Fahrenheit 451’ye yeni tasarım

Hollanda’daki Jan van Eyck Academie sanat okuluna bağlı Charles Nypels Laboratuvarı, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451 kitabının ısıya duyarlı baskısını yarattı.

Grafik tasarım kolektifi Super Terrain iş birliğiyle geliştirilen baskının içindeki siyah is renkli sayfalardaki kelimeler sadece yüksek ısıya maruz kalınca ortaya çıkıyor.

Kitabın konusunu bilen bilir; Amerikalı yazar Ray Bradbury’nin 1953 yılında yayınlanan Fahrenheit 451 kitabının hikayesi, tüm kitapların yasaklandığı ve bunun için görevlendirilmiş itfaiyeciler tarafından toplanarak ateşe verildiği distopik bir dünyada geçiyor.

KAYNAK: JR

Nepalli çocuklar Nasrettin Hoca’yı okuyacak

Dünyanın birçok ülkesinde takip edilen Türk edebiyatı son yıllarda Asya ülkeleri tarafından oldukça ilgi görüyor. Akdem Telif Hakları ve Tercüme Ajansı Direktörü Emre Can Petek’in geçtiğimiz ay Nepal Çocuk Kitapları Festivali’ne gerçekleştirmiş olduğu ziyaret iki ülke edebiyatı arasında yeni köprülerin atılmasını sağladı. Türk edebiyatının tanıtılması hususunda girişimlerde bulunan Petek katıldığı festivalde Türk edebiyatı ile ilgili bir sunum yaptı ve yayıncılar ile yapılan özel bir oturumda Türkiye yayıncılık faaliyetleri ve çeviri destek programları konusunda bilgi verdi. Nepalli yayıncıların bu yıl dördüncüsü düzenlenen İstanbul Fellowship programına katılımının ardından Türk edebiyatına karşı oluşan ilgisi sonucunda gerçekleşen bu ziyaret TBYM tarafından organize edilen Uluslararası İstanbul Profesyonel Yayımcılık Buluşmaları’nın önemini ortaya koydu.

Ziyaret sonucunda Nepal’de çocuk kitapları alanında önemli işlere imza atan Kathalaya Publishing ile 10 çocuk edebiyatı eserinin Türkçeden Nepalceye çevrilmesi hususunda anlaşma sağlandı. Yakın gelecekte ise Türkçeden diğer dillere pek çok roman, öykü, tarih, araştırma-inceleme ve çocuk kitapları telif haklarının aktarılması noktasında çalışmalara hızla devam edilmesi hedefleniyor.

KAYNAK: YENİ ŞAFAK

Waterstones Çocuk Kitabı Ödülü bir mülteci hikâyesine verildi

Making Herstory adlı yardım kuruluşunun kurucusu olan, insan kaçakçılığıyla mücadele etmek, kadınların köleleştirilmesine karşı çıkmak için kampanyalar yürüten Onjali Q Raúf, Fransa’daki Calais kampında tanıştığı Suriyeli anne ve bebeğinden esinlenerek kaleme aldığı The Boy at the Back of the Class adlı ilk kitabıyla Waterstones Çocuk Kitabı Ödülü’ne layık görüldü. The Guardian’daki habere göre, geçirdiği bir ameliyatın ardından üç ayını yatakta geçiren Raúf, bu süre zarfında Calais ve Dunkirk’te tanıdığı kadınları, özellikle de Raehan adını verdiği bir çocuk dünyaya getiren, Zainab adlı Suriyeli kadını aklından çıkaramamış. İyileşir iyileşmez de onlardan esinlenerek kurguladığı hikâyeyi kâğıda dökmüş. Ahmet adlı dokuz yaşındaki Suriyeli bir mülteciyi anlatan kitap, çocuğun ailesinden ayrı bulunduğunu öğrenen sınıf arkadaşlarının nasıl bir planla çıkageldiğini işliyor. Waterstones, yazarı beş bin pound ile ödüllendiriyor.

KAYNAK: GUARDIAN ÇEVİRİ:T24

Fellowshıp Buluşmaları’nda Çocuk Yayıncılığı da Var

Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları; Türkiye’nin en büyük yayımcı meslek birliği olan Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği tarafından, 2016 yılında, Türk yayımcıları ile dünya yayımcılarının karşılıklı olarak iş birliğinin artırılması ve İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi amacıyla başlatılan kapsamlı bir organizasyondur.

Organizasyonun 4.sü bu yıl 26-27-28 Şubat 2019 tarihlerinde gerçekleştiriliyor. Dünya’nın farklı ülkelerinden çok sayıda yayımcıyı İstanbul’da toplayan program, yayımcılık sektörünü her yönüyle değerlendiriyor.

Çocuk yayımcılığının konuşulduğu program 26 Şubat’da Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’nde Asya Konferans Salonu’nda olacak.

Konuşmacılar:

Moderator Tayfur Esen -Nar Publishing House Seminar Speakers
1. Oyunchimeg Bayarsaikhan-Nepko Publishing–Mongolia
2. Valentina Letunova-Rosman Publishing House –Russian Federation
3. Melike Günyüz–Erdem Publishing House –Turkey
4. Stefan Mijajlovic-Evro Book International–Serbia

Yayın Dünyasında Yeni Bir İsim: Arden Yayınları

Bürkem Cevher, Ocak ayında yayın hayatına başlayan Arden Yayınları’nın üç çocuk kitabını AGOS için yazdı.

***

Fantastik kuşlar 

İlk kitap ‘Ortaçağ Ermeni Minyatürlerinden Fantastik Kuşlar’ isimli bir boyama kitabıydı. Bu kitabı görür görmez, hastanede kaldığımız zamanlarda kızımla boyama yaparak geçirdiğimiz günleri anımsadım. Belki zor bir ortamda, zor şartlar altında kalıyorduk ama boyama yaparken çok eğleniyorduk; bazen en uyumsuz boyamayı kim yapacak yarışı yapıp eğleniyorduk bazen de aynı sayfanın başka uçlarından beraberce ama birbirimizden bağımsız olarak boyamaya başlıyor sonunda iki farklı boyama tekniğinin bileşimiyle ortaya çıkan resmi kimi zaman gülerek kimi zaman hayranlıkla izliyorduk. 

Bir anda o kuşları boyadığımızı hayal ettim. Ama artık kızım büyüdü, boyamayı bıraktı; canım sıkıldıkça ben tek başıma boyamaya başladım resimleri. ‘Fantastik Kuşlar’da yer alan kimi resimleri ilkokul öncesi çocuklar bile rahatlıkla boyayabilir, bazı kuşları boyamak ise biraz daha dikkat ve beceri istiyor. Ancak her hâlükârda çocuklarınızla eğlenceli zaman geçirmek için birlikte boyamanızı tavsiye ederim. İnanın birkaç saati nasıl geçirdiğinizi anlamayacaksınız. 

52 masal

Hediye paketimden çıkan ikinci kitap ise ciltli, büyükçe bir kitaptı ve masal seven herkesin dikkatini hemen çekerdi. Angela McAllister’ın yazdığı Ayşen Gür’ün Türkçeye kazandırdığı, ‘Masallarla Dolu Bir Yıl: Dünyanın Dört Bir Yanından 52 Halk Masalı ve Efsane’. Masalların birkaç tanesini eve dönüş yolunda metroda okudum hemen. Bazıları uzak ülkelerde, bazıları hemen yanı başımızda kutlanan bayramların, şenliklerin, kültürel geleneklerin, özel günlerin ve değişen mevsimlerin izinde 52 değişik masalın yer aldığı bu kitaptaki öykülerin kimi çok eğlenceli, kimi ürkütücü, bazıları ise hüzünlü. Kitapta üç dört sayfa uzunluğunda öyküler de var bir cümle ile tüylerinizi diken diken eden bir öykü de. 

Masallarda kaybolmayı, farklı ülkelerdeki masalları dinlemeyi seven herkese hararetle tavsiye ederim ‘Masallarla Dolu Bir Yıl’ı. Benim favorim ‘5 Kasım Şenlik Ateşi Festivali’ anısına anlatılan ‘Örümcek Nine Ateşi Nasıl Taşıdı’ isimli Kızılderili masalıydı. Dünya yeni yaratıldığında henüz gökyüzünde ne güneş, ne ay ne de yıldızlar varken, küçücük bir örümceğin dünyanın başka bir yanından ateşi getirip güneşi, ayı ve yıldızları nasıl yarattığına dair bu kısa öyküyü çok severek okudum. Hem minicik bir örümceğin boyutlarından dolayı küçümsenmesine üzüldüm, hem de ancak bir dişinin ateşi bir kapta taşımayı akıl edebileceğini bilen Kızılderilileri saygıyla andım. 

Vejetaryen kurtlar 

Ancak kitaplardan  bir tanesi vardı ki yine kızımın küçüklüğüne dönüverdim. Ayesha L. Rubio’nun yazdığı ‘Kırmızı Başlıklı Kız ve Vejetaryen Kurt’ ismini görür görmez kızım daha küçükken beraber okuduğumuz ve çok sevdiğimiz başka bir kitabı anımsadım: Kır Çiçeği Yayınları tarafından yayınlanan, Sara Şahinkanat’ın yazdığı ve Ayşe İnan Alican’ın resimlediği ‘Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?’. Ne çok severdik bu kitabı. 

Öncelikle Rubio’nun ‘Kırmızı Başlıklı Kız ve Vejetaryen Kurt’undan bahsedecek olursak, Rubio bu öyküsünde klasik Kırmızı Başlıklı Kurt öyküsünü dönüştürerek daha insancıl ve hayvan haklarına saygılı hale getirmiş. Küçük kurt tüm arkadaşlarının ve ailesinin alaylarına rağmen avlanmayan ve hatta et yemeyen bir kurttur. Ancak bu alaylar onu yaralamaktadır. Bu nedenle de  kırmızı başlıklı kızı görünce aklına bir plan gelir; önce kırmızı başlıklı kızı ve büyükannesini sonra da kırmızı başlıklı kızın götürdüğü frambuazlı pastayı tatlı niyetine yemeğe karar verir. Ancak işler sandığı gibi gitmez. Hem kırmızı başlıklı kızı hem de büyükannesinin dostluğunu çok sever. Kitapta dikkat çeken en önemli ögelerden biri de sadece kurt değil kırmızı başlıklı kız ve büyükannesi de vejetaryendir. Bu öyküde farklı beslenme biçimlerine ve hayat tarzlarına saygının önemi ön planda yer almıştır. 

KAYNAK: AGOS

2019 “Uluslararası Yerel Diller Yılı” olarak seçildi

Birleşmiş Milletler 2019’u “Yerel Diller Yılı” olarak ilan etti ve bu kapsamda yıl boyu yürütülecek projenin detaylarını duyurdu.

Proje yerel dilleri tespit etmek , bu dillere ilişkin farkındalığı artırmak ve yerel dilleri dünya üzerinde daha görünür kılmak şeklinde temel amaca dayanıyor.

Dünya üzerinde var olan yaklaşık 6 bin yedi yüz dilin %40’ının kaybolma tehlikesi var ve bu da dilin ait olduğu kültürlerin ve bilgi sistemlerinin de yok olması anlamına geliyor.

Kurumun internet sitesinde şu açıklamalara yer verildi: “Yaşadıkları bölgede görünür olmayan bu diller kalkınma, barış inşası ve uzlaşma için stratejik bir öneme sahip. Tüm dünya refahı için bu dillerin canlılığını kazanması gerekir. Bu diller ve onların temsil ettiği kültürler olmazsa dünya daha fakir bir yer olur. “

2019 Uluslararası Yerel Diller Yılı olarak ilan edilmiştir. IYIL2019’u kutlamak, yerel dilleri desteklemeye, korumaya ve onları konuşanların hayatlarını iyileştirmeye yardımcı olacaktır. Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Bildirgesi’nde ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde belirtilen hedeflerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Türk Yayıncılığının Uluslararası Serencamı

Basın Yayın Birliği taşındığı yeni binasında yayıncılık panelleri düzenlemeye devam ediyor.

2. si düzenlenen panelin konusu Türk Yayıncılığının Uluslararası Serencamı idi. Akdem Yayınları Muhammed Ağırakça, KGYM Gen.Md. Hamdi Turşucu, Yayıncı/Yazar Metin Celal ve Kalem Ajans’tan Nermin Mollaoğlu’nun katılımları Yatedam Koordinatörü Melike Günyüz‘ün moderatörlüğüyle; Türk yayıncılığının ve edebiyatının uluslararası yolculuğunu ele alındı.

Uzun yıllardır ülkemizde yayıncılık yapan Metin Celal sektöre ilişkin ele alınması gereken soruları sorarak konuşmasına başladı. Yayıncılıkta içerik üretimi kadar bunun pazarlamasının yani ekonomik boyutunun da konuşulması gerektiğini dile getirdi. En büyük engelin dil engeli olduğunu ifade eden Celal Türkçe’nin dış pazardaki payının fırsat ve risklerinin doğru değerlendirilmesini söyledi. Yıllardır Türkiye’de yayıncılık alanının bir sektör olarak tanınması için ne kadar büyük çabalar verildiğini hatırlatan Celal son yıllarda Bakanlıklar, Kalkınma Ajansı, Ticaret Odaları gibi çeşitli kamu kuruluşlarının yayıncılığa verdiği destekten söz etti. Yurt dışı fuarlarının tanınmak açısından önemli olduğunu kabul etmekle birlikte yeni network alanlarının oluşturulması önerisinde bulundu. İTEf, Fellowship, Yunus Emre Enstitüleri gibi oluşumların bunun için büyük fırsatlar olduğunu dile getirdi. Tüm gelişmelere rağmen Türkiye’nin dışa açılımda belirgin bir yayıncılık stratejisinin olmamasının altını çizdi.

Nermin Mollaoğlu sözlerine Türk yayıncılığının yurt dışındaki temsilinin son on yıldaki değişimini açıklayan konuşmasının devamında çevirmen motivasyonu sorunlarına ve yurt dışına Türkçe telif satmadaki durgunluğa değindi. Ajans çalışmalarının ilk yıllarında yurt dışına çıkan kimi yayıncı temsilcilerinin ülkemize yönelik olumsuz imajlarının artık değiştiğini, Türkiye yayıncılığındaki canlılığın herkesçe kabul edildiğini belirtti. Özellikle TEDA projesinin bu duruma büyük katkılar sağladığını belirten Mollaoğlu hala alınması gereken çok yol olduğunu ifade etti. Ayrıca ülkemizde ciddi bir dil sorunu olduğunu, İngilizce dışındaki dillerle ilgili çevirmen ihtiyacında akademisyenlerle görüştüklerini ancak çeşitli nedenlerden ötürü akademi dünyasının tercüme alanında yayıncılığa uzak kaldığını açıkladı.

Türk yayıncılığında dışa telif satma ile ilgili çok net verilerin olmadığına dikkat çeken Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Hamdi Turşucu yurt dışındaki milli kütüphanelerle iletişime geçip gerçek bir data oluşturma yolunda çalışmalar başlattığını duyurdu. Hangi kitapların hangi dil hangi kurum aracılığı ile ulaştığının gerçek bir ölçümünün yapılmasının son derece önemli olduğuna değinen Turşucu bu çalışmaya destek sağlayacak her kurumla çalışacaklarını da belirtti.

Akdem Yayınları Direktörü Muhammed Ağırakça dışa açılımda son on yılda büyük ilerleme kaydettiklerini belirdi. Yeni bir saha olarak Ortadoğu dünyasının, Arapça’nın yeni bir kültürel liman olduğunu belirtti. istanbul’u yayıncılık anlamında bir marka olarak sunma çalışmaları bağlamında düzenlenen fuarlar, kongreler ve ziyaretler bu yoldaki çalışmalara büyük bir ivme kazandırdı diyen Ağırakça Arapça dünyasının fırsatlarını değerlendirmek gerektiğini belirtti. İlk Fellowship ve Arapça Fuar çalışmalarından bu yana hızlı ve verimli bir yol aldıklarını dile getiren Ağırakça ülke yayıncılığındaki güçlü ve sağlam ilerlemenin topyekun, birlikte hareket edilmesine bağlı olduğunu ifade etti. Ortadoğu ve Afrika’da onlarca yayıncıya ulaşarak yeni network alanları açtıklarını belirtti.

NOTLAR: Ayşenur Narboğa

Geleneksel Japon hikaye anlatma tekniği: Kamishibai

Kamishibai tekniği geleneksel Japon hikaye anlatma tekniğidir. Kami (kağıt) ve shibai (oyun) kelimelerinden oluşan bu teknik son yıllarda tekrar yaygınlaşmaya başladı.

Kağıt oyunu manga ve anime öncülü, çocukları (ve yetişkinleri) fantezi ve hayal dünyasına sürükleyen tipik bir Japon sanat formudur. Tipik bir kamishibai öyküsü, kart üzerine basılan veya çizilen bir düzine resimden oluşur. Performansın başında, kartlar bir butai, bir sahne olarak işlev gören küçük bir ahşap çerçeveye monte edilir. Kamishibaiya olarak adlandırılan anlatıcı hikayeyi anlatır, altındaki yenileri ortaya çıkarmak için butai’den görüntü çekerek öyküyü ilerletir. Bir kamishibai öyküsü, gecikmiş animasyonu anımsatır. Son birkaç yıldır, bu eşsiz anlatı formu küresel bir geri dönüşü sağladı.

Kamishibai ilk olarak Japonya’daki Budist tapınaklarda 12. yüzyılda ortaya çıkmış eski bir görsel hikaye anlatma geleneğinin parçasıdır. Orada rahipler ahlaksal öyküleri büyük ölçüde okur yazar olmayan bir kitleye aktarmak için resim kaydırmaları kullandılar.

Kamishibai anlatı tekniği, yüzyıllar boyunca varlığını sürdürdü ve iki dünya savaşı arasında dramatik bir başarı elde etti. O sırada, kamishibaitellers biniciye monte edilmiş küçük bir ahşap tiyatroyla bisikletle dolaştı. Kendilerini bir sokak köşesine ya da bir parka yerleştirdiler ve toplanan izleyiciye şeker sattılar. Bir şeyler satın alan çocuklar hikayeyi takip etmek için en iyi yerleri buldular. O zamanlar, beş milyondan fazla çocuk ve yetişkin kamishibai’yi neredeyse her gün sevmişti. 1950’lerde televizyonun gelişiyle birlikte mobil öykü yazarları yavaş yavaş sokaklardan kayboldu.

Ancak günümüzde bu tekniğin yeniden yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz.

KAYNAK: JAPON SİNEMASI

Masallarda Amasya

Şehzadeler Şehri Amasya’da valilik ‘Masallarda Amasya’ adlı projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencileri için 8 çeşit masal kitabı hazırlandı. Ayrıca 8 bin kitap ile engelliler için ses ve işaret dili destekli 5 bin sesli kitap DVD’si öğrencilerle buluşturulacak. 

Projenin ilk serisinde ‘Ferhat’ ile ‘Şirin’ adlı çocuk karakterler ile ‘Masalcı Nine’ tarihi şehri dolaşıp çocuklara bilgiler aktarıyor. Seride üç kahramanın yanı sıra Anka kuşu ile muhafızlar da yer alırken sesli kitaplar işaret diliyle de tercüme edilerek engelli öğrencilerin kullanımına sunulacak.

Amasya Valisi Dr. Osman Varol, “Çocuklarımızda doğru bir gelişim sağlayabilmek için onlara mutlaka masallarımızı aktarmalıyız. Bu masallarda da kendi kültürümüzü aktarmalıyız ve bu proje böyle bir açığı kapatıyor” dedi.

Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA), Amasya Güzel Sanatlar Lisesi ile Amasya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin paydaşları olduğu projeye ortak olarak destek verdiklerine değinen İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. İlker Kösterelioğlu ise, “Dijitalleşen çağda çocuklarımızın gelişim özelliklerine uygun şekilde hazırlanan ve Amasya’mızın tanıtımı, tarihi ve kültürel özelliklerini ön plana çıkarması, dezavantajlı bireylerimiz için destekleyici bir materyal oluşu ve özellikle de bakanlığımızın 2023 hedefleri dahilinde özel eğitime ihtiyaç duyan bireylere yönelik hizmetlerin kalitesini arttıracak dijital içerik üretilmesi bunlara örnektir” şeklinde konuştu.

KAYNAK: HABERTÜRK

1 2 3 7