Buz Ejderhası

Buz Ejderhası Kuzey Avrupa’nın halk anlatılarının en yaygın karakterlerinden biri. Bugüne kadar farklı anlatımlarla dile gelen bu masal karakterinin en yenisi Troon Harrison’un kaleminden çıktı. Andrea Offermann’in büyüleyici çizimleri bu masalı daha da görkemli kılıyor şüphesiz.

Tam da bahara ulaştığımız şu günlerde kış mevsiminin gidiyor oluşunu nasıl anlıyoruz? Kış mevsiminin ardından ona el sallamak, bir sonraki gelişine kadar beyazı ve kardan adamları görmeyecek olmak, mevsimlerin nasıl bir döngü izlediğini tefekkür etmek gibi bir dizi çocuksu eylem… Hangisi bizim zihin dünyamızda yer ediyor?

Her şeyi deterministçe yorumladığımız bu mekanik algı hükümdarlığında masallar, efsaneler ve mitolojiler gerçekçi yapımızı biraz alt üst ediyor. Çok fazla kış yaşamayan bilmez belki ama Harrison buz kesmiş soğuktan, açlıktan ve ölmek korkusundan yorgun düşmüş bir ailenin dramını hatırlatıyor bize. Bir türlü gelmek bilmeyen baharı nasıl çağırmak gerek? Buz ejderhaları sarmışsa tüm ülkeyi hem de! Ama yaralanmıştır buz ejderhası bu yüzden çok istese de o da terk edemez ülkeyi ve ardından gelemez bahar bir türlü. Zümrüt yeşili gözleri olan bu kız çocuğu tüm korkularının sebebi olan bu buz ejderhasına evindeki son yiyeceği, reçelli ekmek dilimini paylaşacak ve onu iyileştirecektir.

Bir sevgi, sabır ve mücadele masalı… Kainatı çocuksu motiflerle yorumlayan ve hayali karakterlerle zenginleştiren bir algı biçimi… Şimdilerde de benzer bir masal Newruz için dile geliyor. Belki buradan başlayabiliriz dünyayı masalların diliyle okumaya…

HİÇ “HAK”SIZ OLUR MU ÇOCUKLAR?

Çocuk insanın fihristi madem, o hâlde insanı anlamaya giden yol da çocukluğundan geçer. Bu anlama ve anlamlandırma çabası içinde muhakkak ki referanslar vardır. Farklı kültür ve medeniyet anlayışlarını doğuran bu referanslar, çocuğa ve onun haklarıyla ilgili sorulara da cevap sunar.

“İnsan Hakları” ifadesinin günümüz şekliyle dilden dile dolaşan hikâyesi aslında oldukça yeni, modern, Batılı ve sekülerdir. Bu perspektiften ele aldığımız insan hakları kabulü, bizim insan kabulümüzü de verir. Tüm dünyada ise bu kabullerin tek mutlak doğruymuş olduğu dayatması söz konusudur. Oysa bu dayatmayı reddederek kendi referanslarını ortaya koyacak, yeni bir paradigma inşası yahut köklere dönüş -adına ne derseniz deyin- Batılı olmayan bir yorum bulmak mümkündür!

Aslında en kestirmeden, Mustafa Ökkeş Evren’in HİÇ “HAK”SIZ OLUR MU ÇOCUKLAR? isimli şiir kitabına getirmeli konuyu. Yazarın çocuğu ele aldığı boyut, bugünkü Batılı sınırlamaların yetişemeyeceği bir yerde duruyor. Her bir şiir her bir satır, çocuğu vahiy penceresinden okumaya bir giriş sağlıyor. Referansın fıtrat ve vahiy olduğu bu okuma üslubunda, haklara indirgenmemiş; ama haklarıyla var olan çocuğun portresini de görürüz.

Çocuklar elbette hiç haksız değil; çünkü onlara çocukluklarını unutturduk… İçimizdeki çocuğun öldüğünü söylediklerinde de hiç haksız değiller. Dünyanın böyle gitmek zorunda olmadığını, yeniden bir inanışla güzel bir dünya için çalışmanın boş bir hayal olmadığını söylerken de hiç haksız değiller.

Onlara haklarını teslim etmek için yetişkin zorbalığına bir son vermenin başlangıcı niteliğinde bir kitap…

YAZAN: SONGÜL İNANÇ

KAYNAK: ÇOCUK ŞEHRİ DERGİSİ SAYI 9

Hareketli Kağıt Oyuncaklar Kitabı

Hareket eden şeyler deyince dile gelen otomat kelimesini bu günlerde çok sık duyuyoruz. Gelişen robot teknolojisiyle birlikte ne çok ürün görüyoruz otomat sistemli değil mi? Zaten son yüz yılımıza otomatlar hükmediyor desek abartı bir ifade de olmaz. Öte yandan Uniq İstanbul’daki Cezeri sergisindeki otomatların büyüleyici görüntüleri otomatın hayatımızda çok eskiden beri olduğunu hatırlatıyor.

Rob Ives, sadece kağıtları kullanarak otomat sistemli oyuncaklar üretiyor. Oldukça eğlenceli görülen bu oyuncaklar için ihtiyacınız olan tek şey ince motor kasları! Cetvel, makas, yapıştırıcılar ve rengarenk kağıtlar işin en kolay kısmı…

Kendi sitesinde çalışmalarını görebileceğiniz Rob Ives’in kağıt otomatlar kitabı ülkemizde pek bilinmiyor. Oysa Marsık Kitap 2005 yılında Ives’in çocuklar için hazırladığı kitabı ülkemize getirmişti. İçerisinde tam dört tane oyuncak bulunuyor.

Bu oyuncaklar, el becerilerini geliştirmenin yanı sıra onlara dengeyi, denge noktalarını Newton’un denge kuramındaki askiyon ve reaksiyonun eşitlik ilkesini öğreterek el devinimiyle işleyen oyuncakları ürettirecek ve düşünme yetilerini geliştirecektir.

Sadece kağıtlardan değil türlü atıklardan, eşyalardan üretebileceğiniz robotlar da Ives’ın çalışmalarının arasında yer alıyor.

Çocuk ve Gençlik Kitaplarında Başörtüsü

Ülkemizde başörtüsünü İslam’ın bir emri olarak gören ve takan çok sayıda kadın bulunuyor. Çocuklarına İslami değerleri ve kuralları aktarmak isteyen söz konusu kadınlara yardımcı olabilecek kaç başörtüsü temalı çocuk kitabı var diye inceledik ve çok az sayıda kitap olduğunu gördük.

Günümüzde kitaplar artık değer öğretme, enforme etme ve davranış kazandırma anlamında medyadan sonra en temel araçların başında geliyor. Ebeveynler pek çok dini kuralı ve değeri çocuklarına aktarırken kitaplardan bolca yardım alıyor. Peki ebeveynler başörtüsünü büyümekte olan kız çocuklarına nasıl anlatıyorlar? Bunun için kitaplara ihtiyaç duyuyorlar mı? Duyuyorlarsa onların bu ihtiyacını karşılayacak kaç kitap var yayımlanan?

Akla ilk gelen Fatma Çağdaş Börekçi’nin kaleme aldığı Aklımda Deli Sorular kitabı. Ortaokul öğrencisi üç genç kızın hem büyümek üzerine hem de başörtülü bir hayata geçmek üzerine sorunlarını ele alıyor.

Daha küçük çocuklar için ise Benim Tarzım kitabında eğlenceli bir anlatım var. Rengarenk şallar ve şal bağlama modelleri arasında kararsız kalan küçük kız için ilk ders başı örtmenin tek bir modele indirgenemeyeceğidir. Hem farklılıkların normal olduğu hem de başı örtmenin müslüman kadın için gayet doğal bir durum olduğu anlatılıyor.

Başörtümle Çok Mutluyum ise bir boyama kitabı. Renkler ve çizgiler üzerinden çocukları başörtülü bir hayata aşina kılıyor denebilir.

Uzun yıllar 28 Şubat gibi bir zulmü yaşamış çoğunluğun başörtüsünün önemini ve değerini anlatabileceği, başörtü takmaya alıştırma ve tesettürün nasıl olması gerektiği gibi konularda çocuklar ve gençler için hazırlanan bir kitaba ihtiyaç duymaması ne ilginçtir?

Öte yandan günümüz gençleri, daha önceden de olduğu gibi, gençlik kitaplarına pek meraklıdır. O kitaplar piyasa gençliğine göre şekillenir ve gençler o satırlarda kendilerini bulmak isterler. Başörtülülerin yeterince tesettüre uymamasının eleştirildiği ve deizmin yaygınlaştığı günümüzde gençlere bu minvalde bir roman yazılmasının gerekliliği yok mudur?

Bu konunun gerçekten çok ihmal edildiğini düşünüyor, gerçekçi ve özgün bir çocuk/gençlik romanının yazılmasını zaruri görüyorum.

Bu konuda Batı’da daha fazla çocuk/gençlik kitabı yayımlanıyor. Belki de İslamofobia etkisiyle bu tür bir bilinçlendirme için kolları sıvamışlardır.

Nanni’s Hijab, Under my Hijab, The Swirling Hijab ve daha çok sayıda kitap çocuk ve gençler için kaleme alınıyor.

Hidayet romanlarında yer alan müslüman kadın imajının edilgenliğini ve kadın bedeni üzerinden yürütülen bir davanın bu listede yeri olmadığını belirtmek isterim.

Yazan: Elif Yıldız

Bir Gök Dolusu Güvercin

Yalvaç Ural’ın ilk baskısını 1979’da yapan kitabı “Bir Gök Dolusu Güvercin”de erkek çocuklarının baş karakter olduğu kısa hikâyeler yer alıyor.

Yazarın çocukları, yaşadıkları hayatın içinde anlatan bir tercihi vardır. Bu doğal, samimi ve gerçekçi yaklaşım sayesinde bugün bile keyifle okunan bir etkiye sahip.

Kitaptaki erkek çocuklar adına yoksulluk denen hayat gerçeğinin yanı sıra erkek olmayı da öğrenen tiplerdir. Yaramazlıkları, cesaretleri, korkuyla eve dönüşleri, ertesi gün yeni maceralara yelken açışları, olağan insan ilişkileri içindeki öğrenmişlikleri ile bildiğimiz taşra çocuklarıdır.

Ya biraz eskiye gitmek ya da aynı zamanda yaşayıp başka hayatlar süren i çocukları tanımak için okunası bir kitap.

Mükemmel Birliktelik: Matematik ve Çocuk Edebiyatı

“Eğer çocuklarınızın zeki olmalarını istiyorsanız onlara masallar okuyun. Eğer çocuklarınızın daha zeki olmalarını istiyorsanız onlara daha fazla masal okuyun.”                                                               Albert Einstein

 Matematik ve çocuk edebiyatı birbirlerine oldukça uzak iki disiplinmiş gibi görünseler de aslında pek çok ülkenin matematik öğretim programında uzun süredir beraber anılmaktadır. Bu durum aslında oldukça anlaşılırdır çünkü matematik diğer tüm derslerdeki verileri anlayıp kullanmayı, mantık yürütmeyi ve örüntüleri yorumlamayı sağladığından okuma becerisiyle doğrudan ilişkili olan bir iletişim aracıdır ve matematiksel fikirler ancak okuma, yazma, dinleme ve tartışma ile geliştirilebilir (NIE, 1984; Santa, 1996). Bu düşünceleri farklı sınıf düzeylerinde yürütülen araştırmalar da desteklemektedir. Bu araştırma bulgularından hareketle çocuk edebiyatının entegre edildiği matematik derslerinin sınıf ikliminden tutuma, matematik başarısından matematik kaygısına kadar öğrenmeyle ilişkili pek çok değişken üzerinde olumlu bir etkisinin olduğu söylenebilir (Mink ve Fraser, 2005), hatta matematik öğretiminde çocuk edebiyatından yararlanmanın faydaları şu şekilde özetlenebilir (Furner, 2017):

  • Matematiksel kavramlar bir hikâye bağlamında öğrenilir.
  • Okuma, yazma, konuşma ve dinleme gibi bileşenleri bir araya getirir.
  • Matematiksel düşünmeyi geliştirir.
  • Matematik kaygısını azaltır ve matematik kaygısının daha az olduğu sınıf iklimi oluşturur.
  • Birden çok ve farklı cevaba imkân verir.
  • Tarihsel, kültürel ve pratik uygulama ve bağlantılara imkan verir.
  • Hikâyeyle bağlantılı manipülatiflerin/somut materyalin kullanımına olanak sağlar.
  • Öğretmen öğrencinin konuyu anlayıp anlamadığını değerlendirmek üzere okuma ya da soru sormayı kullanabilir.
  • Hikâye bağlamı problem çözme ve aktif katılımı destekleyebilir.
  • Öğretmen ve öğrencilere deneyim paylaşımı sağlar.

Matematik dersi özelinde de görüldüğü gibi çocuk edebiyatı birçok dersin öğretiminde etkinlik oluşturmak için zengin imkânlar sunan bir daldır.  Dolayısıyla öğretmenin bu dala ilişkin eğitimi, eserleri takip etmesi ve sınıfa taşıma alışkanlığı çocukların bu ürünlerle buluşmasına etki eden önemli unsurlardandır (Ersözlü, 2009). Bununla birlikte bu tür eserlerden haberdar olmak ya da bu eserleri sınıfta kullanmak etkili bir çocuk edebiyatı ve matematik öğretimi bütünleştirmesi için tek başına yeterli değildir. Öğretmen adayları ve öğretmenlerin öğretimde faydalanmak üzere nitelikli eserler seçebilmeleri ve bu eserleri etkili bir şekilde dersleriyle bütünleştirebilmeleri için desteklenmeye ihtiyaçlarının olduğu araştırmalarla ortaya konulmuştur (Edelman, 2014).

Bu iki disiplinin bütünleştirilmesi sürecinde akla gelen ilk soru, amaca uygun kitapların nasıl seçilebileceğine ilişkindir. Elbette bir kitabın öğrenme sürecini çeşitli açılardan destekleyip desteklemeyeceğini birkaç adet soru ile sınırlamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ancak bir kitabı matematik dersi için kullanmaya karar vermeden ve kitapla ilgili daha detaylı bir araştırma sürecine geçmeden önce şu sorular üzerinde mutlaka düşünmek gerekmektedir: i) Kitap edebi anlamda yüksek bir kalitede mi? ii) Kitap içerik olarak matematiksel mi ve öğrencilerin sınıf düzeylerinde uygun mu? ve iii) Kitap öğrencilerin matematiksel düşünme ve muhakeme etmelerine yardımcı olması açısından etkili mi? (Burns, 2007). Doğru kitapların seçiminde teşkil edebilecek bu üç sorunun sadece matematik boyutuna odaklanmadığını vurgulamak yerinde olacaktır. Çünkü edebi yönün göz ardı edilerek matematik öğretimini ön plana çıkaran bir bütünleştirme sürecinin, öğrencileri özellikle duyuşsal gelişim boyutunda desteklemesi beklenemez. Çünkü nitelikli bir bütünleştirme süreci ancak çocuk edebiyatının nitelikli eserleri işe koşularak gerçekleşebilecektir. Ne yazıktır ki ülkemizde matematiğe oranla çok daha güçlü bir ilişkiyi barındıran “Çocuk Edebiyatı ve Türkçe Eğitimi” başlığı altındaki çalışmalar bile % 10 civarında kalmaktadır (Balcı, 2012) ve aslında bu durum eğitim öğretim sürecinde çocuk edebiyatına dair disiplinler arası çalışmaların önemini ortaya koymaktadır. Bu gerekçe ve ihtiyaçlardan doğan “Matematik Öğretiminde Çocuk Edebiyatının Kullanımı ve Örnek Uygulamalar (MÖÇEKÖ)” matematik öğretimi ve çocuk edebiyatını bir araya getirmeyi kendine amaç edinmiş bir TÜBİTAK 4005 Yenilikçi Eğitim Uygulamaları Projesidir. Peki Türkiye’nin neden MÖÇEKÖ gibi bir projeye ihtiyacı var/dı? Bu soruya matematik ve edebiyatı harmanlayan nitelikli kitaplarla cevap verelim.

*Kitaplar bize çok farklı dünyaların kapılarını aralayarak birbirinden değerli deneyimler sunar ve hepimiz gelişimimizi mümkün olan her yönde desteklemek üzere farkında olarak ya da olmayarak maceralara atılmayı severiz. İşte böyle zamanlarda karşımıza çıkabilecek güzel bir kitap serisinin adıdır “Sör Çepçevre’nin Matematik Maceraları”. Bu maceralara korkusuzca atılmamızın nedeni ise aslında “Dünyayı Gezmek İsteyen Horoz“unkinden çok farklı değil: Dünyayı keşfetme isteğimiz. Peki bu yolculukta uğradığımız durakların lezzetlerini denemek istersek? Yolumuz yine büyük üstat Eric Carle’ın Aç Tırtıl’ı ile mi kesişir?

Ya karnımız doyduktan sonra cevaplanması gereken sorularımız biter mi? Biz de Penguen Pipkin gibi sorar mıyız acaba “Bir Milyon Ne Kadar Büyük?” diye?

Ya bu soruların üstesinden her zaman gelemez ve kara kara düşünürsek? O zaman aralaman gereken kitap davetkar cümlesiyle çağırır bizi “Bir Problemle Ne Yaparsın?”

Elbette boğulmamalıyız problemlerimizin arasında çünkü cesurca çıktığımız bu yol bize çoğu zaman bazen kendimizi bazen de “Kraliçeyi Kurtarmak” gibi ulvi bir görev yükler.

Ve öyle bir yoldur ki bu, çarpım tablosu bile engelli koşuya dönüşüverir bazen: “7×9=Eyvah!”

Her şeyin sarpa sarıp kabusa dönüştüğü bu yolda hangimiz içimizden geçirmedik: Yine mi “Matematik Laneti” diye.

Tüm bu problemlerden kaçmanın yolu olan uykuya sığınınca bu sefer de kader yoldaşımız isyankar ama eğlenceli “Paolo’nun Düşproblemleri” çıkıverir.

İşte matematiğin o meşakkatli fakat büyüleyici dünyasına dalınca anlarız, çünkü o yalın gerçekle ancak o zaman karşılaşırız: “Matematik Hayattır”

İşte MÖÇEKÖ projesi bu düşünceden doğdu ve bu düşünceye gönül vermiş akademisyenler, öğretmenler ve öğrencilerle büyümeye devam ediyor. Bu değerli düşünceyi yaymak ve bu düşünceden beslenmek için moceko.blogspot.com’u inceleyebilir, bu yıl gerçekleşecek olan Matematik Öğretiminde Çocuk Edebiyatının Kullanımı ve Örnek Uygulamalar II isimli projeye başvuru yapabilirsiniz.

Son sözümüz matematik öğretimine ve öğrenimine gönül verenlere: Eğer bizler matematiği hikayeler anlatmak için bir araç olarak görürsek bugünün okullarında matematiği öğrenme ve öğretme çarpıcı bir şekilde değişecektir. Öğrenenler matematiği sosyal etkileşimin bir sonucu olarak görecekler; onun nakletmek ve ezberlemek değil anlatmak ve hatırlamak için olarak bir araç olduğunu anlayacaklardır (Whitin ve Wilde, 1995).

Kitaplarla ve MÖÇEKÖ’yle kalın.

YAZAR: Dr. Öğr. Üyesi Burcu DURMAZ

Kaynaklar

Balcı, A. (2012). Türkiye’de çocuk edebiyatı üzerine hazırlanan lisansüstü tezler hakkında bir meta-analiz çalışması. Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9(17), 195-206.

Burns, M. (2007). About Teaching Mathematics A K-8 Resource, Math Solutions           Publications, 3rd Ed., Sausalita: CA

Edelman, J. (2017). How preservice teachers use children’s literature to teach    mathematical concepts: focus on mathematical knowledge for teaching,         International Electronic Journal of Elementary Education, 9(4), 741-752.           

Ersözlü, Z. (2009). Sınıf Öğretmenlerinin Çocuk Edebiyatına İlişkin Görüşleri,      Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt:V1, Sayı:1, 1-17.        

Furner, J. M. (2017). Using Fairy Tales and Children’s Literature in the Math       Classroom: Helping All Students Become Einstein’s in a STEM           World. Journal of Advances in Education Research2(2).

Mink, D. V. & Fraser, B. J. (2005). Evaluation of a K-5 mathematics program which       integrates children’s literature: Classroom environment and attitudes.     International Journal of Science and Mathematics Education, 3, 59-85.

National Institute of Education, Becoming a Nation of Readers: The Report of the          Commission on Reading (Washington DC. Government Printing Office,        1984).

Santa, C.M. (1996). Project CRISS, 2nd edn. Dubuque, IA: Kendall Hunt.
Spinner, H. & Fraser, B.J. (in press). Evaluation of an innovative mathematics program in          terms of classroom environment, students’ attitudes and conceptual      development. International Journal of Science and Mathematics Education.

Whitin, D. & Wilde, S. (1995) It’s the Story that Counts. Portsmouth, NH:             Heinemann

Bir Fabl Yazarı Olarak Leonardo da Vinci

Ünlü ressam Leonardo da Vinci, yalnızca makineler icat edip resimler yapmadı. Fabllar, hikayeler, fantastik hayvan masalları ve fıkralar da yazdı. Da Vinci’nin mitolojik hayvanlar, bitkiler, su, hava gibi bu doğa öğelerini öne çıkardığı öyküler Marsık Kitap’ın okuyucularla buluşturduğu “Bilinmeyen Defter Codex” adlı kitapta bir araya geliyor. Kitap Da Vinci’nin yazdığı ve fabllar, efsaneler, fantastik hayvanlar ve fıkralar olmak üzere dört başlıkta topladığı 98 kısa öyküden oluşuyor.

İlk kez 1972’de yayımlandı

Fabllar, efsaneler, fantastik hayvanlar bölümü da Vinci’nin hayal gücünü, fıkralar bölümü muzip yanını gösteriyor. “Bilinmeyen Defter Codex” ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin bugüne dek üzerinde en az konuşulan eserlerinden biri. Da Vinci tüm çalışmalarında olduğu gibi, bu eserini de yine Codex denilen, tuttuğu notlardan oluşan ve hep cebinde taşıdığı defterlerinden birine yazmış, resmetmiş. Bu defter ilk kez 1972 yılında Bruno Nardini tarafından derlenip yayına çıkarılmış. Basılan bu ilk derlemeden yola çıkarak hazırlanan “Bilinmeyen Defter Codex” 185 sayfa. Marsık Kitap’ın Yayın Yönetmeni Tanay Burcu Ural “Bilinmeyen Defter Codex”in hem yetişkinler hem de çocuklar için olduğunu söylüyor. KAYNAK: MİLLİYET

Ayrıca YKY’den çıkan Leonardo da Vinci fablları kitabını da Mehmet Erkurt anlatıyor.

Bu kitapta, Da Vinci’nin 1487-1494 yılları arasında, Milano Dükü Ludovico Sforza’nın hamiliğindeyken yazdığı fabllardan on ikisi yer alıyor. Kitabın başında, yayıncısının özel bir notla belirttiği üzere, her biri Leonardo Da Vinci: Yazılar, Masallar, Kehanetler, Nükteler ve Diğerleri (YKY, 2010) adlı kapsamlı çalışmadan, özellikle çocuklar için seçilmiş. Eski Yunan’dan Aisopos imzasıyla günümüze ulaşmış, kökenlerini Hint anlatılarında da bulabileceğimiz; daha yenilerini ise Da Vinci’den iki asır sonra, Fransa’da, Jean de La Fontaine’in şark masallarıyla birleştirerek sürdüreceği fabl geleneğinden bir kesit.

Doğal gerçeklikleri içinde gösterilen, ancak insani duygu, zaaf ve erdemlerle biçimlenmiş hayvanlar, bitkiler ve nesnelerle karşı karşıyayız yine. Ateşin cazibesine kapılan bir kelebek, erimekten korkan bir kar tanesi, düşmanını tanımayan bir fare, yerinden memnun olmayan bir taş parçası gibi. Hepsi de birer “insanlık” dersi alıyor. İşlenen genel zaaf kibir, kıskançlık ve kendini beğenmişlik –dolayısıyla, kendini bilmezlik. Onu, acelecilik, bilinçsizlik ve patavatsızlık izliyor. Doğanın canlıları ve nesneleri, hesapsız söz ve tavırları yüzünden kendi sonlarını hazırlıyorlar.

Peki ya Da Vinci, bu masalları çocuklar için mi yazmıştı? Bu konuda da farklı görüşler var. Kimisi doğrudan yetişkinler için yazıldığını söylerken, kimisi, daha işlevsel bir bakışla “çocuklara okutulabilecek fabllar” kategorisinde görebiliyor. Biz hepsini bir kenara bırakıp, doğrudan metinlere baktığımızda, önce öyküden ve üsluptan yoksun olduklarını, sonra da yoğun bir didaktizme boğulduklarını görüyoruz. Niçin “çocuklar için” kitaplaştırıldıkları da ciddi bir soru olarak çıkıyor karşımıza. Tartışmasız, tarihsel ve belgesel değere sahipler. Üniversite düzeyinde bir çalışma için birincil kaynak olma niteliğinde her biri. Ancak, çocuklarla buluşmaları ne kadar gerekli? Anakronik desenlerle hem döneminden hem de yazarından iyice koparılmış bu fablların, çocuğa sunacağı şey ne olabilir?

Galiba, masalı gördüğümüz her noktada “çocuk”u telaffuz etmekte aceleci davranmamamız gerekiyor.

KAYNAK: İYİ KİTAP

Yaşlı Adam ve Deniz

Ernest Hemingway, 1952 yılında yayımlanan ‘Yaşlı Adam ve Deniz’romanıyla 1953’te Pulitzer Ödülünü, 1954’teyse Nobel Edebiyat Ödülünükazanmıştı. Dünya edebiyatına katkılarından dolayı Hemingway’e verilen Nobel Edebiyat Ödülünün sunumunda, özellikle yazarın ‘Yaşlı Adam ve Deniz’ romanı vurgulanıyordu. O yıllardan sonra Hemingway’le başyapıtı Yaşlı Adam ve Deniz’in tüm dünyadaki ünü giderek arttı. Küçük Prens’inher çocuk tarafından okunduğu gibi, Yaşlı Adam ve Deniz’in de her yetişkin tarafından okunması gereken bir başyapıt olduğu yazılıp söylendi.

“İnsan Yenilmek İçin Yaratılmadı. Âdemoğlu Mahvolur Ama Yenilmez”

Peki, üç saatte okunabilen, yüz otuz sayfalık bu kısa romanı 20.yüzyılın en önemli başyapıtlarından birisi haline getiren neydi? Hemingway, Florida sahillerinden okyanusa açılan Kübalı yaşlı balıkçıyla, onun kovaladığı kılıçbalığının mücadelesini öylesine gerçekçi anlatmıştı ki, kitabı okuyanlar kendilerini aynı sandalın içinde hissettiklerini söylüyordu. Seksen dört gündür denizden eli boş dönen Santiago, avını yakalamak için eliyle, koluyla, mızrağıyla, küreğiyle, çakısıyla savaşmaya başladığında okurların zihnine de kitaptan bir satır kazınıyordu: “İnsan yenilmek için yaratılmadı. Âdemoğlu mahvolur ama yenilmez.” Oysa Hemingway’in kahramanlarının en iyi bildiği şeylerden biridir yenilmek. Bu amansız av boyunca, yaşlı balıkçı yaşamı da sorgular. Kimi zaman kendisiyle, kimi zaman yedekteki kılıçbalığıyla, kimi zaman da köpekbalıklarıyla konuşur. Kılıçbalığını canlıyken de ölüyken de sevdiğini düşünür. Sonra kendini aklayan o ünlü söz gelir: “Zaten her şey şu ya da bu biçimde başka bir şeyi öldürmekle meşgul.”

Romanın sonunda Kübalı yaşlı balıkçı yenilir mi, yener mi tam olarak bilemezsiniz ama ona içten bir saygı duyarsınız. Çünkü Santiago, mızrağı kılıçbalığının kalbine gönderirken bile avını yüceltmiş, ondan hep sevgiyle söz etmiştir. Avını önce öldürmek için, sonra düşmanlarından korumak için savaşmıştır. Hem de ne savaş, onun için ölümü göze almıştır. Yenerken de yenilirken de istifini bozmamıştır yaşlı balıkçı.

Santiago’nun avına gösterdiği saygı büyüleyicidir, okurken aklınıza Jung’un notları gelir. Nil’de yaşayan Dinkalar, bir su aygırını öldürdüklerinde, hayvanın karnını yarıp içine girdikten sonra diz çökerek su aygırının ruhuna şöyle seslenirlermiş: “Sevgili ve iyi su aygırı, seni öldürdüğümüz için bizi bağışla. Bunu kötülük için değil, etine gereksinim duyduğumuz için yaptık. Erkek ve kız kardeşlerine öldürüldüğünü sakın söyleme, onlara insanları çok sevdiğini söyle. Biz de seni çok seviyoruz ve etini de severek yiyeceğiz.” Yaşlı balıkçı da yüzyıllar sonra avına Dinkaların gösterdiği saygıyı göstermiştir.

“Deniz Bildiğimiz Deniz, Yaşlı Adam da Yaşlı Adam”

Yaşlı Adam ve Deniz’i okuyanlardan bir bölümü, romandaki olaylar ve karakterlerin aslında başka şeyleri temsil ettiğini söyleseler de Hemingway bu tür yakıştırmalara prim vermez. Romanın kapitalizmi eleştiren veya İncil’e göndermelerde bulunan semboller içerdiği yönündeki değerlendirmelere karşı Hemingway’in yanıtı sert olur: “Kitapta sembolizme ilişkin hiçbir şey yok. Deniz bildiğimiz deniz, yaşlı adam da yaşlı adam. Kitaptaki köpekbalıkları, denizdekilerden daha iyi veya daha kötü değiller. İnsanların kitapta buldukları sembolizm örnekleriyse zırvadan ibaret.” Sadece bu yanıtı bile Hemingway’in eşsiz romanı hakkında yeterince ipucu veriyor: Kısa, açık ve anlaşılır. Her şey olduğu gibi, abartısız, içten ve olabildiğince sade. Yaşlı Adam ve Deniz’i bir başyapıt yapan da bu sadeliği olsa gerek.

“Yazabileceğimin En İyisi”

Ernest Hemingway, Yaşlı Adam ve Deniz için editörüne “Bu, tüm yaşamım boyunca yazabileceklerimin en iyisi” demişti. Hemingway’in çağdaşı, Nobel ödüllü bir başka büyük yazar William Faulkner ise Yaşlı Adam ve Deniz için şöyle yazmıştı: “Hemingway’in en iyi romanı. Bizimkiler -bizimkiler derken çağdaşımız olan yazarları kastediyorum- içinde de en iyisi olabilir, bunu zaman gösterecek. Bugüne dek Hemingway’in karakterleri kendi kendilerini yaratıyor, kendi hamurlarından kendilerini şekillendirip güçlüklerle nasıl baş edebildiklerini kanıtlarcasına, zaferlerini de yenilgilerini de kendi elleriyle hazırlıyorlardı. Hemingway, bu kitapta ilk kez Tanrıyı keşfetti.” demişti.

Bir ateist olan Hemingway’in nasıl olup da Tanrıyı keşfettiğini anlamak için mutlaka bu kitabı okumalısınız.

KAYNAK: BİLGİ YAYINEVİ

Kitabı kutsallıkla ilişkilendirmenin yersiz olduğunu, Hemingway’i başarılı yapan şeyin sadece onun ihtişamlı sadeliği olduğunu belirten Erdinç Akkoyunlu’nun yazısını okumak için tıklayınız.

Beatrice Masini’nin Kızları

Can Çocuk’tan tarihin içinden kahraman, cesur, asil ve güzel kız hikayeleri Beatrice Masini imzasıyla okurlarla buluşuyor.

Seride yer alan kitaplarda kadim zamanlardan ve coğrafyalardan hikayeler var. Bu hikayelerdeki kız karakterler tarihe mal olmuş kişiler değil; kendi gündelik yaşamında küçük hayatlarının kahramanı olmuş isimler. Ve bu haliyle de daha gerçekçi ve daha model alınabilir bir kurguya sahip.

Üstelik yazar Beatrice Masini’nin tam da çocuklara göre eğlenceli ve mizah dolu bir üslubu var. Dikkat çektiği hususlar ve incelikler kitabın yan temaları olarak oldukça göz dolduruyor.

Dişil dünyayı zenginleştiren dişi karakter arayışında olan herkes bu seriyi okumalı.

Farklı Kültürlere Giriş

Dünya öyle büyük bir evren ki içindeki çok sayıda kültür ve deneyim keşfedilmeyi bekliyor. Küreselleşme ile birlikte farklı kültürlerin ismi hafızamıza çokça girse de küreselleşmenin tektipci niteliğinin farkına varmak da gerek. Farklı kültürlerin yer aldığı kitaplarla evrene bir giriş denemesi yapılabilir. İşte beş kitaptan oluşan ilk liste. Siz de bildikleriniz varsa yorum bölümüne yazınız lütfen.

Ben ve Sen- Giusi Quarenghi

İtalyan ve Faslı iki çocuğun tanışma sürecinin anlatıldığı harika bir öykü. Çocuklar farklı kültürleri araştırmaya başlarlar. Yaşamöyküsü araştıran bu iki çocuk acaba gerçek kişiliklerine değebilecek mi? Aziza ve Beata ile farklı kültürleri öğrenmek için ideal bir başlangıç. Günışığı’ndan…

Suki’nin Kimonosu- Chieri Uegaki

Herkesin aynı şeyler giydiği bu modern hayatta kendine ait olanı giymek yürek ister. Geleneksel, yöresel olanı taşımak sandığından daha güçtür hele ki dalga geçmeye dünden razı çocuklar için…Suki büyük bir cesaret örneği ile okulun ilk günü, daha önce bilmediği sosyal bir ortama girerken anneannesinin hediyesi olan mavi kimonusu giyer. Suki, mavi kimonusu içinde çok mutlu görünür ama en çok özgüveninin verdiği yüzündeki gülümseme sayesinde… Meav’dan…

Haydi Çiçiko Haydi- Geraldine McCaughrean

Bu kez Brezilya’dayız ve bu toprakların futbola olan düşkünlüğü bilinir. Çiçiko da futbolu seven küçük bir çocuktur ancak yeteneği sayesinde girmeye hak kazandığı ünlü bir kulübün oyuncu seçmelerinde giyebileceği ayakkabıları yoktur. Çünkü Çiçiko fakirdir ve plajda çıplak ayakla oynamaya alışmıştır. Neyse ki dost canlısı fedakar arkadaşlar var ve hemen Çiçiko’ya yardım için kolları sıvar. Bir dayanışma öyküsü…Türkiye İş’ten…

Sen Uyurken- Durga Bernhard 

Hem dünyanın gece gündüz döngüsünü hem bu döngü içinde yeryüzüne dağılmış insanların öyküsünü okuyabileceğimiz başarılı bir anlatım… Aynı anda Afrika’ya, Uzak Asya’ya, Güney Amerika’ya ve Avrupa’ya uzanabildiğimiz bu çalışmada dünya çocuklarının hayatına dair küçücük bir örnek sunum var. Tübitak’tan…

Küçük Motl- Şolom Aleyhem

İsrail’in kültürel ve dini yapısına misafir olduğumuz bu kitapta Küçük Motl’un dünyasına da giriyoruz. Tipik bir Yahudi ailesinin yoksul, geleneksel ve günlük hayatından pek çok kavrama aşinalık kazandıran bu metinde tanıdık ama bir o kadar yeniden keşfedilen bir dünya var. Bilgi Yayınevi’nden…

1 2 3 11