TÜBİTAK’ın Çocuk Yayıncılığı ve Batıcılık

Bekir Gür‘ün bir diğer yazısı. Lütfen yazının tarihine dikkat ediniz.

***

Hiç unutmam, Diyarbakır’da çocukken resim derslerinde sürekli iki-üç katlı, çatılı evler yapardık. Neden böyle yaptığımızı bir türlü anlamamıştım. Çünkü bizim evimizin çatısı yoktu!

Çatı yerine dam vardı. Başka mahallelerde çatılı binalar vardı. Onlar da çok büyük olduğu için resim dersleri için yaptığımız resimlere yine benzemiyordu! Ha bu arada, yaptığımız resimler bir şeye benziyor muydu? O da ayrı bir mesele.

Bu işteki tuhaflığın kaynağının resim eğitiminin kendisi olduğunu anladığımda artık resim kabiliyetimi geliştirmek için çok geçti! Zira eğitimciler bizden Diyarbakır’daki bir evi değil, Avrupa’daki bir evi çizmemizi bekliyordu…

Batıcı bir eğitime maruz kaldık. Büyüdük. Çocuklarımız oldu. Şimdi onları izliyorum. Değişen bir şey var mı?

TÜBİTAK yayınlarını eskiden beri ilgiyle takip eden ve bu yayınları başarılı bulan biriyim. Son yıllarda, özellikle TÜBİTAK’ın çocuk yayınlarını yakından takip ediyorum. Bu yayınlara ilişkin, bazı tereddütlerimi paylaşmak istiyorum. Fazla uzağa gitmeden Bilim ve Çocuk dergisinin son (Ekim 2013) sayısıyla değerlendirmeye başlayalım. Read more

Eğlenceli, Yerli ve İlkeli Çocuk Yayıncılığı

Eğitim araştırmacısı- akademisyen Bekir Gür‘ün  Türkiye’deki çocuk yayıncılığına dair eleştirel yazılarını paylaşıyoruz.

***

Türkiye’de ebeveynler, çocuklarına ne okutacakları konusunda büyük bir sıkıntı çekiyorlar. Özellikle küçük yaştaki çocuklardan bahsediyorum. Çünkü bir çocuk lise çağına geldiği zaman, okumaya istekliyse, karşısında başta yerli ve yabancı edebi ve fikri eserler olmak üzere muazzam bir külliyat söz konusu.

Okula henüz başlamayan veya ilkokula giden bir çocuğunuz varsa, çocuk kitaplarına ve hele nitelikli olanlarına erişimde gerçekten zorluklar söz konusu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu konudaki çalışmaları maalesef çok yetersiz. Bakanlık veya bazı belediyelerin bünyesindeki kütüphanelerin çocuklara yönelik hizmetleri son derece kısıtlı.

Kitaplara kolayca ulaştık diyelim. Ebeveyn olarak bizi başka büyük bir zorluk bekliyor: Mevcut yayınlardan hangisini çocuğuma okutmalıyım? Acaba seçeceğim kitap, çocuğumun yaşına uygun mu? Kitapta hangi açık ve gizli değerler var? Read more

Çocukları Asra Şahit Tutmak

Okuma kültürü üzerine bir şeyler karalamaya karar vermem, üzerinde konuşulacak çok şeyin olduğunu fark etmemle başladı. Felah Çocuk salt bir kitap tanıtım bloğu olsun istemiyordum, sözlü-yazılı metinlerin içinde barındırdığı dünyayı okumaya gayret eden bir çabamız olsun istiyordum. Bu yüzden neyi niçin nasıl okuduğumuz da önemli bir mesele olarak önümüzde duruyordu.

Ufak bir başlıklar listesi hazırladım. Sırayla yazmak istediğim konuların bir çetelesini tuttum. Bugün resimli kitapların okunması üzerine –naçizane- yazacakken Sakarya’da yaşanan vahşet tüm öncelikleri bir anda değiştirdi. Tüm bu vahşet ve zulüm ortamında “insan” kalabilen çocuklar yetiştirmek onları birer kitap okuru (artık oburu) yapmaktan çok çok daha önemli. Read more

Harita Okuyan Çocuklar

Bayram ziyareti dönüşünde dayım torpido gözündeki haritayı çıkarıp yol bulmaya çalışırken bir yandan da söyleniyordu. Haritanın dilinden hiçbir şey anlamayan dayım yabancı turistlerin harita kullanma konusunda uzman olduğunu söyledi. Arabadaki her kafadan bir ses çıkmaya başladı ve en son bir karara varılarak bir güzergah belirlemeyi başardık.

O an ben de dayımdan harita isteyip biraz göz gezdirdim. Kendimce bir değerlendirmede bulundum tabi ama yine de ne kadar yetersiz olduğumu hissettim. Sanıyorum navigasyonlar bizim yol bulma yetilerimizi epey tembelleştirmiş.

İstanbul’a döndüğümüzde de ilk iş olarak haritaları okuyabilme üzerine kafa yormaya başladım. Bu, sandığımdan daha önemli ve gerekli bir işti. Ve ufak yaşlarda başlandığında harika kazanımları olan bir uğraştı.

Yüzyıllardır insanlar yeryüzü ve gökyüzüyle iletişim kurabilmek için pek çok alet icat ettiler. Yolculuk insanoğlunun mukadderatı ve yeni yollar yeni izleri çözmeyi de gerektiriyordu. Zamanla gidilen yolların şekillerini gösteren haritalar oluşmaya başladı. Herkes anlasın diye de bazı ipuçları, kısaltmalar, göstergeler, renklendirmeler ve ölçekler kondu. Yeni yerler keşfettikçe haritalar da çoğalmaya başladı.  Read more

Dört Mevsim Yedi Bucak

Kitabımızı tozlu rafında onca zamandır yaptığı istirahatten kaldırıyoruz.

Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”adlı eserinin yalınlaştırılmış hali karşımızda. “Dört mevsim yedi bucak” adıyla Refik Durbaş tarafından çocuklar için sadeleştirilmiş.

Herkesin malumu olduğu üzere Evliya Çelebi atı Küheylan’ın sırtında dünyayı gezmiş ve gördüklerini eğlenceli bir dille anlatmıştır bilge bir seyyahtır. Şairimiz Refik Durbaş’ın derlediği anlatılarda Evliya Çelebi’nin büyülü yolculuklarını, şaşırtıcı serüvenlerini ve biraz da abartılı -bence- izlenimlerini bulacak, ünlü gezginimizle tanışmış olacaksınız.

Kitabın resimlerini hazırlayan Yalçın Çetin Osmanlı motiflerini kullandığı sevimli çizimleriyle yolculuk dolu kitaba ayrı bir tat katıyor.

Kapağını açıp içindekilere geçince sekiz bölümlük bir okuma şöleni bizi bekliyor Read more

Sözcükleri Okumak Yetmez Dünyayı Da Oku

Okumak deyince ne anlıyoruz?

Bu soru cevaplanmayı ve tartışmayı bekleyen hayati bir soru olarak önümüzde duruyorken neden hiç düşünmeksizin çocuklarımızın eline bir biri ardına kitaplar verip duruyoruz?

Okuma listeleri, kitap tavsiyeleri, yarışmalar, ödevler derken kitaplar çocukların bir elinden diğerine hızlıca akıyor. Türkiye’de çocuk edebiyatındaki hızlı gelişmeler ve çocuk merkezli pedagojik yaklaşımlar bilginin ve ahlaki gelişimin kaynağını sanki kitaba indirgemiş gibi davranıyor. Çok erken yaşlara çekilen okullaşma ile çocuklar, yazı ve kitap dünyasıyla çok erken yaşta tanışıyor.

Peki çocuklarımız tam olarak ne okuyor?

Çocuklarımız ve tabi kendimiz için bir okuma kültürümüz, dil felsefemiz ve eleştirel bir perspektifimiz var mı? Read more

Yeryüzünü Çocukların Önüne Sermek

Çoğu ebeveyn artık erken yaşta çocuğun eline kitap veriyor. Bu ilk kitapların içerisinde de genelde yakın çevremizden hayvanlar ve eşyaların resimleri yer alıyor. Böylece bebek yakın çevreden başlayarak dünyayı tanımaya başlamış oluyor.

Kitaplar çok uzak, çok yabancı ve çok ilginç dünyaları önümüze getirir. En iyi kalitedeki belgeseller bile kitapların büyülü dünyasını gölgeleyememiştir. Hele ki ekrandan uzak tutmak istediğimiz ve henüz ekrana bakma yaşı gelmemiş çocuklar için yeryüzünü anlatan kitaplar hâlâ en büyük yardımcımız. Read more

Coğrafya Atölyesi Serisi

Kitabı daha elime alır almaz şımaracağımı ve eğlenerek okuyacağımı düşündüm. Bizim coğrafya ders kitaplarındaki sıkıcı görünüme hiç benzemiyordu çünkü. Kitabı rafta gördüğümde ise küçükken süpermarketlerin kitaplık bölümünde gördüğümde heves ettiğim ne yazık ki utancımdan belki de parasından dolayı babama söylemeye cesaret edemediğim kitaplara benzediğini düşündüm. O günlerin acısını çıkarırcasına uzandım kitaba.

Hevesler ilhamın iş ortaklarıdır. Büyük bir hevesle uzanarak elinize aldığınız bir kitap ilhamlar doğurur, yeni yeni kapılar aralar hayatınızda. Bu kitap da onlardan biriydi.

Kitaba geçecek olursak,

İletişim Yayınları’nın popüler bilim kitaplarının içinde bulunduğu “Coğrafya Atölyesi” serisinde çift kişilik bir gösteri var. İki kitaptan oluşan” coğrafya atölyesi” serisinin seçtiğimiz kitabı: “Haritalar ve krokiler, dağlar ve dünyamız, akarsular ve denizler”. Diğer kitabı ise “ekosistemler, insanlar ve yerler, gıda ve tarım.” Read more

Coğrafyaya Başlarken…

Biri kulağıma coğrafya ilminin ne kadar güzel bir şey olduğunu fısıldadığından beri kâinata artık başka bir gözle bakar oldum. Sonra bir söz okudum: “Coğrafya Kaderdir”. O gün bugündür bu söz üzerine kafa yoruyorum.

Okulda sadece bir ders yükü olarak görülmüş, anlamsız detaylara boğulmuş; yetmemiş, ÖSS, KPSS, ALES gibi sınav bilgisine hapsedilmiş bir ilmin hakkını verebilmek epey zorlu bir yolculuğun işareti anlamına geliyordu.

Coğrafya âlem demekti, o âleme daldıkça temaşa edilenler insan oluşumu törpülüyor, bu muazzam yaratılmışlık karşısında büyüleniyordum. Coğrafya insan demekti,  yeryüzüne dağılmış pek çok insanı düşünmek beni bir çeşit “ermiş” yapıyordu.

Coğrafya demek yollara düşmek demekti bana göre. İçimdeki tası tarağı toplama hissini coğrafyayla birleştirince salt pozitif bir bilimi değil o bilimin inanca götüren yolunu da bulabilirim diye düşünüyorum. Monotonluğu kabul etmeyen bünyeme iyi gelmeye başlıyor coğrafya, çünkü kainattaki farklılık, devingenlik ve büyüklük beni şevklendiriyor.  Ne olayım, hangi mesleği seçeyim derken içimin fırıl fırıl yanlarına ilaç gibi geliyor bu ilim. Read more

1 2 3