İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden “Engelsiz Kütüphane” kampanyası

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü Kütüphane Haftası kapsamında “Engelsiz Yaşam Alanı Kütüphaneler, Okumak İçin Engel Yoktur” temalı proje kapsamında İstanbul’da yaşayan tüm engelli vatandaşları kitap ve kütüphaneyle buluşturmayı hedefliyor.

Bu etkinlik sayesinde ilk ve ortaokul seviyesindeki engelli çocukları evlerinde ziyaret ederek, kendi yaş guruplarına uygun seçilmiş kitaplarla okuma saati düzenlenecek.

Bu kapsamla birlikte kütüphanelerin engelsiz yaşam alanlarına dönüştürülmesi hedefleniyor. Kütüphanelerde gerçekleştirilen kitap ve okuma etkinliklerine engelli vatandaşların da katılması amaçlanıyor. İlgili kurumlar ile görüşülerek engelli vatandaşların belediye kütüphanelerindeki etkinliklere katılması da sağlanacak.

İstanbul’da bulunan 21 Belediye Kütüphanesi üyesi engelli okurlar ayrıca kütüphane bünyesinde bulunan kitaplardan ödünç almak istediklerini kargo yoluyla temin edebilecek. Engelli vatandaşların taleplerini elektronik ortamında ilettikten sonra kitap ödünç işlemleri yapılacak ve anlaşmalı kargo firmasıyla ücretsiz bir şekilde kitapları adreslerine gönderilecektir. İade işlemi başlayacak olan kitaplar ise aynı şekilde evlerinden ücretsiz olarak alınacaktır.

Engelsiz Kütüphane’ye üye şartları ve kullanım detayları için tıklayınız.

İnsan Kütüphanesi


Her şey gibi kütüphaneler de değişiyor. Okuyucularına,  bilgisayar, sesli kitap ve e-okuyucu üzerinden ulaşan yeni kütüphane anlayışına bir yenisi daha eklendi. Bilgi aktarımının en iyi yolunun yüz yüze gerçekleşen iletişim ile sağlanabileceğini düşünen bir grup, insan kütüphanesi fikrini geliştirdi. Bu kütüphaneden kitap yerine insan ödünç alabiliyorsunuz. İlginç yaşam deneyimleri olan insanları, ödünç alıyor ve o süre zarfında ona sormak istediğiniz her soruyu sorabiliyorsunuz.

Yarım saat boyunca, bir politikacı, bir şizofren, bir din adamı, bir homoseksüel vb. ile bir masada karşılıklı oturuyor, tıpkı bir roman okur gibi hikayesini dinliyor ve üstelik hiçbir toplumsal baskı hissetmeden, cahil, ön yargılı yada aptal görünmekten korkmadan sorular sorabiliyorsunuz. Böylece kendi hayatınızdan çok farklı hayatlar yaşayan insanlar ile empati kurma imkanı bulunuyorsunuz.

İnsan Kütüphanesi projesi 2000 yılında Danimarka’da gerginliklerin yol açtığı gençlik şiddetini azaltmak amacı ile geliştirilmiş. Daha sonra bireyler arasındaki anlayış ve empatiyi geliştiren uluslararası bir proje haline gelmiş. Kendilerini dünya çapında bir sosyal değişim hareketi olarak tanımlıyorlar, sloganları ise “Kitabı  kapağına göre değerlendirmeyin”.

1961 yılında yayınlanan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı romanında, insanın gerçek öğrenmesinin ancak ve ancak başka bir insanla gireceği iletişimle mümkün olabileceği fikri savunulur. Tanpınar yaşasaydı, insan kütüphanesi projesini duyduğunda, bunu 40 yıl önce düşünmüş olduğunu söyler miydi bilinmez ama yazının icadından önce milyonlarca yıllık evrimimiz sırasında, en önemli öğrenme metodu olan yüz yüze iletişim olmuştur. En uzun süre tecrübe ettiğimiz öğrenme metodunu günümüze adapte etmenin sonsuz faydaları olacağına kuşku  yoktur.

KAYNAK: Olağanüstü Kanıtlar

Diyarbakır Halk ve Çocuk Kütüphanesi’ne Barselona’dan Ödül

Studio Vertebra tarafından tasarlanan “Diyarbakır Halk ve Çocuk Kütüphanesi”, bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen 2A Continental Architectural Awards’ta (2ACAA) “Geleceğin Projeleri” kategorisinde üçüncülük ödülüne layık görüldü. 2A Magazine tarafından organize edilen mimarlık ödüllerinde Asya ve Avrupa ülkelerinden katılan ve 17 farklı kategoride yarışan yüzlerce mimarlık ofisi arasından sıyrılarak önemli bir başarıya imza atan Studio Vertebra, 26 Ekim’de The Institute for Advanced Architecture of Catalonia – IAAC (Katalonya Gelişmiş Mimari Enstitüsü)’de gerçekleştirilen törenle ödülünü aldı.

Diyarbakır mimarisine yeni bir soluk getirmeyi amaçlayan Diyarbakır Halk ve Çocuk Kütüphanesi, yenilikçi tasarımının yanı sıra geleneksel referansları bünyesinde taşımayı başarıyor. Diyarbakır Suriçi bölgesinin sokak-avlu ilişkisi ve kademeli dam kullanımı yapısından esinlenilen proje, ortadaki avlunun etrafında konumlanan halk kütüphanesi ve çocuk kütüphanesi olmak üzere iki ana yapı programından oluşuyor. Kentin geleneksel referanslarından beslenerek çeşme ve ağaç merkezli bir orta bahçe şeklinde tasarlanan bu avlu, iki yapının ana girişlerini birbirine bağlayan bir aks görevi de görüyor.

Yapı kabuğunda kütlesel etkiyi vurgulayan iki ana malzeme kullanılmış: Suriçi “bölgesine gönderme yapan ve dış çeperde tercih edilen korten çelik malzeme, aynı zamanda yapıyı çepeçevre saran ve bazı yerlerde görsel ilişkiyi kesmemek için saydamlaşan “akıllı bir zar” olarak tasarlanmış. Tasarımın ana malzemelerinden birisi olarak ele alınan doğal taş ise, Diyarbakır geleneksel mimarisinde sıklıkla kullanılıyor. Ana kütlelerde ağırlıklı olarak doğal taş tercih edilirken cepheyi saran kabukta korten malzeme kullanılmış.

KAYNAK: YAPI DERGİSİ

“Meydan Okuyoruz, Mekanında Okuyoruz!” Kampanyası

Kütüpanne, Düşyeri ve Parents işbirliği ile yeni bir kampanya başlatıldı. Söz konusu kampanyada çocuklar, okudukları kitabın içeriğine uygun mekanlarla buluşarak farklı bir deneyim yaşamış olacak.

Dinozorlarla ilgili bir masalı bir doğa tarihi müzesinde okumak/dinlemek, trenle şehir şehir gezen bir kâşifin masalını tren vagonlarından birinde ya da kaybolmuş bir palamudun masalını ormanın içerisinde okumak şeklinde örneklendirilen projeye siz de fotoğraflarınızı ulaştırarak destek olabilirsiniz.

Ayrıntılar instagram sayfasında.

1932 yapımlı tren istasyonu artık bir kütüphane

Hollanda mimarlık şirketi Mecanoo eski bir tren istasyonunu düzenleyerek kütüphaneye çevirdi. Ziyaretçilerin kendilerini evdeymiş gibi hissetmelerini sağlayan tasarımı ile kütüphane aynı zamanda bir kültür merkezi işlevi taşıyor.

Zemininde halen eski tren raylarının bulunduğu bina “LocHal” ismini taşıyor.

Binada çocuklar için de özel bir alan bulunuyor. Dev kalem ve cetvel tasarımındaki raflar oldukça büyüleyici görünüyor.

Binanın detayları hakkında videoyu izleyebilirsiniz.

KAYNAK: NEW ATLAS

Okullara Müze Eğitimi Geliyor

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Haluk Dursun sosyal medyadan yaptığı açıklamada müze söyleşilerine başladıklarını duyurdu. Öğretmenlere yönelik düzenlenen söyleşilerin ilk dersini Haluk Dursun kendisi verdi.

Öğretmenler müze eğitimlerini okulda öğrencilere aktaracaklar. Teorik ve uygulamalı olarak müze eğitimleri çocukları daha fazla müzeciliğe ve tarihe yönlendirmiş olacak.

Köy Enstitüleri Tarihini Anlatan Sergi Salt Galata’da

Türkiye’nin modernleşmesi ve ulus inşası süreçlerinin yapı taşlarından Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Resim-İş Bölümü, “iş” fikri üzerine kurulu bir müfredata ve “yaparak öğrenme”ye dayalı bir pedagojik yaklaşıma sahiptir. Özgün nitelikte sanat eğitimi veren bölümün ilkeleri, yetiştirdiği sanatçı öğretmenlerin pratiklerinde ifade bulur. SALT’ın Türkiye sanat tarihine ilişkin araştırmalarına yeni bir katman olarak hazırlanan İdealist Mektep, Üretken Atölye, bölümün kurulduğu 1932 ile enstitüde yatılı öğrencilik sisteminin kaldırıldığı 1973 arasındaki dönemi çeşitli kaynaklar, sözlü tarih çalışmaları ve seçili eserlerle görselleştirir.

İş eğitimi, sanayileşen ülkelerde 19. yüzyıl sonundan itibaren yeni üretim araçlarının kullanımına yönelik olarak yaygınlaşmaya başladı. 20. yüzyıldaysa, geç modernleşen ülkelerin hızlı kalkınma hamlelerinin taşıyıcısı olacak becerikli kuşaklar yetiştirmenin aracı oldu. Eskinin ataletle anıldığı; modern olanın meydana getirme, biçimlendirme ve yararlanmaya dair yetkinliklerle özdeşleştirildiği bu dönüşüm neticesinde birçok ülkede modern pedagojinin esası olarak görüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nda iş eğitimi tartışmaları ilk kez 1908’de, Mustafa Satı Bey’in erkek öğretmen okulu İstanbul Dârulmuallimîni’ne müdür atanmasıyla ortaya atıldı. İlerleyen yıllarda İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve İsmail Hakkı Tonguç gibi düşünürlerin katkılarıyla geliştirilen fikirler, temel oluşturduğu Gazi Eğitim Enstitüsü (1926-27), Halkevleri (1932) ve Köy Enstitüleri (1940) gibi Türkiye’nin önemli kurumlarında hayata geçirildi.

Gazi Resim-İş’te sanatı işle ilişkilendirerek siyasal ve toplumsal bir seferberlik hâline katma çabası, modern cumhuriyetin gereksinim duyduğu, sanat eğitimi ve üretimine hâkim öğretmenlerin gelişiminde etkili oldu. Bölümde resim, grafik ve modelaj gibi sanat atölyeleriyle ağaç, maden ve mukavva işleri gibi uygulamalı iş atölyeleri bir araya getirildi. Öğrencilere, hem ileride verecekleri resim-iş dersleri hem de kendi pratikleri için muhtelif malzeme tanıtılarak bunlarla üretim yapabilme yetisi kazandırıldı. Bu çok yönlü ustalık bilgisinin gelecek kuşaklara katkılarını araştıran İdealist Mektep, Üretken Atölye, görüntülü arşiv kayıtları, eğitimci kitapları ve Baltacıoğlu’nun Yeni Adam dergisindeki pedagoji tartışmalarıyla Adnan Turani’nin 1960’lardaki Sanat ve Sanatçılar dergisinin bütün sayıları ve Halkevleri’nin Ülküdergisinin Gazi Resim-İş öğretmenlerince tasarlanmış kapaklarını bir araya getirir. Söz konusu kaynaklara, bölümün öğretmenlerinden ressam ve yazar Malik Aksel’in sanat tarihçisi Martina Becker’in seçkisiyle sunulan tabloları, Türkiye’de fotoğrafın yaygınlaşmasında önemli bir role sahip Şinasi Barutçu’nun dijital ortama aktarılmış fotoğrafları ile bölümde eğitim vermiş ve almış seçili sanatçıların üretimleri eşlik eder.

Nevzat Akoral, Mustafa Aslıer, Muammer Bakır, Nevide Gökaydın, Mürşide İçmeli ve Süleyman Saim Tekcan’ın değişik baskı teknikleriyle gerçekleştirdiği eserleri, Gazi Resim-İş’teki grafik eğitiminin yapıcı yönlerini görünür kılar. Babası saat tamircisi olan Cengiz Çekil’in bit pazarlarından toplayıp üstüne adını iliştirdiği saatlerden oluşan 1200 Saat (2005) işi ve İsmail Saray’ın bu sergi için yeniden hazırladığı Duvara Ders Anlatma (1980/2018) enstalasyonu, ayrı pratiklere evrilen üretimlere örnek teşkil eder. Osman Dinç’in ahşap, cam, keçe ve demirle ürettiği erken dönem işlerinden Triptik (1978) ile gündelik hayattan nesnelerle çalışan Remzi Savaş’ın demirden terazi ağırlıklarını sembolik bir dille yorumladığı İsimsiz(2006), sıra dışı malzemelerin kullanımını değerlendirme imkânı sağlar. Mustafa Altıntaş’ın Yapıcılar (2010) resmiyse, Köy Enstitüleri’nin iş ve sanatı buluşturan eğitim düzenine gönderme yapar. Sergide ayrıca, bölüm öğretmenlerinden Gökaydın ve İçmeli ile Hidayet Telli’nin Metin Yurdanur tarafından yapılmış büstleri; Halil Akdeniz’in henüz öğrenciyken kendi hazırladığı yağlı boyayla ürettiği Kompozisyon (1964) resmi ve Gülgün Başarır’ın 1965’te Refik Epikman atölyesinde çizdiği bir desen yer almaktadır.

İdealist Mektep, Üretken Atölye, SALT Galata’daki sunumunun ardından 4 Mart-7 Nisan 2019 tarihlerinde, Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenecektir.

8. Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri

Yaklaşık 40 Avrupa ve Türk filmini Türkiye çapında 21 kentte rekor sayıya ulaşan sinemaseverle buluşturan 8. AB İnsan Hakları Film Günleri başladı. 

Bu yıl aynı zamanda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 70. Yıl dönümü. 

Bu kapsamda İnsan Hakları Filmleri 21 ilde izleyicilerle buluşuyor.

1 Aralık’ta başlayan film günleri 16 Aralık’a kadar devam edecek. İlgili programa göz atmak için tıklayınız.

Film günleri kapsamında izleyici ile buluşan filmlerin ağırlıklı temasını mültecilerin hayat hikayesi oluşturuyor. 

Çocuk hakları ile ilgili de pek çok başarılı film gösterimde.

1 2 3 6