Tülin Tankut: “İnsanın Yapı Taşları Çocukluğunda Örülür”

Kültürel eleştiri, özellikle yetişkinlere yönelik metinlerinde çoğunlukla ‘kadın olma’ sorunsalını irdeleyen ve çocuk edebiyatı üzerine de ürünler veren bir yazar olan Tülin Tankut ile bir söyleşi var Artfulliving‘de.

***

Edebiyatın çeşitli dallarında ürünler veriyorsunuz. Çocuk ve gençlik romanları yazarken en çok nelerden besleniyorsunuz, etkileniyorsunuz?

Yazmaya geç başladım. Çocuk yetişkin ayrımı yapmadan iç ve dış mekânlardaki gözlemlerim, yazılı basın, televizyon ve yakın zamanda da elektronik medyanın haberleri, farklı kesimlerden insanlarla iletişim; tüm bunlar duyarlılığımı arttırarak beni yazmaya yöneltti. Aynı nedenle sosyal projelerde yer aldım. Çocuk ve İlkgençlik Edebiyatı Araştırma Derneği (ÇİKEDAD) kurucu üyelerindenim. Küçük Çekmece’de, ‘Bir Milyon Kitaba Koşuyor’ etkinliğinde, yaklaşık yirmi okulu ziyaret ettim; söyleşiler benim için önemli bir deneyim oldu. Çocuk ve gençlere yazarken duyarlılığın yanı sıra sorumluluk duygum da güçleniyor. Bir de belki size tuhaf gelecek ama yurt dışı gezilerimden sonra hemen bir kitap yazıyorum. Bunda gezi izlenimlerimi okurla paylaşmanın rolü olsa da daha çok gezi olanaklarından yoksun çocuklara karşı ayrıcalıklı biri olmanın ‘kefaretini’ bu şekilde ödüyorum duygusuna kapılıyorum.

Kitaplarınızdan ilke olarak yazınla yaşamın bağını koparmamaya özen gösterdiğiniz anlaşılıyor. Bu ilke ayrımlı anlatım türlerini içeren kitaplarınızda da değişmiyor. Usuma hemen ödüllü kitabınız Kelebek Olabilir Miyim? geliyor. Alegorik anlatımı kullanmışsınız kitapta. Ana izlek değişim. Tırtıl adlı genç, roman boyunca oluşan bir kişilik süreci içinde görünüyor. Kitabı yazarken neler düşünüyordunuz?

Tırtıl’ın, edimlerinin sorumluluğunu yüklenen bireyi temsil etmesini istedim. Kuşkusuz bu, onun yapısındaki bir genç için hiç kolay değildi. Kötüler karşısında çaresiz ama umutlu; umudu ve direnci yaşamında ilke edinmiş ve hedefine ulaşmak için mücadele azmini yitirmemiş bir genç olarak şekillenmeliydi. Alegorik anlatım, gerçek’in sesini daha güçlü duyurur, anlayışını benimserim. Metni ‘çocuğa görelik’ ilkesine göre oluşturmayı düşünürken ‘rüya atmosferi’ işimi kolaylaştırdı. Ancak ortalama çocuk okurun, metni ‘düz anlamıyla’ okuyacağı kuşkusu içindeydim: Örneğin Tırtıl, olayın olduğu yere vardığında, ‘ailenin gizemini- olayın kendisini’- sorgulamaz, aileyi bulduğu biçimiyle kabul eder. PPN’ler alegorisini tüketim ideolojisinin, tutucu değerlerin simgesi olarak tasarlamıştım; bu da algılamada zorluk yaratabilirdi. Ayrıca ‘kötüler’, masallara özgü kötülerin tersine, koşulların zorlamasıyla harekete geçen, dolayısıyla değişim geçiren varlıklardı. Metne dansı hevesle koydum. Dansın evrenselliği beni etkiler. Barışçıl, birleştirici, kaynaştırıcı bir sanat dans; dil engelini aşıyor, insanlar arası iletişimi sağlıyor.

Devamı için tıklayınız.

Tarık Uslu bu kez “acayip anneler”i yazdı

Şu Acayip Şeyler dizisinin yazarı Tarık Uslu bizi şaşırttı ve anneleri konu edinen bir kitap yazdı. Hemen merak ettik ve okuduk. Hayvanlar dünyasının annelik deneyimi doğa bilimcileri olduğu kadar feministleri de şaşırtacaktır! Tarık Uslu röportaj teklifimizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı. Buyrun:

***

Öncelikle “şu acayip şeyler” dizisinin evveline gidelim. Nasıl oluştu bu fikir? Bu seriyi yazmak nereden aklınıza geldi?

On sene kadar önceydi. Gezip dolaştığım kitapçılarda çocuklar için yazılmış bilim kitaplarını inceler ve ülkemizde yayınlanmış popüler bilim kitaplarının bir iki vasat denemenin dışında tamamının tercüme olduğunu üzüntü ile görürdüm.

Bir yayın evinin editörü olarak bu durumun beni fena halde rahatsız ettiğini söylememe gerek yok. Ancak beni asıl rahatsız eden ve uykularımı kaçıran, yerli malı yurdun malı popüler bilim kitaplarının olmayışından çok, bu tercüme kitapların tamamının, ateist bilim adamları tarafından yazılmış olmalarıydı.

Çocuklarımızın ellerine tutuşturduğumuz bu kitaplar “bilimsellik” adı altında son derece bağnazca bir dille yazılmışlardı. Ve sahipsiz, başıboş, tesadüflerin fink attığı, işlerin evrile devrile kendi kendiliğine olup bittiği bir kâinat algısını dayatmaktaydılar. Allah’sız bir kâinat algısını…

Bu üzücü ve rahatsız edici durumu birkaç akademisyen ile konuşup onlardan bir takım projeler talep ettiysem de, yayınevi olarak her hangi bir netice alamadık.

Aslına bakarsanız bizim akademisyenler, tez ve akademik makale yazmak dışında yazı konusunda pek de verimli değillerdi. Aralarında pek azı, akademik kimliklerini bir kenara bırakıp, popüler bilim dilini, o da çok vasat şekilde kullanabiliyordu. Ancak onlar da, istediğim ve “bilgiyi hikaye etmek” şeklinde özetleyebileceğim tarzın uzağından bile geçmiyorlardı.

İşte Acayip Şeyler Dizisi’ni ortaya çıkaran ve beni editörlükten yazarlığa transfer eden süreç de böylece başlamış oldu. Read more

Arzu Kadumi: “Çocukluk büyüsünü çabuk kaybediyoruz”

Yazar Ayşe Sevim yeni kitabı hakkında Arzu Kadumi ile söyleşti. Öykü yazarı Kadumi ilk kez bir çocuk kitabı yazdı, ismi “Gazoz Kapakları Birliği”. Uzun süredir çocuklarına hikayeler anlattığını söyleyen yazar Kadumi bir çocuk kitabı yazmasının başlangıcında çocuklarına uyumadan önce anlattığı bu hikayelerin olduğunu söylüyor.

***

Büyükler için yazmakla çocuklar için yazmak arasında nasıl bir fark var?

Günümüzde çocuk edebiyatı alanında verilen eserlere baktığımızda, kıymetli eserler veren yazarları ayrı tutarak ki fevkalade güzellikte kitaplar çıkıyor ve biz bunları hayret içinde okuyoruz, çoğunlukla hikâyelerin basit cümlelerden oluştuğu, belirli bir mesaj taşıması ve bu mesajın illaki gözümüzün içine sokulması gerektiği gibi anlayışla karşılaşıyoruz. Edebi zevk ise söz konusu bile değil. Karşımızda yaratılmışların en şereflisi olan insanın mükemmel şekilde donatılmış, her türlü bilgiyi sanatsal zevki, hissi özümsemeye hazır yavrusu yok da basit ve kısa komut cümleleriyle kendisinden bekleneni yerine getiren teknoloji tasarımı bir robot ordusu var ya da çocukların zekâ kapasitelerinin, anlam ve duygu dünyalarının belli eşikte sabitlenip durduğu düşünülüyor. Kitabı yazarken, çocuklar anlasın diye özel bir çabam olmadı, anlıyorlar zaten, biz onları hafife alıyoruz. Hayal ve anlam dünyaları yetişkinlere göre çok daha zengin. Hatta şunu kesinlikle söyleyebilirim, büyüklere yazdığım öykülerde otomatik olarak sınırlar içinde hapsoluyorum ve o sınırlar içinde kelimelerin gücünden yararlanmaya çalışıyorum. Oysa çocuklara yazdığım hikâyelerde imkânsız ortadan kalkıyor ve her şey ihtimal dâhilinde oluyor. Bence bu çocukluğun büyüsünden kaynaklanıyor. Gerçekten bunu çok sık düşünüyorum, çocukluk büyülü bir şey ve biz bunu çabuk kaybediyoruz sanki hiç yaşamamışız gibi.

devamı için tıklayınız.

KAYNAK: YENİŞAFAK

Herkes İçin Çocuk Edebiyatı

Artfulliving’den Osman Palabıyık çocuk edebiyatı üzerine çocuk yayıncılarıyla gerçekleştirdiği sohbetinde çocuk edebiyatının mevcut durumunun izlerini sürüyor. Mini bir soruşturma eşliğinde hazırlanan haberi paylaşıyoruz.

***

Osman Palabıyık’ın yayıncılara yönelttiği sorular:

1- Çocuk okurların küçük yaşta kitaplara ısınması ve sıkı bir okur olarak devam edebilmeleri için kitap seçkilerinizde nelere dikkat ediyorsunuz?

2- Çocukların kitapları daha çok fuarlarda tanıma fırsatı bulduğunu düşünüyorum. Fuarlar onlar için gezme ve inceleme fırsatı bir nevi. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

3- Yetişkin kitlenin büyük oranda olmasından kaynaklı çocuk edebiyatı hep ikinci planda duruyor, güzel eserler çıkıyor olmasına rağmen haberdar olmak zor oluyor. Siz buna önlem olarak nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

4- Çocuklar için kapaklar ayrı bir önem taşıyor, ilk dikkat ettikleri belki de kapaklar oluyor. Siz kapaklar konusunda nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

5- Yılda yaklaşık olarak kaç kitap basıyorsunuz ve son yıllarda çocuk okurların dikkatini çeken ilk üç kitabınız hangileri oldu?

6- Yaz için yayınevi takviminizde çocuklara dair nasıl planlar var? Etkinlik, yeni kitaplar vs.

Cevaplar ve detaylar linkte!

Can Göknil: “İki anahtarım var: kitap ve resim, söz ve göz”

Can Göknil yetişkinler için bir ressam, çocuklara göre ise bir ‘masalcı’… Çalışmalarını İstanbul’da sürdüren sanatçı, resimleri ve üç boyutlu objelerin yanı sıra çocuk kitapları yazıp, resimliyor. Eserleri, kendine özgü atmosferi ve mistik dokusuyla izleyenleri büyülü bir dünyanın içine çekiyor. ‘Masalın ressamı’ benzetmesine itiraz etmese de “Sadece masal anlatmıyorum, bir felsefe var, yaşama sevgiyi oturtmaya çalışıyorum” diyor.

Hürriyet Kitap Sanat’tan Şule Türker’in Can Göknil ile yaptığı söyleşiyi buradan okuyabilirsiniz.

“Çocuk Edebiyatı” mı, “Çocuk Kitapları” mı?

“Berk Mucit Oldu” kitabının yazarı Kaan Elbingil ve “Ayasofya Konuştu” ile “Sırlar Yolu” kitaplarının yazarı Füsun Çetinel beraber bir sohbet gerçekleştirdiler. Bu sohbet yalnızca çocuk kitapları üzerine değil bir çocukluk felsefesine üzerine de oldukça önemli detaylar içeriyor.

*

“Çocuk Edebiyatı” mı “Çocuk Kitapları” mı kulağına daha doğru veya yerinde geliyor?

Kaan Elbingil: İlginçtir, çocuk edebiyatı lafı bazen beni korkutur. İlkokuldan kalma bir his bu. Öğretmenimizin, “Kitaplar hala niye okunmadı, bunlar çocuk edebiyatı,” diyerek pata küte bizleri patakladığı günlerin bir hediyesi galiba. Tabii ki edebiyat, çocuklar için de edebiyat! Ama mümkünse, mesajlı olmaya çalışmasın! Çocuk edebiyatı üzerine akıl yürütülürken, ufaklıkları görmezden gelen kibir dolu yönlendirmelere de karşıyım. Bence; çıkışımız da varış durağımız da hep çocuklar olmalı. Bu duraklar arasında kendi deneyimlerimizle yolculuk ediyor olsak bile!

Edebiyatı herkes anlayamaz mı? Anlamamalı mı? Edebiyat elit bir kesimin tekelinde mi?

Okulda bize söylenen tek şey vardı; “Şu şiiri ezberle!” Duygusuna inemeden, ne demek istediğini anlayamadan, hiçbir şiir geçmişimiz olmadan yapılan ezbercilik… Yine çevreden çok duyduğumuz, “Ben klasik müzik dinlemem ama saygı duyarım” klişesi. Aslında bu, “Ben klasik müzikten hoşlanmam,” demektir ama bunu ifade etmeye utanıyoruz. Çünkü buna karşı çıkacak donanımımı kendimizde hissetmiyoruz. Oysaki insanın klasik müziği sevmeme hakkı olmalı ve bunu rahatlıkla ifade edebilmeli.

Read more

Melih Tuğtağ: ”Benim Yaptığım Çocukları Ciddiye Almak”

”Kitabın farklı bir dünya açması lazım çocuğa. Çocukların en büyük sorunu ciddiye alınmamak. Çocuk ciddiye alındığını hissettiği anda o kitaba bağlanıyor. Başarılı olan kitapların sırrı budur.” Melih Tuğtağ, ”Sessiz Sakin’in Gürültülü Maceraları” kitapları etrafında Rumeysa Kılıç’ın sorularını cevapladı.

Melih Tuğtağ ile, Hayat Yayınları’ndan çıkan “Sessiz Sakin’in Gürültülü Maceraları” serisi etrafında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gürültülü maceraları olan Sessiz Sakin’den bize biraz bahseder misiniz? Sessiz Sakin sizin dünyanızda nasıl bir çocuk?

Sessiz Sakin’in aslında çok da acayip bir felsefesi yok. Benim çocukluğum. Ortalama  yurdum Anadolu muhafazakarı her ailenin çocuğu nasıl yaşadıysa ben de öyle yaşadım. Sessiz Sakin de öyle bir çocuk. Hatta o yüzden Sessiz Sakin’in mekânı yok. Hangi şehirde yaşadığını bilmiyoruz. Yaşını bilmiyoruz. Ona dair hiçbir bilgi vermiyoruz. Ki herkes onu kendi mahallesinden sayabilsin. Çünkü bu şekilde hem İzmir’de hem de Konya’da okunabiliyor. Sosyal olarak da düşünülebilir. İzmir’de de Allah’a şükür güzel okuyucusu var, Konya’da da var, Diyabakır’da da, hatta Elazığ’da da var. Her bölgede kendine karşılık bulabilen bir çocuk. Çünkü Türkiye’nin normu bu çocuk. Nedir en temel özelliği: Tembel. (Gülüyor.) Çünkü ben çocukken tembel bir çocuktum. Ama her tembel gibi de başı atak birinden daha çok belaya giren bir çocuk. Tembelliğinden dolayı başını soktuğu belalarla şu an sekiz kitap yazdım. Dokuzuncuyu da yazıyorum. Siz gelmeden önce dokuzuncu kitabı yazıyordum.

Read more

Dünya klasikleri zihnimize müdahale için yayınlandı

Dil ve alfabemiz konusunda öncü çalışmalara imza atan D. Mehmet Doğan, yeni eseri “Neden Klasiklerimiz Yok?”ta bu kez klasik eserlere farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. Doğan, “Dünya klasiklerinin 1940’larda zihnimize alfabe ve dil devriminden sonra üçüncü müdahale mahiyetinde yayınlandı” diyor.

Yeni Şafak‘tan Necip Tosun’un röportajı:

Neden Klasiklerimiz Yok? Gerçekten can alıcı bir soru. Bu soru bağlamında kitabın oluşma serüveni ile başlayalım söyleşimize.

Teşekkür ederim… Konu önemli, fakat üzerinde yeterince durulmuyor. Bu konu zihnimi neredeyse lise yıllarından beri meşgul ediyor. İdeoloji seviyesinde söyleneni değil; gerçek ve tabiî kimliği kavramak, böylece kendimiz olmak, yerlilikten milliliğe ve evrenselliğe doğru yürümek. Belki bazen bunun tersini yapmak; yani evrenselliğin, yerli ve millî olunmadan imkânsızlığını derk etmek. Bir geçiş döneminde zihinimizin sabitelerini keşfederek istikamet belirlemek… Dilin dehasına nüfuz etmeden, edebiyat birikiminin eserler yığını olmaktan öte anlamını kavramadan, bu dünyada doğru yer tayini mümkün değil. İslâm medeniyetinin son hamlesi Osmanlı mirası 20. yüzyıla şöyle veya böyle devredildi. Peki 20. yüzyılda ne oldu? Siyaseten Osmanlı devleti yıkıldı, fakat siyaseti aşar şekilde Osmanlı mirası yok sayılmakla kalınmadı, barbarca tahrib edildi. Zihin dünyamıza yapılan şiddetli saldırı, ağır hasarlar meydana getirdi.

Read more

Osman Koca ile Çocuk Edebiyatı ve Yayıncılığı Üzerine

Çocuk kitapları üzerinde de çalışan Osman Koca, son yıllarda bu alandaki çalışmalarıyla öne çıktı ve ard arda kitaplar yayınladı. Koca, çocuk edebiyatı ve yayıncılığına dair Şakir Kurtulmuş’un sorularını cevapladı.

Roman ve öykü yazarı olarak bilinir Osman Koca. Uzun yıllar sürdürdüğü bu alandaki çalışmalarına öykü ile ilgili teorik yazıları da ekledi son yıllarda. Öykü üzerine çalışmalarını sürdürürken aynı zamanda Yedi İklim dergisi yayın kurulunda görev yapan Koca, derginin hazırlanışında sunduğu katkı ve yeni öykücülerle ilgili değerlendirmeleri ile onların öyküde yol almalarını sağlamaktadır. Dergiye sağladığı katkı sadece gönderilen metinlerin okunması ile sınırlı değildir. Osman Koca mesleği açısından da oldukça verimli alanlarda bulunmakta, yazı ile, sanat ve edebiyatla ilgili olan öğretmen arkadaşlarını da gözeterek, onları çalışmalarıyla dergiye, yazı hayatına katkı sunmaya sevketmektedir. Osman Koca, öykülerinde içinde yaşanılan günlük hayatın sade kahramanlarıyla da çok sağlam düşüncelerle kendini ideallerine feda eden karakterlerle de çalışır. Hepimizin yanında olup biten, günlük yaşantının içinden çekip alır kahramanlarını. Hemen her gün  bir şekilde karşılaştığımız kahramanlardır öyküsünün kişileri. Öykülerindeki bu yalınlık çocuk kitaplarında da kendisini gösterir ve çok sade bir dil kullanır.

Çocuk kitapları üzerinde çalışan Osman Koca, son yıllarda bu alandaki çalışmalarıyla öne çıktı ve ard arda kitaplar yayınladı. Aynı zamanda Beyan Yayınları’nda 100 Temel Eser’in editörlüğünü de üstlenmiş olan Koca, bugünlerdeÖmer Seyfettin’in hikâyeleri ile ilgili çalışmalarını tamamlamak üzere. Koca, ‘Kalp Ustası, ‘Sevgi Dili’, ‘Vişnebal’ isimli çocuk kitaplarına ilaveten geçtiğimiz günlerde ‘Üç Kafadar Balık’ ve ‘Süper Karıncalar’ isimli iki güzel kitap daha yayınladı.

Read more

Mehmet Ali Başaran: İnsandan Ümit Kesemeyiz

Bugünlerde ikinci çocuk kitabı yayınlanan Mehmet Ali Başaran ile ilk kitabı Gazete Okuyan Tavuk üzerine bir söyleşide bulunduk. Bir hayli geciken bu söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.

*

Neden çocuk kitapları yazıyorsunuz diyerek başlayalım?

Savaş, terör, yoksulluk…  Çok adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Çocukların başına neler geldiği ortada. “Ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır” diyor şair, Sevgilim Hayat adlı şiirinde. Çocukları gülümsetmek ve mutlu etmek için yazıyorum.

Nasıl yazıyorsunuz? Kurgu, hikâye, tema zihninizde nasıl oluşuyor? İlham vs inanır mısınız?

İlhama değil idmana inanırım. Her gün en az iki saat kitaplar arasında düz koşu yaparım! Nasıl yazıyorum? Büyük yazarların ne yazdıklarına ve nasıl yazdıklarına bakarak…  İyi bir okur olmaya çabalıyorum. Yazarlığım cabası.

Severek okuduğunuz çocuk edebiyatı yazarları kimler? Hikâyelerinizin benzediği isimler var mı? Ya da özendiğiniz,    “keşke bunu ben yazsaydım”, dediğiniz kitaplar var mı?

Read more

1 2 3