazaman onları bir kitaplığa koyup, ara sıra tozunu alacaksın. Çünkü okurluk sıfatının üzeri tozdan kapanmasın diye bu kum fırtınası tadındaki okuma dünyasında yapman gereken, daima yeni metinleri okumak. Zaten elinde klasiklerden ve okuman gereken başka metinlerden oluşan bir liste varken, yeni bir yazarla tanışıp onun da metinlerini listeye dahil etmenle yokuş aşağı giden bir kar topunun bir çığa dönüşmesi arasında fark olmaz. Her zaman bu tür bir şeylerin altında kalan, kişinin kendisindir. Yine de bu çığdan kurtulmanın yolları var.
O ROMANI HATMETMEK 

Read more

Yeni Eğitim Bakanı’na Çağrı: Ev okulu ve okulsuz eğitim yasallaşır mı?

Yeni Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’tan eğitimde gerçekleştireceği olumlu adımlar nedeniyle herkes umutlu. Bunda Sayın Selçuk’un alternatif eğitim yaklaşımlarına verdiği önem ve pedagoji alanında yürüttüğü çalışmaların büyük etkisi var.

Kendisinin bakan olmasıyla milletçe hissedilen bu olumlu atmosferde elbette okulsuz eğitim ve ev okulu talep edenlerin beklentilerini anlatmak için bir zemin oluşmuştur diye düşünüyorum. Yıllardır sivil düzeyde, bürokrasi ve ideolojileri kendi kişisel çabalarıyla aşmak isteyen ebeveynlerin kendi çocuklarını eğitmek istemelerini artık ciddi manada tüm yönleriyle konuşmalıyız.

Eğitimde yeni nesil yaklaşımlar söz konusu. Dört duvar arası, tek kişiden çoğunluğa yayılan, otoriter ve geleneksel eğitim artık Z Kuşağı’na pek hitap etmiyor. Bilişim teknolojileri ve yeni dünya görüleri çocuklarda ve ebeveynlerde “okul” algısını değiştirmiş durumda. Bunu gören devlet yetkilileri ve sivil toplum da pek çok çalıştay, toplantı ve kararlarla eğitim durumunu ülkesel olarak iyileştirme yönünde birşeyler yapmaya çalışıyor. Ancak kabul edilmeli ki artık bilgiye ve öğrenmeye giden yol sadece okuldan geçmiyor. Read more

1 2 3 8