İktidarların oyun bahçesi: Çocuk kitapları

Son yıllarda geçmişe özlem modası başladı. Bizden önceki kuşakların sık sık dillendirdiği “Nerede o eski bayramlar…” serzenişinden ziyade, hakikati de örten, son 16-17 yılı referans alan “Biz ne zaman böyle olduk” modası bu. Yaşanan her kötü olaydan sonra birbiri ardına sıralanan “Memleketin en kötü dönemine denk geldik”, “Eski Türkiye’yi özledim…”, “Bizim çocukluğumuzda böyle değildi…” cümleleri.

Nasıldı peki eskiden?

Konumuz kültürel iktidar ve çocuk kitapları olduğuna göre, bu bağlamda soralım: Çocuklar, iktidarın etkilerinden azade miydi eskiden?

Misal, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri hem okul kitaplarında hem de çocuklar için hazırlanan şiir antolojilerinde yer aldı. Kendinden olmayanı dışlayan bir iktidar döneminde yaşadığımız şu günlerde, bugünün aklıyla baktığımızda bir “tuhaflık” yok mu bu mısralarda:

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Ulus-devlet inşası

Bugünlerde daha belirgin ve şiddetli yaşıyoruz belki ama her iktidar kendi doğrusunu dayatıyor, her çocuk da hangi iktidara denk geliyorsa onun tornasından geçiyor bir biçimde. Türkiye’ye özgü bir sorun değil bu elbette. Dünyadaki tüm iktidarlar, modernleşmeden bu yana çocukları özne değil şekil verilecek, yaşken eğitilecek nesne olarak görüyor. Orta Çağ öncesi dinî açıdan günahkâr, toplumsal açıdan değersiz görülen çocuklar Rönesans, Aydınlanma, Sanayileşme vb. gelişmelerle birlikte hem aile hem de devlet açısından önem atfedilen bir konuma yükseldi. Ulus-devletlerin millî bilinç oluşturma, aidiyet yaratma, millî ideolojinin meşruiyetini güçlendirip yeniden üretmedeki ilk hedefi çocuklar oldu; bu inşadaki ana merkezler ise okullar. Rousseau’dan Kant’a hemen hemen bütün ulus kuramcılarının da söylediği gibi, okullar çocuklara sadece eğitim vermedi, onları yurttaş olarak da şekillendirdi. Bu “şekillendirmede” en önemli araç da hiç kuşkusuz kitaplar oldu; gerek içinde marşlar, mitler, efsaneler, kahramanlar barındıran müfredat kitapları, gerek çocuk yayıncılığının gelişmesiyle birlikte edebiyattan uzak, didaktik çocuk kitapları…

İdeal Türk çocuğu

Türkiye’deki gelişmeler de tüm bunlara paralel ilerledi. Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarından 60’ların başına kadar ilk hedefi “İdeal Türk Çocuğu” yaratmaktı. Dönemin müfredat kitapları, dergileri ve diğer yayınlarına göz gezdirdiğinizde, çocuk tasvirlerinin varolandan ziyade olması istenilene atıfta bulunduğunu görmek mümkün: devletçi, militarist, steril, cesur, kahraman ve iyi ahlaklı… Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Tevfik Fikret gibi yazarların kitapları sadeleştirilip yeniden basıldı. “Çocuğa görelik” diye bir kavram olmadığından yetişkin eserleri çocuklara uyarlandı. Eflatun Cem Güney Dede Korkut Masalları ile Vâlâ Nurettin ve Nihal Karamanagralı ise Korkusuz Murat ile bu yıllarda ödül kazandı. Ömer Seyfettin’in bugünün nitelikli çocuk yayıncılığı anlayışında tartışmalı bir yerde duran Başını Vermeyen ŞehitKaşağı ve Diyet gibi öyküleri hâlâ çok okunanlar arasında mesela. Kemalettin Tuğcu’nun ajitasyonu yüksek hikâyelerinin ise çocukların duygu durumu ve ruhsal gelişimine uygunluğu açısından durduğu yer farklı değil.  

Millî eğitim müfredatı aynı çizgide ilerlese de, 70’li yılların başından itibaren çocuk yayıncılığı Türkiye’nin politik atmosferinden etkilendi ve sol görüşün hâkim olduğu çocuk edebiyatı gelişme gösterdi. Milliyetçi unsurların azaldığı bu yayıncılık anlayışının en büyük sorunu ise didaktik oluşuydu. Çeviri eserlerin de ağırlık kazanmasıyla birlikte, çocuklar bu kez farklı bir biçimde “şekillendirilmeye” çalışıldı ama ülke genelinde yaşanan politik rüzgâr yayıncılığı da etkiledi ve 80’lerdeki yasaklarla birlikte bu dönem de sona erdi. Birbiri ardına yasaklanan kitaplar ve kapanan yayınevlerinden sonra, çocuk edebiyatı tehlikesiz sular kabul edilen klasiklere dönüş yaptı. 80’lerde, bugünü de ilgilendiren önemli bir gelişme daha oldu: Dinî içerikli çocuk kitaplarının ilk örnekleri kamusal alana tam da bu dönemde girdi.

90’lı yıllar ise çocuk yayıncılığının talim terbiyeden sıyrılmaya başladığı, çeşitlenip geliştiği dönem olarak kabul edilebilir. Millî eğitim müfredatında militarizm ve “İdeal Türk Çocuğu” etkisi devam etse de yayıncılık alanında ilerleme başladı. Öyle ki, çocuk edebiyatını edebiyattan saymayan kimi kanaat önderlerinin bile düşüncesi değişti. Bu zamana kadar çocuk kitaplarında nesneden öteye gidemeyen çocuklar, nihayet özne statüsüne kavuştu.

Dindar nesil

Günümüzde ise durum daha da çetrefil. Eski ve yeni Türkiye iktidar politikalarının çocuk kitaplarına yansıması bir yanda, sadece çocuk edebiyatı eserleri yayımlamaya çalışan yayınevleri de diğer yanda duruyor.   

Önce rakamlara bakalım: Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2018 Türkiye Kitap Pazarı Raporu’na göre, araştırma-inceleme, edebiyat ve çocuk yayıncılığı alanlarının oluşturduğu kültür yayıncılığı, 2018 yılında 140 milyon 477 bin 335 adet kitap üretimiyle toplam üretimin yüzde 34.21’ini oluşturdu, ancak 2017 yılına göre bu alanda yüzde 2.83’lük bir düşüş yaşandı. Çocuk ve ilk gençlik kitapları sene başındaki yüzde 20’ye yakın üretim artışını koruyamayarak yüzde 1,42’lik düşüşle, toplam üretimin yüzde 10,05’ini oluşturdu. Her türlü dinî yayınların üretimi 2017 yılına göre yüzde 5,21 artışla yayıncılığın en çok artış gösteren segmenti olup üretimin yüzde 10,82’sini oluşturdu.

17 yıllık iktidar, eğitim sistemindeki türlü değişikliklerle “İdeal Türk Çocuğu”na bambaşka bir anlayış kazandırdı: dindar nesil.

İktidarın benimsediği edebiyatçıların eserleri, hayat hikâyeleri; Osmanlı padişahlarının hayat hikâyeleri; değerler eğitim setleri peşi sıra basılırken “15 Temmuz Destanı” müfredatta yer buldu. İslamî çocuk kitaplarının sayısı o kadar arttı ki kimi kitapçılarda “Atatürk Kitapları” rafı kalktı, “Dinî Çocuk Kitapları” rafı eklendi; D&R’ın online satış sitesinde “İslamî Çocuk Kitapları” kategorisi açıldı.

2005’te başlayan ve çokça tartışılan MEB onaylı 100 Temel Eser uygulaması 2018 sonunda sona erdi ama Millî Eğitim Bakanlığı çocuk kitapları yayıncılığına başladı. “2023 Yayın Projesi” adı altındaki proje çeşitli alt başlıklardan oluşuyor. “Çocuk Yayınları Dizisi” kapsamında ise Türk Bestekârları’ndan Minyatür Sanatçıları’na, Mevlana’nın Mesnevisi’nden Seçmeler’den Altın Işık’a altmış yedi çocuk kitabının basımı ve dağıtımının yapılması planlanıyor.  

Toz duman içerisinde göremesek de iyi şeyler de oluyor

İktidarın istediği kültürel iktidar henüz yaratılamasa da dağıtım ve satış kanalları üzerinde kurulan baskıyla hem alan daraltılıyor hem de yolları aranıyor. Bir diğer yanda ise müfredatta yer bulamayan “İdeal Türk Çocuğu” didaktik ve edebiyattan uzak çocuk kitaplarında yeniden karşımıza çıkıyor.

İşte, tüm bu olan bitenin içinde çocuk kitaplarının değil, çocuk edebiyatının önemi daha da artıyor. Türkiye’de henüz hak ettiği önemi göremese de çağdaş çocuk edebiyatı yetişkinlerin ve iktidarların sınır ve sınırlandırmalarını aşmak için büyük bir mücadele veriyor. Aba altından sopa göstermeyen, mesaj kaygısı gütmeyen, çocukların hayal dünyasına erişebilen metinler ve çizimler, savundukları siyasî görüşü dayatmak için değil, edebiyat yayıncılığı yapmaya çalışan yayınevleri sayesinde çocuklarla buluşuyor. Hikâyeyi esas alan, çocuğa görelik kavramına uygun, farklı hayatların kapılarını açan yerli ve çeviri eserler basılıyor. “Eskiye özlem” bu noktada önemini yitiriyor, çünkü toz duman içerisinde göremesek de ilerleyen, gelişen, iyi şeyler de oluyor. Çocukların hayal dünyası hâlâ ve inatla umudu barındırıyor.

YAZAN: ÖZLEM AKCAN KAYNAK: K24

Türk masalları külliyatta bir araya getirilecek

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Başkanlığı koordinesinde Türk kültürünün bir parçası olan Anadolu masallarının bir araya getirilerek derlenmesi kapsamında “Türk Masal Külliyatı Çalıştayı” düzenlendi. 

Bolu Dağı’nda bulunan bir otelde düzenlenen çalıştayda, Türkiye sahası masallarını içine alan bir araştırma ve yayın projesi kapsamında iş birliği protokolü imzalandı.

İmza töreninden önce bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Somut Olmayan Türk Kültür Mirası Daire Başkanı Vildan Satık, çalışmaları hakkında bilgi vererek, projenin detaylarını anlattı.

Satık, proje kapsamında, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezinde kayıtlı masallarla ilgili çalışma yaptıklarını belirterek, “Araştırmalarda, masalla ilgili 143 yazılı belgeden 435 adet, dinlenen 41 adet ses bandından ise 71 adet masal tespit edilmiştir. Bakanlığımızın taşra teşkilatında görev yapan folklor araştırmacıları tarafından 38 ilde gerçekleştirilen saha araştırmaları sonucunda ise 278 adet masal derlemesi genel müdürlüğümüze ulaştırılmış olup diğer illerdeki çalışmalar halen devam etmektedir.” şeklinde konuştu.

Haberin devamı için tıklayınız.

KAYNAK: DÜNYA BÜLTENİ

DÜNYA SAĞ BEYİNLİLLER TARAFINDAN YÖNETİLSEYDİ NASIL BİR YER OLURDU?

Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Ana Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ “Edebiyatta Beyin Hareleri” başlıklı çalışmasında romanlar yoluyla beynin gizemini çözmeye odaklanıyor. Tanrıdağ, oldukça ilginç olan bu çalışmada, ele aldığı romanlar üzerinden beyni öğrenmenin imkânını arıyor.

Proust’tan Melville’ye, Schiller’den Orhan Pamuk’a, Dostoyevski’den Eco’ya dünyaca ünlü yazarların romanlarında nörobilimle edebiyatın kesişim noktalarını tespit ediyor. Bilimin keşfinden çok daha önce yazarların satırlarında yer alan beyin, bugün çocuk eğitiminde en fazla üzerinde durulan organların başında geliyor.

Tanrıdağ’ın bu çok özel incelemesindeki başlıklardan bir tanesinde “dünya sağ beyinliler tarafından yönetilseydi nasıl bir yer olurdu” sorusunun cevabını aranıyor. Sol beyin ve sağ beyin ayrımlarının nasıl oluştuğu, bu adlandırmaların neye göre yapıldığı ve sol beyinliler tarafından yönetilen dünyanın nereye gittiği gibi sorular açıklanıyor. Ve tabi ardından asıl soruya geliniyor.

Sağ ve sol beyin her insanda ortak bulunuyor ancak bir insana sol beyinli ya da sağ beyinli demek için henüz yeterince güçlü nedenlerimizin olmadığını söyleyen Tanrıdağ, hangi beynin kişide baskın olarak işevsel olduğunun tespit edilebildiğini söylüyor. Örneğin “detaycı, zamana bağımlı, kelimesel ve matematiksel düşünen ve daha çok pozitif bilimlere yatkın bir kişide davranışlarda sol beynin; bütüncül, zamanı unutan, görsel ve mekansal sembollerle düşünen, hayal gücü kuvvetli ve daha çok sanata yatkın bir kişide ise davranışlarda sağ beynin daha çok baskın olduğu söylenebilir.”

Siyasette sağ beyin özellikteki kişilerin bazılarından örnekler paylaşan kitap, “dünya sağ beyinliler tarafından yönetilseydi çok daha az ırkçılık, sömürgecilik, ayrımcılık, savaş, ölüm ve açlık olurdu” diyerek dünya siyasetçilerine ve seçmenlerine bir çağrıda bulunuyor aslında.

Tanrıdağ’ın kitabında sağ beyinli siyasetçiler olarak verdiği isimler arasında şiir yazan, insan haklarına daha duyarlı, mütevazı yaşam süren, roman yazan, dünya barışı ve “ötekine” saygı dolu mesajlar paylaşan, intikamı değil bağışlamayı seçen, vicdanî açıklamalarda bulunan ve bu açıklamalara uygun kararlar alan ülke başkanları var. Bu kitap bugün yazılsa eminiz ki Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern de bu listeye dahil edilirdi.

Geçtiğimiz günlerde Yeni Zelanda’da bir camiye düzenlenen saldırıda çok sayıda ölü ve yaralı müslüman vardı. Tüm ülkenin bir anda gündemine oturan bu “müslüman kıyımı” İslamofobia tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Öfkelerini saçan insanların sayısı az değildi. Bu gergin ve öfke dolu ortamda Başbakan Ardern pek de görmeye alışık olmadığımız sözlere ve uygulamalara imza attı. Ülkesindeki tüm müslümanların acısına ortak oldu, yaşanan vahşetten dolayı hissettiği üzüntünün sahiciliğine tüm dünyayı inandırdı. Başbakanın ülkesine yaydığı bu etki Yeni Zelanda halkına örnek olmuş olma ki çoğu insan camilere akın ederek müslümanları namaz kılarken izmeleye ve onları koruma altına almaya başladı. Tüm ülkede yas ilan edilirken, ortak yas törenleri düzenlendi. Başbakan Ardern insanî duruşu, sözleri ve eylemleri ile küresel kaos tezgahçılarının oyunun bozuyordu.

Tam da bu esnada, yani Prof. Tanrıdağ’ın kitabını okurken ve dünya haritasında kenarda kalmış küçük bir sömürge ülkesinin bir anda gündeme oturması ile unuttuğumuz bir gerçeği hatırlıyoruz: Çocuklarımızı nasıl bir dünyaya hazırladığımız dünyanın nasıl bir yer olduğu ile ilgili değil, çocuklarımızın dünyayı nasıl okuyacağı ile ilgilidir. Bir yandan bir bilgisayar oyunun sanallıktan gerçekliğe olan bu katı geçişini izliyor diğer yandan da merhametin ve vicdanın etki dalgasının nasıl büyüdüğüne şahitlik ediyoruz. O halde seçim bizim! Hangi görüntünün ardından gideceğiz?

Ve bir kez daha şiirin, sanatın, imgenin, hayal gücünün ve bütüncül bakışın insan olma yolculuğunda ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. O halde çocuklar için daha çok edebiyat, daha çok şiir ve daha çok sanat dolu bir müfredatı; ötekini, başkasını, diğerini, ben’i ve biz’i anlamaya yönelik daha çok içerik ürettiğimiz bir okuma ajandasını acilen eğitim gündemimize almalıyız.

YAZAN: AYŞENUR NARBOĞA

Çocuk Bilim Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet Temsili

ÇÇocuklar için yazılan bilim kitaplarında kadınların önemli ölçüde temsil edilmediği ortaya çıkmıştır. Bu tür kitapların çocuklara meslek seçimi konusunda yol gösterdiği bilinmektedir. Bu yüzden çocuk kitaplarında kadınların da yer alması, bilimin tüm alanların onlar için de uygun olduğunu göstermek için gereklidir.

Küçük çocuklara büyüyünce ne olmak istediği sorulduğunda “astronot ve doktor” gibi meslekler en çok söylenen meslekler arasında gelmektedir fakat onlara bir bilim insanı çizin dediğinizde kâğıtta göreceğiniz bir erkek olacaktır. Çocuklar bu tür ön yargıları çevrelerinden ya da birçok kaynaktan öğrenirler. Çocukların çizimlerinde kadın bilim insanlarının olmaması bizi şaşırtmamalı çünkü aslında bizler de onlara bunun aksini gösterecek çizimleri sunmuyoruz.

Çocuk bilim kitaplarındaki çizimler ve resimler hakkında yapılan çalışmalar gösteriyor ki kadınlar neredeyse bu kitaplarda hiç temsil edilmiyor. Özelliklede fiziksel bilim alanlarındaki görsellerde kadınların teknik bilgisi ve yeteneği göz ardı edilmiş. Bu kitaplardaki imgeler, bilimin erkekler için bir alan olduğu; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematikteki (STEM) kariyerlerin kadınlar için önemsiz olduğu izlenimini vermektedir.

Gelişim kuramları, çocukların toplumsal çevrelerine uyum sağlamaları için toplumda var olan cinsiyet rollerini öğrendiklerini açıklamaktadır. Bu durum çocukların kendilerini bulma çabalarının etkiler ve kendileri için var olan geleneksel cinsiyet davranışlarını öğretir.

Çocuk bilim kitaplarındaki çizim ve resimler, cinsiyetlere uygun meslekler hakkında bilgi vererek bu öğretilere katkı sağlamaktadır. Bu durum onları cinsiyete göre belirlenen kariyerleri kabul etmelerini sağlar. Buna karşılık, kızların büyüdükçe bilime olan ilgilerini geliştirmelerine yardımcı olmak ve kadın bilimcilere olan olumsuz ön yargıların ortadan kalkması için bilim kitaplarında kadın modellerin var olması gerekmektedir.

Araştırmaya için, İngiltere’deki iki halk kütüphanesinde yer alan bilimle ilgili resimli çocuk kitapları analiz edildi. Öncelikle mevcut 160 kitapta kadın, erkek görsellerinin ne sıklıkla yer aldığı hesaplandı. Sonra iki bilimsel mesleğin -doktorluk ve astronotluk- detaylı bir analizi yapıldı. 26 kitaptan oluşan bu alt kümede, kadın-erkek astronotların ve doktorların resimleri incelendi.

Genel olarak, çocukların bilim kitaplarında erkelerin kadınlara nazaran üç kat daha fazla var olduğunu ve bilimin erkekler ait bir alan olduğunu vurgulayan toplumsal yapının var olduğunu görüldü. Kadınların temsil sayısı kitapların hedef yaşının büyümesiyle daha da azalıyor. Kadınlar genel olarak pasif, düşük statüde ve vasıfsız olarak tasvir ediliyor ya da birçok kitapta temsil edilmiyorlar bile.

Örneğin, çocuklar için yazılmış uzay araştırmaları hakkındaki bir kitabı, bir uzay yürüyüşüne neyin dahil olduğunu gösterir. Uzay giysilerinin var olduğu resimlerin yanında hemen bu giysiler olmadan astronotun kanının kaynayacağı ve vücudunun parçalayacağı ifade edilirken İngilizce ’de var olan cinsiyet ifadelerinden biri kullanılıyor. Erkek zamirlerin (he) kullanılması, bu kıyafeti giyen kişinin erkek olduğunu gösteriyor.

Kurguda imajı kullanılan astronot Sunita Williams da dahil olmak üzere uzay yürüyüşleri yapan 11 kadın astronotun isimlerinden hiç bahsedilmiyor. Williams’ın yüzü uzay başlığıyla kapalı olduğundan metinde sadece erkeklerden bahsediliyor. Çocuklar bu durumda kadınların uzay yürüyüşü yapmadığını astronotların sadece erkeklerden oluştuğunu düşünmesi çok olasıdır.

Başka bir kitapta ise, bir uzay istasyonunun içinde yüzen ve kameraya gülümseyen bir kadın astronot görüyoruz. Astronotları bu noktaya getirmek için gereken nitelikler ve deneyimler oldukça geniştir. NASA’nın astronot eğitim programında yer almak, her yıl binlerce uygulama ile oldukça zorlayıcı bir hal alıyor. Ancak kitapta kadının eğitimi, uzmanlığı ve bu konu hakkındaki bilgisinden söz edilmiyor.

Bunun yerine, resmin altında şöyle yazıyor: “Sıfır G’de her gün kötü bir saç günü.” Kadınların görünümüne odaklanan böyle yorumlarla, bilime katkıları ciddiye alınmıyor.

Çalışma aynı zamanda disiplinler arasındaki önemli farklılıkları da tespit etmiştir. Fizik kitaplarındaki görsellerin yüzde 87’si erkeklerden veya erkek çocuklardan oluşuyor. Sadece birkaç fotoğrafta kadın astronotlar resmediliyor ama bunların hiçbirinde kadınlar mekik kullanırken, deney yaparken veya uzay yürüyüşünde gösterilmiyor. Biyoloji ile ilgili kitaplar, tam tersine kadın ve erkek imajlarının eşit bir dengesine sahipler. Kadın doktorların erkeklerle aynı faaliyetleri yürütüp erkek doktorlarla aynı statüde oldukları gösteriliyor.

Peki, bu durum neden bu kadar önemli?

Görüntülerin önemli olmadığını, resimlerdeki iletilerin önemsiz olduğunu düşünebilirsiniz fakat milyarların döndüğü reklam sektörü sizinle aynı fikirde değil. Reklamlar, ürünler veya hizmetler için nadiren ayrıntılı bilgiler verir, bu durum verdiği diğer mesajları önemsiz kılmaz. Bunun aksine, reklamlar izleyiciyi kendine çekmek için arka planda kullandığı çekici yaşam tarzlarına ya da gösterdiği sosyal statülere güvenir.

Aynı şekilde, çocuk kitapları da kariyer seçimlerinin reklamını yapar ve kullandığı görsellerde mesleklerde bulunan cinsiyet ayrımlarını çocuklara sunar.

Araştırmalar da gösteriyor ki, çocuklar daha okula başlamadan erkeklerin çoğunlukta olduğu alanlarda kadınlara göre daha başarılı olduğu algısına sahiptirler. Sekiz yaşına kadar küçük kız çocuklarının fen ve matematik derslerine öğretmenleri ve velileri tarafından genellikle yeteri önem verilmiyor, fizik alan A düzeyindeki öğrencilerin yalnızca yüzde 20’sinin kadın olması da bu yüzden pek şaşırtıcı değildir. Başarılı kadın bilim insanlarıyla yapılan görüşmeler, kızların bilimde rol modellerini aradıklarını ama çoğu zaman bulamadıklarını göstermiştir.

Bu nedenle, çocuk kitaplarındaki görsellere daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Kitap editörleri ve illüstratörleri, kadınları da nitelikli, yetenekli olarak temsil etmek için çaba sarf etmeleri gerekmektedir. Kadınların sadece asistan ya da gözlemci olarak değil, bilimsel faaliyetlerde aktif olarak var oldukları resmedilmelidir. Kadınlar ayrıca, STEM mesleklerinde kendi rol modellerini görmeye ve bu kariyerleri seçebilmeleri için daha fazla sayıda temsil edilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Ebeveynler, öğretmenler ve kütüphaneciler – yazarlar, ressamlar ve yayıncılar ile birlikte – kitaplarda bulunan cinsiyetlendirilmiş mesajları incelemelidirler ve kitaplardaki resimlerin çocuklara neyi öğrettiğini sorgulamalıdırlar.

KAYNAK: the CONVERSATION TERCÜME: FATMA BEYZA ATEŞ

Hayvan Çiftliği Ne Anlatır?

Celal Üster’in 2017 yılındaki “Orwell Yaşasaydı…” isimli yazısından:

***

Evet, 1945 Ağustosu’nda yayımlanan “Hayvan Çiftliği”nin, 1945 Ekimi’nde kurulan BM’nin “Güvenlik Konseyi’ni beş ülkeyle sınırlayan düzenini” eleştirmesi olanaksızdı. Kitap, pek çok yorumcuya göre, o günlerin Sovyetler Birliği’ni, dahası Stalin’in zorba, tek adam yönetimini eleştiriyordu. 

Erdoğan belki de kitaptaki “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir” sözünden yola çıkarak, BM’ye dolaylı bir eleştiri yöneltmek istemişti. Ama yine de, “Hayvan Çiftliği” okunduğunda, kitabın başlarında “Bütün hayvanlar eşittir” diyen yöneticilerin, yılgı ve korkunun kol gezdiği bir düzen yarattıktan sonra, bu “özdeyiş”i “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir” diye geliştirmelerinin (!), hakların ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı bir toplumdaki ayrıcalıklı zümreyi işaret ettiği hemen anlaşılacaktır

Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini ezip sömüren insanlara başkaldırıp yönetime gelerek daha eşitlikçi bir düzen oluşturmuşlar, ama kurnaz ve iktidar düşkünü domuzlar çok geçmeden önderliği ele geçirerek devrimi yolundan saptırmışlar, ne yazık ki insanların yönetiminden daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurmuşlardır.

Kanımca, Orwell, “Hayvan Çiftliği”nde, yalnızca dönemin Stalin yönetimini eleştirmekle, sınırlı bir amaçla yetinmiş olsaydı, bu roman yetmiş yıldan fazla bir süredir dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alamaz, bir kült kitap olup çıkamazdı. 

Kitabı benden çok önce, 1954’te dilimize çevirmiş olan “Ateşten Gömlek”in, “Sinekli Bakkal”ın yazarı Halide Edib Adıvar’ın dediği gibi, “Orwell (…) herhangi bir idarenin, nizam ve kanundan ayrılınca nasıl bir afete yakalanacağını resmetmiştir.”

Gerçekten de, “Hayvan Çiftliği”nin anahtarı, kitabın son sahnesindedir. 
Bir baskı biçiminin yerini başka bir baskı biçimi almıştır. Hayvanların eski efendileri, komşu çiftliklerdeki insanlar ile yeni efendileri domuzlar, Çiftlik Evi’nde bir şölen sofrasının başında toplanmışlar, şerefe kadeh kaldırmaktadırlar. Yüzlerini cama dayayarak içeride olup biteni dehşet içinde izleyen hayvanlar, içeridekilerin yüzlerinde bir tuhaflık sezerler. İnsanlarla domuzları birbirlerinden ayırt edememektedirler. İnsanlar domuzlara, domuzlar insanlara dönüşmüştür…”

Yazının tamamı için tıklayınız.

Yaşar Kemal’i Okumak

Semih Gümüş “Yaşar Kemal’i Okumak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazarın eserleri üzerinden kısaca Yaşar Kemal okuma kılavuzu denebilecek metnin tamamını linkten okuyabilirsiniz.

“Yaşar Kemal yirmi üç roman yazdı ve anlattığı daha önce benzerleri yazılmamış hikâyeler her zaman ilgiyle, merakla okundu. Roman sanatımızın yarattığı en ünlü kahraman olan İnce Memed’in hikâyesi 1955’ten beri yaklaşık iki bin sayfa boyunca elden bırakılmadan okunur. Belki bu yüzden Yaşar Kemal’in aslında ne anlattığı çoğu kez gözden kaçırılmıştır. Otuz üç yılda tamamladığı o dört büyük romanını, eşkıyanın uğradığı haksızlık yüzünden ağaya başkaldırıp dağa çıkışını ve ondan sonra yaşadıklarını anlatmak için, yani merakla ve ilgiyle okunabilecek bir hikâyesi olduğu için yazmadı. Onun asıl sorunu, insanın özünde var olan başkaldırı güdüsünü bütün yönleriyle anlatmaktı.”

Yaşar Kemal’i doğru okumak

Roman Diliyle Bilim: RomanBilim

Mustafa Özel yıllarca ders verdiği iktisat ve siyaset disiplinlerine yeni bir yaklaşım kazandırmış, romanları incelemek suretiyle iktisat ve siyasetin reel hayattaki karşılığını edebi metinler üzerinden okumuştu.

İktisadi ve siyasi gelişmeleri, ve tabii toplumsal gelişmeleri de, bu romanlardaki ifadelerde arayan Özel, gerek vuku bulmadan önce gerekse de aynı dönemde romanlarda işlenen konuların bu disiplinlere ve gerçek hayata ışık tuttuğunu anlatmıştı.

Bu açıdan bakıldığında bugün adına klasik denilen önemli roman yazarlarının sadece cümleleri bir araya getirmediğini, bundan fazla bir yeteneğe sahip olarak tarihi- bugünü ve geleceği de yorumlayacak bir farkındalığa sahip olduğu görülüyor.

Mustafa Özel’in siyaset ve iktisat olarak iki ayrı kitapta incelediği isimlerden bazıları şunlar:
Kemal Tahir, Robert Musil, A. Midhat Efendi, Filibeli Ahmed Hilmi, Sabahattin Ali, Amin Maalouf, A.Hamdi Tanpınar, Yakup Kadri, Halide Edib, Peyami Safa, Emile Zola, Kemal Sayar, Mustafa Kutlu, Joseph Conrad, Jules Verne

Bu incelemeler ayrıca bize mukayeseli okuma yapma imkanı sunarak hem karşılaştırmalı edebiyat hem de edebiyat sosyolojisi kazanımı sağlıyor.

Kitap okumaya nereden başlayacağını bilemeyenler için kendilerine hazırlayacakları bir kitap seçkisi ve yorumlaması olarak bu çalışma önemli olabilir.

Ayrıca okullarda edebiyat ve tarih okumaları için de bir kılavuzluk yapabilir. Bu iki çalışmadaki kitaplardan yola çıkarak öğretmenler, birer atölye şeklinde okumalar yaptırırlarsa kitap okumak ödevden ibaret, sıkıcı ve anlamsız olmaktan çıkar.

YAZAN: AYŞENUR NARBOĞA

Mükemmel Birliktelik: Matematik ve Çocuk Edebiyatı

“Eğer çocuklarınızın zeki olmalarını istiyorsanız onlara masallar okuyun. Eğer çocuklarınızın daha zeki olmalarını istiyorsanız onlara daha fazla masal okuyun.”                                                               Albert Einstein

 Matematik ve çocuk edebiyatı birbirlerine oldukça uzak iki disiplinmiş gibi görünseler de aslında pek çok ülkenin matematik öğretim programında uzun süredir beraber anılmaktadır. Bu durum aslında oldukça anlaşılırdır çünkü matematik diğer tüm derslerdeki verileri anlayıp kullanmayı, mantık yürütmeyi ve örüntüleri yorumlamayı sağladığından okuma becerisiyle doğrudan ilişkili olan bir iletişim aracıdır ve matematiksel fikirler ancak okuma, yazma, dinleme ve tartışma ile geliştirilebilir (NIE, 1984; Santa, 1996). Bu düşünceleri farklı sınıf düzeylerinde yürütülen araştırmalar da desteklemektedir. Bu araştırma bulgularından hareketle çocuk edebiyatının entegre edildiği matematik derslerinin sınıf ikliminden tutuma, matematik başarısından matematik kaygısına kadar öğrenmeyle ilişkili pek çok değişken üzerinde olumlu bir etkisinin olduğu söylenebilir (Mink ve Fraser, 2005), hatta matematik öğretiminde çocuk edebiyatından yararlanmanın faydaları şu şekilde özetlenebilir (Furner, 2017):

  • Matematiksel kavramlar bir hikâye bağlamında öğrenilir.
  • Okuma, yazma, konuşma ve dinleme gibi bileşenleri bir araya getirir.
  • Matematiksel düşünmeyi geliştirir.
  • Matematik kaygısını azaltır ve matematik kaygısının daha az olduğu sınıf iklimi oluşturur.
  • Birden çok ve farklı cevaba imkân verir.
  • Tarihsel, kültürel ve pratik uygulama ve bağlantılara imkan verir.
  • Hikâyeyle bağlantılı manipülatiflerin/somut materyalin kullanımına olanak sağlar.
  • Öğretmen öğrencinin konuyu anlayıp anlamadığını değerlendirmek üzere okuma ya da soru sormayı kullanabilir.
  • Hikâye bağlamı problem çözme ve aktif katılımı destekleyebilir.
  • Öğretmen ve öğrencilere deneyim paylaşımı sağlar.

Matematik dersi özelinde de görüldüğü gibi çocuk edebiyatı birçok dersin öğretiminde etkinlik oluşturmak için zengin imkânlar sunan bir daldır.  Dolayısıyla öğretmenin bu dala ilişkin eğitimi, eserleri takip etmesi ve sınıfa taşıma alışkanlığı çocukların bu ürünlerle buluşmasına etki eden önemli unsurlardandır (Ersözlü, 2009). Bununla birlikte bu tür eserlerden haberdar olmak ya da bu eserleri sınıfta kullanmak etkili bir çocuk edebiyatı ve matematik öğretimi bütünleştirmesi için tek başına yeterli değildir. Öğretmen adayları ve öğretmenlerin öğretimde faydalanmak üzere nitelikli eserler seçebilmeleri ve bu eserleri etkili bir şekilde dersleriyle bütünleştirebilmeleri için desteklenmeye ihtiyaçlarının olduğu araştırmalarla ortaya konulmuştur (Edelman, 2014).

Bu iki disiplinin bütünleştirilmesi sürecinde akla gelen ilk soru, amaca uygun kitapların nasıl seçilebileceğine ilişkindir. Elbette bir kitabın öğrenme sürecini çeşitli açılardan destekleyip desteklemeyeceğini birkaç adet soru ile sınırlamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ancak bir kitabı matematik dersi için kullanmaya karar vermeden ve kitapla ilgili daha detaylı bir araştırma sürecine geçmeden önce şu sorular üzerinde mutlaka düşünmek gerekmektedir: i) Kitap edebi anlamda yüksek bir kalitede mi? ii) Kitap içerik olarak matematiksel mi ve öğrencilerin sınıf düzeylerinde uygun mu? ve iii) Kitap öğrencilerin matematiksel düşünme ve muhakeme etmelerine yardımcı olması açısından etkili mi? (Burns, 2007). Doğru kitapların seçiminde teşkil edebilecek bu üç sorunun sadece matematik boyutuna odaklanmadığını vurgulamak yerinde olacaktır. Çünkü edebi yönün göz ardı edilerek matematik öğretimini ön plana çıkaran bir bütünleştirme sürecinin, öğrencileri özellikle duyuşsal gelişim boyutunda desteklemesi beklenemez. Çünkü nitelikli bir bütünleştirme süreci ancak çocuk edebiyatının nitelikli eserleri işe koşularak gerçekleşebilecektir. Ne yazıktır ki ülkemizde matematiğe oranla çok daha güçlü bir ilişkiyi barındıran “Çocuk Edebiyatı ve Türkçe Eğitimi” başlığı altındaki çalışmalar bile % 10 civarında kalmaktadır (Balcı, 2012) ve aslında bu durum eğitim öğretim sürecinde çocuk edebiyatına dair disiplinler arası çalışmaların önemini ortaya koymaktadır. Bu gerekçe ve ihtiyaçlardan doğan “Matematik Öğretiminde Çocuk Edebiyatının Kullanımı ve Örnek Uygulamalar (MÖÇEKÖ)” matematik öğretimi ve çocuk edebiyatını bir araya getirmeyi kendine amaç edinmiş bir TÜBİTAK 4005 Yenilikçi Eğitim Uygulamaları Projesidir. Peki Türkiye’nin neden MÖÇEKÖ gibi bir projeye ihtiyacı var/dı? Bu soruya matematik ve edebiyatı harmanlayan nitelikli kitaplarla cevap verelim.

*Kitaplar bize çok farklı dünyaların kapılarını aralayarak birbirinden değerli deneyimler sunar ve hepimiz gelişimimizi mümkün olan her yönde desteklemek üzere farkında olarak ya da olmayarak maceralara atılmayı severiz. İşte böyle zamanlarda karşımıza çıkabilecek güzel bir kitap serisinin adıdır “Sör Çepçevre’nin Matematik Maceraları”. Bu maceralara korkusuzca atılmamızın nedeni ise aslında “Dünyayı Gezmek İsteyen Horoz“unkinden çok farklı değil: Dünyayı keşfetme isteğimiz. Peki bu yolculukta uğradığımız durakların lezzetlerini denemek istersek? Yolumuz yine büyük üstat Eric Carle’ın Aç Tırtıl’ı ile mi kesişir?

Ya karnımız doyduktan sonra cevaplanması gereken sorularımız biter mi? Biz de Penguen Pipkin gibi sorar mıyız acaba “Bir Milyon Ne Kadar Büyük?” diye?

Ya bu soruların üstesinden her zaman gelemez ve kara kara düşünürsek? O zaman aralaman gereken kitap davetkar cümlesiyle çağırır bizi “Bir Problemle Ne Yaparsın?”

Elbette boğulmamalıyız problemlerimizin arasında çünkü cesurca çıktığımız bu yol bize çoğu zaman bazen kendimizi bazen de “Kraliçeyi Kurtarmak” gibi ulvi bir görev yükler.

Ve öyle bir yoldur ki bu, çarpım tablosu bile engelli koşuya dönüşüverir bazen: “7×9=Eyvah!”

Her şeyin sarpa sarıp kabusa dönüştüğü bu yolda hangimiz içimizden geçirmedik: Yine mi “Matematik Laneti” diye.

Tüm bu problemlerden kaçmanın yolu olan uykuya sığınınca bu sefer de kader yoldaşımız isyankar ama eğlenceli “Paolo’nun Düşproblemleri” çıkıverir.

İşte matematiğin o meşakkatli fakat büyüleyici dünyasına dalınca anlarız, çünkü o yalın gerçekle ancak o zaman karşılaşırız: “Matematik Hayattır”

İşte MÖÇEKÖ projesi bu düşünceden doğdu ve bu düşünceye gönül vermiş akademisyenler, öğretmenler ve öğrencilerle büyümeye devam ediyor. Bu değerli düşünceyi yaymak ve bu düşünceden beslenmek için moceko.blogspot.com’u inceleyebilir, bu yıl gerçekleşecek olan Matematik Öğretiminde Çocuk Edebiyatının Kullanımı ve Örnek Uygulamalar II isimli projeye başvuru yapabilirsiniz.

Son sözümüz matematik öğretimine ve öğrenimine gönül verenlere: Eğer bizler matematiği hikayeler anlatmak için bir araç olarak görürsek bugünün okullarında matematiği öğrenme ve öğretme çarpıcı bir şekilde değişecektir. Öğrenenler matematiği sosyal etkileşimin bir sonucu olarak görecekler; onun nakletmek ve ezberlemek değil anlatmak ve hatırlamak için olarak bir araç olduğunu anlayacaklardır (Whitin ve Wilde, 1995).

Kitaplarla ve MÖÇEKÖ’yle kalın.

YAZAR: Dr. Öğr. Üyesi Burcu DURMAZ

Kaynaklar

Balcı, A. (2012). Türkiye’de çocuk edebiyatı üzerine hazırlanan lisansüstü tezler hakkında bir meta-analiz çalışması. Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9(17), 195-206.

Burns, M. (2007). About Teaching Mathematics A K-8 Resource, Math Solutions           Publications, 3rd Ed., Sausalita: CA

Edelman, J. (2017). How preservice teachers use children’s literature to teach    mathematical concepts: focus on mathematical knowledge for teaching,         International Electronic Journal of Elementary Education, 9(4), 741-752.           

Ersözlü, Z. (2009). Sınıf Öğretmenlerinin Çocuk Edebiyatına İlişkin Görüşleri,      Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt:V1, Sayı:1, 1-17.        

Furner, J. M. (2017). Using Fairy Tales and Children’s Literature in the Math       Classroom: Helping All Students Become Einstein’s in a STEM           World. Journal of Advances in Education Research2(2).

Mink, D. V. & Fraser, B. J. (2005). Evaluation of a K-5 mathematics program which       integrates children’s literature: Classroom environment and attitudes.     International Journal of Science and Mathematics Education, 3, 59-85.

National Institute of Education, Becoming a Nation of Readers: The Report of the          Commission on Reading (Washington DC. Government Printing Office,        1984).

Santa, C.M. (1996). Project CRISS, 2nd edn. Dubuque, IA: Kendall Hunt.
Spinner, H. & Fraser, B.J. (in press). Evaluation of an innovative mathematics program in          terms of classroom environment, students’ attitudes and conceptual      development. International Journal of Science and Mathematics Education.

Whitin, D. & Wilde, S. (1995) It’s the Story that Counts. Portsmouth, NH:             Heinemann

1 2 3 10