Büyükbaba Taşınıyor

İlk baskısını 2008’de yapan Günışığı Kitaplığı’na ait “Büyükbaba Taşınıyor”da farklı kuşakların iletişimine yer veriliyor.

Necdet Neydim’in dilimize kazandırdığı Peter Hartling’e ait kitapta alışık olmadığımız bir büyükbaba karakteri var. Ani bir kararla kızının ve ailesinin yanına taşınan büyükbabaya önceleri alışmak zor gelse de aile bir “ihtiyar” ile yaşamayı öğrenecektir ve dahası bu yaşam zevkli bir hale gelecektir.

Büyükbaba kendisine dede denmesini istemiyor. Yaşlılığı pek kabullenememiş olsa gerek kendisine “İhtiyar John” şeklinde hitap edilmesini istiyor. Muzip, aksi, huysuz diye nitelendirebileceğimiz bir yaşlılık portresi var. Beklenilen “yaşlı dede” profiline pek uymuyor. Ancak aksilikleri ve huysuzlukları bilindik türden. Onun bu hali ailesinin başına küçük işler açıyor. Biraz heyecan biraz da eğlence girmiş oluyor böylece anlatıya. İhtiyar John toplumsal kuralları ve kabulleri reddeden biridir. Genelde bu kuşağa ait insanlarda gelenek çok baskındır ve onlar geleneğin aktarıcısı ve koruyucusu kabul edilirken İhtiyar John kalıpların insanı değildir ve bazen aşırıya kaçar. Read more

İlmekler

Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi adlı romanı, başlıktaki cümleyle başlar. Şöyle de devam eder: “Hem akıl çağıydı hem aptallık.” Herkes, içinde yaşadığı çağ için bunları söyleyebilir. Her çağ, içinde bu zıtlığı barındırır. Ama bu alıntıyı, yazıya konu olan İlmekler’in vurucu kısımlarından birinde okumanın anlamı bambaşka. Çünkü zamanın en kötü biçimde vücuda geldiği anlardan biriyle daha önce yapamadığınız ölçüde yüzleştiğinizde, elinizde ya da içinizde hâlâ o en iyiyi de tutabildiğinizi hatırlamak istersiniz. Size eyleme gücünü o “en iyi” verir.

İlmekler, Montreal doğumlu İngiliz yazar çizer, aktivist Kate Evans’ın elinden çıkmış bir çizgi-belgesel. Başka ödüllerin yanı sıra, Orwell Kitap Ödülü’nü kazanan (2018) ilk grafik roman olma özelliğine sahip bir başyapıt. Adında da belirtildiği üzere, mülteci krizinden bir kesit niteliğinde. Bu anlatının özellikle gençler ve yetişkinler için yazılıp resimlendiğini hatırlayalım. Çünkü çocuğu bu kitapla baş başa bırakmak, eşlik etmeniz gereken bir yığın soruyla bir anda karşılaşmanıza yol açacaktır. Bu sorulara hazırlanmanın yolu, önce bu kitabı bizzat okumanız ve düşünmenizden geçiyor. Çünkü sonrasında sizi, kendinizle zor saatler bekleyecek. Read more

Dikkat! Bu Kitaplar Çocukları Okuldan Soğutuyor!

Çocuk Şehri Dergisi OKUL sayısında konu bağlamında bazı kitapları incelemiştik. İncelediğimiz kitaplarda okulların çocukların ruhlarına, öğrenme isteğine ve karakterine nasıl sirayet ettiğini görmeye çalıştık. Bizim değerlendirmemiz olumsuz yönde idi; okul çocukların öğrenme merakını yok eden, çocukluklarını sona erdiren ve onları tektip bir kişi haline getiren bir imge olarak karşımıza çıktı. Aşağıdaki listede yer verdiğimiz kitaplar bu açıdan okulların, daha doğrusu eğitim sisteminin açıklarını ortaya koyuyor.

OLGA OKULU SEVMİYOR:

Olga, daha ilk haftada okulu sevememiştir. Derste sürekli olarak konuşmakta ve etrafına canımız sıkılıyorsa hayatın ne anlamı var şeklinde yakıcı sorular sormaktadır. Öğretmenin otoritesini sarsan ve öğrencilerin okula dair motivasyonlarını etkileyen Olga, sakız çiğnediği için de sürekli ikaz almaktadır. Yemekhanedeki yemekler yetişkinlerin bile yemeyeceği kadar kötüdür. Anlayacağınız not defteri sürekli öğretmenin şikâyet notlarıyla doludur.

İlk günden beri sırtındaki koca çantayı taşımak zorunda kalması Olga’yı çileden çıkarmaktadır. Üstelik bu kadar ağır çantada oldukça gereksiz şey bulunuyor! Çantasına evdeki oyuncaklarını ve sevdiği eşyaları koyarak okulun yolunu tutan Olga’yı kötü bir sürpriz beklemektedir. Bu, Olga’nın okula daha doğrusu hayata dair edineceği ilk acı tecrübe olacaktır. Çantasında okul materyalleri dışında getirdiği şeylere öğretmeni el koymuştur. Çocuğun mülkiyet hakkı ihlali okulların en büyük sorunu olsa gerek!

Okul sıkıntısına(!) geçici çözümler bularak sorunları ertelemek yerine artık bir an önce okul paradigmasını değiştirerek Olgaları memnun etmek gerek. Yoksa mutsuz nesil sayısındaki artış durdurulamayacak! Read more

Yeni Çıkan 5 Felsefe Kitabı

Çocukların ne denli soru sormaya ve cevap aramaya yetenekli olduğu bilinir. O halde çocukların ve tabi ki gençlerin düşünme ve soru sorma becerileri kitaplarla da desteklenmeli.

Yeni çıkan beş felsefe kitabını, sorgulayan ve merak eden karakterleri derledik.

1- FİLOZOF MEŞE

Sorularla dolu bir kitap. Sorularla birlikte düşünmeye ve cevap bulmaya çağıran bir kitap. Bu sorular yalnızca felsefik alanda değil günlük hayata dair meseleleri de barındırıyor. Bu yüzden her söz ve eylemin niçin ve nasıllığını sorguluyor. Bilgi Yayınevi’nden..  Read more

Shaun Tan’dan Yeni Kitap: Ağustosböceği

Oscar ödüllü illüstratör, yazar Shaun Tan’in 2018 yazında yayımladığı son kitabı Ağustosböceği, Desen Yayınları etiketiyle Türkiye’deki okurlarla da buluştu.

Resimli kitap sevenler için koleksiyon değeri taşıyan Ağustosböceği, çalışma yaşamında “köleleşen” insanın dramını ele alıyor.

Çalışma yaşamının esiri hâline dönüşen insanların yaşadığı kaybolmuşluk ve sıkışmışlık hislerini plaza çalışanına dönüştürdüğü ağustosböceği metaforuyla anlatan Tan, yarattığı tanıdık dünya ile okurlarını can evinden vuruyor. İş dünyasının acımasızlığına dem vuran Shaun Tan, insanın yeteneklerini takdir etmeyen, gelişmesi yönünde onu teşvik etmeyen, herkesi tektipleştiren işveren politikalarını eleştiriyor.

Ağustosböceği, 17 yıldır yüksek bir binada veri giriş memuru olarak çalışmaktadır. Tüm bu yıllar boyunca ofisteki insan-çalışanların zorbalıklarına, kötü davranışlarına maruz kalmış, onların yapamadıkları işlere koşturmuş, sürekli çalışıp didinmiş ancak hiçbir zaman hak ettiği takdiri, övgüyü ve terfiyi alamamıştır. Nihayet emekli olma zamanı gelmiştir. Geride ne bir evi ne de birikmiş parası olan Ağustosböceği için özgürlüğe kanat çırpma vaktidir. Read more

Domingo’dan “Hepsi Sana Miras” Dizisi

İlk çocukluk evresini geçip gençlik dönemine girdiğinde çocukların yeterince kitap okumadığından şikayet ediliyor. Özellikle de okuldaki ödevleri saymazsak çocukların klasikleri okumadığından dert yanılıyor. Durum böyle olunca da bazı yayınevleri kolları sıvayıp çocuklara klasikleri okutturacak yeni yöntemler buluyor.

Bu yöntemlerin başında klasik metinlerin metnin genel yapısını bozmadan kısaltılması, gerekli açıklamaların yapılması ve dilinin günümüz çocukları için anlaşılır kılınması geliyor. Ve tabi ki olmazsa olmaz cezbedici bir tasarım da gerekiyor.

Domingo Yayınevi’nin 10 kitaplık klasikler serisi bu yöntemleri başarıyla uygulayan bir seri yayımladı  Ünlü İtalyan yazar Alessandro Baricco’nun dünyanın dört yanındaki yazar dostlarını yardıma çağırması ile ortaya çıkan bu seri çocuk/genç herkese klasikleri sevdirmeyi hedefliyor. Üstelik serinin diğer bir özelliği de yazarların anlatmayı seçtiği klasiği sanki kendi çocuğuna anlatıyormuş gibi bir dil kullanıyor olması.  Read more

Kürt Edebiyatı’nın Şaheseri “Mem ile Zîn” ve Selim Temo’nun Türkçe Çevirisi Üzerine

Mem ile Zîn mesnevisi, Kürt şair, mutasavvıf, bilge, filozof ve müderris Ahmedê Xanî’nin 1695 yılında 44 yaşında iken yazımını tamamladığı ve 2657 beyit ve 60 bölümden oluşan aşk’ı amaç edinip kendi ifadesiyle inciye benzeyen Kürt lisanı ile edebi ve estetik açıdan bir şaheser metin ortaya koyma iddiası ile yazılmış klasik bir eserdir.

Mem ile Zîn estetik kaygı ile yazılmakla beraber, Doğu edebiyatını temelini oluşturan Arapça, Farsça, Türkçe gibi diller arası edebî ilişkileri (Xanî bu dillere de hâkimdir ve şiirler yazıp eserler vermiştir) ve bu diller üzerinden şairlerin üstünlük iddialarını ifade etmeleri bağlamında da -ki klasik Fars edebiyatının iki usta ismi ve mesnevi yazarı Nizami Gencevi ve Molla Cami’ye de göndermeler yaparak Kürtçenin edebi estetiği acısından onlarla kendisini dolaylı olarak mukayese eder- okunabilinecek cok katmanlı bir eserdir. Çünkü Xanî bu mesnevi ile, Mem ile Zîn’in aşklarını bahane ederek bir yandan şair olarak performansını sergilemiş, bir yandan da dönemin Osmanlı ve İran imparatorluklarının sanat, edebiyat ve resmi  dilleri olan Farsça ve Türkçeye karşı Kürt dilinin edebî gücünü göstermenin yanında da kendi felsefi, tasavvufi ve akaidi görüşlerini de hikâye içinde işlemiştir.

Öte yandan, Mem ile Zîn, Kürtçenin ilk aşk mesnevisi olmasına rağmen, hikâye konusu bakımından da özgündür. Çünkü Klasik Doğu edebiyatında işlenen konular âdet olduğu üzere Tevrat, İncil, Kur’an gibi kutsal kitaplar ya da Arap, İran, Yunan ve Hint kıssa destan ve hikâyelerinden alınıp yazılmıştır. Ahmedê Xanî, özgün bir eser ortaya koymak için, hikâyenin konusunu binlerce yıllık kadim Kürt sözlü destanı Memê Alan’dan almıştır.

Ahmedê Xanî, bu çok katmanlı aşk mesnevisinde Kürtlerin sosyal ve siyasal problemlerine de değinir. Hatta Xanî, Kürtlerde ulusal bilinci uyandırmaya çalışan ilk şahsiyettir. Kendi selefi olan Melayê Cizirî de ulusal bilinç konusuna değinir ama bu sadece dil ile sınırlıdır. Xanî hem dönemin siyasi panaromasını çizer hem de teşvik ve tavsiyelerde bulunur. Bu ise sadece dil ile sınırlı kalmaz. Diğer komşu milletlerle kıyaslamalarda bulunur. Kürtlerdeki kahramanlık, cesaret, yiğitlik, ustalık, zekilik ve kabiliyetli olma gibi karakter özelliklerine göndermeler yapar ve onlardaki ulusal bilinci uyandırmaya gayret eder.

Dönemin Kürt Mir ve Beylerini, Kürt diline ve Kürt şairlerine sahip çıkmamalarından dolayı eleştiriler getirir bu eleştirisini Kürtçe yazmayanlara da yöneltir. Kürtlerin bölünmüşlüğü, sahipsizliği, devletsizliği, Osmanlı ve İran imparatorlukları arasında sıkışmışlığı ve bu imparatorlukların onların topraklarını sürekli savaş alanı olarak kullanması ve yıkımlarda bulunmasından da bahseder.

Vakkas Çolak’ın Mem ile Zîn eseri ve eserin Selim Temo çevirisi üzerine kaleme aldığı çalışmasının tamamını okumak için tıklayınız. 

KAYNAK: MEVZU EDEBİYAT

Sermaye Konuşunca Çocuklar Kaybolur

Daha önce dergimiz Çocuk Şehri’nin ilk sayısında “Pal Sokağı Çocukları” kitabını erkekliği inşa ediş biçimi yönüyle incelemiş, çocuk oyunlarının cinsiyetçi ve milliyetçi yönüne değinmiştik. Roman Kahramanları ilk sayısında da bu kez sermayenin kimliklere etkisi açısından bir değerlendirme yer alıyor.

***

Ferenc Molnár, Pál Sokağı Çocukları’nı 1907 yılında Budapeşte’de çıkan bir okul gazetesinde tefrika olarak yayımlamak üzere kaleme alır. Hikâye, kitabın adından da anlaşılacağı üzere Pál Sokağı’nda geçer. Jòzsefváros semtinde yaşayan iki grup çocuğun oyun alanı olarak kullandıkları bir arsa için birbirlerine karşı verdikleri mücadeleyi anlatır. Bu iki grup aynı zamanda insanoğlunun bir tarafı iyilik diğer tarafı kötülük olan iki yönünü temsil eder. Bir yanda dürüstlük, sevgi ve haysiyet; diğer yanda ihanet, yalan ve muhbirlik. Biri öne çıktığında gölgesi diğerinin üzerine düşer. Biri parladığında diğeri yanar. Aslında biri diğerini ininden çıkarır, görünür kılar, ifşa eder… Zira her ikisi de vicdanda vücut bulur… Pál Sokağı vicdandır…

Pál Sokağı’ndaki oyun alanı için mücadele veren bu iki grup çocuk, iki ayrı sınıfı, zengin ve fakir olanı temsil eder. Güçlü ile güçsüz arasında ezeli olduğu kadar amansız bu savaş, çocukluğun ötesine dair imalarda bulunur. Molnár’ın, kitabın adını Pál Sokağı Çocukları koymasının sebebi, belli ki bu savaşta sokağın ve semtin yoksul çocuklarının tarafını tutmasıdır.

Zenginliğin gösterişli ve uçucu bir kimyanın eseri olduğu düşünüldüğünde, fakirlik Pál Sokağı’nda yerleşik, yapışık, bulunduğu yerden kopması imkânsız bir duruma tekabül eder. Molnár’ın karakterleri bu imkânsızlık çıkmazında ve insani (evrensel?) değerler ekseninde şekillenir.

Yazarın kendi dilinden anlatmayı tercih ettiği kitapta en yakın durduğu kahramansa kuşkusuz Nemeçsek’tir. Nemeçsek, birazdan yeniden tasvir etmeye çalışacağım kişiliği ve hikâyesiyle Molnár’ın anlatısının orta yerinde belirir, çünkü Nemeçsek aynı zamanda tarihin en kolay görünmezleştireceği karakterdir. Çünkü tarih aslında Nemeçsek’in Pál Sokağı’nı da görmezden gelme niyetindedir. Read more

Göğü Yere İndirelim

Son yılların en büyük psikolojik sorunlarından sayılan narsizim, kendini beğenmişlik, doyumsuzluk gibi durumlar için Özgür Balpınar farklı bir çözüm önerisi getiriyor. Aslında yazarın kitapta sunduğu öneri bilindik bir çözüm ancak bunun için taa Afrika’lara gitmeyi önermek oldukça farklı bir yaklaşım.

“Göğü Yere İndirelim”, fazlaca şımartılmış ve bu yüzden doyumsuzluk ve yaramazlıklarıyla ailesini zor duruma düşürünen Deniz’in hikayesi. Görüştükleri psikolog “biraz yokluk görmesi ve bazı küçük sıkıntılar yaşaması” için bir değişim programından bahseder. İki aylığına birbirinden farklı ülkelerde yaşayan iki farklı kültüre ait çocuğun yer değiştirmesini öngören bu programı aile kabul eder. Önceleri çekimser yaklaşsalar da denemeye karar verirler. Ve Deniz’in Afrika yolculuğu başlar.

Kongo’ya vardıklarında Deniz Basalito ile tanışır. Ve doğanın içinde, bambaşka bir medeniyeti tanıma serüveni başlar. Burada sadece doğal farklılıklar değil doğaya bakış ve yaşama dair çok farklı deneyimler yaşayacaktır Deniz.

Ve bir bilgelik yolunun henüz “çömez” bir yolcusu olarak iki ay kaldığı Kongo’dan nefsini terbiye etmiş  bir çocuk olarak döner. Basalito Deniz’e iyi bir hayat felsefesi kazandırmıştır.

Konusu Afrika’da geçen çoğu oryantalist ve kolonist motifler içermemesi yönüyle önemli bir çalışma olarak kaydedilebilir. Bize uzak ve “yabancı” kültürlerle tanışmanın belki kaybettiklerimizi ve bilmediklerimizi öğretmesi açısından da önemli.

Sadece Afrika’nın bilgeliği olarak değil Deniz’in içinde yaşadığı modern bir tekno-kentin aksine yerel ve geleneksel bir yaşantının iki farklı dünya görüşünün kıyası da yapılıyor kitapta. Read more

1 2