Büyükbaba Taşınıyor

İlk baskısını 2008’de yapan Günışığı Kitaplığı’na ait “Büyükbaba Taşınıyor”da farklı kuşakların iletişimine yer veriliyor.

Necdet Neydim’in dilimize kazandırdığı Peter Hartling’e ait kitapta alışık olmadığımız bir büyükbaba karakteri var. Ani bir kararla kızının ve ailesinin yanına taşınan büyükbabaya önceleri alışmak zor gelse de aile bir “ihtiyar” ile yaşamayı öğrenecektir ve dahası bu yaşam zevkli bir hale gelecektir.

Büyükbaba kendisine dede denmesini istemiyor. Yaşlılığı pek kabullenememiş olsa gerek kendisine “İhtiyar John” şeklinde hitap edilmesini istiyor. Muzip, aksi, huysuz diye nitelendirebileceğimiz bir yaşlılık portresi var. Beklenilen “yaşlı dede” profiline pek uymuyor. Ancak aksilikleri ve huysuzlukları bilindik türden. Onun bu hali ailesinin başına küçük işler açıyor. Biraz heyecan biraz da eğlence girmiş oluyor böylece anlatıya. İhtiyar John toplumsal kuralları ve kabulleri reddeden biridir. Genelde bu kuşağa ait insanlarda gelenek çok baskındır ve onlar geleneğin aktarıcısı ve koruyucusu kabul edilirken İhtiyar John kalıpların insanı değildir ve bazen aşırıya kaçar. Read more

Kırışıklıklar

Her ne kadar kategorisinde “yetişkin” yazsa da on yaş üstü hemen herkesin ilgiyle okuyabileceği bir yaşlılık anlatısı.

Tanıtım bülteninden:

İspanyol illüstratör, yazar Paco Roca’dan, 2008 Uluslararası Barcelona Çizgi Roman Festivali’nde “En İyi Çizgi Roman Ödülü”nü alan etkileyici bir grafik roman: Kırışıklıklar.

Kırışıklıklar, yaşlıların dünyasına içtenlikle eğilerek, yalnızlık, sadakat, hayaller, özlem ve çaresizlik gibi kavramları ele alan samimi bir hikâye anlatıyor.

Animasyon türünde beyazperdeye de uyarlanan ve başta Goya Ödülleri olmak üzere pek çok ödüle değer görülen Kırışıklıklar, rahatsızlıkları yüzünden geriye kalan ömürlerini bakımevinde geçirmek zorunda kalan bir grup yaşlı insanın günlük hayatından kesitler sunuyor.

20 yılı aşan banka müdürlüğü görevinin ardından Emilio, Alzheimer olduğu gerekçesiyle çocukları tarafından bir bakım evine gönderilir. Zihninin karanlık dehlizlerinde şimdiki zamanla geçmiş zaman arasında gelgitler yaşayan yaşlı adam, bir yandan yeni hayatına alışmaya, bir yandan da hastalığını kabullenmeye çalışmaktadır. Neyse ki oda arkadaşı Miguel vardır da gündelik yaşamı bir nebze olsun renk kazanır. Read more

Ocean Meets Sky

Fan Brothers tarafından yazılan ve resmedilen “Ocean Meets Sky” (Okyanus Gökle Buluşuyor) kitabı “ölüm” gibi çocuklara anlatılması zor bir konuyu incelikle işliyor. Biri yazar biri de illüstratör olan bu iki erkek kardeş, çocuklara ölüm gerçeğini anlatma zorluğunun üstesinden gelmiş görünüyor.

Kitabın ana karakteri deniz kenarında bir evde yaşayan Finn adında bir çocuk. Yazarlar bazı zaman kiplerinin de yardımıyla Finn’in balıkçı dedesinin yakın bir zamanda öldüğünü anlatıyorlar.: “O bugün 90 yaşında olurdu”. Dedesinin yokluğunun etkisi, karanlık bir ofiste duran boş bir sandalye izlenimi veriyor. Odada yaşlı adamın kitapları, bazı aletleri ve ufak tefek süs eşyaları var.

“Onu onurlandırmak için,” Finn sahilde bulduğu bazı çalı çırpı, kum ve taşlarlarla bir tekne inşa ediyor. Bu yorucu iş sonrası geminin içinde uyuya kalıyor ve fantastik bir rüyada denize açılıyor. Read more

İngiliz Yazar David Almond’dan Yeni Kitap: “Küçük Koşucular”

Piranalarla Yüzen Çocuk, Ay’a Tırmanan Çocuk, Dünya Büyülü Bir Yer ve Garajdaki Giz kitaplarıyla tanıdığımız çocuk edebiyatı yazarı David Almond’un yeni kitabı “Küçük Koşucular” Günışığı etiketiyle raflarda.

Hayat koşusuna yeni çıkmış bir çocukla, koşunun sonuna yaklaşmış bir ihtiyarı aynı mahallede buluşturan yazar, başarının ipi göğüslemekten çok, mutlu anılar biriktirmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kuşak farkını ortak hayallerle ortadan kaldıran öykü, çocuklara cesaret aşılıyor. Her yaştan okurda iz bırakacak güçteki kitap,  illüstratör Salvatore Rubbino’nun desenleriyle renkleniyor.

Liam, yakın arkadaşıyla birlikte, geleneksel Büyük Kuzey Gençler Koşusu’na hazırlanmaktadır. Rıhtım boyunca nasıl fırtına gibi koşacağını düşünüp, bitiş çizgisini nasıl göğüsleyeceğini hayal etmektedir. O gün, antrenman yapmak yerine, annesinin zoruyla yaşlı komşularını ziyarete gider. Komşuda gördüğü eski fotoğraflar ve dinledikleri, Liam’ın koşusuna yepyeni bir anlam kazandıracaktır. Read more

Elma Ağacında Bir Büyükanne

“Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya”  ve gene kimselerin vakti yok sekiz yaşındaki Andi ile oynamaya, ona büyükannesinin olmayışından doğan boşluğu unutturmaya.

Mira Lobe’nin yazdığı onlarca çocuk kitabı varken, dünyada çok önemli bir ağırlığa sahipken Türkçe’de  daha geçen sene onunla tanışmak çok üzücü. Aynı zamanda bu eksikliği tek başına giderecek denli muhteşem bir kitap olan “elma ağacında bir büyükanne” yi okumak, müthiş bir enerjiyle, akıl ve kalp zerrelerini açan  sorumluluk duygusuyla dolmak mutluluk verici.

“Neden bizim de bir büyükannemiz yok anne?”  sorusu, endüstrisi gelişmiş, herkesin yılın büyük bir bölümünde çalışmak, yorulmak, ertesi güne kurulmak, çalışmak, koşturmak, zaman ayıramamak, pestili çıkmak, umursayacak enerji bulamamak vs. profan döngüsünden kaçamayan işkoliklerden oluşan bir toplum için hayati bir sorudur. Hem anne dünyalar güzeli ve iyisi de olsa işi başından aşkınların önde geleni ve tüm çocuklarına yetmesi gereken biçare –bizim oralarda çilekeş kadınları belirtmek için kanayaklı diye çok yerinde bir sıfat kullanılır- olduğundan beklenilen ekstra sevgiyi ilgiyi verememektedir. Ununu elemiş, eleğini asmış bebekleri çocuk, çocukları genç gençleri de yetişkin haline getiren tadından yenmez büyükanne ve büyükbabalar bunun için biçilmiş kaftan, ekstra büyük pamuk helva, hiç bitmeyen horoz şekeri kıvamındadır.

Read more

Unutma Oyunu

Bugün hemen hepimizde daha doğrusu kentli insanın gündelik hayatında sık tecrübe ettiği bir konu var: unutkanlık. Hepimiz bir şeyleri sürekli unutuyor olmaktan yana muzdaribiz. Buna neden olan pek çok etmen var şüphesiz. Daha vahimi ise gittikçe yayılan Alzheimer hastalığı.

Alzheimer hastalığı insanın tecrübelerini bir anda sıfıra indiren bir şey. “Beden var ama ruh yok” dedikleri türden trajedik bir durum. Belleğin sizi terk ettiği bir çaresizlik ve ifadesizlik hali. Bunun sebep olduğu boşluk duygusu.

Günümüz biyoteknolojileri ve mega hafızalı bilgisayarlar çağına tokat gibi bir darbe unutuyor olmak. Ya karmakarışık bir hayat sürdüğümüzden, çok fazla uyarana maruz kaldığımızdan ya da hafızayı kullanmayı bilgisayarlara havale ettiğimizden sebep derin bir kuyunun dibine sessizce topyekûn ilerliyor gibiyiz.

Read more

Resimli Hâyâl Ansiklopedisi

Geçmişe ait yazılan kitaplar bir nevi geçmiş güzellemesi şeklinde ele alınır. Özellikle çocukluk anılarımızı anlattığımız eski günler, bir düş ülkesi ziyaretiymiş gibi gelir insana. Yaşanmıştır, ama bir daha yaşanamayacaktır; bunu çok iyi biliriz.

Şener Şükrü Yiğitler’in “Resimli Hâyâl Ansiklopedisi” kitabı, Şemsi isimli karakterin çocukluğu ve dedesi Sâdık ile olan ilişkisinin anlatıldığı böyle bir geçmiş güzellemesini ele alıyor. Bir dedenin torununun hâyâllerini ve anılarını nasıl besleyip büyüttüğünü anlatan naif bir anlatıma sahip kitapta ortak yaşanmışlıklar bulmanız epey mümkün görünüyor.

Dedelerin kahraman olduğu yıllarda yaşanmış bir çocukluk büyük bir nimettir. Şemsi, bu nimetin tadına varmış kısmetli çocuklardan. Üstelik çocuk aklıyla olan biteni değerlendirebilen, etrafındaki dünyayı okuyabilen bir çocuk. Ve elbette her çocuk gibi korkuları var. Korkusunu yenmesi için dedesi bir Hızır gibi yetişecektir torununa. Dedik ya dedelerin kahraman olduğu yıllar…

Read more