Steinbeck ve biz sıradan insanların hikâyeleri

Ama yine yıllar evvel Jack London hakkında bir yazı yazarken kendime açıklamakta güçlük çektiğim gibi bir durum vardı. Neden London, Steinbeck ve Hemingway gibi yazarları genç yaşlarda okuyup sonra unutuyorduk? Meselâ sevdiğimiz yazarları sayarken, neden onların isimlerini hiç zikretmiyorduk? İki aydır akşam sabah Hemingway okuduğumu söylediğimde insanlar, bir ergenin okuması gereken şeyleri okumayı kazık kadar bir adama yakıştıramadıkları için mi bana bıyık altından gülüyorlardı? Eğer öyleyse, bir kez daha Steinbeck okumaya değer demekti. Ben de geçen ay fırsat buldukça art arda Steinbeck okudum: Kısa Süren SaltanatAl MidilliYukarı MahalleSardalye SokağıTatlı Perşembe ve Bir Savaş Vardı.

Yazımı yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde, artık Steinbeck’i sevdiğimden kesinlikle eminim. Sadece tek bir sorunum var. Onda da Steinbeck’in bir günahı yok. Şimdi düşünüyorum da Steinbeck’in estetik açıdan en büyük talihsizliği, Hemingway’in çağdaşı olmaktı. Bunu benim için bu kadar görünür kılansa iki aylık Hemingway etüdümün üstüne Steinbeck hatmetmemdi. Nereden bakarsan bak, Steinbeck için büyük talihsizlik! O kadar ki, bir ara ciddi ciddi benden beklenen yazı yerine “Hemingway mi Steinbeck mi” diye bir yazı yazmayı bile düşündüm. Ama o başka zamana kalsın, bugünkü dersimiz Steinbeck.

YAZAR: GÖKHAN YAVUZ DEMİR

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

KAYNAK: K24

Masallarda Amasya

Şehzadeler Şehri Amasya’da valilik ‘Masallarda Amasya’ adlı projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencileri için 8 çeşit masal kitabı hazırlandı. Ayrıca 8 bin kitap ile engelliler için ses ve işaret dili destekli 5 bin sesli kitap DVD’si öğrencilerle buluşturulacak. 

Projenin ilk serisinde ‘Ferhat’ ile ‘Şirin’ adlı çocuk karakterler ile ‘Masalcı Nine’ tarihi şehri dolaşıp çocuklara bilgiler aktarıyor. Seride üç kahramanın yanı sıra Anka kuşu ile muhafızlar da yer alırken sesli kitaplar işaret diliyle de tercüme edilerek engelli öğrencilerin kullanımına sunulacak.

Amasya Valisi Dr. Osman Varol, “Çocuklarımızda doğru bir gelişim sağlayabilmek için onlara mutlaka masallarımızı aktarmalıyız. Bu masallarda da kendi kültürümüzü aktarmalıyız ve bu proje böyle bir açığı kapatıyor” dedi.

Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA), Amasya Güzel Sanatlar Lisesi ile Amasya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin paydaşları olduğu projeye ortak olarak destek verdiklerine değinen İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. İlker Kösterelioğlu ise, “Dijitalleşen çağda çocuklarımızın gelişim özelliklerine uygun şekilde hazırlanan ve Amasya’mızın tanıtımı, tarihi ve kültürel özelliklerini ön plana çıkarması, dezavantajlı bireylerimiz için destekleyici bir materyal oluşu ve özellikle de bakanlığımızın 2023 hedefleri dahilinde özel eğitime ihtiyaç duyan bireylere yönelik hizmetlerin kalitesini arttıracak dijital içerik üretilmesi bunlara örnektir” şeklinde konuştu.

KAYNAK: HABERTÜRK

Doğu Edebiyatı Parlıyor

Dünya kitap piyasasında uzun yıllar Batı edebiyatından eserler ön plana çıktı ve daha fazla okura ulaştı. Ancak son yıllarda ibrenin yönü değişti. Hem Ortadoğulu hem Asyalı yazarların kitapları sayısız dile çevriliyor, ödüller alıyor. Peki Türkiye’de durum ne? Hatice Saka Arap, Seray Şahinler Demir ise Uzak Doğu’dan yansımaları araştırdı. Yeni Şafak Kitap ekinde yayınlanan bu önemli haberi paylaşıyoruz:

Son yıllarda Modern Arap Edebiyatı eserleri uluslararası kitap pazarında daha fazla boy gösterir oldu. Uluslararası Arapça Kurgu Ödülü gibi ödüllerin verilmesi, Arapça romanların profilini yükseltti ve daha geniş bir okur kitlesine ulaşması açısından önemli bir rol oynadı. Geçtiğimiz günlerde Türkçe’ye de çevrilen Iraklı yazar Ahmed Saadavi’nin “Frankenstein Bağdat’ta” adlı romanı büyük ilgi gördü ve Man Booker Ödülü’nün kısa listesine girmeyi başardı. Biz de Modern Arap Edebiyatı’nın yükselişinin sebeplerini ve ülkemize nasıl aksettiğini araştırdık. Son dört yılda 15’e yakın Arapça kitabı Türkçe’ye kazandıran Prof. Dr. Mehmet Hakkı Suçin, Modern Arap edebiyatı çevirilerinin çoğu zaman doğrudan Arapça’dan değil de bir Batı dilinden dilimize çevrildiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Arap yazarlar Batı’da “parlamadan” Türkçe’ye çevrilmemişlerdir. Bu da Türkiye’de, Arap edebiyatına ilişkin aşinalığın yüzeysel olduğu anlamına gelmektedir.” Arap yayıncı Usama Fevvaz ise, “Daha önceki yıllarda Modern Arap Edebiyatı denildiği zaman Taha Huseyin, Necip Mahfuz gibi daha çok toplumsal sorunlar içerikli konularda eserler kaleme alan yazarlar ön plandaydı. Günümüzde ise Arap edebiyatçıların artık dünya edebiyat trendlerine paralel olarak eserler kaleme aldığını görmekteyiz” diyor. Akdem Telif Hakları ve Tercüme Ajansı Kurucusu Dr. Muhammed Ağırakça da Arap edebiyatında bestseller konumundaki kitapların çoğunun Türkçe’ye tercüme edilmediğine dikkat çekiyor. Modern Arap edebiyatının son dönem kitaplarını Türkçe’ye kazandıran Mevsimler Kitap’tan çevirmen Muhittin Karahan ise ülkemizde yeni dönem Arap edebiyatının layık olduğu yerde olmadığını dile getiriyor.

Son yirmi yıldır Arap edebiyatından çevirilere, önemli dosyalara yer vermekte olan Banipal dergisi, İngilizce konuşan dünyada neredeyse tek başına bir ajans faaliyeti yürütmektedir. Yine Banipal’in çabalarıyla 2007’de Birleşik Arap Emirlikleri sermayesi ile Man Booker Ödülü’nün bir araya getirilmesiyle oluşturulan Arabic Booker Ödülü, bir taraftan Arap romancılar arasında rekabet yaratırken diğer taraftan da Arap edebiyatının Anglosakson dünyada tanıtılmasını sağlamaktadır. Öyle ki, bu satırların yazarının da jürileri arasında yer aldığı 2014 yılında birincilik ödülü alan Ahmed Saadavi’nin Frankenstein Bağdat’ta adlı romanının, Penguin Books tarafından yayımlanan İngilizce çevirisi, geçtiğimiz yıl Man Booker Ödülü’nün kısa listesine girmeyi başarmıştır. Roman geçtiğimiz aylarda dilimize de çevrilmiştir. Bu noktada, başta kurgu olmak üzere Arap edebiyatının Anglosakson dünyaya açılımına katkı sağlayan iki yayınevinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Birincisi, 1960 yılında kurulan Kahire’deki American University Press, ikincisi ise, 2008’de Katar sermayesiyle kurulan Bloomsbury Qatar Foundation Publishing, Katar Üniversitesi bünyesine devredildiği 2015’e kadar, çeşitli türlerde 200’e yakın Arapça kitabı İngilizce yayınlamıştır. Öte yandan çoğunlukla İngilizce çevirilere yönelik oluşturulan çeviri ödülleri de Arap edebiyatından yapılan çevirilere ivme kazandırmaktadır. 2006’da kurulan Seyf Gubaş-Banipal Çeviri Ödülü, 1996’da Mısır’da kurulan Necip Mahfuz Çeviri Ödülü, Katar sermayesiyle verilen Şeyh Hamed Çeviri Ödülü bunlardan bazılarıdır. Bütün bu imkânlar, Arap edebiyatının Batı’da tedavülde kalmasını sağlasa da, Batı’da diğer Batı dillerinden yapılan edebi çevirilerle kıyaslandığında Arapçadan yapılan çeviri oranının düşük çıkacağını tahmin ediyorum. Arap edebiyatından, Türkçeye yapılan çevirilere gelecek olursak; bahsettiğimiz imkânlardan neredeyse tamamen yoksun bir zeminle karşı karşıya kalırız. Arapçadan Türkçeye yapılan edebi çeviriler iki elin parmaklarını geçmez.

Yazının devamı için tıklayınız.

“Okuma Maratonu” Eylemi

Okumakta zorlanan, okumayı pek sevmeyen ya da okuma eylemine biraz hareketlilik katmak isteyen okurlarımız için bir çalışma başlattık.

“Okuma Maratonu” adını verdiğimiz bu çalışmada kutuları doldurup tüm çalışmayı bitiren çocuk ve gençler için bir de “kutu oyunu” hediyemiz var.

Görseldeki çalışmayı temin etmek ve bu maratona katılmak isteyenlerin felahkitap@gmail.com adresine mail atması gerekiyor.

Okuma maratonu çalışmalarınızı @felahcocuk sosyal medya hesaplarını etiketleyerek veya #okumaMaratonu ifadesini ekleyerek paylaşmayı unutmayın.

Herkese bol okumalı, kitaplı ve hayırlı günler…

“Devamun Aleykum”

Merhaba muhterem okur…

Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken geçmişin muhasebesini ve yeni yılın planlamasını ihmal etmemeye çalıştık. Yola çıktığımızdan beri çocuk edebiyatı haber sitemiz Felah Çocuk ve çocuk kültürü dergimiz Çocuk Şehri hakkında nice övgüler, güzel dönüşler ve destekler gördük. Elbette eleştiriler, eksikler ve tavsiyeler de aldık. Tüm bunlarla birlikte yeni yılı daha güzel, daha verimli ve bereketli geçirme arzusuyla ajandamızda yer verdiğimiz bazı hususları siz değerli okurlarla paylaşmaya karar verdik. Siz de eklemek istediğiniz bir konu, eleştiri veya tavsiye varsa lütfen belirtiniz. Gösterdiğiniz ilgi ve destek için müteşekkiriz.

Sevgiler…

# Ülkemizin müstakil olarak tek “çocuk ve gençlik edebiyatı haber sitesi”, çocuk ve gençlik yayıncılığı takipçisi olan sitemiz daha fazla içerik üreterek kaldığı yerden devam edecek İnşallah. Bu arada evet, yeni yılda konsepti biraz daha genişlettik ve gençlik edebiyatına dair de bir alan açtık. Umarım başarılı oluruz.

# Yayınlanan çocuk ve gençlik kitapları sayısında büyük bir artış olduğu doğru ancak nitelikli bir okumanın benzer oranda gelişmediği de başka bir gerçek. Bu doğrultuda okuma kültürünü oluşturan ve zenginleştiren haber ve yazılara daha fazla ağırlık vermemiz gerektiğini gördük. Bu bağlamda okuma listeleri, tavsiyeler, eleştiriler ve haberler gündemimizde daha fazla yer almalı.

# Çeviri Haber köşemizde özel haberlerimiz yer alıyor. Burada genelde yurt dışından yayıncılık ve kitap haberleri paylaşıyoruz. Sitemizi muadillerinden farklı kılan ve çalışmamızı besleyen en önemli köşelerden biri olan tercüme haber köşemize daha fazla haber girmemiz gerektiğine karar verdik. Böylece global dünyanın fuar, okuma kültürü, çeviri dünyası, çocuk edebiyatı ve çocukluk/gençlik gibi alanlardaki gelişmeleri takip edebiliriz. Bu köşemiz ülkemiz yayıncıları için daha fazla ipucu ve ilham verici olmalı.

# 2019’da bulmaca, yarışma ve bilgi testlerinin olduğu küçük ve eğlenceli uygulamalar yapalım diyoruz. Böylece hem dikkati artırmış oluruz hem de biraz hareketlilik katarız. Her ayın başında oyun paylaşıp sonunda da ödülümüzün kazananını açıklarız.

# Çok yakında açıklayacağımız “Okuma Maratonu” gibi sosyal projelerle karşınızda olacağımız bir yıl diliyoruz. Çocuk ve gençleri kitaplarla daha fazla arkadaş kılacak bu tür etkinlikler sadece kitap okumayı değil okuma kültürü ve okuma mekanları ile ilgili de bir bilinçlenme sağlayacaktır.

#Sitemizde öne çıkan mültecilik, azınlık, gerontoloji, tabiat gibi kategorileri daha fazla beslemeye çalışacağız. Bu kategoriler ülkemizde yeterli çalışma alanı bulmayan, bizce çok önemli başlıklar. Bu konularda yeterli veriye ulaştığımızda yayıncılık raporları hazırlayabilmek en büyük hedeflerimizden biri.

#Çocuk Şehri bu yıl da yayınlanmaya devam edecek. Daha az sayfada, bu kez daha pratik ve katılımlı bir içerikle. Gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler.

#Ve sevgili okur eklemek istediğin varsa lütfen yorum kısmında ya da felahkitap@gmail.com hesabında paylaşarak bize yardımcı olabilirsin.

Amerika’da ve Çin’de yayınlanan çocuk kitapları arasında ne gibi farklar var?

Çocuklarımıza okuduğumuz hikâye kitaplarında ne gibi gizli mesajlar bulunuyor?

Her ebeveynin çocuklarına kitap alırken aklına gelen ilk sorulardan biri budur. Bir araştırma ekibi de bu sorunun peşine düşerek çocuk kitaplarının ülkeden ülkeye nasıl değiştiğini inceledi.

Araştırmacıların bulgularını görmek için Çin’e özgü kitaplardan olan The Cat That Eats Letters (Harfleri Yiyen Kedi) inceleyebilirsiniz.

Kitap, çok büyük ya da birbirinden ayrık, baştan savma yazılmış harflere karşı iştahlı olan bir kediyi konu ediniyor. California Riverside Üniversitesi’nden bir profesör ve araştırmacılardan biri olan psikolog Cecilia Cheung’in ifade ettiğine göre ” çocukların harfleri bu kediden kurtarmak için yazı yazarken daha özenli ve dikkatli olmaları gerekiyor.”

Verilen mesaj çok açık ” çaba sarf etmenin önemini çocuklara aşılamak” yani çocukların başarıyı elde etmeleri için sıkılmadan çalışmaları gerektiği ve bu Cheung’a göre Çin kültürün temelini oluşturuyor.

Kitap, Çin, ABD ve Meksika’nın eğitim kurumları tarafından Cheung ve çalışma arkadaşlarına araştırma kapsamında analiz etmeleri için verilen listedeki onlarca hikâye kitabından sadece biri.

Öğrenmeyle ilgili değerlerin bir listesini hazırlayan araştırmacılar, kitapların ne sıklıkla bu değerleri öğrettiğini kontrol ettiler. Değerlerden bazıları ise şunlar; zor bir şey elde etmek için bir hedef belirlemek, bir görevi tamamlamak için çok çaba sarf etmek ve genel olarak doğuştan sahip olunan bir kabiliyetten ziyade sıkı çalışarak elde edilen başarı gibi temalardan oluşuyor.

Journal of Cross Cultural Psychology’de (Kültürlerarası Psikoloji Dergisi) yayınlanan sonuçlar: Çin’den gelen hikâye kitaplarının, bu değerleri ABD ve Meksika’daki hikâye kitaplarına nazaran daha fazla vurguladığını gösteriyor.

Yine Çin’den başka bir örnekle devam edelim: The Foolish Old Man Who Removed The Mountain(Dağı Söken Yaşlı Adam) aynı zamanda bir halk hikâyesi olan bu kitapta köyünü şehre bağlayan, yolu tıkayan dağı ortadan kaldırmaya çalışan bir yaşlı adamın durumunu anlatıyor.

Cheung ve çalışma arkadaşlarına göre bu kitap, azmi övse de aslında vurgulanan başka bir değer daha var o da “kötü etkilerden uzak durmak”. Cheung bu kötü etkileri şöyle tanımlıyor; olumsuz kişilerden uzak durmak ya da kişiyi hedeflerinden uzaklaştıracak şeylere kapılıp gitmemek.

Hikâyedeki yaşlı adam kendisine “aptal” diyen köylülerin eleştirilerine katlanmak zorunda kalsa bile kazmaya devam ediyor ve sonunda dağı ortadan kaldırıyor.

Buna karşın Cheung, Amerika’daki The Jar of Happiness (Bir Kavanoz Mutluluk) adlı kitabı örnek gösteriyor.

Cheung’un deyimiyle, “küçük bir kız bir kavanozda mutluluk iksiri yapmaya çalışır” fakat kavanoz kırılır ve kız çok üzülür. Arkadaşları onu neşelendirmeye geldiğinde üzüntüsü geçen küçük kız hikâyenin sonunda mutluluğun aslında kavanozdan gelmediğini, iyi arkadaşlara sahip olmanın onu mutlu ettiğinin farkına varır.

Cheung, Amerika’daki hikâye kitaplarında mutluluğa çok fazla vurgu yapıldığını söylüyor. Bazı durumlarda mutluluk, hikâyenin ana fikri olup çıkıyor. Ama genellikle üstü kapalı, gizli göndermeler de yapılıyor.

“Her türlü ortamda mutlu mesut oynayan çocuk çizimleriyle dolu kitaplar. Bu çizimlerle gülümsemenin ne kadar önemli olduğunu, mutlu insanlarla beraber olmanın önemli olduğunu vurguluyorlar.”

Mutluluk vurgusu Meksika’dan gelen kitaplar için de geçerli. Çin’deki hikâye kitaplarında olduğu gibi “bir engelin üstesinden gelebilmek ya da belirli bir hedefe ulaşmak için sabırla sürekli çalışmak gerektiğine vurgu yapmıyorlar.

Peki, bu hikâyelerin çocuklar üzerinde nasıl etkisi oluyor?

Cheung, Çin’deki çocukların ABD ve Meksika’daki çocuklara göre akademik sınavlarda sürekli olarak daha yüksek puan aldığını belirtti. Ancak, bu durumun ne kadarının hikâye kitaplarından kaynaklandığını ya da durumun aslında kitapların yansıttığı kültürel farklılıklardan ortaya çıkıp çıkmadığını söylemek için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyor. Ülkelerdeki farklı öğretim teknikleri gibi konuyla alakası olmayan faktörlerin de gereksiz yere işin içine gireceğini belirtiyor.

Cheung, bu çalışmanın birlikte bu üç farklı kültürün birbirlerinden bir şeyler öğrenebileceği fikrini desteklediğini söylüyor.

Örneğin Amerikalı ebeveynler, Çin hikâye kitaplarından başka fikirler almak isteyebilirler ve çocuklarına zekânın aslında çalışarak geliştirebileceğini anlatan farklı hikâyeler okutabilirler.

Eğer bu düşünceye inanıp devam ederseniz hedeflerinize giden yolda karşılaşacağınız engeller ve başarısızlıklar karşısında ümitsizliğe kapılmadan daha çok çaba harcayarak hedefinize ulaşacağınızı bilirsiniz. “Deneyerek, çabalayarak öğrenmeye çalışacaksınız ve “akıllı değilim, bu işi başaramayacağım” diye düşünmekten ziyade sorunuza yaklaşmamın farklı yollarını düşüneceksiniz.”

Çinli ebeveynler de Amerikan kültürünün odaklandığı mutluluğu ve başkalarıyla iyi ilişkiler kurmanın önemini çocuklarına öğretmek isteyebilirler. Bu, çocuklara öğretilmesi gerek çok mühim bir şey ve öğrenme söz konusu olduğunda mutluluk da önemlidir ve bu gelecekteki başarının bir göstergesi olabilir.

En azından Kedi’nin geleceği için endişeleniyorsanız Cheung’nın sizi rahatlatacak bir haberi var: “Çocuklar el yazılarını geliştirdiklerinde kedi acıkmaya başlayacak, ama bu durumda çocuklar dayanamayıp ona bir kaç tane yamuk yazılmış harflerden verecekler. “

TERCÜME: FATMA BEYZA ATEŞ
KAYNAK: NPR

Çocuk Edebiyatı ve LGBT

Önce birkaç haber:

Yayınlandığı günden bu yana ilk kez kapağında bir trans birey ile okur karşısına çıkan National Geographic “Cinsiyet Devrimi” adını verdiği dosya konusunda çocuklarla lgbt üzerine konuşmuştu. Kapak görselinde yer alan Avery Jackson dört yaşında cinsiyet değiştirmeye karar vermiş bir çocuktu. Erkek olmaktan kurtulan Jackson “Kız olmanın en iyi yanı, artık erkek taklidi yapmak zorunda olmamam” ifadelerinde bulunmuştu. Dergi dünyanın farklı pek çok ülkesinden 9 yaşındaki çocuklarla cinsiyet ve translık üzerine başka röportajlara da yer vermişti. [1]

154. sayısında KAOSGL Dergisi’nin dosya konusu “çocuk” idi.Çocuk olmak, çocuk hakları gibi konuların yer aldığı dergide lgbtli çocuk ve gençlerin deneyimlerine yer verildi. Ailenin “antisosyal bir kurum” olduğu fikri üzerinden toplumsal sınıf ve cinsiyet rolleri eleştirildi. Çocukların cinsiyet haklarından ve cinsel tercihteki özgürlüklerinden bahsedildi. Derginin çizimleri Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne katılan çocuklara ait. Merkez uzun zamandır çocuk hakları üzerine yürüttüğü çalışmalarda lgbt’yi de işliyor.

LGBT Aileleri İstanbul Grubu olan LİSTAG çocukları lgbt olan ailelerin dayanışma amaçlı kurduğu bir platform. “Benim Çocuğum” belgeselinde yer alan ailelerden biri çocuğunun cinsel tercihini, doktorun “bu bir varoluş şekli, hastalık değil’ açıklaması üzerine nasıl kabul ettiğini v sonrasında da erkek çocuğunu ameliyatla kıza çevirme kararını anlatıyor.[2] Çocuklarını “kızım” ya da“oğlum” diyerek değil sadece “çocuğum” diyerek sevdiklerini söyleyen bir grup aile…

New York’taki Desmond Napoles 5 yaşından beri Barbie bebeklerle oynamayı çok seven, hep prenses elbiseleri giymek isteyen , kız gibi davranmayı seven ve şu an artık bir trans olan on yaşında bir çocuk. Terapistin bu doğal(!) durumu destekleme önerisi üzerine aile Desmond ile birlikte bundan sonraki yıllarda onun lgbt mücadelesinde aktif yer aldı. Desmond uluslararası lgbt platformlarının çocuk yüzü olarak meşhur edildi. [3]

Gerek şiddet, gerek nefret ayrımcılığı gerek feminizm konuşmalarının bir yönü cinsiyette geliyor ve isteyenin istediği gibi yaşayabildiği bir dünyanın, tüm sorunları ortadan kaldıracağı varsayılıyor.

Türkiye, bu konuda son yıllarda ciddi bir imtihan veriyor. Sosyal medya ortamlarından lgbt konusu düşmüyor. Ama lgbt’yi açıkça savunanlardan ziyade bu zihniyete zemin hazırlayan söylemin daha etkili olduğu ortadadır.Düşünce dünyamızı şekillendiren kavramlarla bu zeminin oluşturulmaya çalışıldığı çok açıktır.

Bu kavramlar daha çok kadınların da erkeklerin de özgür olduğu ve istedikleri şeyi yapabilecekleri fikrinden besleniyor. Özgürlük başat kavram ve herkesin sıkıştığında ilk önce sığındığı en sağlam kale! “Bana kimsene yapacağımı söyleyemez” argümanı kendi özgürlük sınırlarını belli ettiği gibi her türlü yaşamın mümkün olduğunu da ileri sürer. Günlük hayatta dışarı çıkan ortalama her vatandaşın çok rahat gözlemleyebileceği kıyafet değişimleri de bu özgürlük ve cinsiyet formlarının başka bir yüzü. Ekranların giyim programlarında otorite kabul edilen trans eleştirmenler, size nasıl daha iyi giyinmenizi yani aslında nasıl düşünmeniz gerektiğini söylüyor. Cinsiyet eşitliğini savunan, hatta bazen cinsiyet ayrımlarının gereksiz olduğu ve türler arası ayrım yapmamayı savunan bazı feminist yaklaşımlar da oldukça etkili.Edebiyatta da bu alanda çok güçlü bir temsil alanı yakalayan lgbt lobisi, yarışmalar düzenleyerek bu grubun temsil alanını görünür kılmayı hedefliyor.[4] Yurt dışında pek çok ülkede romanlar bu konuya eğliyor hatta neredeyse bu konuyu işlemek moda oldu. Ülkemizde de bu alanla ilgili literatür epey genişliyor.[5]

Çocuk Edebiyatında LGBT

Çocuk edebiyatında yetişkin edebiyatında olduğu kadar rahat ele alınamıyor bu konu.Hassas ve pedagoji gerektiren çocuk edebiyatı alanı lgbt gibi bir konuyu Türkiye’de çok aleni işleyemiyor. Ancak kimi kitaplarla ülkemizde lgbt farkındalığının oluşturulmaya başlandığı da aşikar.

Önce yurt dışı örneklerini inceleyelim. En çok okunan 20 lgbt çocuk kitabında gay-onur yürüyüşünün ilk örneği, kendini deniz kızı gibi hisseden Julian’ın hikayesi,kendisine tercihinden dolayı saygı duyacakları Mars’a giden siyahi çocuğun hayali yolculuğu, iki eşcinselin nasıl da toplumu inşa ettiğini anlatan mücadelesi, iki anneli ve iki babalı aileler gibi kurgular yer alıyor. Örneğin“Ben Jazz” isimli kitapta iki yaşındaki bir erkek çocuğun kendi bedeninde bir kızın beynini taşıdığı ifadesi yer alıyor.[6]

Ülkemizde bu şekilde aleni yazılmış kitap sayısı çok az. Muhafazakâr ülkelerdeki direnç biraz daha fazla olduğu için öncelikle “kadın” üzerinden geliştirilen bir söylem var. Kadınların özgürlüklerine kavuşması, her türlü norm karşısında eşit kabul edilmesi ve bir özne olarak varlık sahnesindeki hak ettiği yeri almasını elbette ki destekliyorum. Yüzyıllardır sadece ülkemizde değil tüm dünyada hiç azalmadan süregelen ataerki, zulme varan uygulamalarıyla mücadele edilmesi gereken bir düşüncedir. Bu konuda referans alınan İslam’ın sınırları iyi anlaşılmalı ve fıtrat gerçeğimiz unutulmamalı diye düşünüyorum.

Son yıllarda çokça artan kadın biyografilerinin yer aldığı çocuk kitaplarında sözü edilen kadınlar bu konuda nerede duruyor? Sürekli olarak kız çocuklarına“tabuları” yıkmaları söylenerek hak ettikleri adaleti tesis etme çabası acaba nerelere varıyor? Tüm bu çaba adalet savaşı mı yoksa fıtrata karşı açılmış bir savaş mı karar vermek gerekiyor.

Tüm dünyada kısa sürede onlarca baskıya ulaşan ve ülkemizde de yüksek rağbet gören “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler” kitabında feminist terminoloji çok etkin kullanılmış. Kitapta çeşitli alanlarda başarı yakalamış güçlü kadın isimlerine yer verilirken bir de bir ilkokul öğrencisinin hayatı ekleniyor. Coy Mathis[7]adındaki bu öğrenci ailesine “ne zaman doktora gidip beni kız yapacağız” diye soran bir erkek çocuğudur. Doktor, Coy’un bir erkek bedenine sahip ama içinde bir kız çocuğunun var olduğunu söyleyerek, onun transseksüel olduğunu aileye açıklar. Okulun kızlar tuvaletini kullanmak isteyen Coy çeşitli sorunlar yaşar ve mahkemeye taşınan konu Coy’un lehine sonuçlar. Evde ailecek yapılan kutlamada pembe pasta yenir. Bir başarı hikâyesi olarak Coy’un yaşamı bu kitapta kendine yer bulur.

Yapı Kredi Yayınları’nın “Kız Çocuk Hakları Bildirgesi” ve “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” isimli kitaplarında da kız ve erkek olmanın hiçbir kalıba sokulmaması gerektiği, isteyenin istediği hayatı yaşayabileceği, zevklerin ve yaşamın tartışmaya kapalı olduğu gibi mesajlar yer alıyor. Çocuk Şehri 8.sayısında yer verdiğimiz ayrıntılı değerlendirmede bu kitapların homofobik düşünceyi ortadan kaldırmayı ve kuir düşünceyi yaygınlaştırmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Çocuk kitapları dergisi İyi Kitap’ın Toplumsal Cinsiyet isimli dosyasında Pippi karakterinin anarşist feminist açıdan önemi yer alıyor.[8]Yine aynı derginin Ekim 2018 dosyasında “Dilediğiniz Kişiyi Sevin!” başlığı ile Safter Korkmaz, “İki anne ya da iki baba ileç ocuklarının resmedildiği aile tabloları bir hayli ezber bozacak” ifadesiyle YKY’nin serisi olan Anne Hakları Bildirgesi ve Baba Hakları Bildirgesi’ndeki mantaliteyi savunuyor.[9]

LGBT alanında kitaplara listesinde yer veren Güldünya Yayınları’nın “Küçük Feministin El Kitabı” küçüklere feminizm kitabı olarak üstüste birkaç baskı yaptı. Yayınevi, geçtiğimiz ay “Morris Micklewhite ve Turuncu Elbise” isimli bir kitap yayımladı. Kitapta süslenmeyi ve elbise giymeyi çok seven küçük bir erkek çocuğunun hayatı anlatılıyor.[10]

Son zamanlarda Frida Kahlo ismini duymayan yoktur.Hakkında en çok çocuk kitabı yazılan kadın karakter herhalde Frida Kahlo’dur. Peki Frida bu ününü neye borçludur? Yaşadığı korkunç trafik kazasının ardından yaşam mücadelesi veren Frida uzun yıllar hastane yatağına bağlı yaşamak zorunda kalır. Hastane odasında yatağının tam üstüne, tavana ayna taktıran Frida bu yolla başarılı otoportreler çizer. Resimde oldukça başarılı olan Frida bir azimve sanat öyküsünün başkahramanıdır. Çocuk kitaplarında bu haliyle tanınan Frida hayatında birkaç kez evlilik yapmış, evli olduğu sıralarda birkaç kişiyle eşini aldatmış, hatta eşcinsel ilişkiler yaşamış biridir. Bundan sonra çoğu bayanlarla olmak üzere Frida’nın yaşamında birçok cinsel ilişkiye tanık olunur.[11]Anarşist-feminist Frida duygu dolu sözleri, varoluşçu ifadeleri ve sanatıyla olduğu kadar bu cinsel hayatıyla da çok konuşulan bir isim olur. Bugün bu kadar revaçta olan Frida Kahlo yüceltmesi ile ne amaçlanıyor dersiniz? Frida’nın hayatını ilk Nota Bene Yayınları’ndan okudu çocuklar. Bunu daha sonra diğer yayınevleri takip etti.[12]

Çocuk edebiyatında yer almayan başlayan bu örnekleri ileride daha fazla okuyacağız gibi görünüyor.

Aile ve Din Mücadele Edilmesi Gereken İki Kurumdur

LGBT gruplarının genelde karşı durduğu iki kurum vardır. Biri din diğeri aile. Din ve aile onlar için yıkılması gereken tabulardır. Din muhafazakar yapısı ile belli kalıpların korunmasını gerektiğini söyler, aile de dini ve ulusal değerleri korumak için en ilkel formdur. LGBT zihniyetindeki çoğu kişi ailede yani özel alanda yaşanan baskı, zorlama, şiddet ve taciz gibi durumlar nedeniyle aile kurumuna olumlu yaklaşmaz. Toplumsal cinsiyet rolleri en başta ailede geliştiği için bu kurumun yok edilmesiyle özgür ortamın doğacağını düşünürler.[13]

Bilinci Okuyan Yeni Tür

Ocak 2018’de Davos’ta konuşan Harari[14] ilginçşeyler söylüyordu. Harari’ye göre gelecekte insan türü sona erecek ve yeni bir tür ile karşılaşacağız. “Beden, beyin ve zihin” tasarımı yapabilen bu yeni türün tüm dünyayı yönetecek. Gelecek “veriler”e sahip olan bu türlerin egemenliğinde devam edecek. Dolayısıyla veriyi kontrol edebilen tüm yaşamı da kontrol edecek.

Verilere sahip olmak ve kontrol etmek biyolojik algoritmaları çözmekle mümkün. Yeni dünyanın bunu başardığını söyleyen Harari “10 ya da 20 yıl içinde herhangi bir gence, algoritmaların, bu durum ne kadar hassas olsa bile, tam olarak ne olduğunu ‘gay ya da değil’ spektrumu içinde söylediğini bir düşünün. Algoritma göz hareketlerinizi, kan basıncınızı, beyin faaliyetlerinizi takip edip size kim olduğunuzu söyler.” ifadeleri ile cinsiyet kimliklerinin epey bir bozulacağının da sinyalini veriyor. Şimdilik sadece internet üzerinden kişileri kontrol edebilen bu sistem çok yakında reel ilişkilerde de egemen olacak.

Yani kısaca Harari: “Örneğin, sizin cinsel yöneliminizi, sizi sizden daha iyi bilenin fotek ve biyotek karışımı bir makine size söyleyecektir ve makinenin söylediği sizin söylediğinizden daha kesin ve dolayısıyla daha güvenilir olacaktır ve siz bu makinenin sizin hakkınızda vereceği karardan kaçamayacaksınız. Artık Tanrı’nın kanunları içinde hareket etmeyeceğiz. Yaşamın ve canlılığın kanunlarını biz kendimiz yapacağız” diyerek Tanrı’ya meydan okuyan bilimin sözcülüğünü yapıyor.

LGBT örgütleri küçük bir azınlık olmalarına rağmen tüm dünyada nasıl bu kadar etkili olmayı başarıyorlar sorusunun cevabı da işte burada yatıyor. Yapay zekâ, düşünceleri okuma, insan klonlama, genetik müdahale gibi yeni bilimin söz sahibi olduğu alanlarda LGBT örgütlerini görmek mümkün.Bu iki mekanizma aynı projenin paydaşları.[15] Bilince hükmetmek isteyen ve kişiye yeni kimlikler bahşedecek(!) olan geleceğin bilimi doğuştan pedofili, zoofili, nekrofili durumlarını mümkün kılacaktır. Ya da mesela heteroseksüel bir ilişki dışında yani normal yollarla sağlanan üreme dışında başka bir üreme alanı yakalarsa üreme ve haz iki ayrı konu olacaktır. Bunun nelere mal olabileceğini bir düşünün!

Sonuç

Gelecekte öngörülen bu yeni dünyanın yapı taşlarış imdiden döşeniyor. İnsanlar yavaş yavaş gelecekte olması planlanan bu kurguya hazırlanıyor. Cinsel eğilim, farklılıklara saygı, özgürlük, hümanistlik gibi“tehlikesiz” görünen ifadelerle küresel dünyaya soft bir giriş yapan bu zihniyetin planlarını oldukça gizli yürüttüğünün farkına varmamız gerekiyor.Toplumu ifsad edenlerin ve fıtrata savaş açanların en büyük hedefi masumiyettir ve çocuklar en masum varlıklardır.


[1]http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/ocak_2017/dokuz-yas-gozuyle-cinsiyet-/3866 

[2] http://www.agos.com.tr/tr/yazi/4205/lgbt-aileleri-anlatti-oglum-kizim-degil-benim-cocugum

[3] https://www.dailymail.co.uk/femail/article-5228857/A-10-year-old-drag-queen-founded-drag-club-kids.html

[4] http://www.edebiyathaber.net/14-kadin-kadina-oyku-yarismasi-bir-dostluktan-neler-dogar-temasiyla-basladi/

[5] https://onedio.com/haber/turk-edebiyatindan-en-iyi-10-lgbt-romani-432907 ayrıca bakınız: http://www.sabitfikir.com/dosyalar/gokkusagi-altindaki-edebiyat

[6] https://medium.com/@katieishizukastephens/21-childrens-books-uplifting-lgbtqia-voices-history-and-culture-3b16accc4beb

[7] http://gmag.com.tr/netflix-kucuk-transseksuel-kizi-190-ulkeye-tanitacak/

[8] http://www.iyikitap.net/index.php/2016/06/01/cocuk-edebiyatinda-toplumsal-cinsiyet/

[9] http://www.iyikitap.net/index.php/2018/10/02/dilediginiz-kisiyi-sevin/

[10] http://kaosgl.org/sayfa.php?id=26812

[11] http://www.ayorum.com/haber_oku.asp?haber=4062

[12] http://www.felahkitap.com/2018/11/cocuk-kitaplarindaki-frida-kahlo/

[13] https://dusunbil.com/erkeklere-yasam-onerileri/  (Bu anlamda aile işkencenin odağıdır ve bu kurum veya yapısı yok edilmedikçe klon insanlar yetişmeye devam edecektir. )

[14] https://www.ynharari.com/

[15]http://www.islamianaliz.com/haber/mucahit-gultekinden-2053te-turkiye-nasil-bir-ulke-olacak-yazisi-bati-tarafindan-hacklenmek-65186#sthash.KNKFIh1X.i4lNSax0.dpbs

YAZAN: AYŞENUR NARBOĞA (Bu yazı Çocuk Şehri 9. sayısında yayınlanacaktır.)

ÇOCUK KİTAPLARIYLA ÇOCUK HAKLARI BİLİNÇLENMESİ MÜMKÜN MÜ?

  “Çocuk hakları” tabirinin yanında başka hangi kavramları zikredebilirsiniz?Çocuk ve hak deyince söyleyebileceğiniz üçüncü kelime ne olurdu? Çocuk hakları kavramı,size pozitif şeyler mi çağrıştırıyor yoksa bu ifadeyi işittiğinizde bir duygusuzluk veya karamsarlık hâli mi çöküyor? Çocuk kimdir? Çocuğun hakları varsa bu haklar nelerdir? Kaç tanedir? Bu haklar artırılabilir yahut eksiltilebilir mi? Çocuk haklarında okumalar yapmak istiyorum dediğinizde hangi kitapları okumalısınız? Bu konuya hangi disiplin bakar; hukuk, edebiyat, sosyoloji,pedagoji? Çocuk hakları politik bir ifade midir? Politik bir ifade olduğunu düşünüyorsanız bunun karşılığı nedir? Gündelik hayattaki yeri nedir? Çocuk,haklarını tanıdığımda “olmaya” yetecek bir varlık mıdır? Çocuk hakları evrensel midir? Her çocuk için mümkün müdür, geçerli midir? Çocuk hakları, kitaplardan öğrenilebilecek bir şey midir?..

Ne kadar da çok soru sordum değil mi? Soruyorum; çünkü bu soruların ve buraya eklenebilecek diğer soruların hepsi biz yetişkinleri olduğu kadar çocukları da ilgilendiriyor ve çoğumuzu da meraklandırıyor. Ben bu soruları öncelikle çocuklar adına sordum ve çocukların dilinden sormaya çalıştım, bunu bilmenizi isterim.

Bugün daha çok medyada görünür kılınan bir çocuk hakları söylemi var. Haksızlık etmeyeyim ama! Akademinin ve eğitim camiasının da epey meşgul olduğu bir alan bu. Çocuklardan hangi yolla haklarını öğrenmelerini istiyoruz sorusuna cevap ararken, sanırım biz sadece işin yetişkinleri enforme etme kısmındayız, daha öteye henüz geçebilmiş değiliz. Biraz düşünün lütfen,sizce de öyle değil mi?

Kabul edelim ki bu dünya büyüklerin dünyası. Tarihi yazan,siyasete yön veren, mutfakta yemek pişiren ve kıyafet seçiminde bulunan büyükler hep! Hayatın müdahale edilebilir her alanında onlar etkin olarak var. Çocuklar da büyüklerin yaşamını “etkin” olarak izliyor. İyilik de kötülük de hâlâ devam ediyorsa bundandır.

Dergi hazırlıkları süresince epey kafa yorduğumuz ve bu yazımın ekseninde de olan çocuk hakları öğrenimi, çocuklar için nasıl mümkün olur henüz biz de tam manasıyla çözebilmiş değiliz. Fakat söyleyebilecek birkaç sözümüz var elbet. Mesela ben bir çocuğun “insan” olmanın ne manaya geldiğini ve tabiatın gizli sözlerini anlamadan çocuk hakları konusunda çok da bilinçlenemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü çocukları son derece güçlü bir enformasyona sahip yapabiliriz, yapıyoruz da! Ancak ahlak ve eylem gibi işin asıl boyutunu da ıskalıyoruz kanaatindeyim. Çoğu zaman yapıldığı, daha doğrusu kümeye kendimizi de dâhil ederek söyleyelim, yaptığımız gibi!

Kendi kendime nutuk çekmeyi, öğüt vermeyi bir kenara bırakıp konuyu daha etraflıca anlamak ve anlatabilmek için biraz raflara uzanayım da çocuk haklarıyla ilgili ne tür kitaplar yayımlanmış bir bakayım dedim. Çok fazla zahmete girmeme de gerek kalmadı; çünkü bu literatüre dair çok fazla eser yok. Mevcutların çoğu da tercüme kitaplar zaten. Kitap ismi vermeden genel bir değerlendirme yapmam gerekirse diye de sizlerle paylaşmak üzere birkaç not aldım. Müsaadenizle bu notlarımı sizlere arz edeyim:

  • Hemen her kitabın ortaya çıkış motivasyonu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddelerine dayanıyor. Motivasyon BM olunca da sürekli seküler bir dünyaya referans yapılmış oluyor.
  • Sözleşme maddeleri baz alınarak maddelere uygun kurgu hikâyeler oluşturulmuş. Hikâyeleştirme yoluyla da maddeler kavratılmak istenmiş.
  • Kitaplar temel seviyede bilgilendirme özelliği taşıdığından edebî yön olarak oldukça zayıf kalmış, çizimler de hakeza öyle.
  • Sözleşme maddelerinin kavratılmaya çalışılması “haklar” bağlamında ele alınması gereken özgürlük, sorumluluk, vicdan, iyilik-kötülük, var olmak gibi temel felsefik tartışmalar için yeterince sağlam zemin oluşturulmamış.
  • Metinlerde gündelik hayatta karşılığı bulunabilecek türden örneklerle zenginleştirme yapılmamış.

“Çocuk hakları” diye arama yaptığınızda karşınıza çıkabilecek kitapların genel özelliği benim açımdan bu şekildedir. Bana kalırsa bu kitaplar, çocuk hakları gibi çok boyutlu bir konuyu anlamlı kılmak için oldukça aceleci davranıyor. Çünkü dediğim gibi amaç, sözleşme maddelerini öğretmek!Oysa haklar konusu gerek hukuksal gerek felsefi yönden zamana yayılarak anlaşılması mümkün hususlardan.

Haklar tabirinin; özgürlük, var olmak, iyilik-kötülük ve adalet gibi muhakkak üzerinde durulması gereken ilintili kavramları vardır. Buk avramları hukuk yahut felsefe düzleminde ele almanız ise meseleyi biraz değiştirecektir. Örneğin özgürlük ifadesi, hukuksal anlamda bir çocuk için yaşam alanlarının bir diğerinin sınırlarını ihlal etmeden gerçekleşmesi olarak anlatılabilir; ancak felsefe, kişinin kendi içinde bile tutsaklık yaşadığını fısıldayabilir. Hukuk, kişiler ve kurumlar ile ilgiliyken felsefe, bunlarla birlikte kişinin kendisi ve Aşkın Varlık’la olan bağlantısını da görür.

O hâlde okuyup geçmek yerine haklar bağlamında çocukla iletişim sağlanmalıdır. Bir külah dondurma, bir bardak oralet yahut belki bir bisküvi eşliğinde insana dair ufuk açıcı ve merhamet temelli “gizli bir eğitim”yapılmalıdır.

Bu aşkın ve içkin süreci biraz daha nesnelleştirmeden kanıksayamayıp illa ki kitap tavsiyesi isteyen okurumuza da farklı enstrümanlarla bilgi ve tecrübe edinmenin kısa yollarına ulaşmak için şunları zikredebilirim:

  • Kelimeleri okumak, kendini ve dünyayı okumayı sağlamıyorsa beyhudedir. Bu, çocuklar için de böyledir. Onlara insanı anlatan kitaplar okumalıyız bol bol. Zaaflarıyla, yetenekleriyle insanın her türlüsüyle tanıştırmalıyız onları.
  • Kâinat kitabına birlikte iyi bakabilmeyi bilmeliyiz. Kâinattaki ince uyum, adalet, merhamet ve elbette kevni düzen iyi okunmalıdır kemalat için. Canlılar içinde irade sahibi tek varlık insandır; ancak yaratılmış olan her şeyin korunma hakkı vardır. Bunu anlatmalıyız.
  • Batı’dan devşirdiğimiz ve içimize sinmiş antroposantrizmi yani insan merkezci düşünceyi terk etmeliyiz. Allah’ın insanı yeryüzünde “halife” kılması, insanın tüm varlıklardan mutlak üstünlüğünü ve hükümranlığını ifade etmez. Bunu öğretmeliyiz.
  • Kul hakkı, Allah korkusu, nimete saygı, yaratılanı sevmek, eşyaya hürmet gibi terimleri içselleştirebileceğimiz metinler bulmalıyız eğer ille de yazılı kaynak arıyorsak.
  • Çocukları sadece “saf, masum, korunması gereken” varlıklar olarak değil; onları inisiyatif alabilen, karar mekanizmalarına ortak olabilen, görüşlerini ifade edebilen, eylem ve sevgi kabiliyeti yüksek, toplumsal yönü olan bir kişi olarak görürsek onları hayata daha iyi hazırlayabiliriz.
  • Kaygı bozukluklarına, travmalara ve duygusal rahatsızlıklara yol açmamak için çocukların okuduğu kitabı öncesinde veya beraber siz de mutlaka okumaya çalışın. Okuyamasanız da kitap hakkında mutlaka sohbet edin.
  • Onları, eğer bulabilirseniz arif insanlarla tanıştırın. Arifle muhabbet binlerce kitap okumaktan daha efdaldir.
  • Masal okumayı ihmal etmeyin. İyilerle kötülerin savaşında her zaman iyilerin kazandığını; ama iyi olarak kalmanın ve eylemde bulunmanın zorluğunu da hatırlatın…

Çocuk kitapları, çocukları bilinçlendirmek için tabi ki her zaman en güçlü kaynaklardan biri olmuştur. Ancak günümüzde çocuk ve gençlerin enformasyon tercihi daha çok sosyal medya olduğu için onlara kitap okutmanın zorluğunun farkında olarak işimizin epey zor olduğunu kabul ediyorum. Bu açıdan da çocuk hakları; sadece STK’ların örnek kitap çalışmalarına, ısmarlama kitap projelerine ve Batı referanslı tercüme eserlere indirgenmemelidir. Narsist ve bencil kişiliklerin çoğaldığı bu dünyada haklar konusunu konuşmak her zamankinden zor. Tüm zorluklara rağmen insanlığın bu konuda yeni bir madde ve ruh planına ihtiyacı olduğu kesin. Medeniyetimizin yeniden inşası ve dünya toplumlarına hayırlı bir misal olabilmenin yolu da bunun idrakinden geçiyor.Yağmur damlasının, bir ağaç kütüğünün ve topal kedinin hakkından bahseden o medeniyete geçiş, alışkanlıklarımızı ve kabullerimizi hayırlı olanlarla ikame etmekle mümkün.

YAZAN: SONGÜL İNANÇ KAYNAK: ÇOCUK ŞEHRİ DERGİSİ SAYI 8

Ayşegül Dede: İyi bir dinleyici iyi bir anlatıcı olur, iyi bir okuyucu da iyi bir yazar”

Kidsnook Masal Akademi ve Çocuk Kitabevinin kurucu ortaklarından ve Hadi Masal Anlatalım ile Masal Mutfakta kitaplarının yazarı Ayşegül Dede Star Gazetesi’nden Ali Demirtaş’ın sorularını yanıtladı.

İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu Ayşegül Dede’nin bu alana ilgisi üniversite döneminde bitirme tezi için hazırladığı ‘sembol dili’ çalışmaları ile başlamış. “Çocukları eğlendirmek için sürekli gezdiriyoruz. Sürekli etkinlikler programlar yapıyoruz. Artık evimizde kendi kendine sakince oyun oynayamayan çocuklarımız var bizim. Bu çok acı. Bu onların okul ve hayat başarısını etkileyecek.” şeklinde konuşan Dede hikâye anlatıcılığının özellikle son üç yılda daha da popüler hale geldiğini söylüyor. Dede’nin bu mesleği seçmesinde ailesinin de etkisi var: “TV bağımlısı bir çocuktum ve ailem bunun önüne geçmek için evden televizyonu çıkardı. Yerine müzik seti ve walkman koydu. Ve babam bize sürekli kaset aldı. Yüzlerce kasetim vardı. Ses tiyatroları dinlemeye başladım. Sürekli dinliyordum. Bunları dinleye dinleye aslında şimdiki mesleğimde staj yapmışım farkında olmadan. Çünkü bu çok önemlidir, iyi bir dinleyici iyi bir anlatıcı olur. İyi bir okuyucu da iyi bir yazar. Bunlar birbirini besler. Ben çok iyi bir dinleyiciydim. Sesimi kullanmayı da dinlerken öğrendim.”

TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ. KAYNAK: STAR

Bisav’dan “Kitabın Tarihi ve Editörlük Atölyesi”

Kitabın Tarihi ve Editörlük Atölyesi; serüveni taş tabletlerden elektronik tabletlere uzanan kitabın beş bin yıllık geçmişine bir yolculuk olarak planlandı.

Program; kitabın doğuşundan kültürel ve ticari bir ürün olarak şekillenişine; bir meslek olarak yayıncılığın tarihi seyrine; klasik ve modern çağlarda kitabın hazırlık aşamalarını yürüten aktörlerin geçmişte ve günümüzdeki rollerine, eserin okura ulaşmasına dek uzanan çizgide kitabı ve yayın sektörünü tüm yönleri ile tanıtmayı amaçlıyor.

Programın bir diğer amacı da yayıncılığın iş süreçlerini tanıtabilmektir. Bu amaçla program boyunca;

– Geçmişte ve günümüzde yayıncılık mesleğinde eser seçimi, yazar bulma gibi zihinsel süreçlerde yazar-yayıncı-editör arasındaki ilişkileri,

– Kitabın hazırlığındaki iş akışı, yazar-çevirmen-matbaa-dağıtımcı-kitapçı-basın-okur ilişkileri, yayıncılık fuarları gibi süreçlerin yönetiminde sektörün tüm aktörlerinin sorumluluk alanları,

– Dijital devrimle birlikte değişen yayıncılık anlayışı,

– Yayıncılığın geleceği,

– Küresel yayıncılık ve e-kitap,

– Telif hakları ve tüm bu değişimlerle birlikte alanın değişen incelikleri irdelenecek.

Atölye, 13 oturum olarak planlanmıştır; 15 günde bir Cumartesi günleri yapılacaktır. Program kapsamında teorik derslerin yanı sıra, konuyla ilgili makale ve kitap okumaları da yer almaktadır.

İlk oturumunu 15 Aralık 2018 Cumartesi günü saat 15.00’de Zeyrek Salonu’nda gerçekleştirecek olan okuma grubu için son kayıt tarihi 13 Aralık 2018 Çarşamba, saat 18.00’dir.

Başvuru için lütfen TIKLAYINIZ.

İLGİLİ ATÖLYELER

1 2 3 9