Çocuk kitaplarının sadece %1’i azınlıkları temsil ediyor

İngiltere Sanat Konseyi tarafından finanse edilen bir araştırmanın sonucu çok şaşırttı. İngiliz yayıncılardan 2017’de yayımladıkları azınlıkların yer aldığı kitapların listesi istendi. 9.115 çocuk kitabından sadece 391’inde yani %4’ünde azınlıklardan bahsediliyor.

Siyahi, Asyalı ve tüm azınlık grupları için kısaca BAME ifadesi kullanılıyor. BAME karakterli kitapların az olması akıllara hemen okuldaki azınlık öğrencilerin oranını getiriyor. İngiltere Eğitim Bakanlığı’nın verdiği bilgiye göre öğrencilerin %32.1 i etnik azınlığı oluşturuyor. Bu oran yayımlanan kitapların sekiz katı.

Araştırmacılar temsil edilen karakterlerin kalitesini ve sayısını da analiz etti. BAME karaktere sahip kitapların yarısından fazlasının “güncel olayların yansıması ” olarak sınıflandırıldığını ve% 10’unun da savaş ve çatışma gibi “toplumsal adalet sorunlarını” içerdiğini tespit ettiler. BAME karaktere sahip komedi türünde ise sadece bir çocuk kitabı var.

Azınlıklar sadece acıları söz konusu olduğunda mı kitaplarda temsil edilmeli? Ve bu orantısız temsil sorunu azınlık grupların bakış açılarını nasıl etkiliyor? ” gibi sorular bu projede cevaplanmaya çalışılıyor.  Read more

Kitaplarla büyüyen erkekler daha fazla kazanıyor

Romalı filozof Cicero, “Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir” diyor. Bu durum aynı zamanda mali sıkıntının da bir işareti olabilir.

Yeni bir araştırma, çocukken kitaplarla çevrili bir ortamda büyüyenlerle yetişkin olduklarında elde edecekleri maddi kazançlar arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya çıkardı.

Padua Üniversitesi’ndeki üç İtalyan ekonomist dokuz Avrupa ülkesinde doğan 6 bin erkeği araştırdı ve kitaplara erişimi olan çocukların çok az sayıda kitapla veya hiç kitabı olmadan büyüyenlere göre maddi olarak daha fazla kazanma olasılığının olduğu sonucuna vardı.

Araştırmacılar, Avrupa’da okuldan ayrılma yaşının azalmaya başladığı 1920’den 1956’ya kadar olan dönemi inceledi. 10’lu yaşlarında 10’dan az kitabı, bir kitap rafını dolduracak kadar kitabı,  100 kitabın yer aldığı bir kitaplığı, iki kitaplığı veya ikiden fazla kitaplığı olan evlerde büyüyen kişiler araştırmada yer aldı.

Economic Journal’da yayımlanan araştırma da,  ek bir yıllık eğitimin bir erkeğin hayatı boyunca ortalama kazancını % 9 oranında arttırdığını tespit edilmiştir ama gelirler sosyo-ekonomik geçmişe göre belirgin bir şekilde değişiklik göstermiştir.

Ekonomistler, sonuçlar için bir takım teoriler sunmaktadır, “belki de kitaplar çocukları daha fazla okumaya teşvik ediyor olabilir ya da okul performansı üzerinde olumlu etkileri olabilir. Alternatif olarak, kitaplarla dolu bir ev, avantajlı sosyo-ekonomik koşulların bir göstergesidir. ”

TERCÜME: FATMA BEYZA ATEŞ

KAYNAK: the GUARDIAN

 

İngiltere’deki Çocuk Kitaplarında Azınlıklar Yeterince Temsil Edilmiyor

İlk kez yapılan ve İngiltere Sanat Konseyi tarafından finanse edilen bir araştırma projesinin ilginç sonuçları var.

İngiltere’de yürütülen proje çocuk kitaplarında etnik karakterlerin temsilini ölçmek ve değerlendirmek amaçlı gerçekleştirildi. İlköğretimde Okuryazarlık Merkezi (CLPE)’nin yürüttüğü projede siyahî, Asyalı ve diğer tüm etnik azınlık (BAME) karakterlerini içeren kitapları inceledi. İnceleme sonucunda ortaya çıkan tabloda etnik temsilin oldukça az olduğu görülüyor.

 

Araştırmanın Özeti

  • İngiltere’de 2017 yılında yayınlanan 9115 çocuk kitabı vardı. Bunların sadece 391’i siyahî, asyalı ve diğer etnik azınlıklara ait özellikler taşıyan karakterlere sahipti.
  • 2017’de yayınlanan çocuk kitaplarının sadece % 4’ü BAME özellikler taşıyan karakter içeriyordu
  • İngiltere’de 2017 yılında yayınlanan çocuk kitaplarının sadece % 1’i bir BAME ana karaktere sahipti.
  • BAME karakterlerle ilgili kurgu kitaplarının yarısından fazlası ‘modern realizm’ (günümüze ait manzaraların ve içeriklerin olduğu) olarak tanımlandı.
  • BAME karakterli kitapların % 10’u savaş ve çatışma gibi ‘sosyal adalet’ sorunları içeriyordu.
  • BAME karakterine sahip sadece bir kitap ‘komedi’ olarak tanımlandı
  • Kurgusal olmayan kitapların %26’sı çocuk okuyuculara yönelikti.

 

Benzer araştırmanın ülkemizde de yapılması için ilgileri böyle bir çalışma yürütmeye davet ediyoruz. Etnik zenginliğe sahip ülkemizde farklılıkların temsilinin çocuk kitaplarımızda ne derecede yer aldığını görmek önemli. Bakalım biz farklılıklarımıza ne kadar yer veriyoruz? Read more

İran Çocuk Edebiyatı Duâyeni: Houshang Moradi Kermani

Sa­de­ce ül­ke­si İran’da de­ğil ulus­la­ra­ra­sı ca­mia­da da ta­nı­nan ödül­lü ya­zar Hu­şeng Mu­ra­di Ker­ma­ni’nin yıllar önce Türkiye’deki panelinde “Başlangıcından Günümüze İran Çocuk Edebiyatı”nı anlatmıştı. Panel notlarını Elif Konar derlemesi ile okuyoruz.

***

Ker­ma­ni, 1944 İran do­ğum­lu. Ya­yım­lan­mış 16 ki­ta­bı olan Ker­ma­ni’nin 5 ki­ta­bı Ne­za­hat Baş­çı ta­ra­fın­dan Türk­çe­ye ka­zan­dı­rıl­mış. İs­veç Hü­kü­me­ti ta­ra­fın­dan ve­ri­len As­trid Lind­gren Ödü­lü’ne 2010’da üçün­cü kez aday gös­te­ri­len Ker­ma­ni, 2000’de UNI­CEF Ço­cuk Özel Ödü­lü ve 1992’de Hans Chris­ti­an An­der­sen Jü­ri Özel Ödü­lü de dâ­hil ol­mak üze­re pek çok ulus­la­ra­ra­sı ödü­lün sa­hi­bi. İran’ın ço­cuk ede­bi­ya­tı ala­nın­da ön­de ge­len, dün­ya­ca ün­lü isim­ler­den Ker­ma­ni’nin eser­le­ri, baş­ta Al­man­ca, İn­gi­liz­ce, Fran­sız­ca, Fe­le­menk­çe, İs­pan­yol­ca, Er­me­ni­ce ol­mak üze­re çe­şit­li dil­le­re çev­ril­miş ve pek çok film­de se­nar­yo met­ni ola­rak kul­la­nıl­mış. Ay­rı­ca bu film­ler de film fes­ti­val­le­rin­de ödül­ler al­mış.
Bu kı­sa ta­nış­ma­nın ar­dın­dan Ker­ma­ni, ara­mız­da ço­cuk ede­bi­ya­tı ala­nın­da bir uz­man ola­rak de­ğil sa­de­ce bu alan­da ya­zan bir ya­zar ola­rak bu­lun­du­ğu­nu ifa­de ede­rek söz­le­ri­ne baş­la­dı. Ya­zar ol­mak ile ço­cuk ede­bi­ya­tı ala­nın­da uz­man ol­ma­nın fark­lı şey­ler ol­du­ğu­nu be­lirt­ti.
Ço­cuk ede­bi­ya­tı ala­nı­nın ge­rek İran’da ge­rek­se Tür­ki­ye’de ba­kir bir alan ol­du­ğu­nu, bu alan­da uz­man­la­rın ye­tiş­me­di­ği­ni, ama bir ta­raf­tan da ye­ni ye­ni fi­liz­len­me­le­rin söz­ko­nu­su ol­du­ğu­nu vur­gu­la­ma­yı ih­mal et­me­di. Ül­ke­sin­de ar­tık ço­cu­ğa da­ha sos­yal bir de­ğer ver­me­ye baş­la­dık­la­rı­nı an­lat­tı. As­lın­da ül­ke­sin­de ço­cuk ede­bi­ya­tı­nın kö­ken­le­ri­nin çok es­ki­le­re İs­lâm ön­ce­si dö­ne­me da­yan­dı­ğı­nı; İs­lâm son­ra­sı dö­nem­de de kla­sik ede­bi­yat­ta, ço­cuk­la­rı il­gi­len­di­ren ve ta­lim, ter­bi­ye ba­bın­dan bö­lüm­ler ol­du­ğu­nu be­lirt­ti. Her top­lu­mun ço­cu­ğa ba­kı­şı­nın fark­lı ol­du­ğu­nu vur­gu­lar­ken söy­le­di­ği cüm­le­ler bi­zim ül­ke­mi­ze de pek ya­ban­cı de­ğil­di doğ­ru­su.
Sü­rek­li ko­lay­cı­lı­ğa ka­çar, bu mey­ve­nin (ço­cu­ğun) piş­me­si­ni, ye­tiş­me­si­ni bek­le­riz. Ye­tiş­tik­ten son­ra da bi­ze gel­me­si­ni di­ler, on­dan na­sıl ya­rar­la­na­ca­ğı­mı­zı plan­la­rız. Evet, bu bi­zim kla­sik ba­kış açı­mız.

Read more

Gökçe İrten’den Bologna Çocuk Kitapları Fuarı Yazısı

Gökçe İrten Sabit Fikir için yazdı:

***

Bir çocuk kitabı yazarı ve çizeri olarak dünyanın en büyük çocuk kitabı fuarını görmek, yeni kitaplar keşfetmek ve o güzel kitaplarda kaybolmak… Her bir sayfası ev duvarını süsleyebilecek sanat eserlerinden matbaanın tüm nimetlerinin kullanıldığı pop-up kitaplara, görsel çeşitliliği çok yüksek bir fuar Uluslararası Bologna Çocuk Kitapları Fuarı.

Çocuk kitabı ne kadar gelişebilir, nerelere gider, çocuk bu işten ne anlar, bu kadar sanata ihtiyaç var mı gibi soruların tam karşılığı oluyor bu fuar. Çeşitlilik ülkelerin beğenilerine göre değişiklik gösteriyor. İtalya, İspanya, Fransa, Polonya gibi ülkeler gerçekten çocuklar için sanat kitabı üretiyor. Konularından çizimlerine, alıp eve asmalık çizimlerin sahipleri onlar. Çocuğa yeni bakış açısı katabilecek kadar yaratıcı, yetişkinin okurken harika mesajlar alabileceği kadar eğlenceli… Dolayısıyla favorim kesinlikle bu ülkeler. Deneyseller, özgürler, rahatlar ve bizler tarafından çok kıskanılıyorlar. Read more

İngiltere’de 770 binden fazla çocuğun kitabı yok

Araştırma kuruluşu Literacy Trust’un ifadesine göre İngiltere’de 770 binden fazla çocuğun kendine ait tek bir kitabı bile yok.

Günümüz çocukları için akıllı telefonlar ve dijital oyunlar oldukça cazip. Ancak yapılan son araştırmalara göre bir milyon gencin dörtte üçünün tek bir kitaba bile sahip olmadığını ortaya koyuyor.

Bu araştırmalar evlerdeki okuma oranın düşmesi ve bunun eğitim üzerindeki yıkıcı etkisine yönelik endişeleri bir kez daha hatırlatmış oluyor.

8-18 yaş arası 42.406 çocuk üzerinde araştırma yapıldı ve bu çocukların onda birinin (yüzde 9.4) bir kitaba sahip olmadığı tespit edildi. Rakamlar İngiltere genelinde tahmin edildiğinde, yaklaşık 9,5 milyonluk okul çağındaki çocuktan770.129’un bu durumda olduğu tahmin ediliyor.

KAYNAK: DAILYMAIL

[DOSYA] OSMANLI DÖNEMİNDE ÇOCUK DERGİLERİ

Özellikle 15. yüzyıldan sonra dünyada hızla yayılan çeşitli fikir akımları matbaanın da kullanımının artması sayesinde Osmanlı Devleti’nde de etkili olmuş, bunun sonucunda gerek günlük hayatta gerek kültür sanat alanında birçok değişim gerçekleşmiştir. Bu yazımızda devrin gelişmelerini çocuk dergileriyle ilgili yazılmış makaleler ışığında bu dönemde çıkarılan başlıca çocuk dergileri açısından inceleyeceğiz. Keyifli okumalar…

1869 yılında yayın hayatına başlayan ve Osmanlı Dönemi’nde bilinen ilk çocuk dergisi olan Mümeyyiz iyiyi kötüden ayıran anlamına gelmektedir. Bu dergi aynı zamanda Tanzimat Döneminde en uzun süre hayatta kalan dergi olma özelliğine sahiptir. Aynı adla çıkarılan gazetenin eki olarak yayımlanan bu derginin her sayısı ayrı renkte basılmıştır. Mahalle mektebi ve rüşdiye öğrencilerine yönelik yayımlanan dergide çocukların gazete, dergi gibi süreli yayınlara daha fazla ihtiyacı olduğu vurgulanmış çocuğun güzel ahlakı ve bilgilenmesi esas alınmıştır. Bu dergi ile ilgili önemli bir diğer özellik hayal ürünü bir takım faydasız sözden ibaret olduğu gerekçesiyle şiire yer vermemesidir (KÜÇÜK, 2010). Read more

Çocuklar bulgurun hikâyesini öğreniyor!

Ürettiği 16 çeşit bulgurla sektöründe lider konumda olan Duru Bulgur, Türk mutfağının baş tacı bulgurun önemini ve lezzetini tanıtmak ve gelecek nesillere taşımak için “Duru, Bulgur’u Öğreniyor” projesi yürütüyor. Proje kapsamında şu ana kadar 40 okulda, 5-7 yaş aralığında 2 bin 800 öğrenciye bulgur eğitimi verildi.

Bulguru sofralarda hak ettiği konuma taşımayı ve bulguru dünyaya tanıtmayı kendine misyon edinen Duru Bulgur, bulguru bir kültür mirası olarak gelecek nesillere aktarmak üzere somut çalışmalar yapıyor. Bunların başında da eğitim projeleri geliyor.

Duru Bulgur, bulgurun önemini ve lezzetini tanıtmak için Mart 2018’de başladığı “Duru, Bulgur’u Öğreniyor” sosyal sorumluluk projesi kapsamında şu ana kadar 40 okulda, 5-7 yaş aralığında 2 bin 800 öğrenciye bulgur eğitimi verdi.

Eğitimler, “Duru, Bulgur’u Öğreniyor” kitabının yazarı Celal Akbaş eşliğinde yapılıyor. Kitapta bulgurun üretim sürecinden sofraya gelene kadar geçirdiği süreç eğlenceli bir şekilde anlatılıyor. Eğitimlerin ardından çocuklara; önlük ve “Duru, Bulgur’u Öğreniyor” kitabı, ailelerine de “Tarihinden Tarifine Bulgur” kitabı ile bulgur hediye ediliyor.

Çocukların bulgurun nasıl üretildiğini, sağlık açısından ne denli faydalı olduğunu bilmediğini belirten Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Duru, “Çoğu ailelerde gördüğümüz problem; çocuk bulgura itiraz ediyor. Tadım etkinliklerimizde ise Başbaşı Bulgur’u tadan çocuklar birinci tabağı bitiriyor, ikinci tabağı istiyor. Biz de bunun üzerine ‘çocuklar aslında bulguru sever, doğru anlatıldığında, doğru bulguru yediğinde ve bulguru doğru pişirdiğinizde’ mantığından yola çıkarak 40 farklı okulda, 5-7 yaş aralığında 2 bin 800 öğrenciye yönelik bir eğitim projesi geliştirdik” diye konuştu.

KAYNAK: GIDA HATTI

KÜLTÜREL İKTİDAR TARTIŞMALARININ ÇOCUK EDEBİYATI BOYUTU

Seçim sonuçlarının herkese hayırlar getirmesini temenni ederek son zamanlarda sıkça konuşulan kültürel iktidar meselesine dair birkaç hususa değinmek istiyorum.

Kendinden önceki siyasi geleneği yıkarak yeni bir rejim başlatan ve bu ülkede çok uzun yıllar iktidarda kalan Beyaz- elitist Türklerin çağdaşlaşma söylemleri ile kendi halkını yerdiği ve ötelediği doğrudur. Batı’nın taklidi sayılabilecek, kendi tarihine kapalı bu grup kültür-sanat ve bilimde sadece modern Batı’nın yaptıklarını taklit etti. Mütedeyyin, kendi halindeki Anadolu insanını uygarlaştırma seviyesine çıkarmak gibi bir misyonu vardı. Halk- vatandaş tartışmaları yaşandı. Anadolu insanının kültürünü büyük ölçüde besleyen din de bundan nasibi aldı ve halk gerici, yobaz, görgüsüz, kaba ve ilkellikle suçlandı. Tanzimat dönemi romanlarında da sıklıkla örneğine rastlayabileceğimiz Cumhuriyetin toplumsal uygarlaşma süreci bu bakımdan epey gergin geçmiş bir dönemdir. Ki bu gerginlik günümüze kadar sürmektedir.

Bir şekilde kabuğuna çekilmiş, kırılmasını Cumhuriyet modernleşmesinden çok daha önce yaşayan İslami gelenek sanat ve bilime dair üretkenliğini yitirip devrimle gelen inkılaplara karşı koyamadığından yeni dönem artık elitlere kaldı. Bundan sonra Dünya’nın pek çok ülkesinde tecrübe edilen siyasi bloklaşmada Türkiye de sağ ve sol şeklinde iki ayrı kutba savrulacak kendini bu kimliklerle tanımlayacaktı. (Sağcılık ve solculuk tanımları bu yazının maksadını aşacağından ilgilenenler ayrıca bu tanımlara bakabilir.)

Özetle bugün kültürel iktidar denilen hadise ülkemizde neredeyse iki yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Ancak son dönemde tartışmaların yeniden hız kazanmasında 2002’den bu yana Türkiye’de iktidar olan İslamcıların kültür alanında yeterli atılımları yapamamasının büyük etkisi var. Kültür ve sanattaki iktidarın mevcut ihtiyaçları karşılayamaması ve bu alanlarda yeterli üretkenliği gösterememesinin yanı sıra tepeden inme uygulamaları yaygınlaştırması çok eleştiri almasına neden oldu. 2002’den bu yana seçim kazanan bir yönetimin bu konuda artık ciddi bir özeleştiri yaparak yeni süreçte önemli adımlar atması gerekiyor.

Kültür ve iktidar kelimeleri yan yana geldiğinde iki kavram ortaya çıkıyor. Kültürel iktidar ve iktidarın kültürü. Aslında birbirinden çok ayrı gibi dursa da birbirine çok yakın bu iki kavrama bakınca kültürün kendi iktidarının da ezici bir yönünün olduğunu yani iktidarlaşırken merkezleştiğini ve diğerine yeterli alan açmadığını anlarız. İktidarların kendi kültürlerini dayatmaları da hemen hemen aynı şeydir. Bu durumda kültür, sanat ve bilimin herhangi bir gruba, düşünceye ve ideolojiye ait olmadan evrensel zeminde vücut bulması gerekiyor. Bugünden sonraki Türkiye’de görmek istediğimiz tablo budur.

Çocuk Edebiyatında İktidar Kimin? Read more

İnsan neden hikayelere ihtiyaç duyar?

4000 yıl önce Babil tabletlerine yazılmış olan Gılgamış Destanı‘nın bugün hala okunuyor olması oldukça ilginçtir. Bu destan günümüze kadar ulaşmış en eski edebi eserdir. Yazıldığı tarihten bin yıl sonra bile bu şiirden alıntılar yapılmış olması, hikayenin ne kadar popüler olduğunu gösteriyor.

Bu hikayenin bugün de okunuyor olması ve orada dile getirilen ‘dostluk’ gibi temel unsurlarının ondan sonra yaratılan birçok popüler hikayede yer bulması ise daha da ilginç.

Hikayelerdeki bu tür ortak özellikler ‘edebi Darvincilik’ alanında çalışma yürüten akademisyenlerin ilgisini çekiyor. Bu uzmanlar, iyi bir hikayenin özelliklerini ve Homeros’un İlyada destanından Harry Potter‘a kadar birçok hikayenin popüler olma nedenlerini ortaya koymaya çalışıyor.

Gerçeklerden kaçmak mı?

Yazının ortaya çıkmasından önce hikaye anlatımı konusunda elimizde kesin kanıt olmamakla beraber, bu eylemin binlerce yıl boyunca insan hayatının önemli bir parçası olduğu tahmin ediliyor. Fransa’da 30 bin yıl önce insanların yaşadığı mağaralardaki resimlerde tasvir edilen sahnelere sözlü anlatımların eşlik ettiği anlaşılıyor.

Michigan Üniversitesi’nden Daniel Kruger’a göre, “Mağaraya baktığınızda birçok farklı resim çizildiğini ve bunların avla ilgili bir anlatıma tekabül ettiğini görürsünüz,” diyor. Bu anlatım, grup için önemli dersler içeriyor olabilir. Son buzul çağdan kalma bazı hikayelere bile rastlayabiliriz bugün.

Bugün kamp ateşi etrafında toplanmasak da, ortalama bir yetişkin, uyanık geçirdiği sürenin yüzde 6’sını çeşitli biçimlerde tükettiği kurmaca hikayelere ayırıyor.

Evrimsel açıdan baktığımızda bu, gerçeklerden kaçmak için harcanan uzun bir zaman. Ancak psikologlar ve edebiyat teorisyenleri bu hikaye bağımlılığının birçok yararı olabileceğini söylüyor.

Hikaye anlatımı, zihni bileyen bir tür bilişsel oyun olarak görülüyor. Bu yolla, bizi çevreleyen dünyayı simüle etmemiz ve özellikle sosyal durumlara ilişkin farklı stratejiler düşünmemiz mümkün olabiliyor. Missouri-St Louis Üniversitesi’nden Joseph Carroll, hikaye anlatımının “bize başkaları hakkında bilgi verdiğini; empati ve zihin kuramı konusunda bir pratik olduğunu” belirtiyor. Read more

1 2 3 7