Farklı Kültürlere Giriş

Dünya öyle büyük bir evren ki içindeki çok sayıda kültür ve deneyim keşfedilmeyi bekliyor. Küreselleşme ile birlikte farklı kültürlerin ismi hafızamıza çokça girse de küreselleşmenin tektipci niteliğinin farkına varmak da gerek. Farklı kültürlerin yer aldığı kitaplarla evrene bir giriş denemesi yapılabilir. İşte beş kitaptan oluşan ilk liste. Siz de bildikleriniz varsa yorum bölümüne yazınız lütfen.

Ben ve Sen- Giusi Quarenghi

İtalyan ve Faslı iki çocuğun tanışma sürecinin anlatıldığı harika bir öykü. Çocuklar farklı kültürleri araştırmaya başlarlar. Yaşamöyküsü araştıran bu iki çocuk acaba gerçek kişiliklerine değebilecek mi? Aziza ve Beata ile farklı kültürleri öğrenmek için ideal bir başlangıç. Günışığı’ndan…

Suki’nin Kimonosu- Chieri Uegaki

Herkesin aynı şeyler giydiği bu modern hayatta kendine ait olanı giymek yürek ister. Geleneksel, yöresel olanı taşımak sandığından daha güçtür hele ki dalga geçmeye dünden razı çocuklar için…Suki büyük bir cesaret örneği ile okulun ilk günü, daha önce bilmediği sosyal bir ortama girerken anneannesinin hediyesi olan mavi kimonusu giyer. Suki, mavi kimonusu içinde çok mutlu görünür ama en çok özgüveninin verdiği yüzündeki gülümseme sayesinde… Meav’dan…

Haydi Çiçiko Haydi- Geraldine McCaughrean

Bu kez Brezilya’dayız ve bu toprakların futbola olan düşkünlüğü bilinir. Çiçiko da futbolu seven küçük bir çocuktur ancak yeteneği sayesinde girmeye hak kazandığı ünlü bir kulübün oyuncu seçmelerinde giyebileceği ayakkabıları yoktur. Çünkü Çiçiko fakirdir ve plajda çıplak ayakla oynamaya alışmıştır. Neyse ki dost canlısı fedakar arkadaşlar var ve hemen Çiçiko’ya yardım için kolları sıvar. Bir dayanışma öyküsü…Türkiye İş’ten…

Sen Uyurken- Durga Bernhard 

Hem dünyanın gece gündüz döngüsünü hem bu döngü içinde yeryüzüne dağılmış insanların öyküsünü okuyabileceğimiz başarılı bir anlatım… Aynı anda Afrika’ya, Uzak Asya’ya, Güney Amerika’ya ve Avrupa’ya uzanabildiğimiz bu çalışmada dünya çocuklarının hayatına dair küçücük bir örnek sunum var. Tübitak’tan…

Küçük Motl- Şolom Aleyhem

İsrail’in kültürel ve dini yapısına misafir olduğumuz bu kitapta Küçük Motl’un dünyasına da giriyoruz. Tipik bir Yahudi ailesinin yoksul, geleneksel ve günlük hayatından pek çok kavrama aşinalık kazandıran bu metinde tanıdık ama bir o kadar yeniden keşfedilen bir dünya var. Bilgi Yayınevi’nden…

Nork

Modern kentlerin fıtrattan uzaklaştıran ve insanı yozlaştıran haline karşı nasıl bir direniş başlatılır?

İşte bu kitapta bu direnişi görüyoruz. Küçük kahramanımız betondan, griden ve yetişkinlerin dünyasından kaçarak kendine yeni bir ülke arar. Ve bulur da… Nork adını verdiği bu ülkede başka çocuklar da vardır ve hep birlikte kendi ülkelerine sahip çıkarlar.

Modern çocuğun trajedisini anlatan bu tür kitaplara daha çok ihtiyacımız var ancak kitaplarda varılan ülkeye gerçekte ne zaman varılır? Burası bir muamma!

Timaş Çocuk’tan 5 Yeni Kitap

Peş peşe yayınladığı başarılı çocuk kitaplarıyla dikkat çeken Timaş Çocuk’un vitrinini inceledik ve yeni çıkan beş çocuk kitabını derledik.

Sevildiğini bilse de çocuklar ne kadar çok sevildiğini anlamak isterler. Bu yüzden bu sorunun cevabını aramak için iç alemlerinde yolculuğa çıkarlar. “Beni Ne Renk Sevdin Anne?” başlığı ile Gülşen Arslan Akça, bir çocuğun anne sevgisine olan doyumunu renklerin diliyle anlatıyor.

Dış görünüşe aldanmamak gerektiği, eşyayı ve insanları tanımak için biraz zamana ihtiyaç duyulduğu gibi temalar çocuk kitaplarında sıklıkla işlenir. Anıl Basılı “Melodi” isimli kitabında sınıftaki herkese renkli çiçekler dağıtılırken kendisine kaktüs verilen çocuğun yaşadığı hayal kırıklığını ve ardından gelen güzel bir dostluğu resmediyor satırlarında.

Timaş Çocuk editörlerinden Doğukan İşler’den yeni bir çocuk kitabı: “Yanlış Masalcı Bay Yalnış”. Kül Kedisi, Alaeddin’in Sihirli Lambası, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ve daha çok masalın gerçek hikayesini bildiğini iddia eden Bay Yalnış’a kulak vermemizi istiyor sayın yazar. Eğlenceli bir ters okumaya ne dersiniz?

Dijital çağın çocuklarına kitapların kıymetini anlatan kitaplar görmek bizi mutlu ediyor. Hüseyin Kaya’nın kaleme aldığı “Bibliyofil” adından da anlaşılacağı üzere bir kitap kurdudur. Ama kitap okuyan herkes bir bibliyofil olabilir mi ki?

Esin Bacacı Taner “Babamın Masası” kitabında dikkat gücü yüksek bir çocuğun meraklı gözlerle babasının masasını incelemesini anlatıyor. Çok kalabalık olan bu masada kardeşlerinin ödüllerini gören Nihan bu masada yer alacak kadar kıymetli bir şey üretmeye karar verir. Kitap sevgiyi ifade etmenin ve aile içi iletişimin önemine değiniyor.

Kuzularla Saklambaç

Kuzularla Saklambaç Mehmet Ali Başaran’ın üçüncü çocuk hikâye kitabının adı. “Gazete Okuyan Tavuk” ve “Nasreddin Hoca’nın Bisikleti”nden sonra yayınlanan serinin son kitabı. 1983 de Trabzon’da doğan yazar, aslında bir Avukat. Kaleme aldığı her üç kitabı da esasen çocuk dünyasının içinden ya da üzerinde büyükler ile yapılan ciddi konuşmalar. Bir tür ‘’büyüklere Masallar’’ olarak ifade edebileceğimiz bu metinler, başta ahlak ve etik olmak üzere, insanı insan yapan diğer bütün değerleri, Alegorik bir form içinde herkesle tartışıyor.

Son kitabın ‘’Mülteci Çocuklara’’ ithaf edilmiş olması, yazarın zihin dünyasına dair bize çok ciddi ipuçları veriyor. ‘’Ben bir koyun olsam sen de bir kuzu meleye meleye getirek yazı’’ ön girişiyle başlayan kitap, temel olarak barış içinde bir arada yaşamanın, bütün büyük baharların, en büyük ve belirleyici müjdecisi ve tek nedeni olarak algılanmasına çaba gösteriyor.

Her üç kitap da, sorunsal olarak barış içinde bir arada yaşamanın en üst rafında adaleti işaret ediyor. Adaleti, etik ve ahlak değerler sistematiğiyle dolayımlayarak  adeta, küçük çocuk hikayelerini, felsefenin temel ilkelerine giriş düzeyine çıkarıyor. İyi ve Kötü kavramlarını, doğru ve yanlış yargıları, hikayelerin esas kahramanı olan ‘’Vuk Gıtgıt’’ ın tanıklığında, çok zekice kurgulanmış olay örgülerinde, yeniden canlandırarak, çocuk ve büyüklerin arasında var olan düşünsel mesafeleri ortadan kaldırıyor.

Söz gelimi ‘’ Hayvan Çetesi Mahkemede’’ üst başlığıyla anlatılan hikaye, çok şirin bir tabloyu hukuk gibi asık suratlı bir form içinde anlatarak mizahi zekanın parlak örneklerini sergileyebiliyor.

’Türkiye’yi şaşkına çeviren hayvan çetesi, hâkim karşısına çıkıyor. Bilindiği üzere, Leopar, Martı, Kanguru, ve Mirket’ten oluşan çete, İstanbul-Bursa seferini yapan feribotu kaçırmıştı. Polisin başarılı operasyonu sonucu yakayı ele veren çete üyeleri aynı gün tutuklanmıştı.’’

Leopar, Martı, Kanguru ve Mirket’ten oluşan bu topluluk, aslında beş kıta ve yer yüzünün bütün sahillerini temsil ediyor. Gezegenimizin insani ve ahlaki potansiyelini, bu sevimli kahramanların şahsında yeniden ve güzel bir dünya için masaya yatırıyor yazar. Zekice kurgulanmış olan hayvan kahramanlar, insan olmanın bütün pratiklerini, söylem ve eylemleriyle, yeni bir seviyede tartışırken, aynı zamanda salt mizahtan oluşan bir lezzeti de damaklarımıza usulca bırakmaktan geri kalmıyorlar. Akıl ve zeka mizah ile buluşunca, dünyanın ortasına kurulmuş bir şölen, çok keyifli bir ziyafet hücum ediyor zihinlerimizin kıvrımlarına.

Bu yazıda hikâyeleri tek tek anlatmayı düşünmüyorum. Bu doğru bir davranış olmaz. Hikayeler eksiksiz bir biçimde kitap sayfalarında yerli yerinde duruyor. Çok merak ettiyseniz gidip bir tanesini kitapçılardan satın alabilirsiniz. ‘’Çıra Çocuk Yayınlarından’’ çıkan kitap, bütün kitapçılarda raflarda duruyor.

SSK’lı Postacı Güvercin ile tanışmak istiyorsanız, Dağbayır Çobanlık Hizmetleri firmasını ve Uzman Çoban Yardımcısı olan köpeği merak ettiyseniz, hepsi bir ağızdan ‘’ Otlatmak Bizim İşimiz’’ diye her yerde kartvizitlerini dağıtmakla meşguller! Ben her üç kitabı da çok sevdim. Umarım siz de alır okur ve çok seversiniz.

YAZAN: İLHAMİ IŞIK KAYNAK: YENİ YÜZYIL GAZETESİ

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/kuzularla-saklambac-makale,180.html

Yeni Yüzyıl Gazetesi

Gümüş Somon’un Büyük Yolculuğu

Küçük Prens kitabını duymayan yoktur herhalde. Ancak içeriği ile Küçük Prens‘i çağrıştıran Güney Kore’den Ahn Do-hyun’un “Gümüş Somon’un Büyük Yolculuğu” kitabını ise çok az kişi duymuştur.

Gümüş Somon’un Büyük Yolculuğu, felsefe metni olarak kabul edebileceğimiz türden bir roman. Yumurtlamak ve neslinin devamını sağlamak için zorlu bir yolculuğa çıkan Gümüş Somon’un başından geçenlerin anlatıldığı roman aynı zamanda politik bir özelliğe de sahip.

Bir bilgelik hikayesi olan, küçük-büyük herkes için kaleme alınan Gümüş Somon, şair Ahn’ın elinden çıkan modern bir masal adeta. 1996’da ilk kez yayınlandığında “kişisel gelişim” türünde G. Kore’de yayınlanan ilk kitap olma özelliğine de sahip olmuş denebilir. Darbe dönemlerinde G.Kore’de yaşanan pek çok toplumsal- siyasal duruma yönelik eleştirilerin yer aldığı bu kitapta tektipçiliğin, yasakların ve dış dünyaya kapalı olmanın yerilmesi yer alıyor. Gümüş Somon üzerinden direnişin, azmin ve mücadelenin siyasallığa olan vurgusu çok net görülüyor.

Yazar Ahn, somon balıklarının hayatı hakkında epey detay paylaşıyor kitapta. Sadece somonlar değil denizler ve ağaçlar hakkında da bilgilerimizi tazeliyor.

“Akıntıya karşı durmak” kitabın en güçlü teması. Ve somonların tamamlamaları gereken yolculukları boyunca bilgelikle dolu pek çok tema okuruz kitabın satırlarında.

Evcilleştirilme tabiri bu kitapta da var. Ancak evcilleşme Küçük Prens’in aksine olumsuz bir durumdur çünkü kolayı seçerek evcilleşen somonlar için tükenme dönemi başlayacaktır. Oysa somonlar hayatlarının devamı için zor olan yolu tercih etmeliler.

Kendisi de zorlu yolu tercih eden kahramanımız Gümüş Somon’un yolculuğu bilgelik sözleri ve felsefe fragmanları ile doludur. Kitabın en güzel kısımları da buralardır zaten.

Özgürlüğün bol bol dile getirildiği kitapta din adamlarının ve öğretmenlerin (sistemin temsilcisi olarak) tutumları da eleştiriliyor. Bu iki grubun sistemi beslediği, sistemin bozukluklarına engel olmadığı ifade edilir. Bu bağlamda kendi akıl ve özgürlüklerinin peşine düşenlerin kazanacağı bir dünya çiziyor yazar.

Hikayesi ile Behrengi’nin Küçük Kara Balık masalını da çağrıştıran Kore kökenli bu kitapla birlikte anlıyoruz ki tüm dünyanın aslında edebiyata yüklediği anlam aynıdır: özgürlüğün ve adaletin sesi olabilmek.

Ülkesinde bir milyondan fazla okura ulaşan Gümüş Somon kitabının ülkemize geç gelmesine ve yeterince bilinmemesine şaşırmakla birlikte bu kitapla tanıştığımız ve okurlara da sunabildiğimiz için mutluyuz.

Anadolu İslam Tarihi’ne dair iki kitap

Hasan Bayraktar “Hayal Geçidi I” ve “Hayal Geçidi II” isimli kitaplarında gençlere Konya-Karaman bölgesinin Anadolu İslam tarihini anlatıyor.

İki kitapta da başroldeki öğrenciler öğretmenlerinin kendilerine verdiği tarih ödevini araştırmak üzere Konya’daki tarihi mekanlara giderler. Gördükleri ve öğrendikleri karşısında şaşıran gençleri sürpriz maceralar ve ilginç efsaneler beklemektedir.

Diyaloglar içerisinde kültürümüz ve medeniyetimize dair önemli eklemelerde bulunan yazar Bayraktar hem Selçuklu tarihini gençlere öğretecek bir tarih romanı kaleme almış hem de yerel bir içerik üreterek büyük bir sorumluluğu yerine getirmiş.

Kitaplar Kayalıpark Yayınları’ndan çıkıyor.

Gogol’un Palto’su

Yeni yılda kendiniz ve sevdikleriniz için bir iyilik yapın ve eğer daha önce okumadıysanız mutlaka Gogol’un Palto’sunu okuyun.

Gogol’ün ünlü eseri Palto, kendisinden sonraki pek çok yazara ilham olmuş çok seçkin bir Rus klasiğidir. Oldukça keyifli ve alegorik dili ile dönemin toplumsal ve siyasal portresini başarıyla çizen Palto’da sınıfsal farklılıkların insan ilişkilerine yansımasını okuyacaksınız.

Palto’nun başkahramanı Akakiyeviç’un bir palto edinebilmek için verdiği çabasını ve ardından kaybolan paltosunu bulma ümidini okuduğumuz bu hikâye hüzünlü bir sonla bitiyor. Rusya’nın tüm “küçük insanlarının trajedyası” olarak edebiyat tarihine nâm salan bu eser toplumsal gerçekliğin en şairane ifade biçimidir.

Grafiklerin Mucidi Wıllıam Playfaır’in Hayatı

Hayatımız artık grafiklerle örülü. Hemen her ifade grafiksel bir değer taşıyor. Enformasyon ve ifade çizimler, çizgiler, kodlar üzerinden mümkün oluyor. Bugün hayatımızın her alanını sarmalayan grafiklerin mucidi kim peki?

William Playfair bugün telefonlardan tabletlere, gazetelerden akıllı tahtalara, sınıftan bankaya her yerde gördüğümüz grafikleri icat etti: Çizgi grafik, çubuk grafik ve pasta grafik. Yaşadığı dönemde neredeyse kimseyi bu grafiklerin önemine ve sayıları anlamayı ne kadar kolaylaştırdığına ikna edemedi, oysa yüz yıl sonra bu grafikler her yerde kullanılmaya başladı. 

Hem grafiklerin mucidini tanımak, hem bir başarı öyküsüne tanık olmak hem de bilimsel çalışma basamaklarını kavramak için okunması gereken “Grafiklerin Mucidi” KVA Çocuk etiketiyle satışta!

“Çaylak ile Filozof- 2” çıktı

Özkan Öze’nin kaleme aldığı, gençlere felsefeyi sevdiren; sorgulattıran ve düşündüren kitap Çaylak ile Filozof büyük beğeni ve ilgi gördü. Yazar çaylak ve filozofun daha çok konuşulacak konu olduğundan hareketle kitabın yenisini de hazırladı.

Düşünce yolculuğunda tüm çaylaklara müjdedir!

Dirvas

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamına Vefa Ödülü merhum Mehmet Akif Ersoy’a verildi. Bu vesileyle bir kez daha Mehmet Akif ve büyük eseri Safahat’ı anma fırsatı bulduk.

Safahat eserinde yer alan Dirvas şiirini değerli okurlar için burada paylaşıyoruz. Şiire konu olan Dirvas küçük bir çocuktur. Ülkesinde yaşanan kıtlık üzerine Halife Hişam’a giden grubun içinde yer alan Dirvas büyük bir cesaret örneği gösterir ve büyüklerinden önce söze atılır. Bu durum halifenin hoşuna gitmez ve Dirvas’ı susturmaya çalışsa da Dirvas kendinden emin bir şekilde düşüncelerini dile getirmekten geri durmaz, hitabetiyle halifeyi etkiler. Bu şiir bu cesur çocuk hakkındadır…

Dirvas

Derler ki: Ümeyye’den Hişâm’ın 
Devrinde, yakınlarında Şâm’ın, 
Üç yıl ekin olmamış kuraktan. 
Can kaydına düşmüş artık urban . 
Her hayme mezâr olup kapanmış: 
Altında beş on kadîd uzanmış! 
Bakmış ki meşâyih-i kabâil : 
Sıyrılmayacak bu derd-i hâil; 
Bir karyede toplanıp, demişler: 
Durdukça helâkimiz mukarrer. 
Mâdem ki şüyûhuyuz bu halkın, 
Kalkın gidelim Hişâm’a, kalkın. 
Bir duysa Halîfe’miz bu hâli; 
Var merhamet etmek ihtimâli. 
Hiç ak sakalıyla bir alay pîr, 
Eyler de Emîr’e hâli tasvir, 
Görmez mi o, halkı rahme şâyan? 
Sultansa da taş değil ya: İnsan!

Teklîfi kabûl eder bütün nâs ; 
Derler, yalınız: “Bulunsa Dirvâs. 
Sinnen daha pek çocuktur amma 
Olmaz o kadar talâkat aslâ.”

Vaktâ ki girer şüyûh Şâm’a, 
Derhâl haber gider Hîşâm’a: 
Derler ki, beş on kabîle geldi. 
Der: Gelsinler sarâya şimdi. 
Birlikte çocuk dalar huzûra, 
Evvelce duâ eder de sonra, 
Hiç pervâsız girer kelâma … 
Lâkin bu tuhaf gelir Hişâm’a: 
Der: Sus a çocuk, büyük dururken, 
Söz sâdır olur mu hiç küçükten? 
Dirvâs o zaman kelâmı tekrar 
Teshîr ile der: “Nedir bu âzâr! 
Mikyâsı mıdır zekâvetin sin ? 
Dirvas’ı çocuk mu zannedersin? 
Bir dinle de sonra gör çocuk mu? 
İnsâf nedir o sizde yok mu? 
Ben söyleyeyim de bir efendim, 
Susturmak elindedir efendim.”

Dirvâs bakar Melik’te ses yok; 
Mecliste değil ki ses, nefes yok; 
Mu’tâdı olan talâkatıyle 
Başlar söze eski şiddetiyle:

“Üç yıl mütemâdiyen kuraklar, 
Emsâli görülmemiş sıcaklar, 
Sâmânımızı kuruttu gitti; 
Mezrûâtın umûmu bitti. 
Binlerce çadır kapandı kaldı, 
Çöl, mahşer-i mevt şekli aldı! 
Şehrîleri besleyen kabâil, 
Köy köy geziyor zelîl ü sâil! 
Hâtemlere cûd eden o urban, 
Nan-pâreye can verir bugün, can! 
Çıplakları giydiren de üryan, 
Gömleksizdir zükûr ü nisvân ! 
Açlık ecelin zahîri oldu: 
Baştan başa çöl cesedle doldu. 
Her kûşede bin acıklı feryâd… 
Yok bir yerden sadâ-yı imdâd. 
Şubbân bütün ihtiyâra döndü! 
Pîrân görsen, mezâra döndü! 
Yok vâlidelerde süt ki: Tutsun, 
Evlâdını emzirip uyutsun. 
Zannım, bize münfail ki Mevlâ: 
Bir bâdiye halkı yandı, hâlâ, 
Bir damla su inmiyor semâdan, 
Şebnem bile düşmüyor duâdan! 
Binlerce duâya bir icâbet 
Göstermedi bârgâh-ı rahmet. 
Artık sana ilticâya geldik, 
Reddetmez isen ricâya geldik:

Görmekteyiz ey Emîr-i âdil, 
-İnkârı bunun değil ya kâbil – 
Yok sendeki ihtişâma pâyân; 
Bizlerse alay alay sefîlân! 
Bir yanda demek ki fazla var çok; 
Hayfâ ki öbür tarafta hiç yok. 
Öyleyse biraz tevâzün ister. 
Evvel beni dinle, sonra hak ver: 
Nerden buldun bu ihtişâmı? 
Halkın mı, senin mi, Hâlik’ın mı? 
Allah’ın ise eğer bu servet, 
Bizler de onun kuluyken, elbet 
Bir pay talebinde hakkımız var… 
İnsâf olamaz bu hakkı inkar. 
Halkınsa şu bî-nihâyet emvâl ; 
Ver, etme hukûk-i gayrı pâmâl. 
Yok; böyle de olmayıp da kendi 
Mâlin ise -çünkü fazla- şimdi 
Bî-vâyelere tasadduk eyle… 
Dördüncüsü varsa haydi söyle!”

Mebhût ederek bu söz Hişâm’ı, 
Huzzâra demiş: “Görün kelâmı! 
Yok bende cevâb-ı redde kudret… 
Hayret, bu civan-dehâya hayret! 
İcâb ediyor ki şimdi insâf: 
Mes’ûlü hemen olunsun is’âf .”

1 2 3 21